24 Ağustos 2016 Çarşamba

ZOR ANLAMLAR

 Ankara bugün yağışlıydı. Akşam tam çıkmadan önce oda penceresine irice tek tük damlalar halinde düşen yağmur, servise gitmemize bile izin vermedi dış kapıya ulaştığımız bir iki dakikalık süre içinde. Yağmur çişil çişil filan değildi, bardaktan boşanırcasına. Yanında da dolular düşüyor;  yere vurdukça çıkardığı sesler artık yaz mevsiminin gitmekte olduğunu düşündürüyor.

 
Sırılsıklam, açık yazlık ayakkabılarımız su dolu, herkes gibi üst baş denize düşmüş gibi neredeyse damlayacak halde geldim. Hemen balkona çıktım fotoğraf için. Beni güzel bir konu bekliyordu. İlk kez yan sitenin otoparkındaki bir aracın altına serçe sürüsünün yağmurdan sığındıklarını fotoğraflamak  kısmet oldu. Ve bu yazıma da tema oldu.” 

İnsan olmak zor. İnsan olmak, insan olmanın anlamını anlamak, yetmedi öyle davranmak olduğundan zor. Çoğu  insan kendini anlayamazken başkalarının kendisini anlamasını beklediği için zor.

 
Bunu geçersek görüntüde insan olmak herkesin yapabildiği şey. Doğarken insan türünden doğmak, insan olmanın ilk adımı. Şekilsel belirleyici. Deee… Ya sonrası.

Sonrası zoorr… Kimi de o zoru kolay etmeyi bilenlerden. Ama kendini bilerek oluyor bu. Kendini bilenlerden o zaman onlar.

Büyümek, gelişmek elbette; edinimlerle. Deneyimlerin yontması biçmesiyle. Görmüşlükler, geçirmişlikler, okumuşluklar, dinlemişliklerle. Bir şey daha var bunlara ilaveten ama… Kavramlar!

 
Kavramlar ediniyoruz, kimisi öteden beri bildik kimisi yeni yeni aşina olunduk. Kavramlar, ilkeler bir yerde. Olmazsa olmazlar. Olmazsa olmaz demişken…

Böyle şeyler kendimiz için elzem. Kendimize hak gördüğümüz şeyler, konuşurken haliyle başkaları için de hak görülüyor. Ama konuşma, sözdür. Kuma yazılan yazı gibidir. Bir rüzgâr eser kumu savurtur, bir dalga gelir yalar yutar yazılanı. Oysa davranış, siz neyseniz onun göstergesidir. Hiçbir rüzgâr onu savurtamaz.

İnsan olmak, başkalarınca, karşıdakilerce anlaşılmak isteğini taşımak demek haliyle. Ama insan olmak asıl, anlamak demek. Neden mi? Halden. Hani empati dedikleri. Ya da başka başka isimlendirip pek bir kılıktan kılığa, kılıftan kılıfa  sokup afili endamlara bürüdükleri kavram. Derli toplu haliyle halden anlamak işin aslı…

Bu öyle zor ki… İnsan işte karşıdaki de; tıpkı ben gibi, sen gibi, biz gibi. İnsan yani; eline diken batsa canı yananlardan hani. Sevinse  de ağlayan, üzülse de. Sıkça acıkan. Hani doğduğunda feryadı basmıştı. Ne elbisesi vardı üzerinde ne de cebinde cüzdanı. Hani kimlik kartı bile yoktu. Adsız doğmuştu da kartvizitinde cakalı unvanlar yoktu. Sadece ağlayan, kendi başının çaresine bakamayacak kadar aciz, gözleri bile kapalı ve doyurulmazsa aç kalacak, giydirilmezse donacak o aciz varlık. İnsan işte bu. Yola öyle çıkar.
 
Sonra başkalaşır. Birinci yaşıyla yaş almaya başlar. Her yaşta başka başka surete bürünür. Yürür de koşar da düşer de. Bebek kalmaz, çocuk kalmaz, genç kalmaz. Yaşlı bile kalamaz. Çünkü hiçbir insan dünyada kalamaz. Gelir ve gider. Bunu anlamak da zordur ama. Yaşarken gidiş yolu trafiğe kapalı sanılır.

İşte o aciz varlık, hep aciz de kalabiliyor ya da insanları aciz bırakanlardan da olabiliyor. Kırk yılda bir çıkarsa eğer biri, hem aciz düşenleri hem de düşürenleri anlayanlardan olabiliyor öylesi. Ama kırk yılda bir rastlanıyor onlara. Bu, kaç milyonda bir insana denk gelmekte, bir düşünsek? O zaman kaçımız halimizin  anlaşılmasından memnuniyet duyacakken başkasının  halinden anlayanlardan olabiliyoruz bir tartsak? Tarttık mı? Ne çekti peki kantar?

İnsanın cilası sözler ve giysiler. Görüntü. İnsanın gerçeği tutumu, hali tavrı. Hangisi önde geliyor bir insanı değerlendirmede? Önde gelen görsellik oluyor çoklukla. Televizyona çıkan herhangi birine benziyorsa bir  insan nedense etkileyici bir izlenim bırakıyor. Sade ise hiç kimse sadeliğin dolup taşmışlıktan gelebileceğini akıl edemiyor. Yani bu en basit sınavda bile karşıdakinin halinden anlayan yok gibi. Öyle ki bazen inleyen bir keman çok şey anlatır da inleyen bir insan ne yapsa anlatamaz halini. Bağıra çağıra feryat da etse, içten içe  yansa da.
 
Birinin halinden anlamak için ille o  birinin halini sözle ortaya dökmesi mi gerekir? Eğer dökse de içini dışını ortaya, anlaşılacak mıdır? Ya da anlaşılması kesin midir içini döktüklerince? Sanmam. Böyle durumlar sıklıkla bolca öğüt işitip, verilen akılları dinleyip, çözümsüzlüğe başka sıkıntılar katmakla sonuçlanır. Üstelik halini anlatması gerekenler nedense hep eften püften şeylere canını sıkanların hallerini dinlerler.
 
Anlamak, anlatılanların yanı sıra  anlatılmayan çevrelenmiş tüm şartları anlamakla mümkün. İşte insanların görünmeyen kılıfları olan o şartlar, halden anlamaya soyunmuşlarca göz ardı edilir de akıl edilmez pek çok kez. Belki de ilk şart, içinde bulunulan koşulların farkında olmaktır halden anlamada. Bir insanın tavrının yapı taşları olan etiğinden, etlisinden sütlüsüne her şey, kâh o insan için sokak lambasıdır kâh pusula ya da yelkenini dolduran rüzgâr. Koşullar belirleyicidir malum.
 
Nasıl anlarız o halde halden? Köpekler bile sahibi üzgünken onun sıkıntıda olduğunu seziyor ve ayak ucundan ayrılmıyorsa biz insanlar başka insanların halinden neden anlamıyoruz? Anlarmış gibi yapıyoruz bazen daha beteri? Ya da anlasak bile başımızı ağrıtmamak için görmezden mi geliyoruz? Hep kendi halimizden anlaşılsın isteyip de başkalarının halinden anlayanlardan olmamak… Çifte standarda daha buradan başlıyoruz işte. Çünkü sıkıntı bizi üzmedikçe dardaki başkalarının hissettiğini duyumsamayacak; ama kulağımızla duymuş olacağız. Ne demişler, damdan düşenin halinden damdan düşen bilirmiş. O zaman sıkıntı nedir bilmek, az çok eğer varsa sıkıntıdakilerin halinden anlamada yol göstericidir. Ve atlatıldığında da unutmamaktan. Yapabiliyor muyuz peki bunu?
 
Halden anlamak…“Nasıl” sorusunun en yakıştığı hem de gerekli olduğu durum…

Halden anlamak için önce dinlemek gerek. Anlatmıyor mu halden hale girmiş olan, o zaman nasıl göründüğü anlatıyordur onun halini. Sıkıntısı olan, düşünceli olan hangimizin gözünden kaçar? Kaçamaz. O vakit onun dışavurumu olan dalgınlıksa dalgınlık, yorgunluksa yorgunluk, sıkıntıysa sıkıntıyı gideremesek de azaltmaya çalışmak gerekmez mi? Bunu yapmak bir tebessümle bile olabilir. Bu hallerin tüm insanların başına gelebileceği, sizin de kaç kez başınıza geldiğini önce sizin hatırlamanız, halden anlamaya atılan ilk adımdır. İnsanın insana adımı, gerçek anlamda budur. Ev gezmesine giden adımlara benzer adımlar değillerdir yani. Yüreğe su serpmeye, “olur böyle şeyler”, “bu da geçer” demeye başlangıçtır. Onu ve halini anladığınızı anlatmaktır. Anlayış? Ne zor ve yapmaya üşendiğimiz şey, değil mi?
 
Doğarken insan şeklinde dünyaya gelmek, insan olmaya yeterli değil kesinkes. Şeklin tamamlayıcıları ve şekilden öteye gidenler var. Çünkü atlar hatta köpekler at ve köpek olarak doğsa da sadakatleriyle öyle davranışlarda bulunurlar ki çoğu insan gösteremez o insanca  davranışı, erdemi.

İnsan olmak, ille tutumlarla tamamlanır. Hiç halden anlamadan sırf doğuştan gelen insan suretiyle insan olmaya çıkılan  yol bir yere varmaz. O zaman?
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 06.05.2016, 11:05

@AcemiDemirci
Paylaş :

28 yorum:

  1. Valla o kadar derin ve her cümlesi önemli şeyler yazmışsınız ki tekrar tekrar okuyup tekrar tekrar üzerinde düşünmek gerek.Kaleminize ve yüreğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizden tekrar tekrar okunacağını duymak... Teşekkür ederim.

      Sil
  2. Tüm sıfatları üst üste koysak bile ablacım Aileden ötesi yalan ben öyle düşünüyorum. Seni her halinle anlayan dinleyen kol kanat geren ailen Ben artık Dostum bile demiyorum. Arkadaşım diyorum. hepsinin içleri boşaltıldı çünkü Yüreğine kalemine yazılarına sağlık ....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden öyle oldu, ne yaşadın bilmiyorum; ama eğer dost bilindiyse biri benim gönlüm hep dost kalmasında. Keşke becerebilseler. Belki alınganlığına denk gelmiştir diye ummak istiyorum. Çünkü herkes insan ve bazen bilmeden kırıyoruz. Emin olmak gerek. Ama üzülmüşün, anladım.

      Sil
    2. Küs değilsindir ama eskisi kadar da yakın değilsindir ya işte o durum çok kötü..
      Derin şeyler yaşadığım doğru Bazı duyguları kaybettiğimi düşünüyorum biraz yazıya döktüğünde garip gelsede durum budur abla Sevgilerimle..

      Sil
    3. Olanı biteni tam bilmediğimden yazacaklarım doğru olmaz. İrdelemek bana da düşmez.

      Sil
  3. Ne kadar derin bir yazıdır bu.İnsan olmak.Bu başlık altında zar zor yapabildiklerimiz kadar yarım, yapamadıklarımız kadar eksik, gerekenlerin tam tersini yaparsak bu isme layık bile değiliz.Diğerini , diğerlerini anlayabilsek empati ile yetinmeden gereken onarıcı yakınlığı gösterebilsek, kim bilir belki birinin hayata bağlanmasına yardımcı olabiliriz.Dert yanmak, yorumları, yorumlar kişiye göre değişkenliği, hasbel kader densiz bir yorum, size geri dönüşsüz bir pişmanlığı yaşatabilir.Bu düşünceden giderek, bir cümlenizin devamı
    olan şu satırınız ne kadar öneme haiz :(( çözümsüzlüğe başka sıkıntılar katmakla sonuçlanır.)) Çok doğru.Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Densiz bir yorum... Yaptık mı acaba?" diyesim geldi. Ama daha çok yaptırana da bakmalı öbür ucu var çıtanın :)))

      Sizin yorumunuz da çok derin. Her zamanki gibi :)

      Sil
    2. Hayııır, başka bir yazımda bana yapan bir erkek bloggerı düşünerek yazmıştım.Sevgiler :)Teşekkürler.

      Sil
    3. Benden de teşekkürler :)

      Sil
  4. yazıda geçen "insanın cilası sözler ve giysiler" cümleciği bana bir büyüğümün sıklıkla söylediği "insanlar giyimleri ile karşılanır, düşünce ve davranışları ile uğurlanır" sözünü hatırlattı.

    bu arada ankara'nın yağmurunun şiddetini ancak şimdi anladım sanırım :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bardaktan boşanırcasına. Sırılsıklam olduk. Yağmurda ıslanmak güzel.

      Sil
  5. Köpeğimiz" Toprak" ve sokak köpekleri ile yaşadıklarını bazen gözlemliyorum.
    İnsan olduğuma utanıyorum...!

    Yine çok güzel,içini dökmüşsün,toplayana Aşk olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merih, çok seviyorum yorumlarını. Sana da çok sevgiler <3

      Sil
  6. Evet kış geliyor sanırım. Verandada yazınızı okurken üşümeye başladım. Ne yazık ki insanın ruhuna değil üzerindekine, etiketine ve cüzdanına göre değer veren bir kültür yapımız var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yurt dışına gidince herkes arabalara bakar ben de metrodakilere, yoldakilere. Gösterişten uzaklar ve ellerinde kitap...

      Sil
  7. Dinlemiyor, anlamıyor insan. Çoğu zaman ''mış'' gibi görünüyor maalesef. Bencilliği ayaklar altına alıp çiğnemedikçe ilerleyemez insan oğlu. Kalemine ve tabii gönül gözüne sağlık. Fotoğraflar harika. En çok da o güzelim serçeciği sevdim...

    Sevgi ve selam ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlaç gibi bir yorum. Bazen diyorum ki.... Neyse :)))

      Serçenin tekerin altına sığındığını görünce beni gülme tuttu. Bir avuç bile değil. Sahibi arabayı kullanmak üzere gelecek diye de korktum. Hem yağmurun şiddeti hem de gülmekten biraz sallantılı çıktı serçenin pozları :))))

      Selam ve sevgi ile.

      Sil
  8. Kişisel çıkar dünyasında halden anlamak mevzu, mevzu bile değildir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru, kimselere bencilliği hatası filan bile söylenilmeyecek; ama onlar o havuzua keyif sürecek, değil mi :)))))

      Sil
  9. insan olmak ne kadar zor bir zanaat, her defasında göörüyorum aileden başkasının yalan olduğunu ama her defasında nasıl da aldanıyorum hayret!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ailenin kıymetini biliyorsun o zaman. Senin adına çok sevindim.

      Sil
  10. ay yaa ben de bugün yamır yazısı yazdım daaa ay o kuş kıyamazlar yaaa ne güzel foto olmuş oo :)

    YanıtlaSil
  11. İnsan olmak zor... İnsanız evet ama insana yakışır yaşamak ayrı mevzu... Kalemine sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim persephone. İnsan olmanın şekilden ibaret olmadığını anlayıp davranışa dökebildiğimizde insanız. Sevgiler :)

      Sil
  12. senin keyfin yerinde miiiii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne incesin Deep... Keyiflerimizi sorman :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci