18 Haziran 2016 Cumartesi

Masmavi Kafkas Göğü Altındaki Yemyeşil Çayırlar


Her ne kadar adı Ağrı Dağı olsa da tam anlamıyla asıl Iğdır’dan gözüken dağların en güzellerinden, fotoğrafını çekmeye çok az zaman bulup doyamadığım Ağrı Dağı resimlerini de yayınlamak istedim. Ağrı Dağı, en iyi Iğdır’dan gözüküyor ve en yakın olduğu yer de yine  Iğdır. Birkaç resmi yolculuk sırasında araçtan çektiğim hissedildiyse  mazur görülmesi lütfen... Ayrıca Iğdır'ın o andaki bulanık havası, leyleklerin arka fonundaki dağ manzarasını da, resmin bütününü de biraz gölgeledi.


Yol, çeşit çeşit. Otobanından, asfaltından, patikasına kadar. Bir yol var ki uzaklara. El değil, ayak bile değmemiş yerlere. Asfaltı hiç tanımamış; ama yemyeşil çayırlarla bezenmiş ovalara. Otun türlüsüne yatak olmuş yamaçlara. Gelincikler kırmızı sesle bağırmış avazı çıktığınca. Susmamacasına, öyle ki göbeklerinin karaları allara sürme olmuş.

Mavi, gök rengidir, yeşil, çayırın anlamıdır direkten direğe, ağaçtan ağaca leylek uçan o biraz uzak, çokça farklı, “bulunmuştuk bir vakitler oralarda” diye hep anımsanan ellerde. Görüldükten sonra da o yerlerin yeri, aklın başköşesi.


Ufuklar dağlı, dağlar bulutlu, zirveler karlı oralarda. Yalçın dağların kıvrımlı, büklümlü içinde ne koyaklar saklı etekleri bile tepe heybetinde. Sümbülün, anemonun, adonisin, gelinciğin gözden ırakta, hoyrat ellerden uzakta, çiğneyen ayaklara gözükmeden güle oynaya açtığı bitimsiz kırlar uzanır Kafkaslar’da. Kafkaslar’ın bir kısmı, hemen bizim doğumuzda. Kuzeye kaçan. Kafkaslar’ın da güneyi olan.


Nasıl bir yeşil tablo ki o, her yanda bir ağaca bağlı kır renginden dorusuna atlar, varyete yaparak, yuvasına çamur kararak dolanan kırlangıçlar, hiç göze gözükmeyecekken bir anda ürküp otlardan kanatlanıveren ibibikler, oyuncu ak kuyruksallayanlar, akşamleyin kâh çifter çifter kâh da sürüyle yola çıkıp süzülürcesine koşan keklikler, kayabaşlarındaki kartallar ressamı. Doğa, doğa olmanın zevkini sürmekte. Öyle ki o sırf gök mavi, yer yeşil ve sarp dağların toprak karasıyla kar beyazından renklenmiş görüntülere bakan gözlerin sahipleri,  ot, çiçek görmekten yorulmaz. Hatta doyamaz bakmaya. Kafkas yamaçlarının çabası, bitki yeşilinin çimento yeşilinden daha evla, canlı, hayat dolu olduğunu insanlardan daha bir bildiğini düşündürür…


At görmek bir anda… Şehir hayatında kedi, köpek, güvercin, saksağan, serçe görmek kadar olağan yemyeşil saten dokulu Iğdır’da. Orada yeşil bitimsizdir. Oksijen kırda, dağda, yaylada, ovada, kentte. İdillerin en güzeli yaşamlar, dağ eteklerinde o sınırda.  Tek uçan kuşların gördüğü bilinmedik güzellikte, renkte çiçeklerle, kokularla, çoban kirpiğinden, kuş konmazından otuna dek bezenmiş halde dağ, taş.


İğde kokuyor Iğdır’da her yan. Boz yapraklı iğde ağaçları çiçeğe durmuş bu sıralar oralarda. Ne de olsa dağ eteğinde o şehir, o yüzden Ankara ile aynı anda açmaz Kafkas havasında iğde çiçekleri. Havanın oksijeni, mor sümbüllerin yavru yavru kabarmış başları, iğde kokuları, elektrik direklerinin her bir çıkıntısına yuva yaparak kat kat apartmanvari kendi yerleşimlerini oluşturan leyleklerin yuvaları bir kır şiiri gibi sanki. Ağaçların kaleminden, gelinciklerin renginden, kimselerce bilinmeyen rengârenk çiçeklerin kokusundan yazılmış. İdil yani.


Başın kalkmasına bile gerek kalmadan göz önünde uçan leyleklerin şehri ora… Oralar leyleklerle bilinmiş. Her elektrik direğinin tepesinde bir leylek yuvası. Gündüzleri leylekler, ya yuvanın son bakımlarıyla uğraşıyorlar ya da avlanmaktalar. Akşamları kocaman dallarla yaptıkları yuvalarının içine çöküyorlar, gün batımı sıraları. Zarif uzun boyunları, yuva dışında kaldığından gözükmeyecek gibi değil. Kimisi de yorucu bir av arayışından sonra koca kanatlarını bezgince çırpa çırpa yuvasına dönüyor. O dönüşteyken yuvadaki eş, uzun bacakları üzerinde dört bir yana bakınıyor endişe ile. Kimi leylek sürüsü çayırların üzerinde. Doymak için belki. Belki tembellik yapmaktalar.



Her yan su, nehir yatakları dolusu. Aras Nehri akıyor dört ülkeye sınır çizerek. Üzerindeki köprünün yarısı bir yan ötesi öbür yan. Hep derim ya ot türleri, yeşillik deyince Ege, su deyince Karadeniz gelir akla. Değil oysa! Otun en şifalısından lalenin ters güzeline dek hepsi daha uzaklarda, hem de yönü batıya en ters uçta. Asıl güzellikler, doğunun gizeminde saklı.  Oralarda dört bir yan su, dere gibi de değil hem. Adamakıllı su. Irmak ırmak akıyor.  Şırıl şırıl şelale sağ sol. Dağ ki görkemi yükselişinde. Dağ demek, kar demek. Dağ etekleri, al renkli gelinciklerin, beyaz papatyaların, sümbüllerin, nice renk varsa ondan açan çiçeklerin çayır çimenlerin renge boyadığı şenlikte. Monet’ye nazire edercesine gülüyor orada nazlı gelincikler. Ki Monet bile böylesi bir manzarada resmetmemişti gelincikleri çizerken eminim. Henüz hiçbir ressam çizmedi o çiçekleri; o görülmeden inanılamaz güzellikleri.


Sabahları Ankara’da en sevimsiz şey çalar saatken buralarda çalar saate iş düşmüyor bile. Ankara’daki gibi gözler yanarak ve açılamayacak kadar yorgun kalkmıyor. Sabahın beşini bulmadan açılıyor gözler Iğdır’ın Kafkas havasında. Görülecek bunca şey varken açılmaz mı zaten? Erkenci olmamak elde değil burada. Gerçi ben her yerde erkenciyimdir. Yine de herkesler öyle değil, biliyorum.


Zaten oralılar da diyor, “buralarda öyle uzun uzadıya uyunmaz, uykusuzluk, yorgunluk bilinmez” diye. Haklı olduklarını anlamak için doğuda bir hafta geçirmek gerek. Tüm yazılara bedel o tecrübe. Fotoğraflar mı? Sadece bir kare onlar. Ama orada her yan bir fotoğraf karesi güzelliğinde.


Ovalar dümdüz uzanırken ulaştıkları ufuklar, kenarları kırtıklı bakır sahanlar gibi dağlarla oyalanmış. Silsilenin bitmek bilmeyeni uzanıyor, zirveleri kartal yuvalarıyla dolu. Dağ, tepe filan gibi değil öyle alçaklardan sürüp ilerleyen; hakkıyla dağ yani. Ulu. Öyle ki bir dağın adını sorsanız “adi bir dağ işte” diyorlar. Ki Ankara’da, İstanbul’da,  İzmir’de o adi dağın yüksekliğinde bir dağ bulunmuyor. Gülesi geliyor insanın ilkten bunu duyunca eğer bir de şaşmaktan gülmeyi unutmasaydık. Değil öylesi adi bir dağ, alçacık Elmadağ’a kar düştü mü diye nöbetteyizdir biz Ankara’da neredeyse, kışları.


Gök, alıp başını masmavi gitmiş görülebildiğince; dünya topu etrafında. Boncuk renginde. Bulutlar geziniyor yüzerek, şekilden şekle girerek. Yağmur olup döktürüyor bir ara. Derken gökkuşağı çıkıyor ki en alttaki mor rengi ayan beyan seçiliyor. Daha görmedim oysa Ankara’da gökkuşağının morunu. Ama Ankara’da görülemeyecek olan ne var ne yoksa zaten hepten orada. Kafkas göğünün morlu gökkuşağını görünce şaşacak bir şey yok onun için.


Göz yukarı bakınca, beyaz bulutlu mavi gökyüzü; yere eğince, çayır çimen, gelincik, renk renk çiçek… Kesişmeler, yeşille mavinin çizgisinde. Hava, duru. Limonata sanki. Soluk almak rahat. Geniz yanması filan bilinmez o havada. O hava, oksijen. Hayatın pınarı.


Koyun sürüleri, bulut gölgeli dağ eteklerinde yayılırken yukarıdaki bulutların gölgesi gibi. O koyunlar, bin bir çeşit ottan, çimden buluyor yiyeceğini. Sütü de başka o yüzden yağı da, ayranı da.


Bir bulutun gölgesi olası geliyor insanın Kafkas dağları üzerinde gezinen. Her otun çiğini görüp, her ağacın yaprağına değen. Gözleri hep çayırlarda, adı bilinmedik onca çiçek arasından süzülen...
(Her hakkı saklıdır)

 Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.05.2016
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; 
@AcemiDemirci

Paylaş :

16 yorum:

  1. "Bir bulutun gölgesi olası geliyor insanın..." Sanırım ben de istedim. Ama yeryüzünde olsam o gelincik bahçesinde oturmak gönlümden geçerdi önce. Yükseklere çıktıkça özgürlük duygusunu daha çok hissediyor insan "Mor dağlar" deyişini önce Karadeniz'de duymuş ve görmüştüm. Sonra Toroslar'da tanıştım o güzelim mor dağlarla. Yağmurdan sonraki inanılmaz görüntü insanı nasıl da şaşırtır.

    Güneyin sıcak günleri başladı. Ama bugün ne iyi oldu;Uzak diyarlara, Ağrı Dağı, Iğdır yöresine, ovalarına, yaylalarına güzel bir yolculuk yaptım.
    Teşekkürler Acemi Demirci...

    YanıtlaSil
  2. Yorumlardan okurken böylesi tat almak, bir şans. Kaleminizden yorumlar, sanki bir metnin parçası gibi. Sizin de ellerinize sağlık. Çoook güzel yerler oralar. Hiç bilinmedikleri hep bellenmiş birkaç yer başta da İzmir, Antalya anılır hep. Ve bu anılış da oraların bitmeye yolculukları aslında. Asıl güzelliğin saklı, gizli halde doğuda olduğunu oraları daha birkaç yıldır görüp tanıdıktan sonra anladım ve kesinkes inandım.

    Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
  3. Yazını eve giderken okudum:) iş yorgunluğu üzerimde keşke şuan oralarda uzanabilsem şuan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son on yıldır doğuyu gördüm. İlk kez. Ve böyle güzellik bu kadar bilinmez kalabilir mi diye şaştım kaldım. Ege'yi bellemişiz bir de Antalya'yı, Datça'yı, Çeşme, Bodrum'u... Oysa o taraflar bambaşka ve vahşi gerçek anlamda vahşi tabiat güzelliğinde. Üstelik öyle çok bitki türü var ki "OT KÖRLÜĞÜ" alı çalışmamda anlattım.

      Geniş ve gürül gürül nehirler orada. Yıldızların sanki sahan gibi parlaması orada. Biz buralarda yıldızları çok daha küçük ve silik görüyoruz. Bakınca gökyüzü görülüyor. Her yan dağ. Zirvesi karlı. Bu da su demek. Anlatılacak gibi değil. Ak kuyruk sallayan, keklik sürüleri, ibibikler, her ağaçta, camide, elektrik direğinde, çatıda leylek yuvası. Müthiş. Belki ilerde tersine göç olur da buralar kuraklaşıyor diye bizler oralara göçeriz :))))

      Sil
  4. Bu kadar güzel olabileceğini hayal bile edemezdim.Fotoğraflar çok güzel insanın içinde huzur doğuruyor.Yüreğine sağlık yasemin abla.Şuan mutlaka gitmeliyim dediğim yerlerden biri haline geldi*-*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel yerler. Fotoğraflar küçük bir parçayı gösteriyor. Gidilmeyecek gibi değil. Gidilince de fotoğraf çekilmeyecek gibi değil .

      Sil
  5. Bu güzel fotoğraflar ile böyle güzel bir yazı... okumak okumak ve bugünün stresini atmak. Televizyondan internetten betonarme binalardan kaçmak. Gerçekten kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle fotoğraflar çekebilmek için bu kadar uzağa girmek gerektiğini düşününce.... Stres kaçınılmaz buralarda :)

      Sil
  6. okurken kendimi,masallardaki ejderha kuşunun sırtında uçar hayal eder izlediklerimin resmi sanki diye düşünürken,(Tek uçan kuşların görebildikleri bilinmedik güzellikleri görmek,Monet'i kıskandırmak için çizmek isterdim geilincikleri,)derken ( Bir bulutun gölgesi olası geliyor insanın );dediniz ve ben indim artık Ejderhanın üstünden,bir buluta tutunmaya çalışıyorum şu an.
    Harikasınız ! of of of sabah sabah,çok severek oynadığım kafkas oyunu,oynayarak çıktım Ağrı Dağı zirvesine,akardion müziği eşliğinde.Sayenizde.
    Beklerim uğrarsanız bloguma,Ankara'da yaşayan Erzurum'da doğan Kars'ta büyüyen,Leyleklerin resimlerini yapmayı seven,çiceklerin resmini yapmaya kıyamayan,eski-yeni dikiş yaparak onaran,Köy Enstitüsü mezunu babanın,anlattıkları ile derinden etkilenen bir hanım kahvesi ikram ederim size.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç gelmez miyim böylesi bir anlatımın ardından o kahveden tatmaya. Birazdan blogunuzdayım :)

      Sil
  7. hiç görmedim ama ne güzel yerler ve doğa. sonbaharda veya ilkbaharda gitmeli. yaz aman aman olmaz sıcakta :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Galiba en güzel mevsim bahar oraları gezmek için. Otlar Mayıs sonu biti yor çünkü. Gelincikli çayırlar da kalmaz Haziran ortasından sonra. Ama leylekler yaz kış oradaymış. Göçmezlermiş. Heykeli de vardı şehrin içinde.

      Sil
  8. Acemi Demirci, sanırım görmüş olarak şanslı bir kesimdeyim. Ama yine gitmek isterim. Ne güzel yazmış, ne güzel fotoğraflamışsınız.
    Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oraları görmek gerçekten şans. Dağı, otu, temiz havası, balı, göl balığı ile :)

      Sil
  9. Uzaklara daldım gittim ,Ağrı dağını gördüğümde hayran kalmıştım sizin yazınızla yine gittim oralaraaaa :)) nasıl da güzel bir yazı emeğinize sağlık ...

    YanıtlaSil
  10. Hoş geldiniz. Ağrı Dağı'nı ilk kez gördüm. Bu yazım çıktı :))) Nasıl heybetli. Korku bile hissettiriyor. Doruklarını göstermedi, galiba yeniden ziyaret edelim diye. Çok sevgiler :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci