31 Ağustos 2016 Çarşamba

Ağacın Altındaki Tilki

Herkesçe sevilen ve anıldığında sevgi ve saygı ile bahsedilen Çok Sevgili Babam’dan da bahsettiğim için mekanının Cennet olmasını dileyerek bu yazıma tema olarak ağaçlar ve şelalelerden oluşan “Cennet gibi” dedirtecek manzaralar seçtim. Çoğu Sinop, Şile, Ağva, Kefken, Kerpe gezilerinden.

Tıkalı ya da açık yollarda ilerlercesine gitmiyor muyuz hayatı kat ederken? Herkesçe istenilen açık, dümdüz bir yol olması önündekinin.  Ama karşılaşılan çoklukla engebeli, zorlu yollar.

Kenar kıyı kaçarız zahmetli çıkışlardan, baş aşağı inişlerden, dibi bulmaktan. Hayatın güçlükleri, karşımıza set gibi dikildiğinde hayat kendini anlatmakta biz de kendi öykümüzü yazmaktayızdır. Zorluklar, kaçmaz; hatta kovalar. Çokça da yakalarlar.

İşleri her dem yolunda gidenler  pek az. Çoğu, dişini tırnağına takıp alnı boncuk boncuk terleyerek hayat mücadelesi verenlerdir. Böylesi lime lime, ezim ezim ezik  olmuş hayatlar, ezgilerle anlatılır sıklıkla.  Ağıt desen değil, ağlamak hiç değil müzikle. Duman altı hallerle.

Ağzında gümüş kaşıkla doğmayı herkes isterdi; ancak herkes hayata gözlerini böyle açmıyor. Gözler açıldığında görülenler yoksulluktan sefalete, kavga döğüşten aslında istenmeyen bebek  olmanın  akıl erdikçe algılanacağı ortamlara dek olabiliyor.

Bir fırsat yakalayıp daha iyi koşullara kaçış kurtuluş belki; ama nasıl? Fırsat nerede, ne zaman? Buna cevap arayan da olabilir, içinde olduğu şartları kabullenenler de. Biz, cevap arayanları yani fırsat peşinde koşanları  konuşalım. Fırsatçı dediklerimizden değil asla; ama bu fırsatı yakalamışları.

Yoksul bir köylü çocuğuyken, ayağında giyecek değil ayakkabısı, çarığı, soğukkuyusu yokken kendini kurtarmakla kalmamış bugün imrenilen hayat şartlarını yakalamış, işi gücü yerinde, maddi sıkıntıdan uzakta, evi, arabası, yazlıkları ve başka göz boyayan her şeyi olan dünün yoksul ya da köylü çocukları vardır. Okuruz gazetelerde. Televizyonlarda dinleriz. Hatta içlerinden kimisinin namları, alıp yürür. Dünyanın en ünlü cerrahlarından olurlar. Bilim insanlarından olurlar. Edebiyatçısı, ressamı olurlar. Onlar, köyün zaten bir çobanı olduğundan  kendilerinin çoban dahi olamayacağı kederindeydiler bir zamanlar. Oysa köylerinde, obalarında çoban olarak kalsalardı kavalları dinlenecekken  tüm dünyaca dinlenmektedirler şimdi bundan öte. Yoksulluğun, yokluğun, susuz köylerden, damsız fakirhanelerden, yolu izi olmayan toz toprak içindeki yerleri yurtlarından bir şekilde çıkmışlardır. Tüm yokluklara rağmen  evet bir yolunu bulup, bir tünel açıp dehlizlerden gün ışığına çıkmışlardır.
 
Fırsatlar eğer bir dala konmuş karganın ağzındaki peynirse, fırsat yakalamayı bekleyene,  ağacın altında bekleyen tilki denebilir mi? Hani kargayı konuşturacak da karga gagasını açınca peynir tilkinin önüne düşüverecek. Böylesi nerden nereye öykülerin hemen neredeyse hepsinde başkasının fırsatını çalma değil, kendini gösterebilme fırsatını yakalamış olma yatar. Böyle bir öyküyü çok yakından biliyorum. Babamdan dinlemiştim kaç kez.
 
Babam bir köy çocuğuydu. Köyün kurucusunun torunu. Tarla, bağ bahçe filan var; ama o zamanlar askerlikler uzun. Dedem bir askere gitmiş, dört yıl hatta daha uzunca sanırım. Askere giden tek Nafiz dedem değil. Akranları da gitmiş kimi Diyarbakır’a kimi Bitlis’e kimi Ağrı’ya. O zaman askerliği bitse bile dönüş günler sürermiş oralardan.

Babaannem çocuklarla kalakalmış Nafiz Dedem askerdeyken. Kim sürecek tarlayı tapanı. Sürülmüyor, ekilip biçilmiyorsa eğer toprağın olmuş ne yazar, olmamış ne farkı var? Yardımda bulunabilecekler zaten kendi tarlalarının, bağları bahçelerinin başında. Yani yaz  süresi belli ve o süre içinde tüm işler kotarılacak, kayıtdamları dolacak, peynirler, yağlar  küplere basılacak, turşular kurulacak, buğdaylar bulgura dönecek, fasulyeler, üzümler kurutulacak, tulumlara tulum peynirleri dolacak… Daha neler neler bunlardan başka.

Tarla sürülmeyince buğday hasadı olmaz. Bu da ekmeğin olmaması, bulgur pilavının işmemesi, mısırın patlayıp köy çocuklarının ender eğlencelerinden birinin olmaması anlamına gelir.  Tarlada hasat varsa, horantanın yani hane halkının karnı toktur. Boş tarla, bağ bahçe, aç karın demektir. Kayıt damında üst üste kayıtlanan kışlık yufka ekmeğin olmaması demektir. Pekmez küpünün boş kalmasıdır bağlarda omcalar budanıp, üzümlerin toplanmaması. Pekmez ki köylünün şekeri, şurubu. Tatlısına koyduğu kestirmesi.

Babam zeki. Matematik filan duyunca derste gözlerini açıyor. Her soruda parmağı havada. Birinci sınıftan beşinci sınıfa köy çocukları hep birlikte tek sınıfta öğrenim görüyor o zamanlar köylerde. Babam ikinci sınıftayken üçüncü sınıfın, dördüncü sınıftayken de beşinci sınıfın sorusuna cevap veriyor.  Çünkü onların derslerini de dinlemiş oluyor aynı sınıfta olduklarından. Öğretmeninin eşi,  duyarlı bir kadın eğitimci. Beşinci sınıftan sonra Babamı yanına çağırıp ona Aksaray’daki ziraat mektebine gitmesini söylüyor. Babamın oraya gidebilmesi için kamyon parası bulması lazım. O zaman dolmuş, otobüs filan yok. Ama işi rast gidiyor bu sefer. Çünkü köyün tek kamyonu, babamın dayısının.

O zamanlar köyler o kadar yoksul ki yatılı okuyacak çocuklara kefil isteniyor. Babam, aslında kökü başka köyden Yeşilova’dan; ama babasıyla hala dayı çocukları, Aksaray’da hanı olan Mehmet Acır’ın  yanına geliyor. Mehmet Acır, eli açık birisi.  Neşesi de yerinde.  Kefil oluyor Babama. Böylece Koçaş Ziraat mektebine başlıyor. Oradaki hayatını öyküye sığdıramam. Halen taslak haldeki ikinci roman çalışmamda anlatıyorum Babam’ın o mücadelesini.

Akıl alacak gibi değil babamın yatılı okul hayatı. Çocukların hepsi çevre köylerden. Hatta o sıralar Muş’ta deprem olunca deprem bölgesinin çocuklarını Koçaş’a yatılı getirmişler. Öyle olmuş ki o çocuklar depremzede diye daha fazla ilgi görüp ayrıcalıklı olmuşlar. Dişlenmişler hayli. Babam, hiç su üstüne çıkamamış ticari zekâsını, okul harçlığını çıkarmak için fazlasıyla kullanmış öğrenciliğinde. Dinlerken kâh gülmüştüm kâh bir köy çocuğunun asker olmaya uzanan mücadelesindeki akla gelmeyecek çabalarını  dinlemiştim.

Üç yılın sonunda Koçaş Ziraat Mektebi’ni bitirip köyüne dönüyor. Yine aynı köylü; ama Babam ile akrabalığı hiç olmayan  ilkokul öğretmeni, sonradan dünyaca bilinen bir yazar oluyor. Egeli karısı da öğretmen,  çok da iyi bir insan. Babama Adana’da bir sınav olduğunu, o sınava girmesini söylüyor.  Adana’ya gitmek  için önce Aksaray’a gidilmesi gerek. Babam, ne sınavına gireceğini  bile bilmeden yola düşüyor köyden birkaç çocukla. Henüz havacı mı, karacı mı, denizci bir asker mi olacağından bile habersiz. Ama mezun olduğunda mavi üniforması ona çok yakışıyor.

Adana’da sınav için gün beklerken fırıncıda da çalışıyor, çimento torbalarının arasında da uyuyor köyden arkadaşlarıyla. Bu arada yanındaki üç beş kuruş parası çalınmasın diye de hep tetikte. Sonunda sınava giriyor. Kazanıyor arkadaşlarının aksine. Okuyor. Hayata lacivert üniformalı olarak atılıyor.


Köydeki oyuncağı aşık kemiği, ağaç dallarından tekerlek, söğüt dalından kendi yaptığı kaval, tahtadan yonttuğu kağnı olan babamın kızı olarak oyuncağım taş bebek de oldu, benim çocukluğumun kız çocuklarının vazgeçilmezi olan Ayşegül kitapları ya da çay fincan takımları da. Bisikletim de oldu.  Ama belki de çocukluğunda hiç gerçek meşinden topu olmadığından mıdır yoksa gerçekten voleybolu çok sevdiğinden midir, Babamın hep meşin topu ile voleybol filesi oldu. Hep voleybol oynadı. Az ileride biz yakan top oynarken.

Tilkiliği hiç bilmeyen, hayatı çalışmakla geçen Babam, daldaki kargayı kandırmaya çalışan  ağacın altındaki tilki olmayı değil,   meyve veren ağaç bulmayı yeğlemiş ve meyvesinden dermişti. Nur içinde yatsın.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 14.06.2016, 16:16

Paylaş :

32 yorum:

  1. Nur içinde yatsın. Çok güzeldi kızının gözünden babasını okumak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Başka yazamayacağım.

      Sil
  2. allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.
    onu böyle anan, anlatan bir evladı olduğu için de rahat uyuyordur yerinde eminim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Başka yazamayacağım.

      Sil
  3. mevsmden mi depreşti acaba, bende başladım babamla ilgli bir yazıya ,yarım kaldı bitiremedm.Nur içinde yatsınlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bekliyorum yazını. Merakla. Nur içinde yatsınlar.

      Sil
  4. Havacı ha. Allah rahmet eylesin babacığına,huzur içinde yatsın. Lacivert üniforma bizim de hayatımızda önemli yer kaplar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) Ben de zaman zaman mavi - lacivert giydim. Bazen serbest kaldı. Teşekkür ederim. O renk, Baba'dan kıza bizde önemli :)

      Sil
  5. Nur içinde yatsın, çok güzel yazmışsınız kaleminize sağlık. Elinizde eski fotoğfaflardan var mı ? Bir de onları ekleseymişsiniz keşke tamamen o günlere gitmiş giib olurduk.
    Eskiler ne dertler, ne sıkıntılar yaşamışlar da of dememişler. Bizler ne kadar dayanıksızız :(
    Babanız nur içinde yatsın, Allah sizlere uzun ömürler versin.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Babam'ın da Annem'in de eski fotoğrafları var. Daha yakında yayınlamıştım en son. Tekrar olmasın ve Cennet gibi görünsün diye bu temayı seçmiştim. Vaktiniz varsa biraz gerideler :)

      Sil
  6. Harika bir yazı ,süper resimler.Bir solukta okudum yazınızı.Babanızın meknanı cennet olsun.

    YanıtlaSil
  7. Harika bir yazı ,süper resimler.Bir solukta okudum yazınızı.Babanızın meknanı cennet olsun.

    YanıtlaSil
  8. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun dilerim. Ne güzel anlatmışsın can. Yüreğine sağlık.

    Sevgi ve selam ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin. Çok teşekkür ederim.
      Sevgi ve selam ile...

      Sil
  9. Nurlara gerk olsun inşaallah. Evladın gözünden babasını okumak keyifliydi, duygusal bağlamda doyurucuydu. Ne mutlu sana ki anlatmalara doyamayacağın bir baban olmuş. Sevgiyle ve huzurla büyüyen bir çocuk da tabii senin gibi üretken, devingen oluyor. Babasına yakışan bir evlat olmuşsun :)

    YanıtlaSil
  10. Babanıza saygı duymamak elde değil.Mekanı cennet olsun...

    YanıtlaSil
  11. Mekanı Cennet Bahçelerinde olsun Babanın Ne güzel bir Baban varmış Çok saygıdeğer biri olduğu o kadar belkili bu anlatılanlardan Kesin çok seviliyordur Çevresi tarafından ????

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin. Öyleydi. Çok teşekkür ederim Mayıscım.

      Sil
  12. Mekanı cennet olsun.

    Fotoğraflarda,manzara da yazında hepsi yine tam Yasemin'lik.
    Yüreğine sağlık.

    Tam da,
    (Baba-kız aşkı senin ki yaşanılan.)Anlaşılan.
    Şanslısın...!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Babam, yeğenlerinden komşunun çocuklarına, sitenin bekçisine dek Baba idi. Öyle bir baba, gerçekten şans.

      Sil
  13. Ne güzel evlat yetiştirmiş, nicesine örnek olabilmiş. Huzur içerisinde uyusun babacığınız.

    YanıtlaSil
  14. ne güzel olmuştur babanı dinlemek, hayatını, onun ağzından :)

    YanıtlaSil
  15. O, çok başkaydı. Evladı olarak benim değil tanıyan herkesin ortak fikri bu. Hala sitede bahsediliyor ve yokluğu aranıyor. Başta benim başvuru kaynağımızdı. Nur içinde yatsın.

    YanıtlaSil
  16. muhteşem görüntüler, çok güzel bir yazı.. ışıklar içinde yatsın ...

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci