23 Temmuz 2016 Cumartesi

Kayıp Öyküler

Tüm ilkokul hayatımda bir tek silgimi bile kaybetmedim.Çocukken kardeşimin kaybettiği 2,5 lirayı bulmuşluğum var ama.

Yahya Kemal Caddesi’ndeki lojmanlarda otururduk. İlkokul boyunca. Her sabah bakkaldan  ki o zamanlar bakkal amcalar, manav amcalar vardı,  lojmanın çocukları olarak sabahları bakkal amcadan  beyaz peynir alırdık. Taze taze. Adet öyleydi. O zaman hasından beyaz peynirin galiba yarım kilosu 2,5 liraydı.

İlkokulumuzun karşısındaki, sütlü çikolatalı şekerlerle  akide şekeri dolu kavanozlarındaki şekerlemelerden her okul çıkışı uğrayıp aldığımız pastahanenin yanındaki bakkala kız kardeşim gidiyordu o hafta sonu sabahında. Lojmandan bakkala giden diğer çocuklarla.
 
Bakkal amca, tipik bir bakkal amcaydı. Kır saçlı, mavi önlüklü,  sanki hızla hapşırsa yapıştırıldığı yerden düşüverecekmiş gibi duran kır bıyıklı. Bizlerin ne için ona doğru gelmekte olduğumuzu bildiğinden daha çocukları  görür görmez yağlı paket kağıdını hazırlardı, beyaz peynirler, zeytin, kaşar peyniri, tulum peyniri saracağı. Okul dönüşü ev yolunda uğradığımız ve artık sanki aileden olan güzel esnaflardı onlar.
 
Çok güvenliydi o zaman Ankara. Hele de lojmanlarla kaplı Yahya Kemal Caddesi’nde  çocuklar okula tek başına gözü kapalı gidip gelirdi. Öyle tasasızdı birçok konuda hayatın akışı.

Kavanozlarındaki şekerlemelerden her  gün eve dönmeden aldığımız pastahanenin de altında olduğu lojman olmayan bir sitede yer alırdı bakkal, manav ve pastahane; diğer esnafla birlikte.  Kahvaltılıklarımızı aldığımız bakkalın da olduğu site, bir karenin yola bakan dördüncü köşesi boş kaldığından diğer üç apartmanın karenin geri kalan üç duvarı gibi dizilip ortasındaki koskoca boşluğun da yemyeşil bahçe olduğu bir siteydi. Karadenizli pastacı da  bilirdi uğradığımızda kendisinden neler alacağımızı. Ekler.

Kız kardeşim bana hiç benzemez. Yazmaz mesela. Konuşkandır.  Ben yazarım; ama konuşmakla başım hiç hoş değil. Konuşurum, konuşmasına da, istediğim konuysa o da. O zaman susmam bile belki. Çünkü konu istediğim konuysa, susmayacak kadar söyleyecek sözüm mutlak vardır. Ancak  her konuya gelemiyorum, fazla yorucu.

Bakkala giderken Babam'dan aldığım parayı, avucumda sıkardım. Ve ancak aldıklarımızın karşılığı olarak bakkal amcaya ödeme yaparken açardım avucumu. Kız kardeşim yolda gördüğü kediciklere filan bakarken altında bakkalından pastacısına olan sitenin bahçe duvarı görevi yaparak etrafını kuşatan mazıdan çitin oralarda parayı düşürüyor. Bunu da bakkala gittiğinde fark ediyor. Bu arada çay demlenmekte ve taze peynir, taze yumurta ve birkaç şey daha beklenmekte masada yerini alıp kahvaltıya başlanması için.

Kardeşim parayı kaybettiğini bakkalda  fark edince çıkıp bir süre etrafına bakınıyor. Kahvaltı masasına birkaç dakika gecikince annemle ben hemen balkona koşuyoruz. Annem, “kesin parayı kaybetti, arıyordur” diyor daha balkona çıkmadan. Annem bizleri tanır.

Balkondan okulumuz hatta daha ilerisi görülürdü. Kardeşim bizim lojmana yüz metre kadar uzakta. Birkaç adım sonrası da bakkal zaten. Annemle kardeşimi görüyoruz balkondan. Sağa sola bakınıyor. Neyi aradığı belli. Elleri boş. Annem gülüyor. Hiç yanılmaz zaten. Elimdeki kitabı bırakıp Babama “gidip ben de arayayım” diyorum. “Kim bilir hangi otun içine, hangi çitin arasına düştü. Boşu boşuna gidip arama kızım. Çay hazır. Al şu 2,5 lirayı,  bununla alırsınız” derken en üst kattan üçer beşer merdivenleri inmeye başlamıştım.

 
Kardeşimin ki benden bir buçuk yaş küçüktür, elinden tuttum. Para kaybetti ya, ben de ablayım ya güya, ona sahip çıkmam lazım şimdi üzüntülüyken. Öbür elimde de 2,5 lira var. İçinde para olan avucum her zamanki gibi sıkıca kapalı.

Biz çocukken gazoz kapaklarına “lik” derdik. Likler,  çimlerin, toprağın arasından ışıldar  düştükleri yerde. Metal para da gazoz kapağı rengindeyse o da ışıldar diye düşünmüştüm çocuk aklıyla. Ve kardeşime “bana geçtiğin yeri göster; kaldırıma yakın mı yürüdün yoksa çite yakın mı?” diye sormuştum.  

Çit görevi gören budanmış mazılara yakın yürümüş. Ara sıra dönüp arkaya baktığımda Annemi balkondan bizi izlerken görüyordum.

Önce yeşil çitin dibinde biten otların arasına baktım. Milim milim. Para yoktu. Birkaç kez daha baktım. Yoktu. Hiçbir ışıltı görememiştim. Ve biliyordum ki bu hafta sonu kahvaltısını geciktiriyordum. Arkamı dönsem balkondan Anne Babam’ın bizi eve çağırmakta olacağını görecektim. Gerçi bakmasan bile birazdan Babam yanımızda olurdu.

Bu kez 2,5 lirayı çitin dibine bakarak  aradım usul usul. Maksadım, 2,5 lirayı bularak  parayı kaybeden kardeşimin o günü canı sıkkın geçirmemesiydi. Ve çit görevi yapan biçilmiş mazıların kökleri arasında bir şey parlıyordu. Uzandım aldım o şeyi. Kardeşimin kaybettiği 2,5 lira şimdi diğer elimdeydi.

Elimi kaldırıp Annem’e salladım. Zaten eğildiğimden anlamış olmalıydı parayı bulduğumu.

Bakkal amca da bizi izliyordu. O da gülüyordu bıyık altından. Anlamış olmalıydı birimizin parayı düşürdüğünü ve diğerinin de yardımına koştuğunu.

Çocuk masallarındaki gibi el ele tutuşup zıplaya, hoplaya neşeyle eve döndük. Çilek ve vişne reçeli yedik kahvaltılıkların üzerine, tatlı başlayan günün tadını kahvaltıya taşıyarak.

İşte o ben, avucumda olsaydı asla kaybetmeyeceğim bir şeyi kaybettim. Aslında iki şeyi. İki öykümü kaybettim, ilk kez. Geri gelemeyecekler. Bu, başka bir üzüntü. Ve onları bulacak bir  yardım imkansız. Elimden çıkmışlardı, bir kez dağarcığa dokunmuşlar ve yazı olmuşlardı. Bir kez dokunur zaten  bir öykü ya da deneme. Birinin konusunu bile tam hatırlamıyorum. Çünkü çalışmalarımın sayısı arttıkça ki benim öykü, anı, deneme, gezi ve başka türlerdeki çalışmalarımın sayısı hayli arttı, o yüzden  hatırlamakta zorlandığım olabiliyor. Bu sıkıntının bir nedeni de kaşla göz arasında, iki arada bir derede yazmam.

Üç dizüstü ki biri küçük. Biri hep kullandığım, biri de yedeğim. Küçük olan, Ankara dışına giderken yanımdaki dizüstüne bir şey olursa diye yedek görevi görür. O yüzden gitmişti tatile o da. Yedeksiz olmuyor, yolculuk sırasında  başlarına bir şeyler gelebiliyor. Bunu biliyorum senelerin edinimi sonucu.

Çeşme’deyiz. Büyük bilgisayarım açık. Çalışıyorum. Bir komşu geliyor. Aşağı inmem gerek.  Neredeyse bir haftadır esmediği için  artık nem yükü arttığından yapış yapış olmuş havada bilgisayar elimden kayıyor bırakmak üzereyken.

Ki ne sakar biriyim ne de daha ilkokulda bile tek bir silgisini kaybetmiş biri. Dizüstünü yine de sağ elimle kavrıyorum. Ama elime ağır geldiğinden sağ tarafı,  tahteravallinin yere düşen kısmı gibi bana göre hiç de şiddetli olmayan şekilde koltuğa değiyor.

Dizüstünü ikinci kez elime aldığımda açamıyorum. "Sabit bellek yerinden oynamış olmalı” diyoruz. Uğraşıyoruz; ama olmuyor. Üzgünüm. Bilgilerime ulaşamıyorum.

Üzgünüm çünkü iki çalışmayı henüz bitirmiştim. İki gün üst üste yazmıştım onca gün yazmadıktan sonra. Ve her defasında öyküleri taşınabilir küçük belleğe almayı düşündüğümde bir şey araya girmişti. İşte belleğe alamamanın bedeli. Öykülerim gitti. Tümden. Göz göre göre. Birinin konusunu çok iyi biliyorum. Yeniden yazabilirim; ama eski cümleler olmaksızın. Oysa aklım ilk yazdığım cümlelerde. Onlar, özgündü.

Bugün dizüstüler bakım gördü. Yeni yüklemelerle yenilendi. Tahminimizde haklıymışız. Sabit bellek ciddi zarar görmüş. Değişti. İçinde yedekleyemeden kaybettiğim öykülerim varken onu bir hurda gibi orada bırakamadım, aldım. O sabit bellekte  iki öykü gömülü.

Öykü yazmaya bunca yatkınsanız, değil öykünüz, denemeniz, bir tek cümleniz kaybolsun istemezsiniz. Çünkü onlar sizin dikip, sulayıp büyüttüğünüz hiçbir karşılığı, bedeli, ederi olmayan çiçekler gibi. Solmasını değil bahçenizde, vazonuzda yani gözünüzün önünde  olmalarını istersiniz.

Gittiler. Bana bir ders bırakarak. Giderken bu öyküyü bıraktılar. Konusunu hatırladığım, yeni cümlelerle  muhtemelen yeniden dökülecek satır satır. Diğerini hala hatırlayamadım. Gerisi bilinçaltına kalmış. Kayıp ikincinin konusu belki baş verir bakarsınız  öykü bahçesinin gizli bir köşesinden. Yolu beklenen ilk öykü olarak!
(Her hakkı saklıdır)
Ayşeri Yasemin YÜKSEL (AcemiDemirci), 23.07.2016, 16:28


Paylaş :

12 yorum:

  1. Ayşe'ciğim senin tam tersine ilkokuldayken silgilerim, kalemlerim hatta defterim (ama çoğunu alan yanımda oturan kızdı ve bilirdim, utancımdan yüzüne vuramazdım senin aldığını biliyorum diyemezdim) hep kaybolurdu. Ne komik değil mi? Çalan o, ama utanan bendim.

    Öykünü bir gün rüyanda hatırlayabilirsin diyorum, çünkü bana öyle oluyor yani hatırlayamadığım şeyleri rüyamda hatırlıyorum. Neyse ama çok üzülme, yenilerini yazarsın:)
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  2. Keşke. Ama ben rüya görmem öyle. Kırk yılda bir. Senin kaybetme korkun olmaz o zaman. İyiymiş canım benim :)

    YanıtlaSil
  3. Kelimelerini ayrı sevdim, fotoğrafları ayrı. Ne güzel yazıyorsun. Çok uzunmuş sonra okurum dedim, bir göz atayım derken devamı geliverdi. Kaybettiğin öykülerine çok da üzülme, belki daha olgunlaşmış olarak yeniden dökülürler. Kaynak sağlam :) Sevgiler canım ❤

    YanıtlaSil
  4. Eminecim, benim yazılarım galiba biraz yabancı filmlerdeki dostlukların başlangıcına benziyor. Hani onlar önce kavga eder sonra sıkı dost olurlar kimi, filmlerde. Yazılarım sanki öyle mi ne? Önce uzun görünüp korkutuyor, sonra beni çok sevindiren "bir solukta" ibaresi ile benim de yüreğimi soğutuyor. Senin muzip ve kısa bir cümlede koyu gülüşler uyandıran yorumlarının takipçisiyim, bilesin :)))ok sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. ya valla macera romanı gibi okudum. anılar çok hoş. öyküler de napalım artık gitmiş. ne lojmanlarıydı onlaar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biraz burucu kaybetmek; ama öyle, gittiler :(

      Askeri lojmanlardı. Havacıların. Hala yerlerindeler. Yenimahalle'de.

      Sil
  6. Öncelikle çocukken sorumlu bir abla olmanızı takdirle karşıladığımı belirteyim. Sonrası için de "giden öyküler olsun, onlar bir şekilde yine geri gelir" diyerek sizi yeni öykülere yelken açmanız için yüreklendireyim...

    Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hem de iki taneydiler :))) Çok teşekkür ederim.

      Sil
  7. Sözcüklerin ressamına bir bakmışsınız ilham perileri gelirken kayıp hikayeyi de getirmiş. Olmadı kuşlarla haber gönderir ne yapar ne eder kayıp hikayeyi bulur . Sevgiyle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tigriscim, moralim düzeldi. Teşekkürler :)

      Sil
  8. Canım güzel bloğunda gezintiye çıkmak istedim ve bu serüvende mola verdim. Okurken kendi çocukluğum geldi gözümün önüne. Abla kardeş ilişkisi nede güzeldir. Sende güzel duyarlı bir ablaymışsın. Tebesümle okudum yazdıklarını ve yaşadıklarını.
    Aslına bakarsan bende pek konuşkan sayılmam. Gerektiğinde gerektiği kadar konuşurum .
    Kaybolan yazıların için üzülme Hz. Mevlana'nın dediği gibi kaybettiğin herşey birgün başka bir surette sana geri döner. Fotoğraflar şahane :)
    Kucak dolusu sevgiler sana.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha dün düşünmüştüm o yazılarımı. Ne tesadüf oldu bugün duymak...

      Gezintinin hoşnut bırakmış olmasını dilerim :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci