18 Ağustos 2016 Perşembe

SatırArasıMim #1


Sevgili Yağmur YAĞAR’ın MİM davetini görmek, gülümsemek demek... Nasıl gülmem! Yağmur bugün meltemler eşliğinde. Nisan kırk ikindisi havasında. Pencereye vuruyor. Her damla MİM diyerek düşüyor kapı çalar gibi :) Sorular şöyle;

1.         Nasıl blog yazmaya başladınız?

Bir söz vardır o aklıma geldi ilkten soruyu okuyunca. Neden mi? Çünkü bu öyküyü ilk kez anlatmayacağım. Bu kez yine seve seve anlatacağım; ama ana yoldan gitmeyip patikalara, dağa bayıra, orman kenarı keçi yollarına saparak anlatacağım biraz değişik olsun diye. Demin andığım söz mü? Söz şu; “Gerçek  centilmen, bir fıkrayı ilk kez dinleyendir”.

Tabii bu sözün gelişi. Kaçıncı kez anlatsam da ben anlatırken hep aynı heyecanı duyuyorum. Daha önce anlattıklarımı okumuş olsalar da ilk kez  okuyormuşçasına okuyanlara da yürekten teşekkür ediyorum. Hüdaydalısından Ankara selamları eşliğinde.

Blog bilmezdim; o yüzden ben blog yazmadım sanırım. Yazdıklarım blog oldu. Bir blog düşü olmayan hatta blog nedir bilmeyen birinin öyküsüdür benimkisi. Bu uzun bir öykü ama. Madem sordunuz o zaman uzun da olsa anlatırım ben de… :) Yukarıdaki söze güvenerek :)

Ben, iki buçuk yaşındaki resimlerinde bile elinde deftercik ve kalem olan biriyim. “Yedisinde neyse yetmişinde o” demelerine fırsat vermemiş, erkenci davranmışım. Kalemi de kağıdı da iki buçuk yaşımda kapmışım. Kapış o kapış.

Resim de bir tür yazıdır. Kalemle en çok çiziyordum ilkten. Çizdiklerimi herkes görürdü. Ve ben onlar için geleceğin en ünlü ressamı idim. O kadar umut besliyorlardı yani. Umutlarını kırmış olabilirim :)

Yazın sanatında şiir önce gelir eli kalem tutanlarda. Denemeyle başlamaz bildiğim kadarıyla kimse yazmaya. Adet öyledir :)  Şiir, ilk durak.

Ortaokul yıllarımın  geçtiği Ünye’deki  üç yıl boyunca  yazları  kamptaydık. Tatilimiz yalıdaki evden çıkıp fındıklıkla çevrelenmiş, çamlık içindeki, denize dik inen yükseklikte, kara kumlu bir koyu olan o kampta geçerdi. Işık kirlenmesi nedir bilinmeyen o kamptaki gecelerde yıldızlar yukarıda gerçek ışıklarıyla bulanık bir duman gerisinden görünür gibi değil de bakılamayacak parlaklıkta elmalar gibi ışırken yerdeki eğrelti otlarının yaygı uçları gibi girintili yapraklarında  ateş böcekleri yanardı. Hatırladığım ilk şiirimi Karadeniz'de  yazdım. Oldukça uzun bir şiirdi. İlk iki dörtlüğü sadece aklımda şimdi. Eğer merak eden olursa o şiirimi diyelim ki yoruma eklerim :) Bu dizeler, yazın hayatı ve öncesinde blog sürecine döşenmiş Arnavut kaldırımı taşlarını andıran taşlardı.


Aklım erdiğinden beri, bildim bileli yazdım. Tek etkileyici vardı şiir yazarken beni, doğa. İnsanlar gözlere bakıp yazarlar; ama nedense ben ille bir dağın vadili, koyaklı engebelerinden kadifemsi kırışıklığından etkilenip dağlara, nehirlere yazıyordum. Hiçbir yolculuk yaşamadım ki o zamanlarda, bir dağ göreyim de o şiir olmasın.

Dağlar silsilelerle uzayıp giderken dağ silsilesi gibi uzayıp gitti  benim yazı silsilem. Hiçbir beklentim olmadan. Yazarlık denilen şeyin sadece kitapların üzerindeki bilinen adlar ve gazete köşelerdeki resimlerden ibaret olduğunu düşünenlerdendim. Ama bir şey öyle düşünmüyormuş.

Resimde de yazıda da gayretimin yetersiz olduğunu gören müzik, kolları sıvamış bana haber vermeden.  Bir gün birkaç nota geldi kulağıma televizyondan. Olduğum yerde kaldım. Çağıran, içli, çok şey anlatan notalardı. Tek tek düşüyorlar içlice. Öyle ki yağmur damlalarının su birikintisine düşüşü gibi. Müzik giderek hızlanırken sanki televizyonun başına çağırıyor. Gittim.  Bir mısır tarlası ki koçanlar kocaman… İçinde Rüzgar Gibi Geçti’nin Scarlett O’Harasını andıran lastik çizmeli taşralı bir çiftlik kızı. Sanki Gone with the Wind filminden kaçıp gelmiş. Görüntüler tam benlik. Müzik mi? Çağırıyor besbelli. Müzik ASİ dizisinin müziğiymiş.

Bu his, benden başkalarınca da duyulmuş her biri her yönüyle anlatmakla değil tanımakla algılanabilecek mükemmellikte arkadaşlarla  bu dizi sayesinde tanıdık birbirimizi. Sanal ortamda tabii. Çünkü herkes başka bir şehirden, ülkeden Bizi bir araya getiren bu dizinin kültürel ögeleri. Tarım, çiftlik, doğa, mimari. Dizi,  bir  Jane Austen kitabı olan  Aşk ve Gurur’dan uyarlama. Aşkın erdemlisine saygısı olan biri olarak zaten derste okuduğum kitabın uyarlaması bir de o görsellikle bezenince ilk kez bir dizinin başına oturdum. Şimdi başında değilim; ama halkanın dışında da değilim diğer tüm arkadaşlarım gibi. Hiç gözden geçirmeden, hiç okumadan uyarlama hakkında yazdıklarımı o sanal sayfaya göndermeye başladım. Hala internette mevcut. Daha ilk yazımla birlikte  çok duyduğum,  önce çok yadırgadığım; ama sonra kanıksadığım soru şu oldu; “Siz, yazar mısınız?”

71. haftasında uyarlama bitti; ama bizim hala hiç görüşmesek de dostluğa dönüşen arkadaşlıklarımızın bitmemesi için  artık çok uzak bir kıtada yaşamakta olan eski oda arkadaşım bir şeyler düşünmüş. Ortak bir adres. Adres bir bloğa ait. Adı, Asiesintiler.

Dizinin ardından yazılacaklar tekrar olur diye denemelerimi yayınlamaya başladım. Yazılarıma gelen tepkilerden bahsedince çok güvendiğim insanlar göz attılar yazdıklarıma. Çok utandım zira öylesine yazılmış, gözden bile geçirilmemişlerdi. Ama bana gözlerini dikip bu yazıları saklamamı ve yarışlara katılmamı söylediklerinde de kulaklarımı tıkadım. Hem de yıllarca. Sonunda gerçekten mahcup oldum laflarına kulak asmıyorum diye. Çok yarış vardı ama ben hepsinin vaktini kaçırmıştım. Küçük yarışlara da katılmayı düşünmüyordum. Sadece çok köklü bir  edebiyat kuruluşunun, aslında bir yazarlar birliğinin  yarışını görmezden gelemedim. Yarış başvurusu kapanmak üzere olduğunda öykü yarışına öykümsü denemeler ile katıldım ki gözden bile geçirmemiştim hiçbirini. Vakit yoktu. İlk yarıştı. Nasıl katılınır fikrim de yoktu. Bir rumuz bulmalıydım. Adım kadar beni anlatmasını istedim. Elbette tek Acemi Demirci olabilirdi o rumuz.

Sonucu en sevdiğim arkadaşlarımdan birinin evinde öğrendim. İlk yarışım ile ilk derecemi, ödülümü almış oldum. Ondan sonraki İstanbul’daki bir  hatırlı edebiyat birliğinin yarışında iki ödül birden aldım. Deneme dalındaki  birinciliğime kimse şaşmadı nedense. Ve duyduklarında benim şaşkınlığım kadar şaşkınlık ifadesi görmedim yüzlerinde. Hatta eleştirileri oldu, neden geç katıldığım ve bunca zaman sözlerine kulak vermemem üzerine.

Eski oda arkadaşım bana rumuzumla bir blog açmış, yazılarım derli toplu bir arada olsun diye. Acemi Demirci. Öyle aklıma geldi de bir blog da ben açayım değil benim blog öyküm. Belki de dünyanın ilk hediye bloğudur Acemidemirci. Arkadaşıma, Aylan’a bir kez daha teşekkürler. O hep ileri görüşlü, tanıdığım en yapıcı, akıllı, çözüm bulucu ve maçı okumak derler ya öyle hayatı, durumu okuyucu biridir. Yazın sürecimi benden önce okuyanlardan o. Okunuluyorsam eğer bugün, okutanlardan. O benim en değerli arkadaşlarımdan.

Gün geldi gün ışığına çıktı yazılarım, bana blog hediye edilmesiyle. Bana ille yarışlara katıl denilmesiyle. Ve iki ödül birden aldığım yarışta, ben deneme birincisi  ve aynı zamanda anı dalında da aslında gezi yazısıyla mansiyon alırken öykü dalında birinci olan Ülkü Hanım da -ki hala hiç görmedim kendisini, zaman zaman ileti ile haberleşiriz- şu an yazdığım iki yere, www.kadinhaberleri.com ve www.bizimsemaver.com adreslerine  beni öneren ve oralarda yazmamı sağlayandır. Burada onu anmadan geçemem. Neşeli, güldüren, okuduğum en muzip yazılara imza atanlardan ve asıl işi benim gibi başka alanda olan Ülkü Hanım’a sevgilerimi göndermeden edemem. İşin aslı, ben hala ne yazdığım yerlerden ne de blog arkadaşlarımdan  tek bir yazarı dahi tanımıyorum. Blog sahibi tek bir arkadaşım da yok.
2.Blogunda daha önce yazmadığın tarzda yazsan bu ne olurdu?

Şiirle başladım ilk. Öykü, deneme ve anı dalında ödüllüyüm. Köşe yazısı halinde çalışmalarım var. Gezi yazılarım hayli çok. Biri de ödüllü. Bir bitmiş romanım var yedi yıl öncesine dayanan. Bir de taslak romanım var ki köy hayatına ve o hayatta bir şey olma mücadelesindeki çocukların gerçek yaşamlarına dayalı. Bir gün yayınlanmaları en büyük dileklerimden. Galiba yine bana yılmadan “hadi” diyecek birileri çıkmalı bunun için. Hep öyle oldu çünkü yazın sürecimdeki yol alışım. Birinci olan yazıyı yazmakta hiç zorluk çekme; ama yarışa katılma… Benim halim bu galiba :) Gerçek :) Bu yüzden edebi bir tür değil de tümden kültüre ve çok önemsediğim, gelişmesini istediğim yozlaşmasından ödüm kopan Türkçe için, deyimler için, kültürel her başlık altında yazılarım olsun isterim.
3.Bloglarda okumayı en çok sevdiğin konular nedir?

Bilmediğim, içinde olmadığım  konuları okumayı severim. Ayakları yere basan, tutarlı, emek verilmiş yazılar hangi konuda olursa olsun yararlı. Kullanacağım bilgilere rastlayınca memnun kalıyorum.
4.Hayatta en çok yapmak istediğin üç şey nedir?

Sanırım sağlıklı olmak dışındaki dilekler bunlar. Eğer öyleyse;
İki buçuk yaşımda elime kalem kağıt almış biri olarak edebiyatta yol almak tabi o üç istekten biri… Dünya üzerindeki tüm ağaç, çiçek, bitki hatta yosun türlerinin fotoğraflarını çekmek ikincisi… Yani fotoğrafta da yol almak :) İstediğim zaman dünyanın tüm gürültüsünü, kirliliğini, kulelerini, trafiğini geride bırakıp, kıyıcı metropol hayatından -ki o bir virüs ve hepten vazgeçilmesi de mümkün değil-  kaçmak istedikçe çocukken resmini çizdiğim belki Toroslar'da sedir ağaçlarının gölgesindeki, sabah pencereye sincapların geldiği, kapı dışına çıkınca her türlü kuşun sesinin duyulduğu, karın okkalısının yağdığı, baharın rengarenk çiçeklerle dağları bezediği, yazın yakmadığı, güzün renk şöleni, rüzgarı burcu burcu çiçek kokan  bir tepedeki taştan, odundan yapılı, betonsuz  dağ evinde ara ara dinlenmek. Yani metropol kirinden, görüntüsünden, sesinden arınmak.

Eğer ben de mimleyeceksem; Sade,  misnobody.blogspot.com.tr, bahar'dan kalan, BlogYazarki, Ayşe Şahin, maviye iz süren ve  Yusuf Aslan,
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 18.08.2016, 18:35
acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci

Paylaş :

41 yorum:

  1. Şu benzetmelerinize hayran kaldim.Bende soruyorum size, "Siz yazar misiniz?" :)

    YanıtlaSil
  2. :))) Gülümsetebildiysem ne mutlu. Valla başkaları da davet edecek ve sıra bana gelmeyecek diye korktum. Sıkıştırmam bu yüzdendi :)) (Bana ne, en çok ben seviyorum o yüzden kaçırmakta istemedim.) Şimdi gerçek bir centilmen olarak, yazmaya başlama serüvenini ilk kez, heyecan ve merak içerisinde okuduğumu söylemeliyim. Bu güzel yazıların bizimle buluşması için ebedi bir hediye oluşturan Aylan Hanım'a da ayrıca teşekkür etmek istiyorum. O olmasaydı böyle güzel birini tanımayacaktım, yüzümü güldüren yorumlarından yoksun kalacak, bir çekirge tarafından ziyaret edilmeyecek ve en önemlisi bana ithaf edilmiş bir şiirim olmayacaktı. Yazmaya böylesi gönül vermiş, yazdıklarını elde ettiği başarılarla taçlandırmış birini tanımış olmak benim içim gurur verici. Eğer bu kişinin hala bir itici güce ihtiyacı varsa ona HADİ demeyi borç bilirim. Haaaaadiiiiiiiiii!!!!! Umuyorum hayattaki isteklerinizin tamamı gerçek olur :) Sevgiler,

    *** İstek yapmak istiyorum! İlk şiirin ilk iki dörtlüğünü benim için yazar mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Damlaları, gülme imi halinde düşen Yağmur... Beni hep gülümsetir zaten :)))

      "Hadi" dedin de... Bana yıllarca yarışa katılmam için ısrar oldu. Sonunda sanki onları hesaba almıyormuşum durumuna düşünce çok utanıp da katıldım :))) Şimdi de yalnızca kitap gerektiren yarışlar aklımı çeliyor. Kitap henüz olmadığından ohhh rahatım. Telaş yok. İki ödül aldığım yarış sonucunu öğrenmek bile üç dört gün sonra aklıma gelmişti de bakmıştım. Adımı gördüm ilk sırada. Birinci. Aaa, sonra sanki bir daha gördüm. Ben artık heyecandan şaşırdım, yazıları karıştırdım, her şeyi adım okur hale geldim filan sanmıştım ki adım meğer iki kez geçiyormuş, anladım. Mutluluk iki kez ve üst üste.

      Yazdıkların için çok teşekkür ederim. Beni tanımak biraz biraz çekirgelerle filan da dostluk demek yani. İlk yazdığım şiirin hatırımda kalan ilk iki dörtlüğünü yazmak isteğini yerine getireceğim. Yorumda mı olsun yoksa yayında mı?

      Sevgiler :)

      Sil
    2. Herkes okusun isterim. Yorum olursa belki okunmayabilir. Diye düşündüm :)

      Sil
    3. Sizi Benden önce mimleyenler oldu ya yanarım yanarım ona yanarımmm 🙈🙈

      Sil
  3. CANIM selam ;
    Keyifle okudum ... Ben hala tam adapte olamadığımdan mimlerle aram hiç hoş değil ... İnşallah yakında tam anlamıyla ilgilenebilirim .
    Umarım dileklerin beklediğinden de çabuk ve hayırlı şekilde gerçekleşir .
    Sevgiyle

    YanıtlaSil
  4. Onun için seni MİMlemedim zaten. Blogunda da çıtlatmıştın. Bir at üstünden yorgunlukları, sıradasınnn.....

    YanıtlaSil
  5. Blog arkadaşlarımızı biraz daha yakından, daha detaylı tanımak iyi oluyor. İlgiyle okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MİMler bir köprü değil mi bu yüzden :)

      Sil
  6. Gerçekten çok zevkli bir yazıydı.Başarılarınızın daim olmasını diliyorum :)

    YanıtlaSil
  7. Ne güzel yazıyorsun ya! Su gibi. Uzun ama okutan cinsten. Ben de son yazımda mim yaptım. Seninkinin aksine kısacık oldu :) ❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kısacık da çok akıcı olmaz mı :) Yormak istememişin kimseyi :)

      Sil
  8. Ne güzel hikâyesi varmış bloğunun :)

    Yazı dolu nice yıllara :)

    YanıtlaSil
  9. Elinize sağlık ne de güzel cevaplar bunlar :)

    YanıtlaSil
  10. demek blogunun hikayesi bu. ne güzel.
    üstelik benden de istiyorsun.
    peki deneyeceğim.

    p.s: blogumun adı "bahar'da kalanlar" (n yok)
    yani bende kalanlar:)

    YanıtlaSil
  11. Pardon :)) -n için-
    Evet, öyküsünü anlatmasını istediklerimdensin :)))

    Kolay gelsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok incesin.
      teşekkür ederim :)

      Sil
  12. Blog yazılarınız roman olsa okunacak türden.Okurken hayallere dalmamak elde değil.Elinize 2.5 yaşında iyi ki kalem almışsınız ve karşımızda tüm samimiyetinizle duruyorsunuz.Yazı sonunda kendi ismimi mimlenmiş olarak görmek beni mutlu etti.Müsait olunca içtenlikle cevaplayacağım.Saygılarımla.. :)

    YanıtlaSil
  13. Oldukça ilginç bir blog yazarlığa girişiniz varmış. Sizi tanımak Aylan Hanım sayesinde oldu demek. Zevkle okuyoruz yazılarınızı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blog yazarlığı sürecimde kulağı durmaksızın çınlayacak tek kişi Aylan'dır, doğru :)

      Çok teşekkür ederim. Çok selamlar size ve eşinize :)

      Sil
  14. Blog'a başlama hikayeniz ne güzelmiş... Benimde sizi bulmam deep sayesinde olmuştu... Bir şeyler bir şeylere vesile oluyor... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler persephone :) Deep böyle güzel şeyleri başarmada emsalsiz gerçekten...

      Sil
  15. dünyanızı bu vesileyle tanımak çok güzel, mim için teşekkür ederim ancak uzun bir süredir mim yazamıyorum önceleri çok yazdım ondan sanırım :)
    sevgiyle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiiiçç sorun değil... Desem ki, yazmamanız da benim için bir tür cevap :)))))

      Sil
  16. Oooh yakın zamanda peş peşe ikinci kez mimlendim, söylemesi daha bir hoşuma gidiyor ''ebelendim'' :) Yanıtların her zamanki gibi çokça sen, çokça içten ve bunu sana yakıştırıyorum artık biliyorsun ''çokça farkında'' ;) Emeğine sağlık güzel insan.

    En kısa zamanda bende yanıtlayacağım. Çok teşekkürler.

    Sevgi ve selam ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üst üste ikinci kez olduğunu biliyorum. Ama bir nedeni vardı.

      Önce ad vermeden davet etmek istedim. MİM geleneğini bozmak istemem. Gelenek bozulmasın diye :) İsim vermeksizin okuyanların tek tek davetli olduğunu yazmak istedim. Ama sonra aklıma gelen bir şey nedeniyle isim seçtim :)))

      Sevgi ve selam ile.

      Sil
  17. yazınızı zevkle okudum , ödüllerinizle gurur duydum kendi ödülümmüş gibi. Yürekten kutlarım.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Böyle içten bir yorum okuyunca çok sevindim :)

      Sil
  18. :) çokoş. sen şu ünye kamp çok seviyon. orda güzel günlerin geçmiş demek ki. belki de doğaya kuşa yakınlaştın. yazma hikayen de ayrı bir hikaye. dileklerin de çok. yaz ve foto çek sen ömür boyuuuuu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ünye dönüşü çok işlek bir caddede, evde kapalı kalınca Ünye çok tüttü gözümüzde. Orada kocaman bahçeler içindeydi evimiz. Arka bahçede Trabzon hurması, taflan, mandalina, portakal, limon ağaçları olurdu. Onların kokusu... Bildiğine eminim o kokuları Yalıdaki evde oturmaya başlayınca hem kordonda gezmek hem de kordonda gezinenleri balkondan seyretmek eğlenceydi. Camdan, balkondan takaların ışıklarını izlerdik. Kalkan balığı her akşam masada olurdu. Daha önce de evlerimiz olmuştu; ama geçiciydi. Orada apartmanlar kat kat yapılır. Bu yılın fındık hasadı geliri ile bir kat yapılır. Ertesi yıl yeni bir kat çıkar. Ve evlerin içi güzel olabilir; ama dışlarında sıva bile yoktur. Tuğla görüntüsüyle karşılaşır insan. Evin bitmesi de seneler sürer. İlk evimizde hiç oturmadık. İkincide biraz. Ama üçüncü olan yalıdaki biter bitmez ilk kaloriferli ev olması nedeniyle de soluğu aldığımız ve üç yılın büyük bölümü oturduğumuz yerdi.

      Ünye'yi çok benimsedim. Okul tatillerini bir çocuğun doğa içinde, deniz kenarında kampta, geceleri ateş böceklerini seyrederek, çamların altındaki bir çadırda geçirmesi çok başka. Galiba o yüzden unutmuyorum.

      Sil
    2. ailenin babanın ekonomik durumu da iyiymiş o zaman. şanslıymışsın çocukluğunda :)

      Sil
    3. Askerdi Babam. Eğer "Sare ve Anai"s adlı Babam tarafını ve benim rumuzumdaki Demirci adının tarihini anlatan öykümü okuduysan... Babam'ın köy çocuğu olduğunu anlattım orada. Onun hayatı, gerçek bir mücadele. İlkokuldan sonra yatılı okullara gitmiş ve çıkmış köyden. Okul seçme şansı da yok. "Bir okul var, sen orayı başarırsın, git kaydol" diyor öğretmeni -ki o köyden, o köyün kendi çocuğu ve dünya çapında bir vakitler ün salmış bir köy yazarı öğretmenin yine öğretmen eşi- Babam gidiyor hiç fikri olmadan, kaydoluyor. Çok akıllıydı. Hiçbir şeyi unutmazdı. Köy, Demirciköy. Babamın dedesi kurmuş. Çakır gözlü esmer bir büyük büyükbaba. Resmi var. Siyah beyaz. Demirciymiş Çakır gözlü diye anılan Demirci Büyük Büyükbabamız. O zamanın ağır sanayisi demircilikmiş; ama şimdiki ağır sanayinin getirisi ile kıyaslamak ne mümkün :))))

      Ekonomik durumu kötü olmayan; ama öyle aşırıya kaçmayacak bir aile ki bu da bana çok çeşitli kesimler tanıma imkanı verdi.

      Sil
  19. İstisnasız hangi yazını okursam okuyayım, Karadeniz özlemim depreşiyor. Şurada onca güzel şey yazmışsın ben gittim yine o yıldızlarla kaplı Ünye gecesinde takıldım, kaldım.
    Bizde yazları harmanda serili fındık üzerine çadır örtülür. Hava yağarsa örtersin, bulutlar çekilir çekilmez de açarsın. Ben daha küçücüğüm, Fatsa'da evden kaçmış köye gelmişim. Tabi kaçtığım için de cezalıyım geri götürmüyorlar beni. Babaannem (rahmetli) rüzgar çıktı, çadırı açmak gerek deyip gece üç-dört gibi beni yataktan kaldırdı harmana götürüyor. Tabi hava zifir karanlık. Yüzümü gökyüzüne doğru bir çevirdim, gördüklerimi anlatmaya kelime yetmez ama sadece şunu söyleyeyim, santimetrekareye üç beş yıldız birden düşüyor, irili ufaklı. o manzarayı asla unutamam. Başka da hiçbir zaman böylesi bir gökyüzü görmedim.
    Gel gelelim mime. Yazılarını zaten beğeniyle takip ediyorum. Sana rast gelmiş olmak şans, seni böylesi mimler sayesinde yavaş yavaş tanıyor olmak da büyük keyif.
    Kalemin daim olsun. Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Harman yolundaki gecede bakılan gökyüzünü anladım. Ünye'de ve Muş'ta gördüm ben öylesi yıldız gerçeğini. Buralarda gökyüzü denilen şey bulanık bir örtü ya da duman gerisindeki sönük cılız güya ışıltılar. Oralarda gökyüzü kapkara ve sanki içine çakılı elmaslar yanıp sönüyor.

      Çocukluk anına bayıldım. Yazarsan okuruz. O yıldızları görmek başka nasıl mümkün olurmuş :))))

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci