20 Haziran 2016 Pazartesi

Didemika Bir Deli Bir Dolu MİM Cevapları

Didemika'nın MİM konusu, “çocukken etkilendiğimiz hikâyeler ve masallar” üzerine.

Üç yaşına kadar inebiliyorum anımsama yolculuğunda. Belki biraz daha aşağıda olabilir. Üç yaşındayken oyuncaklarımın vazgeçilmezlerinden olanların başında kağıt ve kalem geliyordu. Öyle ki iki buçuk yaşında nasıl poz verilir tam bilemediğim için profilden verdiğim,  yazıya da eklediğim resimde elimde kalem ve deftercik var. Ne yazıyorsam artık... Sanırım bugünkü öykülerim için notlar alıyordum J Elbette karalamacalar halindeydi deftere güya yazdıklarım. O zaman  çaldığım maya, tuttu galiba.

İlk, kitapla başlamadı benim okuma serüvenim. Gazete ile başladı. Dedim ya, aklım üç yaşına kadar erebiliyor. Üç yaşındaydım gazete kağıdının kokusunu, sayfa açarkenki hışırtısını pek bir sevdiğimi anladığımda. Babam her gün Milliyet Gazetesi alırdı ve ben okuma yazma öğrendikten sonra gazetenin bulmacasını  çözen de olmuştum. Haa, o gazetenin bulmacası magazinsel kişi adları içermezdi şimdiki çoğu gibi. Sıkı kültür isterdi.


Üç yaşındaki çocuk elbette her haberi değil, resim varsa onları öğrenmeyi ister. Meğer ben sonradan kalemle yazı yazmakla kalmayıp resim de çizeceğimden karikatürlere pek merak salmışmışım o vakitler.

Abdül Cambaz ve Hoş Memo’nun çizili olduğu sayfaları anneme açtırır ve anlattırırdım. Anlardım da. Demek ki üç yaşındaki anlarlığımızı küçümsememeliyiz. Bazen çok hoşuma giderdi karikatürler. Bir çocuk olarak okuma bütünlüğü filan düşünülemediğinden gazete kimin elindeyse bir saatte birkaç kez tekrar tekrar anlattırırdım.

Karikatürlerin etkisinden midir bilmiyorum, hiç resim hatta müzik yeteneği olmayan babama ağaca filan değil, ille de çatıya çıkan, tırmanan adam resmi çizdirirdim. Konu serbest değil. Seçilmiş. Ben ne istediysem.Ve tek. Çatıya tırmanan adam…

Sonraları herkesin bana Güzel Sanatlar Akademisi’ne gitmemi ki başta asla not için resim yapmadığımı bildiğinden evde yaptığım resimlerimle beni tanıyan ve öyle not veren, kendisi de çok değerli bir Ankaralı ressam olan lise resim öğretmenim olmak üzere bir ressam olmamı salık vermişlerdi. Öğütlerini ne kadar tutabildiğim ortada. Yine az çok ressam sayılabilirim bir bakış açısına göre; fırça ile çizmiyorum bu ressamlık yolculuğunca resmi; ama sözcüklerle yapıyorum, satır satır. Beylik konum, pastoral. Doğa.

Okuma yazma öğrenmek, gözlerimin çilesi oldu. Çocukluğumdaki Jules Verne kitaplarından en çok Kuzey Yolcuları'nı sevmiştim. Romandaki galiba en küçük oğlanın ormanda yürürken kocaman parlak bir taş bulup cebine atması ve sonradan o taşın altın olduğunun ortaya çıkmasıyla ailesinin rahata ermesine çok sevinmiştim. Ne kadar sevindiysem hala aklımda, o kadar yani.

İlkokul ya ikinci ya da daha çok bana dördüncü sınıf gibi geliyor -eğer gözlüklü olup olmadığımı hatırlasam kesin konuşacağım da hatırlayamıyorum. Çünkü gözlüğü dördüncü sınıfta takmıştım- doğum günümde Babam, Yenimahalle Yahya Kemal Caddesi’ndeki lojmanlarda otururken alt duraktaki kırtasiyeden bana bir kitap alarak gelmişti. O kitaptan önce neler neler okumuştum; ama o ince, bir günde beş saat içinde haydi haydi okunup biten kitap kadar beni ne klasikler, ne çağdaşlar, ne otobiyografiler etkiledi. Varsa yoksa doğum günümde Babam tarafından hediye edilen o kitap oldu.

O kitap, bir kez elimden çıktı. En sevdiğim şeyi kaybettiğimi anladım. Hemen kitapçılarda aramaya koyuldum; ama yoktu, sanırım artık yeni baskıları olmadığından. Sadece internet üzerinden satılıyordu. Ve tekrar edindim. İçinde Leylek Dede kitabı olan kargoyu alırken ne kadar sevinç duyduğumu anlatmamı beklemeyin. Anlatamayacağım. Hani şiirlerde geçer ya, “Anlatamıyorum” diye, işte öyle bir çaresizlik J Böylesi çaresizlikler de pek seviliyor ama J

Hep başucumdaydı o kitap, Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’i ve asla vazgeçemeyeceğim iki ciltlik başka bir kitap ile. Masamın sağdaki üst çekmecesinde. Masanın üzerine dahi bırakamıyorum. Ara sıra çekmeceyi açar, kapağına bakar, sayfalarına göz atarım. Her yıl mutlaka en az bir kez okurum. Her okuyuşta sanki o kitabı ilk kez okuyorum da sanki sonunu bilmiyormuşcasına okurum. Ve bir oturuşta biter. Başından kalkmadan. Bazen sırtımı döndüğüm güneşin bahar ışıkları altında balkonda, bazen Çeşme’de yaseminin esinti olsun olmasın benzersiz kokusu altında.

Jean Webster’dan “Leylek Dede”, çocukken nasıl etkilediyse beni artık, onun için bir öykü bile yazdım. Öz annesini bir buçuk yaşında kaybettiğinden hiç hatırlamayan; ama bir öz anneden hiç farkı olmayıp belki fazlası olan çocuksuz  teyzesi tarafından büyütülmüş Annem nedeniyle belki annesiz çocuklara karşı hep hassas olmuştum. Leylek Dede’deki Jerusha Abbott da artık yaşı dolduğundan yetimhaneden ayrılmak zorunda kalan bir yetimdi.

İlkokul öncesinde de ilkokul sırasında da çiftlikte tatil çok yaptık. Teyzemlerin çiftliğinde. Sadece bir göz atmamı bekleyen, yedi, sekiz yıl önce kaleme alındığından çoktan bitmiş; ama henüz gün yüzü görememiş  romanım da o çiftlikte başlar ve ilerler. Çiftlik hayatının güzelliği, Ankara’da hiç rastlanmayacak  kuşlar, kertenkeleler, at binmek, Hollanda’dan getirtilmiş inekler, at arabası, karşıdaki at çiftliği, çiftlik arazisini ikiye bölen  yolun öte yanındaki incecik dere, o dereden yükselen kurbağa sesleri, bazen bir yılanın kurbağayı avlayışı, leyleklerin dere kenarında avlanmaları, derenin çakılları, şırıltısı, soğuk suyunda karpuz soğutma, içme suyunu  onlardan edindiğimiz iki pınar ki daha büyük olanının içine düşmüştüm J, hayvanlara verilecek saman yığını içinden birdenbire akarcasına çıkıp kaçan kıraç yılanı, ilk kez orada gördüğüm beyaz kiraz ağaçları, kirazlıklar, şeftalilikler, elmalıklar, fiğ tarlası, ahırlar  derken iki katlı pembeye boyalı çiftlik evi.

Bir gün yaralı bir leylek bulmuştu teyzemin oğlu Erol Abi. Ne yaptıysak kurtaramadık, hemen öldü. Onu gömüşü vardı Erol Abi'nin, hepimiz hıçkırarak ağlıyorduk.

Böylesi koskocaman bir çiftlikte yaz tatilleri geçirmiş bir çocuk olarak çiftlik hayatını bildiğimden içinde yine yaz tatillerinin geçtiği bir çiftlik olan Leylek Dede’yi pek benimsedim. Ama tek başına çiftlik yeterli değil tabii bir kitabı böylesi kanıksamakta. Bitimi de çok güzel düşünülmüş bir sondu. Gerçi ben hep çözerim akışı oldum olası, çocuk  ruhuyla da anlamıştım az çok sona doğru nasıl biteceğini. Ayrıca Jerusha, çiftlik günlerinde  çiftlik evinin, ihtiyar atın resmini çiziyordu mektuplarında. Resim çizen biri olarak, resim çizen bir kahramanı elbette el üstünde tutmuşumdur. Yine de nedenini tam açıklayamadığım bir bağlılık var bende o kitaba. Çocukluğum gerilerde, ama o kitap hala yanı başımda. Belki o kitap, çocuk yanımın somutlaşmış hali. Bir çekmece açmaya bakacak kadar yakınımda.Bir keresinde kitabı da tanıttım blogumda. Linki mi?
http://acemidemirci.blogspot.com.tr/2016/01/daddy-long-legs-ya-da-leylek-dede-jean.html

Başka bir kitap var mıdır bilmiyorum, duymadım, onun için öykü yazılan. Ben bir kitap için öykü yazdım. Leylek Dede için. Öykümün adı “Beyaz Halkalar”. Kahramanı, şaka değil bir kitap olan öyküm bu benim J Yayında birkaç yerde ve blogumda.

Eğer bu soru yetişkinlikte sizi etkileyen kitap olarak sorulsaydı, cevap daha kısa olacaktı. Nedenini de anlatmayacak, anlaşılması için kitabın okunmasını salık verecektim. MİM konusu olmasa da tamamlayıcı olsun diye yetişkinlikte en etkilendiğim kitap, yazılış öyküsü bile bir kitap olabilecek “Kutadgu Bilig”. Yine aynı yazılış öyküsüne benzer bir  yaşanmışlık içeren “Bir Bilim Adamının Romanı”. İkincisi biyografi. Oğuz Atay tarafından hocası için yazılmış. Mustafa İnan’ın hayat  öyküsü.

İlkokul sıralarındaki bir doğum günümde Babam’ın bana doğum günü hediyesi olarak verdiği Leylek Dede, çocukluğumun şimdi bile en anlamlı hediyesidir bana. Vazgeçilmezlerimdendir. Aslında  hiçbir zaman hiçbir yere gitmediğini,var olmayı içte bir yerde hep sürdürdüğünü gizli gizli hissettiren çocuk yanımdır. Büyüklere özgü naif her şeyin, kapağında bir yazar ve kitap adı olan halidir benim için.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.06.2016, 14:02
 Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

21 yorum:

  1. Harika bir mim olmuş. Çocuk yanın hep seninle olsun.
    Kutadgu bilig güzel tavsiye.
    O dönemden belliymiş bu kadar güzel yazıların ressamı oalacağın. Sevgiyle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir yorum için bile mimlenmek isterim artık. Çok teşekkürler Tigris :)

      Sil
  2. Canım arkadaşım ...
    Hiç de bekletmedin beni ... Tabi ki tamamıyle Leylek Dede anlatmak istemenin enerjisi bu belli ...
    Leylek Dede ben de edinirim diyordum meraktan ama anlaşılan mümkün değil ...
    E artık senden dinlerim ...
    Şahane bir mim olmuş ...
    Yüreğindeki çocukla beraber yaşayıp gittim ...
    Rabbim geçmişlerimize rahmet eylesin , nurlar içinde uyusunlar ...
    Bize bıraktıkları miraslar için de sonsuz teşekkürler ..
    Beni kırmayıp zaman ayırdığın ve emek harcadığın için ayrıca sevgiyle kucaklıyorum seni ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seni kırmak mı, Didemcim? Hiç aklıma gelmez... Seve seve, hiç yorulmadan yazdım. Çok da değişik ve tam da bana göreydi üstelik mim.
      Sevgilerimle <3

      Sil
  3. güzel bir mim cevabı olmuş, Leylek Dede'yi keşfetmiş oldum sayenizde, teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım siz de çok seversiniz. Fransız, Rus ve İngiliz klasikleri bu kadar etkilemedi beni :)

      Sil
  4. Resimlerini görmek isterdim,Ama sen anlat-yazmaya devam et,bir gün çizersin nasılsa
    "leylek Dede,"etkisi bitmesin hiç
    Oğuz ATAY,Mustafa İNAN'nın hayat öyküsü,çok etkilenmiştim bende,Bilim İnsanı olmaya çalışan oğul sayesinde.ilgilenmiştim.
    bazen babalar-annelerimiz bazende çocuklarımız bizi, büyütüp-geliştirebiliyor.

    YanıtlaSil
  5. Resimlerini görmek isterdim,Ama sen anlat-yazmaya devam et,bir gün çizersin nasılsa
    "leylek Dede,"etkisi bitmesin hiç
    Oğuz ATAY,Mustafa İNAN'nın hayat öyküsü,çok etkilenmiştim bende,Bilim İnsanı olmaya çalışan oğul sayesinde.ilgilenmiştim.
    bazen babalar-annelerimiz bazende çocuklarımız bizi, büyütüp-geliştirebiliyor.
    Anneniz nasıl naif ve hüzünlü bakışla çıkmış.Ve güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kara kalen ve hatta ilk ve tek yağlıboya tablom ki ortaokul yapımı :Ç), çocuk işi :) blogda yayında. Kara kalemler eski çalışmalar ve "Mum ve Anka" adlı öykümün blogumdaki teması olarak eklemiştim. Burada var. Çok sevgilerimle :)

      Sil
    2. Kara kalen ve hatta ilk ve tek yağlıboya tablom ki ortaokul yapımı :Ç), çocuk işi :) blogda yayında. Kara kalemler eski çalışmalar ve "Mum ve Anka" adlı öykümün blogumdaki teması olarak eklemiştim. Burada var. Çok sevgilerimle :)

      Sil
  6. Harika olmus bu mim elibe saglik. Leylek Dede cok ilgincmis. Bir kitaba oyku yazmak .. Cok etkileyiciydi. Annen ne kadar guzelmis💕

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. FeLady, yorumun da çok güzel. Leylek Dede -Daddy Long Legs- okuyan olursa onların nasıl etkilendiğini öyle meraktayım ki. Çünkü bu kitabı benden başka bilene, okuyana rastlamadım. Her şey için öykü yazılmaz; ama bu kitap, öyküsü de olan bir kitap uzun zamandır :))))

      Sil
  7. Ne de güzel anlatmışsınız çocukluğunuzu. Leylek Dede'yi... Keşke ben de o yaşlarda başlasaydım okumaya:( Benim hatırladığım sadece Demokrat İzmir gazetesinin pazar ekinde çıkan Muzaffer İzgü öyküleriydi. Bir de Abdül Cambaz'ı hatırlıyorum:) Çocukluğunuzu, kıskanmamak elde değil:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha kağıtları çiziktirip mektup yazıp anneanneme gönderdiğimi anlatmadım. Çok çekti büyürken bizim ev benim kağıt kalemimden.

      Çatıya tırmanan adam resmi çizmek değil de hep sporcu olduğu için çatıya çıkmaya razı Babam'dan ille de çatıya çıkan adam resmi istemek... Bir karikatürü aklına geldikçe anlattırmak... Neyse hepsi okuma yazma öğrenene kadardı. Sonrasında gözler çekiyor :)

      Sil
  8. ya ben de ancak dört yaşıma inebiliyorum. abdül canbaz ciltleri buldum sahaflarda okudum yaa. cumhuriyet gastesi de mii :) leylek dede. taam bulurum ben bunuuu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deep :)))) Bulursan, okursan bende bırakacağı etkiyi sende bırakacağını beklemiyorum; ama bıraktığı bir etki olursa söylersin değil mi? Ben Nezih Kitapevi vasıtasıyla internetten edinmiştim.

      Bu arada irdeleyince, Judy resim yapıyor, çiftlikte tatilleri var, yetim olması bana dokunuyor... Ama dahası ne biliyor musun? Öykü de yazıyor. Yazar oluyor sonunda. Buldum galiba bendeki izlerin nedenlerini. Ama eminim başka nedenler de vardır !!

      Sil
  9. Abdül Canbaz, ilkokuldaykendi. Ama karikatürler üç yaşında. Belki aceleye getirdiysem yazarken karışmış olabilir sıralama, tarihler. Leylek Dede'yi okursan izlenimlerini dinlemeyi çok isterim Deep. Elbette ne senden ne de okurlarsa başkalarından senede en az bir kez ki üçü buluyor:) benim gibi okumak beklemiyorum sonraki yıllarda. Çekmecede saklamayı da. Başucu kitabı yapmayı da :))))))

    YanıtlaSil
  10. Bu yazı beni çocukluğuma götürdü.Küçükken önce gazetelerden kestigim resimleri öğrenci olarak yonlendirirdim. Sonrasında elimden kitap,kağıt ve kalem düşmez oldu. Küçükken başlayan okuma yazma sevdası hiç bitmedi bende.Sonunda mesleğim oldu ve ben böyle çok mutluyum ☺

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kağıt olsun da:))) Gazete, kitap, dergi elimizden düşmemiş. Şimdi buradayız :)

      Sil
  11. çok güzel bir paylaşım olmuş....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler soslu badem çok güzel yorumun için :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci