2 Temmuz 2016 Cumartesi

Karanlığın Sonu Şafaktır

En zor yolculuk, en beklenen yolcu mutluluk galiba. Mutluluk, bir yerlere doğru yola çıkabilir; ama durağına ne zaman varacağı hatta varıp varmayacağı ne bilinebilir ne de kestirilebilir. Ancak umut edilir… Ki umut, mutluluğa gönderilen iyi niyet elçileridir. Mutluluk, sever böyle elçileri. Vardır da bir bildiği. Konaklamaları orada burada sürerken sonraki konaklaması belki kendisine sabırsızlıkla beklenildiği haberlerini gönderen durağa uğramak olacaktır.

Mutluluk, çoklukla yoluna dosdoğru varamayan, kaptanının sözünü dinlemeyen bir yelkenli. İstenilen ufuklara ilerleyebilmesi için rüzgârın nefesi yetkin olmalı. Rüzgârın nefesi,  geminin kendi limanına demir atmasını bekleyenin çabasıdır. Bir de mutluluğu bekleyenler, gemiye kendi limanlarının yolunu mutlak göstermelidirler. Yani, gemiyi başıboş bırakırlarsa o da başka limana yanaşır. Yanmalılar, işaret vermeliler ki dümen kendilerine kırılsın; rota onlara dönsün.

Yani, diyeceğim, mutluluk beklenebilir; ama el kol bağlayıp, oturarak değil. Gerekirse mum ışığı olup yol göstererek. Geminin limana gelmesi için çıra gibi yanmaksa çıra olup yanmak, denizkızları gibi şarkılar söyleyip gemicileri oldukları yere çekmekse siren olup şarkı söylemek ya da elden ne geliyorsa öyle yol göstermek gerek. Bunca zorlu uğraş, mutlulukla yapılmalıdır, mutluluk uğruna.

Mutluluğu bekleriz deee…  Neyi bekleriz biz aslında mutlulukla? Gelse de karşımızda dursa tanır mıyız mutluluğu? Bilir miyiz mutluluk derken neden bahsettiğimizi?  Mutluluk nasıl bir şeydir bizim için, neye benzer düşündük mü? Ne zaman, neyle mutlu olunur; mutluluk derken herkes aynı şeyi mi anlamakta ve anlatmaktadır? Hiç sanmıyorum. Çok değişkenli bir şey mutluluk…

Kimi zenginlik içinde mutsuz, kimi onca hayat meşgalesinin arasında eve girdiğinde bacaklarına sarılan çocuğunun gülen gözleriyle bir anda mutlu… Kimi para ile her şeyi satın alabiliyor mutluluk dışında, kimi evine değil yeni eşya, et alacak paradan mahrum; ama bir yolunu buluyor mutlu olmanın. Mutluluk kavramının tanımı ve mutlu eden şeyler kişiden kişiye çok farklı. Oysa mutluluk, gerçek adı Amandine Aurore Lucile Dupinosa olsa da George Sand erkek takma adını kullanan Fransız kadın yazarın tanımıyla, daima yakınımızdaymış. Yakalamak için çoğu zaman elimizi uzatmak yetermiş. Sanırım böylesi bir tanımlama, mutsuzluk girdabında boğulanların çoğuna inandırıcı gelmeyebilir.

Bana kalırsa mutluluk, sahip olmadıklarımızdan önce sahip olduklarımızın farkında olmak. Ulaşılamamış ne var ne yok kimimizi mutsuz edebilir elbet; ama ya eldekiler… Onların kıymeti bilindikçe mutluluğun hazzı tadılacaktır. Ve o tadın adı galiba “mutluluk”.  Ama yok eğer sahip olunanlar sıkı sıkı kavranmaz ve göz göre göre elden kaçırılırsa yoklukları elbette burukluk hissettirecektir. O burukluğun adı da galiba “mutsuzluk”.

Gelecek için yeterli olmuyor üniversiteymiş,  sonrasıymış. Koca hiçliklere düşülüyor elinde diplomayla işsiz, gelirsiz kalakalınca. Prens ve prenses olarak büyümüşler, kim oldukları ve olamayacakları gerçeğiyle yüz yüze gelince bocalıyor, acı çekiyor. Bocalamak da, acı çekmek de kesinlikle mutsuzluk.
 
Gençlerin mutsuzluğunun belki de ilk nedeni, ilk aşklarında sevilmemek. Ya da böylesi kavak yelivari şeyler. Genç olmak, zorlu geçitlerde çığlık çığlığa ilerlemektir. İşte o geçitlerde tanıyor çoğu genç mutsuzluğu. Oysa geçitler, aşılana kadar zorludur. Bir geçildi bitti mi,  kim bilir hangi beklenmedik, ayak basılacağı umulmadık dünyalara açılmaktadır. Yani geçitler, “Açıl susam açıl” anahtarının hayat yollarındaki kilitleridir.
 
Sevdicekle evlenmek, o zaman kimi gençler için mutluluk… Oysa artık aynı çatı altında olmak, sevginin,  insanın kendisiyle sınavıdır. Sınavı geçenler, mutluğun tanımını yapabilecek yetkinliktedir artık. Geçemeyenler, dalgaların parçaladığı gemilere benzer. Mutluluk gemisi kayalıklara oturmuştur.  Enkazdır ve bir daha yelken açamayacaktır.

Mutluluk yelkenlisi nasıl bir seyirdedir hiçbir kaptan akıl erdiremez. Kaptanı da dinlemez zaten mutluluğun dümeni. Yekesi, kimseyi karıştırmaz kendi işine. Bazen dümen uysal olur, kırılan yönde ilerler. Yine de yolu belirleyici olan, denizin şartlarıdır. Deniz dalgalı mı, kıpırtılı mı, kasırgalı mı her nasılsa, öylesi zorlukla varılacaktır limana. Ya gemiye sular da dolsa, dibi delinse tahtaları kırılsa, dümeni söz dinlemese de her kasırga aşılacak ya da hiç mücadele etmeden hafifinden bir rüzgâra bile boyun eğilip rotadan cayılacaktır. Başıboş gemiler önünde sonunda hırçın dalgalarla karşılaşacak ve dalgalar içine işleyecektir. Gemilerin gövdeleri suyla dolunca bir daha yüzemez; boğulur. Gemilerin kanunu budur.

Kırılma noktalarındaki kararlı duruş, eğri yapılara bel veren destekleyicilere benzer. Bir gayret, bir azimle eski yapılardaki eli belindeler gibi zayıf noktalara destek çıkıldığında, bina yıkılmaz. Omuz verip destek çıkmak yüktür; ama mutluluğun bir bedeli varsa işte o da budur. Kararsız duruşların gerçeği, yıkılmaktır.

Mutluluk, hediye edilen bir şey değil. Annenin kızının çeyizine, babanın oğlunun cebine harçlık olarak koyacağı şey değil.  Para ile alınamıyor.  Falanca kuytu yerde saklanan bir gömü değil. Adresi yok. Ama yine de karınca kararınca da olsa erişmek için yollar var.

Mutsuzluğumuzun nedeni çok geçerli şeylere dayanmıyorsa eğer, o zaman mutsuzluğumuzdan biraz  biraz  biz de sorumluyuz. Çünkü mutluluk ölçülebilir, tartılabilir bir şey değil ki “ölçüyü tutturduk, dahası yok” diyebilelim. Eğer bir kaybedilirse bir daha ya hiç elde edilemeyecek ya da didine didine, can yana yana, çekilmedik zorluk kalmadan elde edilecek bir nazlı filiz mutluluk dedikleri…

Mutluluk kapıyı kolay kolay çalmaz. Çaldığında da kapıdakinin mutluluk olduğunu anlayabilenlerden olabiliyor muyuz? Ya anlamayanlardansak hadi? Ya geleni azımsayıp burun kıvırıyorsak? Gözümüz hep masalların hazinelerini, beyaz atlarını, prenseslerini, prenslerini beklediğinden mutluluğu masal gibi bir şey sanıyorsak?

Mutsuzluk, demirlenip kalınmış bir liman olmamalı. Mutsuzluk da mutluluk kadar hayatın bir gerçeği ise ve hayat, zaman zaman gerçeklerle yüzleşmekse bu kaçınılmaz karşılaşmayı olgunlukla atlatabilme yetkinliğinde olunmalı. Acısından tatlısına her şey gelip geçer. Yeter ki o kararlı, inançlı duruş sergilensin.

Karanlıklar asla kalıcı olamaz. Her karanlığın hükmü, er geç bitecektir. O ana dek gereken tek şey, sabır ve beklemeyi bilmektir. “Sabırla koruk helva olur” derler. Beklemeyi bilmek,  mutluluğa giden yolun pusulasıdır.

Böylesi anları anlatan çok sevdiğim bir söz var. Ne demişler, “Şafaktan öncesi daima en karanlık andır”. Eğer karanlıkları geride bırakan şafak mutluluksa,  doğmadık şafak yoktur.
(Her hakkı saklıdır)

 Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 28.01.2016, 13:34


Paylaş :

17 yorum:

  1. Uzun, emek verilmiş bir yazı. Mutlulukla mutsuzluk bazen iç içe yaşanır da farkında bile olmayız.
    Sahip olduğumuz bazı değerleri kaybedince ah ediyoruz. Zamanla insan ayırdetmesini de öğreniyor.

    YanıtlaSil
  2. Öyle di mi; iç içe mutluluk ve mutsuzluk. Salt mutluluk olamaz, burası dünya zira. Giderilmesi mümkün olamayan çok geçerli nedenler yoksa eğer, mutlu edenleri görüp mutsuz eden kaynakları da dünyanın olağan hallerinde değerlendirmek gerekmez mi? Çok sevgiler :)

    YanıtlaSil
  3. Mutluluk dışsal odaklara bağlanabilen bir şey değildir bence.Şükür duygusunun mutluluğa etkisi olduğunu düşünüyorum.İçsel anlamda bir yeterlilik hissederse insan,daha kolay ve basit şeylerde mutluluğu bulabilir diye düşüncesindeyim.Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hemfikirmişiz. Sevindim. Sevgiler :)

      Sil
  4. Bayıldım bu yazına Ayşe'ciğim, ne kadar güzel benzetmelerle anlatmışsın mutluluğu, insanlar aslında ömür boyu mutlu olmak ister ama şu dünyanın ve ülkenin haline bakınca mutsuz olmak için çok sebep var, bence dünya denen gezegen mutlu olunacak bir yer değil:( anlık mutluluklar var onları hatırladıkça mutlu oluyoruz ama sürekli bir mutluluk hali kimsede yoktur herhalde...:( kalemine sağlık canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, sürekliliği olmayan bir şey mutluluk. Mutsuz edenleri hemen fark ediyoruz, mutlu edenleri görmezden geliyoruz. Oysa gülümsemek, gülümseten bir şey olması bile mutluluk. Şu da var kimi mutluluklar çok daha büyük kimisi de gülümsetiyor en azından :)))

      Sil
  5. Güzel, keyifli bir yazı olmuş ama ben fotoğraflardan da ayrı keyif aldım doğrusu:) Emeğine, gönlüne sağlık.
    Bende aynı fikirdeyim. Mutlulukla mutsuzluk bazen iç içe yaşanıyor. Tıpkı hayatta her şeyin bir zıtlığı, bir karşılığı olduğu gibi. Farkında olmalı insan. Mutluluğu fark etmeli, elinde olanın kıymetini bilmeli. Onu kaybetmeden.
    Keyif verdin, çok teşekkürler :)

    Sevgi ve selam ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Ben de teşekkür ederim. "Farkında olmalı insan" yazmışın ya, özetlemişin. Tebessüm ettiğimizde tebessümün anlamını biliyorsak, mutluluğu da biliyoruz demek galiba :) Yazmışın ya :)

      Sil
  6. İlk olarak fotoğraflara yorum yapacağım "gün doğarken yada güneş batarken" diye bir şarkı vardı o geldi aklıma harikasın. Ve tabi ki mutluluk içimizde bana sorarsan ama biz uzaklarda arıyoruz hep içimize bakmak aklımıza gelmiyor. O şafak doğacak yani sıkıntı yok :)) emeğine sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çoook güzel :))) O şafak doğacakkkk... İyi düşün iyi olsun deriz ya. Şimdilerde iyi, pozitife dönüştü. Ama aynı şey.İşte bu diyenlardenim şimdi. Do-ğa-caaakkk :)

      Sil
  7. Çok çok emek verilmiş, gerçekten güzel ve değerli bir yazı. Elinize, emeğinize sağlık diyor; koşarak çıkıp bir daha baştan okuyorum :) Sevgilerle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de teşekkür ederim. Mutlu oldum :) Sevgilerle <3

      Sil
  8. Ne güzel bir yazı olmuş. Fotoğraflar da eşlik etmiş. Dediğiniz gibi mutluluk beklemekle gelmiyor. Ona yol göstermek ve çaba harcamak gerekiyor. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Tüm fotoğraflar, yalnızca kendi çektiklerim. Çektiğim fotoğrafları da kullanıyorum burada. Onların beğenilmesinde çok mutlu oldum :)

      Sil
  9. Mutluluk önünde ise ve bunu göremiyorsan kendini, nefsini fazla şımartmış olmaktan ve bunu sonucu olarak da şükürsüzleşmekten kaynaklanıyor bence.
    Gönül gözünü açmanın yolu ise, nefis terbiyesinden geçiyor. Günümüzdeki hayat şartlarının iyiliğine, rahatlığına kıyasla bu kadar çok sayıda mutsuz insanın varlığını ben buna yoruyorum ;)
    Bu arada bayılırım gökyüzünün kızıl makyajına. Hepsi gecenin romantikliğine yakışır seyirlikte.
    Emeğine sağlık, sevgiler :))

    YanıtlaSil
  10. off ya kıpkızıl gök ne güzelmiş yaaa vay yaaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fotoğrafının çekilmesini hak etmişti :))

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci