25 Haziran 2016 Cumartesi

Dünya Yolluğu; Yokluk, Yoksunluk, Yoksulluk

Bu yazım için tema olarak en hızlı yok olanları ve en hızlı yok edenleri seçtim. Doğa ve  doğayı yonta, yok ede kendine yer açan beton kuleleri yani. Çok değil daha birkaç yıl önce  ekili tarlayken, kırken, mera iken bugün  dev sitelere dönüşüp  rezidans tarlası olup çıkmış alanların yanı başında yok olma sırasının  kendilerine geleceği korkusuyla ödleri patlasa da hala baharda açan  doğanın asil varlıklarının yani  kır çiçeklerinin blokların gölgesinde yükselişini ve onlara dik başlarıyla kafa tutuşlarını seçtim.

Hangi “yok”? Elde avuçta yokluk mu yoksa elde avuçta olsa bile ortalıkta olmadığından edinilemeyecekler mi? “Yok”, kimileyin yalnızca olumsuzlama olan, “hayır” ile eş anlamlı sözcük mü? Hani daha sevimli, gücendirmesi daha az olduğu besbelli “yoooo, yoo!” haline dönüşmüş yok mu? Kaşları kaldırıp, başı geriye atıp “cııık”diyerek kestirip atmak mı? Yoksa şairin dediğince “cep delik, cepken delik” olup da çeyrek ekmek parasının bile olmadığını anlatan o tek heceli  sözcük mü?

Yokluk, kimileyin kare olup anlatılmış. Kemikleri sayılacak sıskalıkta, kadidi çıkmış, üst baş yok, gözünün karası ile yüzünde gezinen sineğin karası birbirine karışmış, dermansızlıktan yere çökmüş bir Afrikalı çocuğu besleyecek gıda yokken, çok sürmez o Afrikalı çocukla beslenmeyi bekleyen akbabalı kare mesela. O karedeki yokluk, sadece yiyecek içecek yokluğu değil, insani değer yokluğunu da anlatmamakta mıdır? Açlık o kareleri doğururken tokluğun getirdiği  sorunlardan şikayetler olması ya!..

Kimi yokluklar coğrafyanın getirisi. Her coğrafyada her bitki bitmez, her canlıdan bulunmaz. Diyelim ki muz da, maymun da bilinmezmiş İç Anadolu’da daha yakın zamana kadar. Köylere eşek ya da at arabasıyla yazın taze meyvesinden kışın kuru üzümüne, elma, armut kakına dek yük taşıyan çerçiler gelirmiş ki o zamanın AVM’si nitelikliymiş.  Köylülerin parası olmadığından tarladan, bahçeden kaldırdıklarıyla takas yoluyla alışveriş yapıyorlar çerçiden. Aksaray’ın köylerinde bir leğen buğday verip Nevşehir’in kokulu elmalarından alıyorlar mesela. Eski kilimler veriliyor yine çerçiye, para niyetine. Bazen de o zamanın sirki olan maymun oynatıcılar gelip bahşiş alacaklarını bildikleri köyün ağasının, beyinin kapıları önünde maymunu oynatıyorlar.


Annemin anneannesi, herkesçe hatırı sayılan  Esma Anneannemiz ile Hacı Ümmet Dedemizin evine Adana’dan gelen tüccarlar  vasıtasıyla muz gelirmiş, yetmiş yıldan fazla önce. Konu komşu muz görmek için üşüşürmüş. Muz tükenmeden gelenlere muz ikram edilirmiş haliyle. Geç kalanların Esma Anneannemize muz hakkındaki sorularının ardı arkası gelmezmiş.

Annemin babası Mehmet Acır Dedem, Aksaray’ın buğday tüccarlarındanmış gençliğinde. Mal alıp satmaya Mersin’e gidermiş. Mersin’den gelirken de portakal, muz getirirmiş kışı sert İç Anadolu kenti olan Aksaray’a. Bunları arkadaşlarıyla paylaşan Annem,bir gün çocuklar arasında efsaneye dönüşmüş muzdan evleri uzakça kalan bir arkadaşına vermiş. Çocuk koşa koşa eve gidip annesine göstermiş muzu. Kadıncağız, hiçbir meyve ya da sebzeye benzetemediği muzu beyaz patlıcan sanmış.

Çeşme’deki komşumuzun çocukluğunun geçtiği Isparta’daki dağ köyünde patlıcan bilinmezmiş. Bir gün komşumuzun  dağ köyüne çerçi geliyor. Sattıklarını arasında patlıcan da var. Malum domates gibi anavatanları başka topraklar olan bazı sebzeler şunun şurasında yüz yıldır filan yetişiyor bizde de Avrupa’da da.Dolayısıyla sert iklimli dağ köyündekiler o güne kadar patlıcanı hiç görmediklerinden merak edip almışlar. Ama nasıl yenecek bilmiyorlar. Bahçede, tarlada çalışırken ekmek arasına peynir  domates koyarak yaptıkları katık gibi ekmeğin arasına doğrayıp da yemişler. Tadını yadırgamışlar çiğken; ama olsun. Değişik bir şey tatmanın ve öğrenmenin keyfini yaşamışlar o çiğ patlıcanın kekresi ile. Yok olanlar var olduklarında, gereken şeylerden biri de  huylarını sularını öğrenmek olmalı.

Yetmiş yıl önce hayvanat bahçesi filan yok ki öyle her yerde, maymun görülsün. Bazı adamlar ellerinde maymunla çıka gelirlermiş Aksaray’ın köylerine. Maymunu oynatır, bahşiş toplarlarmış. Kimi çocuklar ilk kez gördükleri için maymundan korkup  kaçarmış. O zaman masmavi gözlü Esma Büyükannemiz, atasözü nitelikli şu cümlesiyle  akıl verirmiş; “Maymun kapıya her zaman gelmez. Maymuna oynarken bakacaksın”.

Kızılderililerin tarihinde tüfek, öncesi ve sonrası Milat gibi olan bir mihenk taşı olmalı. Bir gün yaşadıkları topraklara tüfek geldikten sonra hiçbir şey eskisi gibi kalamamış,  olamamıştı bir daha. Bazı şeyler hep yok kalsa, esenlik de kalacak o zaman ortamda. Var olmaları, acı  çekmek anlamındaysa eğer.  

İkinci Dünya Savaşı sırasında temel bazı şeyler karneye bağlanmış. Bunlardan biri de şeker. Şekeri pek seven Mehmet Acır Dedem, kahvaltıda çayını şekersiz içemez. O zaman şeker niyetine kuru üzüm atıp çayını öyle tatlandırırmış. Kahve tiryakisi de hem Dedem.Kahve bulmak, şeker bulmaktan da zor. Çünkü taa Yemen’den geliyor.Brezil içerlermiş yerine. Buğday gibi bir şeymiş. Ya da mısırı kavurup,öğütüp kahve gibi içenler olurmuş. Yani var olanların kıymeti, yok olduklarında anlaşılıyor galiba en iyi.

Bir yerdeki maddi yokluk, aslında tüm insanlığın acısı. Kimi insan aşırı beslenmeden yerinden kalkamayacak haldeyken, bırakın üstü başı olmayı, günlerdir midesinde bir lokma olmayanlar varsa eğer dünyada… Tokluk anlamına gelen “var” kavramı ile yokluk, açlık anlamına gelen “yok” kavramlarının savaşının biraz da geri kalan insanların çarpık anlayışı yüzünden bitmediği gerçeğini düşünmek,  acı bir çıkarım olmaz mı?

En acı yokluklar, yakınların kaybı. Bunlar hem maddi hem manevi kayıplar. Kahvenin yerine mısır kavurmak gibi çözümleri asla olmayan, derinlere işleyen boşluklar bunlar.

Başka boşluk hisleri de var; onları hissedenlerin kimisi ağzında gümüş kaşıkla doğanlar üstelik. Doğmadan daha, adına partiler verilir, kutlamalar yapılır, cicili bicili odası hazırdır onların. Pembe ya da mavi bisikletine kadar alınmış ortamlara doğarlar.  Yani aşı vardır, parası vardır, işi zaten dededen, babadan yerindedir. Bir şeyleri elde edebilmek için parmağını bile oynatmasına gerek kalmaz.Hepsi önündedir çünkü. Onun hayatında “yok” kavramı yoktur. “Var” ise her şeydedir ve bu yüzden belki de anlamı yoktur bu kavramın artık. Tek derdi altı aydır kullandığı görkemli arabasını yenilemekte geciktiğidir ağzında gümüş kaşıkla doğanların. Üstelik cep telefonunun son modeli de çıkalı iki hafta olmasına rağmen hala fırsat bulup alamamıştır. Ne büyük bir sorundur bu!

Sorun böyle olunca içteki boşluklar da  boşluğa düşüren cinsten oluyor. Ve sorunsuzluk yüzünden sorun yaşanıp, boşluklara düşenlerin  sonlarının nasıl olduğunu okuyoruz gazetelerde kimileyin.

Doğa her yerde farklı farklı. Kimi yerde topraklar buzla kaplı kimisinde de denizler. Kimi yer, güneşte kavrulur, susuz,yakıcı çöldür. Kimi yerde de mavi ve yeşil el ele vermiş sular gürül gürül akmakta, dağlar alabildiğine uzanmaktadır çayırlara, çiçeklere bezenmiş halde. Birinde var olan ötekinde yok. Kiminin koskocaman tabağı bile yetmiyor midesine gireceklere, kiminin değil tabağı bir kaşık aşı dahi yok.


Varın karşıtı yokluk yani. Var olanların hep var olarak kalmayacağı, dünya akışı koşullarında her şeyin değişmeyen tek şey olan değişime uğrayacağı kesin.  O zaman bugün bir şeyin olduğu yerler,yarın onun yokluğuna düşecek. Asıl olan,var ile yok arasındaki o hem arşın arşın uzaklığı hem de zaman içindeki iç içeliği insanın anlaması… Kaldı ki insanın kendisi bile bugün var yarına Allah kerim.Herkesçe bilinmektedir ki varken gün gelecek yoklara karışanlardan olacak dünya üzerindeki canlıların tümü. Öyle ki dünya bile yok olmayacak mı? Yok olmaması gereken, bu gerçekleri unutmadan tok gözlüler olarak insanca yaşayabilmek…
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 16.06.2016, 11:34
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

19 yorum:

  1. Sürekli sonunu düşünmeden tüketiyoruz tüketiyoruz tüketiyoruz...Güzel yazınız için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  2. ne güzel yazmışsınız, ne kadar da doğru... bir yerdeki yoksulluk, yokluk aslında hepimizin acısı, yaptıklarının ya da yapmadıklarının sonucu.. bir nevi kelebek etkisi, dünyadaki iyi kötü herşeyden sorumlu hissedebilsek kendimizi keşke, daha yapıcı daha yardımsever olurduk.. bu kadar bolluk içinde bu güzel gezegende yokluk çekilmezdi böylesine..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Di mi? Un var, yağ var, şeker var; ama helva yok. Açlıktan ölenler için olanları kast etmiyorum tabii...

      Sil
  3. Yazınızı okurken derin derin düşüncelere daldım. Varlık ve yokluk ne kadar zıt sözcükler olsa da ikisi kol kola. Sakıp Sabancı geldi aklıma. Parası var harcayamayacağı kadar. Ama bir röportajında keşke bunca varlığım olmasaydı da evladım sağlıklı olsaydı demişti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O sözü çok dokunaklıydı. Varlıkla var edilemeyecek şeyleri ne güzel özetliyordu. Varlık, yetersiz çok şey için. varlıkta ve henüz sesi sıtma görmemişlerin böylesi anlamlı laflar edemeyeceğinin dersi de varlık bir yandan :))

      Sil
  4. Tam da aynı şeyler için sabır sabır,dediğimde,yazınız yüreğime yanlız değilsin der gibi.
    Bir gün önce aynı duygularla,(Akbaba-afrikalı çocuk ) görüntüsünün,
    bir gün olur.O akbaba kılık değiştirip belki mikro,virüs vb olup,yakıverirse,bolluk içinde tıkınırken,diyetisyen,estetiksen vb dolaşanlar nasıl kurtulacak demiştim.
    Yaman çelişki anlayana çok üzülüyorum,Doğaya sığınıyor kendimi yeniliyor,SABIR diyorum.
    SEVGİ ile sizlerle çoğalmakla careyi buluyorum.
    Şimdilik.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Soluk almak, beslenmek, tedavi gerektiğinde ille de doğadaki otlardan, yapraklardan çare aramak durumunda olanlar için doğa yok edilirken aslında kimi yok ettiğimiiz bilmeyenler olarak, o akbabalı Afrikalı çocuklu görüntüyü eğer sadece yakalanmış Afrika gerçeğini yansıtan kare olarak algılıyorlarsa...... Denecek ne olabilir bu anlayışa? Bu durum sadece Afrikalılar'a has değil, burnumuzun dibinde, Aksaray'ın, Ankara'nın, Tokat'ın pek çok köyünde sınıfta açlıktan bayılan, yeterli gıda alamadığından bayılan çocuklar var. Tüm bunlara rağmen insanlar akıllarını sırf dış görüntülerine takmazlar mı? Sorunları olmadığından olacak....

      Halden anlayabilme, insan olmak demek tam anlamıyla. Zor; ama bakarsınız başarabiliriz bunu :)

      Sil
  5. Ne denir ki yüreğinize sağlık...Yok olacak insanı var olmanın ne çok derdine düşmüş.

    YanıtlaSil
  6. Tüketim toplumu ...
    tahribat ve yok etme ...
    Neyse çok bir şey yazamayacağım zira Kumluca Adrasan yeterince doldurdu beni ... üzgün ve kızgınım ...
    Emeğine sağlık güzel yürekli arkadaşım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kumluca mı yanıyor yoksa bizim içimiz mi, değil mi? :(

      Sil
    2. canım ne sen sor ne ben söyleyeyim ....
      göremedim , gidemedim ama ne kadar özel bir yer olduğunu biliyorum
      cennet köşesi doğa harikası
      ben insanlığımıza inanamıyorm

      Sil
  7. Biraz nostalji yaptığım birazda farklı açıdan düşünmemi sağlayan bir yazı oldu.Kaleminize sağlık :)

    YanıtlaSil
  8. Daha ne isterim :) Çok sevgiler <3

    YanıtlaSil
  9. ayyy senin bir fotoğraf kitabın olmalı yaaa :) ya da video klipler olmalıııı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok amatör ruhluyum ben. Kendim için yazardım, kendim için fotoğraf çekerdim. Yarışlara iteklenene kadar :)

      Olur belki.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci