10 Ağustos 2016 Çarşamba

MİM ile MİMlenmiş Öykü

Yazılar, yazarın aynası bir yerde. MİMler de bir konuya açılan kapılar. O yüzden bu yazıma tema olarak pek sevdiğim eski taş ya da toprak tuğlalı Aksaray evlerinin zemberekli kapılarından örnekler seçtim.

Bir an olmuş, bir olgu çerçevesinde deyimler, bir yerde çıkıvermişler ortaya. Deyim olarak değil ama ilkin. O anı anlatan kısacık, öz bir ifade olarak. O olay ve onu anlatan birkaç sözcüklük öze indirgenmiş anlatım öyle anlamlı bulunmuş ki sonrasında da kullanılagelmiş. Deyim yerindeyse deyim olma yolculuğuna çıkmışlar. Ve bugün bizim taşı gediğine oturtmak anlamında kullanılan sözlerimizden olmuşlar.

Neredeyse çoğunun belki hiçbirinin nasıl ortaya çıktığını bilmiyoruzdur kullanırken. İlk çıkış anlarındaki öykülerini bilip bilmediğimizi  umursamadan; ama  yerli yerinde bir söz dizimi olarak gördüğümüzden sarf ediveririz. Deyimler, bir öyküden doğar. Oysa o kısacık söz dizimiyle beynimizde çağrışımlar oluşturan deyimlerin her biri, yaşanmış bir öykünün olabilecek  en kısa özeti aslında. Nasıl mı?

Hiçbirimizin bir diğerini tanımadığı, görmediği, ne yaşı ne başı ne mesleği ne çoğunun gerçek adı ne de burada tek mi çift mi yoksa çoklu halde mi bulunduğunu bilmediği; ama yazılarından, çektiği fotoğraflara ayak sesini tanıdığı sayfalar demek bloglar. Ses değil söz üzerine. Sözler yazılı halde. Bloglar sessizdir.
 
Bu sessizliğin yine sesiz bir ağırlaması, daveti var bir konu çerçevesi dahilinde. Konu seçmece değil. Seçilmiş ve belirlenen birkaç bloğa sunulmuş. Buna MİM deniliyor malum.

MİM, bir tür röportaj, söyleşi, mülakat, anket hatta istatistik. Kim bilir hangi ilde, köyde, dağ eteğinde, Ankara’nın mı, İzmir’in mi, İstanbul’un mu, Trabzon’un ya da Ordu’nun mu veya Antalya’nın mı keşmekeşindeki bir blogda cevaplar hazır olacaktır yakında…

Hiçbirini tanımazsınız blog sahiplerinin. MİM soruları, yazıları değil yazıları yazanı tanımanıza vesile olacaktır bu yüzden. Ama yazı bazen ayna olabiliyor galiba. Gizli bir fotoğraf görevi yapabiliyor. Öyle oluyor ki tanıdığınızı düşünüyorsunuz bazı yazıları okurken kalemi tutanı. Aman aman tanıdık olması da şart değil. Sonuçta herkes insan. Yazıların ve MİMlerin böyle etkileri olabiliyor. MİMler, bugünkü yazımın öznesi.

Gelelim “mim koymak” ya da “mimlemek” deyiminin öyküsüne.

Yüzyıl bile  olmadı daha, yurdumuzun çektiklerinin geride kalmasında. Savaşlardan çıktık. Acılar çektik. Kolay olmadı bu toprakların bizim olarak kalması.

Artık çocukların bile askere alındığı Anadolu’da erkek çocuklarının adı en çok Mehmet ya da Mustafa imiş. Öyle ki Mehmetsiz ve Mustafasız tek bir ev yokmuş.  Askere gidecekler kayıt altına alınıyor, ev ev gezilerek o sıralar. Her evde bir Mehmet var. Mehmet’in baş harfi M.

O kadar çok Mehmet var ki liste Mehmet ile dolu. O sıra kullanılan abece; şimdiki değil. Eski abece ve M harfi, mim diye okunuyor.

Kolayını buluyor kayıt işlemini gerçekleştirenler. Daha evde askerlik erkek çocuk olup olmadığını sorduklarında hemen Mehmet adını duyduklarından ismi soran, kaydı yapana “koy bir mim”  diyerek  söylüyor o evde de bir Mehmet olduğunu.

Bu çok anlamlı deyimimiz bugün de kullanılıyor artık. Bloggerlar yapıyor bunu.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.08.2016, Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci6

Paylaş :

36 yorum:

  1. Hiç duymamıştım. Acı da bir hikayesi varmış. (Zorla götürüldükleri için) ilk kez mim yazısı okuduğumda 'Allah Allah nasıl kötü birşey yaptı ki mimlediler?' Diye düşünmüştüm ki bambaşka bir anlamı varmış meğer :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öykü, deyimlere kadar her şeyde. Bazıları hiç yazılmıyor, bazıları yazılıyor.

      :)

      Sil
  2. Vayyyyyy harikaaaaaa çok güzel bir yazııııı .
    Açıkcası o kadar çok kullandığım kelimenin hikayesini hiç merak edip araştırmamışım. Çok utandım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aklımıza bile gelmez ki öyküleri olacağı. Oysa her şey öykü galiba. Kimiz gizlenmiş halde kimini öğrenmişiz.

      Çok sevgiler :)

      Sil
  3. Bende hiç bilmiyordum bunu uzun birşeyin kısaltmasıdır diyordum. Çok güzel bi yazı olmuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkülerin, şarkıların, deyimlerin hep öyküleri var. Kilim desenlerinin, oyaların anlamı var. :)

      Sil
  4. O yüzdendir ki mimlerimde mim yerine م yazarım ben :) Anadolu nasıl da zengin, nasıl da bereketli. Eline sağlık Ayşei hatuncum ❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, yorumunda fark ettim. Eski abeceede M harfi. Mim olduğu zamanlardaki gibi.Peygamberimiz Hz. Muhammed'in adı yazar ya porselen tabaklarda, cami duvarlarında oradan hatırlasın arkadaşlar :)

      Sil
  5. Mimleri şimdi daha çok sevdim ...

    YanıtlaSil
  6. Hiç duymamıştım bu hikayeyi. Hazin bir öyküsü varmış. Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Resmen kelimeleri birbiriyle dans ettirmişsin. Ne diyeyim kalemine, yüreğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ara sıra anlatayım o zaman burada sıkça kullandığımız deyimlere rastlarsam. Yeni bir başlığım oldu. İşin içinde Türkçe olunca ben kolları sıvarım gönüllü olarak :)

      Sil
  7. Ben de severim mim koymasını, amma ve lakin artık pek duyulmuyor mim koymak! Yeniden duymak ya da okumak mı diyeyim çok özeldi. Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artık ilk fırsatta kullanayım diyorum ben de günlük hayatta, sonra blog literatürüne has kalacak :)))

      Sil
  8. Hayata öykü penceresinden bakıyorsunuz. Ne güzel. Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Galiba çoğu zaman öyle. Ben de çok teşekkür ederim :)

      Sil
  9. Benim mim'in hemen ardından bu açıklamalı yazı ne güzel bir beraberlik ve bütünlük oluşturmuş. Bildiğim bir öyküydü, tekrar zevkle okudum.
    Eski kapılar bana da çok şey ifade ediyor.Her kapının ardında bir başka öykü var. Hayatın bir başka yönü.
    Sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mim koyman deyiminin öyküsünü bildiğinizi duyunca sevindim.

      Her yerde kapı fotoğrafı çekerim. En mükemmel kapılar Hatay'da. Blogumda da gerilerde kalmış çok kapı fotoğrafı var yurt dışından, Safranbolu'dan, Kapadokya'dan, Ayvalık ve Cunda'dan ve başka yerlerden :))))

      Sil
  10. Şahane bir yazıydı, emeğinize sağlık. Ben de mim kelimesinin yabancı bir kelimenin kısaltılmışı olduğunu falan düşünürdüm hep. Arap alfabesi hiç aklıma gelmemişti. Hüzünlendim, ne günler yaşamış atalarımız. Her neslin çilesi farklı elbette ama onların ki gerçekten zormuş.
    Çok teşekkürler, birşey daha öğrenmiş oldum.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz çok değerliydi. Okuyunca bu konuyu yazdığıma sevindim ben de.
      Sevgiler :)

      Sil
  11. sen her şeyden yazı çıkartıyon valla. bu arada ben de kapılara meraklıyım yaaa, eski kapılar, bir de mezartaşlarına :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kapıların en güzeli Hatay'da. Tahtası, demiri. Hepsi işçilik. Mükemmeller.İçinde epeyce resim olan kapı dosyam var. Blogda da gerilerde öyle çok ki kapılar.

      O taşlara ilgim yok. Ama kimlik bilgisi bir toprakların. Korunmasına ilgim var bu yüzden :)))

      Sil
  12. Beni de duygulandıran bir yazı oldu.Mimlenmeyi zaten çok önemsiyordum iyice abartırım artık :)

    YanıtlaSil
  13. Nasıl güzel bir dille,nasıl güzel bir konunun anlatımı bu.İlk mimlendiğimde nedir diye bakmıştım google'a.En güzel cevabıysa şimdi okudum.

    YanıtlaSil
  14. Hiç akla gelmeyecek öykülere sahip deyimler. Çok sevgiler :)

    YanıtlaSil
  15. Ne güzel bundan böyle mim demekle olumsuzu hissetmeyeceğim.

    YanıtlaSil
  16. Anlamı çok özel bu deyimin değil mi? :)

    YanıtlaSil
  17. Mim öyküsünü ilk defa duydum çok da güzel anlatmışsınız emeğinize sağlık. O kelimeye hep mesafeli dururdum ben de soğuk duygular uyandırırdı "o ev mimlenmiş" cümlesini çok duyup özüldüğüm olmuştur asıl öyküsünü okuyunca başka duygular hissettim. Tekrar teşekkürler bilgilendirdiğiniz için.

    YanıtlaSil
  18. Bu hikayeyi bilmiyordum, etkilenmemek elde değil. Kapılarla çok daha anlamlı olmuş bu paylaşım. Emeğine sağlık.

    Sevgi ve selam ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilinmiyor olması normal. Ancak ben bilinmiyorsa eğer bu yazılırsa anlattığım için sevinç duyuyorum şimdiki gibi. Yeni bir yazma başlığım oldu. Zaman zaman bazı deyimlerimizi anlatacağım. İlkten çok sevdiğim, yerel bir şey var; ama anlatmamak için neden de var. O, hiç bilinmez başka yerlerde. Tek Aksaray'a özgü :)))

      Sil
  19. Vay canına! Hiç duymamıştım. Bir de öyle güzel aktarmişsın ki... her zaman olduğu gibi. Bayiliyorum kalemine 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım benim. Okurken ben de bu yoruma bayıldım :)

      Sil
  20. Hikayesini bilmiyordum mim sözcüğünün... Sayenizde bilgi dağarcığıma yeni bilgiler eklendi. Kaleminize sağlık.. Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimizin içinde olduğu bir şey oldu MİMlenmek. İyi olmuş, ben de sevindim yazdığıma yorumunla. Çok sevgiler :)

      Sil
  21. Mimlenmek deyiminin hikayesi acıymış. Bundan böyle mim deyince aklıma savaş gelecek. Nur içinde yatsın mimlenenler.
    Teşekkürler :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci