30 Temmuz 2016 Cumartesi

Sis ve Deniz

Bu çalışmam için tabii ki adına uygun tema seçtim. Her zamanki gibi yalnızca benim çektiğim, yalnızca kendi fotoğraf makinelerim ile çektiğim resimleri ekledim.
 
Göründüğümüz yalnız ve yalnız kalıplarımız; ama sözlerimize dek bizi anlatan, ruh sadece. Ruh, duygu da, duyumsama da. Kin de kan da. Ama neşe de sevgi de. Ruhun karası, bazen bedenle özdeşleştirilir bu yüzden. Yıkıcı bakışlar, küçümseyen gülüşler dışa yansımış kötülüklerin, çirkinliklerin  beden diliyle anlatımı olarak  görülmüş olmalı ki  “içinin alası dışına vurmuş” dene gelmektedir. Kimisinin içinin  alası, kilitlenmiş dişlerde, her an kuyruğu kalkık akrep  gibi pusuda olmasında besbellidir. Ruhla beden hep beraberdir; ama ruh için zorakidir bu kimileyin. Zıt kutupların ikizliğidir ruhla bedenin, iki ayrı kavramın  bir olma ya da olamama öyküsü.

Çirkin deyince hemen dış görünüşü anlarız, değil mi? Ruhun çirkinliği önde olmalıyken görüntünün çirkinliği  yanılsamasında yiteriz. Oysa Cyrano da, Quasimodo da görünüşte çirkin değil miydi? Ya ruhları? Ruhlar görünmüyor, karanlıkta ışıyan elmasımsı yıldızlar gibi parlıyorlar tek.

Cyrano’nun  yürek alevinden köz köz tütüp ağzından çıkan; ama başka birinin imzasını taşıyan mektupları okuyan Roxane, başkasınca atılan imzaya mı aşıktı, dizelere mi? Cyrano’yu beğenir miydi eğer Cyrano’yu görmüş olsaydı dizelerden önce? Mısraları okudu da ne oldu? Bir ruhun aynasıydı o dizeler ve Roxane, ruhun yansımasını gördü. Biçimsiz bir görüntünün alabildiğine sakladığı, sızıntısı ancak şiirlerle, satırlarla olan ruh, eriyen kar suyu gibi damladı, damladı,  damladı. Kar suyu, su birikintisine dönüştü. Ardından göl oldu, deniz oldu.
 
Görsel niteliği, ruhsal nitelikleriyle taban tabana zıt  Cyrano’nun  satırları, Cyrano’nun ruhuyla yazıldı. Ruhu olan dizeler oldular o yüzden. Ama yalnızca el yazsaydı onları? Hali, yalnızca dış varlığıyla masa başında olup ruhu değil eli işe gidenlerden olurdu. Ruh katık olmazsa bir işe, yavandır o iş. Ruhsuzdur o yüzden. Cyrano ruhlu olanlar yok mu şimdilerde? Eminim, hem de nasıl eminim ki var. Ve benzerlikleri sadece ruhlarının güzelliğinde. Burunlarından doğan çirkinliklerinde değil. Yani çirkin değiller. Ruhları güzelliğinde dışları da.

Ruh denizdir, beden de sis. Sis, denizi örter, göstermez, saklar kimileyin. Ruhun görünmesi için güneşin açması gerek. Güneş de satırlar, dizeler o halde, iş kalem kağıda kaldığında…

Beden, kimlik; oysa ruh, kişilik. İyisiyle kötüsüyle inceliğiyle, kaba sabalığıyla, duyarlılığı duyarsızlığıyla. Ruh sessiz, beden patavatsız. Ruh, testideki su,  beden de testiyse eğer, testinin sızdırmayanı olmaz. Bir çatlağı bekler ruh sızmak, testinin dışına  su mürekkepli bir imza atarak kendini belli etmek için. Eğer isterse tabii.

Ruh, diyelim ki doğa delisi; ama dış varlığımız belki de bir masa başında pineklemekte. Odanın camından kapkara camlı binaların gri duvarlarını görmekte. Bir güvercinlerle saksağanlar olmasa kanat sesi bile çok uzakta olacaktı o duman grisinde.

Ruh,   dağarcığına her kavramı, sözcüğü almaz. Kırıp dökerek inciten, rencide eden, hiç olmayacaklara alınan, hak etmediği halde elde ettiklerinin güç zehirlenmesiyle ruhunu unutup  ruhsuz birer  silindir olup çıkmışların arasında bocalar her gün. Yani ne dış beden rahat ne de ruh dünya keşmekeşinde. Dış, içi de beraberinde sürüklerken ikisi de perişan.

Dış güzellik, ruh güzelliğinin belirleyicisi olamıyor. Anmıştık ya  bu yüzden Cyrano’yu da, Quasimodo’yu da. Ruhun niteliğini görebilmek de öyle ha deyince olamıyor. Görüntünün, ıssız dağ göllerine vuran kayın gölgeleri gibi dingin olması istenir ki açık açık seyredilebilsin dışa vurum. Dinginlik,  kenarında oturulacak, alıp her türlü tasayı, derdi uzaklaştıracak tek şey. İç dünyanın derinlerine o sadelikle dalınacak. Oradaki inciler, mercanlar derilecek.  Oradaki pınarlardan sulanacak ruhun canı. Eğer kurumadılarsa. Saklılardakilerin, kendi  seslerini duyacak kulağı beklemelerindeki sabrın rengi görülecek. Gün ışığına hasret gün yüzü görmemişler görülecek böylece…
 
Nasıl iyi ve kötü, gece ve gündüz birbirinin zıddıysa ruh ve beden de birbirinin zıddıdır çoğu kere. Ruh bedenin hapsinde, beden de kapris giysileri içindedir. Bazen bu kapris, kaderin kaprisi de olabilir. Nasıl mı?

Ruh çok başka şeylere meyletmişken dış varlığımız bambaşka meşgaleler içinde olabilir. Bu kaçınılmazdır. Zira hayat bir kavgadır. Ekmek kavgası. Çobanlık yapan bir çocuğun sürüyü gütmekten başka bir yolu yoktur. Oysa içinden taşı, kayayı koyun, sürü şeklinde yontmak geçmektedir belki. O çobandır ve sürünün başında kavalıyla çobanlık edecektir çaresiz. Koyun sürüsü onun gerçeğidir her ne kadar  düşü  koyun yontusu  yapmak olsa da. Ruh, düşlediği yontuları yaparak beslenemezken dış varlığımız bu kez ruhun hapis olduğu zindanlar gibidir. Yani sürü başında prangaya vurulmuştur  sürü gütmek yerine  kayaları yontarak taştan sürüler yapmak isteyen çoban çocuk.
 
En çok iş hayatında tanık oluruz bu çileye. Ruhun derinlikleri nerelere ulaşmışken, sığ kıyılara vurmuş balıklar gibi sırf hayat kavgasında kıyılarda çırpınmak nerede? Çoğu kişi, işi olduğu için mutludur; ama işi ruhuna uygun kaçmaz. Hayatın gerçeği bu aykırılığı umursamaz ama. Hayatın gerçeği, bir iş sahibi  olmaktır ve bundan öte daha ne istenilmektedir ki?
 
Ruhsuzluk belki de buralarda başlar. Bir işe gider gelir çoğu kişi; giden ruhu değildir ama, ayaklarıdır. Koşturmacasında vardır işin; ama benliğiyle yoktur. Çok şeyde olduğumuz gibi. Testide olması gereken pınar suyudur böyleleri. Deniz suyu da sudur doğrusu; ama testideki su olmak için mi sudur o? Çoğumuz deniz suyuyken engin denizlerde değil testilerde olabiliriz yani. Denizin dalgalarındaki çağırışı her duyduğunda  burnunun direği sızlar öylelerinin.
 
Ruh, kırların, dağların, ormanların havasını solumak, şarlakların, kuş seslerinin orkestrasından bir konser dinlemek isterken dış varlığımızla, kulaklarımızla duyduklarımız hesap kitap, çıkar, oyun düzen ve incitici şeylerdir hem de pek çok kez. Ruhu kara olanlar, herkesin içini karartmayı yeğlerler. Hep bir fırsat kollarlar. Dedim ya, kuyruğu havada akrepleri andırırlar. Yine de buradaki en güzel yan, kurumuş yaprakların sarısının, taze yaprakların yeşiline nasıl diş bilediklerini görmektir.

Dış şartlar, ruhun seti… Atlanıp geçilemez duvarı, engeli. Görünmez kilidi. Ruh, sesi duyulamayan çağlayan. Şarkısı bilinmedik kuş ötüşü. Yalnızca içteki adı başka, esişi başka yellerin tatlı uğultusu. Ama gizli. Cyrano gibi. Çünkü görüntümüz,  duvar gibi dikilmekte ruhun önünde.

O zaman testilere kalıyor iş. Ya testi çatlarsa? O an, ruhun gün ışığını gördüğü andır. Belki Cyranovari bir dizeyle belki nesirle belki çok şeyden eli eteği çekip alıp başı gidilen bir dağ başındaki inzivada. Ruh, çileyi çekendir. Ta ki testi çatlayana dek.

Diyeceğim  içle dış farklı. Dış, Cyranoysa eğer,   duyan yürek olsa da duyuramaz; ama ruh Cyrano’nun satırları olmaya yol bulduğunda duyan da duyuran da olma yolundadır çoktan. Kimse Cyrano’ya baktığında gördüğünden hoşnut olmasa  bile Cyrano’nun görünmeyen yanı, iyi ruhu, uzanan eli, duyumsayışı  belki de en seveceğimiz şey olabilir.

Yani eski Türk filmlerinin yaklaşımıyla kurarsak cümleyi, ruh ya da bedenden birinin ait olduğu ortam, şartlar, zemin, diğerinin asla olamayacağı yer olabilir.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 01.10.2015, 13:45
 @AcemiDemirci

Paylaş :

16 yorum:

  1. Sakin bir zamanda yeniden, yeniden okunması gereken bir yazı. "Ruh ve beden" ne çok şey barındırır içinde.İnsan karmaşık bir varlık. Anlaşılması da o denli güç.
    Fotoğraflar harika. Tebrikler. Çok emek verilmiş bir çalışma olmuş.
    Sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim yorumunuza. Çok değer veriyorum yorumlara, yorumlarınıza. İki yanımı, dışımız ve bilinmedik ruhumuz. Anlatılacak çok şey var haklarında. Y a da tek bir cümle;
      Ruh ve Beden :))) Çok sevgilerimle <3

      Sil
  2. Buralarda böyle insanları keşfettiğim,yazılarını okuduğum için çok mutlu oluyorum :) Özellikle takipçileri ile ilgilenen yazdıklarına değer veren bloggerler candır benim için :):)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buralara gelerek de beni mutlu ettin Kübra. Candan sevgi ve selamlar. Hüdaydalı :)

      Sil
  3. Bir dizi izliyoruz, adı Penny Dreadful. Orda bir Frankenstein uyarlaması var. Haliyle, çirkin yaratık gibi bir görünüm ama nasıl şair. Nasıl güzel bakışlar.

    Evet ondan hoşlanıyorum. Bu da görüntüsü :D

    http://www.imdb.com/name/nm1239499/mediaviewer/rm3457163008

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir örnek. Çirkin ve Güzel vardı yanılmıyorsam bir zamanlar. Yanılıyor da olabilirim zira bir dizi dışında dizlerden pek doğru dürüst bahsedebilmem zor. Güzellik dışta bitmiyor. İçle bütünleşmeden dış yetersiz. Doğruluk, içtenlik, dürüstlük, açık olma, ard niyetsiz olma gibi şeyler güzelliğin tamlanmasında esas unsurlar galiba. Yine de kişilere ve onların değerlerine göre çok değişken bu sıralamalar :)

      Sil
  4. Ne güzel yazmışsınız. Yıllarca özel bir bankada çalıştım. Ama hiçbir zaman oraya ait olamadım. Bedenim oradaydı. Ama ruhum isyan ediyordu. Tam 12 yıl sonra ruhum bedenime söz geçirdi ve istifa ettim. Sanki yeniden doğdum. Şimdi müşteri olarak bile banka şubelerine uğramıyorum :) Aslında fotoğraflarınızdaki yerler, olmak istediğim yerler. Bir Ankaralı olarak denizi bu kadar özlemek neden bilmem. Kaleminize sağlık. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  5. Ankaralı? Ben de... Ve hala. Ankaralıyız yani... Çok sevindim eğer öyleysek :)

    YanıtlaSil
  6. Derin bir konu ve huzur veren fotolar çok hoş yaaa! bayıldım ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle bir konu. Dışı anlatmak kolay da iç kolay da değil belki mümkün de değil.

      Sil
  7. ya bu yazıdaki fotolar valla o kadar güzel ki. hele o uzaktan tekne olanlar yaaa :) kuş ve çiçek dışında da negzel doğa fotoları çekiyon yaaa:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzele yatkınım da ondan :)

      Seyretmesi de çok güzeldi. Kitap elimde kaldı kimi zaman.

      Sil
  8. Kalplerin yolları kesişir işte böyle.
    Usta kalpler yol gösterir,çırak kalpler yolu izler.aynı duygular içinde olduğumuz günlerdeyiz ne güzel yalnız değilim..!
    "İçi başka söyler,dışı başka","içi beni yakar,dışı seni","İçinin kötülüğü dışına vurmuş.","Ruh güzelliği dışına vurmuş."
    Bunlar bir yana; "Bize içi-dışı bir."olanlar rastlasa ne güzel olur.
    Ruhum yorulmaz da durulur.

    Bu resimler ayrı güzel,sis ve deniz;Ruh bedenin hapsinde,beden de kapris giysisi içinde.Bazen kapris kader olunca...of.of.yetişemedim
    ki ne güzel ifadeler bunlar.

    Hele o çoban,heykeller yapsa,üç boyut için de kendinden parça ne olur kimbilir.
    Annelik nedir ? güdüleri bile gelişmeden,ana sevgisi görmeden,küçücükken anne olan,aklı evcilik oynamakta,kırlarda koşmak isteyen küçük bir kız çocuğu gibi.)
    Ruhlu kadınların,çocuklarını oyuncakları gibi gördüğünü,eleştiren ben gibi...!
    Sevgilerimle. SUSTUM..!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ruhlarımız usta ruhlar olsun umarım. Çıraklığı geçmiş olabilsek olgun bakışlı olmada desem...

      Çok güzel yorum... Susmasaydınız keşke. Okumaya doyamadım :)

      Sil
  9. Senin gözünden dünyayı görmek bana keyif veriyor. Anlattığın herşeyde emeğin ve ruhundan bir parça var. İyiki blog yazıyorsun ACEMİDEMİRCİm ;) İnsanın ruhunun güzelliği bedenine yansırmış. Senin ruh güzelliğin paylaştıklarına da yansıyor. İnan çok keyif aldım. Teşekkürler.

    Sevgi ve selam ile.

    YanıtlaSil
  10. Çok teşekkür ederim. Ne güzel yazmışınız okurken mutluluk duydum :)) Çok.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci