22 Eylül 2016 Perşembe

ÇİTLER

Eski bayramlar ve çocukluğumuz bayramları üzerine  yazdık da çokça da okuduk. Bu sefer bayramlarda insanlardan beklenileni göz önüne alarak çıkış noktam artık eskilerdeki bayram günleri  değil şimdiki  insanın kendisi oldu. İyi bayramlar dilerim.


Karış karış, adım adım çitlerle çevrili dört bir yanımız. Çitin içi kâh avuç içi kâh fındık kabuğu kâh gepegeniş. Ortası, çevremiz. Çevre, ortamımız demek. Yani içinde olduğumuz her türlü sistem, koşullarımız. Hani a’dan z’ye neysek onların kenar çizgilerini belirleyen sabit kalemdir ya koşullar. Sabit kalemle yazılan değerlerinden,  geleneğinden genetiğine, coğrafyasından aile yapısına, maddiyatından beslenmesine kolayca silinemez. Ve temellendirilen kavrama göre iyinin ölçüsü değişir.
 
Doğuştan getirdiğimiz her şey, saç rengimizden ten rengimize, sağlık durumumuzdan sosyo ekonomik ve sosyo kültürel her şarta, sevgiyle mi şiddetle mi büyüdüğümüze dek o katı  belirleyici gerçekler, bizim şartlarımızdır. Şartlar bir duvardır. Atlanıp da geçilmeye ya cesaret edilemez ya da zaten atlanıldığı zaman öte yan  bu yana tercih edilmez. Duvarı aşmak isteyen olursa ya şanslı olmalıdır geçebilmek için ya da cesur. Sıçrayamadan yorulur kimi, kimi asla yüksekliğin tepesine çıkıp da öbür tarafa atamaz kendini. Kimi de hız almak için koşarken duvara toslar. Yalnızca bir peri masalı gibi dinlenecek çorak bu yandan yeşillik öte yana geçişler vardır. Onlar da masal olmuştur. Külkedisi  öyküsünü kim bilmez?
 

Dapdaracığından gepgenişine çitler, insanların ressamı, mimarıdır. Biçimlendiricisidir. Kültür farklılıkları, apayrı gelenekler, adetler ve hatta yaklaşımların hammaddesi, çitin içinde kalan mayadandır. Adımlar vardır atılabilecek, adımlar vardır atılamayacak! Çitle çevrili  şartlar belirleyicidir yola çıkıp çıkmamada. Her yola çıkılamayacağı malum. Çünkü çitin o yöne açılan kapısı yoktur.

Çekirdeğimiz çitin içinden olsa da eğitimle, büyünülen yerlerle, okumuşlukla, gezip görmüşlükle çitin sınırları genişleyebilir; ama yine de özdeki bazı şeyler değişmezlerimiz olarak kalacaktır. Ne öğrendiysek kendi çitlerimiz içinde öğreniriz ilk. Hayata bakışı, göğüsleyişi, sevgiyi gösterebilme ya da gösterememeyi, sabrı ya da kızgınlığı, kini, öfkeyi, hıncı… Öğrenilenler kullanılacaktır. Kadına şiddetinden, dalına, yaprağına böceğine, kuşuna, ceylanına kıymaya dek.


İnsanların en önemsedikleri şey onurlarıdır. Bu konuda  bir zedelenme, o insan için hayatın kararmasıdır. Ne hayat oyundur ne de insanlar oyuncak. Ama kendini oyuncak yerine konmuş görmek, kendiyle oynanmış gibi algılamak olasıdır çocuğundan yaşlısına.

Eğer kendi şartlarımızın farkında olduğumuz kadar başkalarının şartlarının, çitlerinin hatta nasıl da yüksek örülmüş sapasağlam aşılmaz duvarlarının farkına varabilseydik onlarda kızdıklarımıza hala kızabilir miydik? Sırf kendi açımızdan değerlendirmeye devam edebilir miydik başkalarının içinde bulunduğu açıları? Farklı bir gözlükle bakarsak başkalarının gerçeklerini daha iyi anlamaz mıydık?

Herkesin içinde bulunduğu koşullar ayrı ayrı. Koşullar birbirine benzemez; ama içindekileri eleğin ince gözünden büyük gözünden eleyerek kendine benzetir. Anlayışlar, bakışlar öğrenilmiş, içinde yaşanan şartlara göre gelişir, şekillenir. Bu yüzden başka başkadır. Aynilik göstermez. Çöl şartlarında en çok kum türü ya da fırtınasına ait sözcük gelişirken buzullarda buz, kar türü, don üzerine sözcük türeyeceği gibi.
 
Farklı ortamlarda yetişmiş birçok kişi apaçık ortada olan bir olguyu kendi şartlarının biçimlendirdiği bakış açısıyla ele alacağından kendince anlar o şeyi. Böylece o tek olgudan birbirine benzemeyen öylesine çok çıkarım çıkar ki sonunda. Oysa olgu ya da gerçek bir tanedir. Sorun, bizim çıkarımımızın o gerçek olup olmadığıdır. 

Eğer çitin içi bir apartmansa, içi köy olan çitlerin çevrelediği koşullardan apayrıdır ortamı. Eğer çitiniz metropolse, o metropolden bu metropole ne farklılıklar vardır ikliminden yaklaşımına.  Bir şeyi, bir kişiyi değerlendirmeden yermeye.

Suyun üzerinde bir görünüp bir kaybolan karabatağın çiti, suyla çevrilidir. Kara, onun çitinin öte yanıdır. Karabatağın tabiatı sudur.  Güvercinin çiti, çatılardır. Koskoca gökyüzünde  iki çatı arası kadar gökyüzüdür onun çitinin sınırları içindeki. Göçmen kuşların çitleri geniştir. Kıtalar, denizler üzerine çevrilidir. Kâh çitin güney ucundan bakarlar kuşbakışı kâh kuzeydeki parmaklıklardan.

Bir güvercinden bir karabatak ya da göçmen kuşun tabiatı beklenemez. Bir güvercin, neyse odur.  Her ne kadar uçup başka çatılara konsa da çitine döner sonuçta. Havayla sınırlıdır onun çiti. Çatı da o sınırın içindedir.

Kuşlar, başka kuşların hallerinden anlar. Gecenin  keskin bakışlı kuşlarını, dağ başlarının yırtıcılarını, suya batıp çıkanları, ötücülerin huylarını sularını tek tek bilirler. Hangi kuştan ne zarar gelir ya da gelmez bilirler. Hayata kuşbakışı baktıklarından belki de. Oysa insanlar… İnsanlar kuşbakışı bakamaz, olan biteni tepeden göremez. Bir açıdan  bakabilirler. Bazen iğne deliğinden bazen anahtar deliğinden. Kimileyin çitten düşmüş bir budağın boşluğundan. Daracık açılardan bakıp da  tek hissettiklerini doğru bilirler ama. Burnunun dikine  gittiklerinden ve gözlerini kolayca öfke bürüdüğünden belki. Keşke insanlar da bilebilselerdi hangi insanlar neyi hiç yapmaz, yaparsa da neden yapmıştır. Hangi insanlar başka insanları insan olarak görmeyip oyuncak yerine koyup da oynar?  Keşke kuşların bilebildiğince anlayabilseydik insan beynimizle kendi çitimiz dışındaki çitlerin berisindekileri. Evet, hislerimiz var; ama hislerimizle anlayamıyoruz. Hislerimiz sadece gözlerimizi körleştiriyor. Bir kızın, bir kadının, dardaki birinin çığlığını duyamıyoruz. Duyduğumuz yalnızca kendi sesimiz.

Çitin içindeki öz, yaptıklarımızın ya da yapamayacaklarımızın anasıdır. Evet başka ortamlarda bulunmuş yani başka çitlerin de kapılarından girip başkalıkları tanımış insanlarda gelişimler, değişimler olacaktır. Karşıdakini değerlendirmede, anlamada kendini onun yerine koymayı bilecek ve düşünecektir en azından. Zaten işin aslı da budur. Kendini, yerdiğin, kötü bellediğin, kızdığın, öfke duyduğunun yerine koymakta. Koyunca ille de karşıdaki haklı bulunmayacaktır elbet. Zaten amaç da o olmamalı. Amaç, karşıdakilerin içinde bulunduğu şartları kavramak ve onları öyle davranmaya iten nedenleri fark edip anlamaktır.

Kendimizi kimselerin yerine koymuyoruz oysa. Bizim şartlarınız, bizim gözlüğümüz, bizim açımız ve bizim çıkarımımız tek bildiğimiz. . Başka gözle bakamıyoruz. “Başka bir açıklaması olmalı bunun” diyemiyoruz tıkanıp kaldığımız, soluğumuzun kesildiği yerlerde. Dünya yıkılmış da altında kalmışız sanıyoruz hatta bazen ortada hiçbir şey yokken. Oysa belki yıkılan kaç başka dünyalar var görmediğimiz hemen yanı başımızda.
 
Kendini birinin yerine samimiyetle koyma, onu anlamak için atılan ilk ve en önemli adımdır. Böyle bir girişim, en olumlu yaklaşımdır. Bu adım, karşımızdakileri anlamaya yeter mi yetmez mi o başka; samimiyete bağlı. Ama en azından  iyi bir adımdır. Ve başka, yabancı bir çitin içine girebilmenin yolu sabırdır. Sabır, en zorlu yoldur. Bıçak sırtı gibidir. Unutulmaması gereken korukların sabırla helva olduğudur.

Keşke kızmak kadar kolay olabilseydi anlamak. Dile getirilemeyenler, getirilemeyecekler varsa eğer, suçlunun dil değil çitler olduğu bilinebilseydi. Eğer Şems’in “Sabır, / Dikene bakarken gülü,/ Aya bakarken gündüzü görebilmektir. / Bilmez misin/  Ayın hilalden dolunaya geçmesi zaman ister” deyişinin, çitin hem ta kendisi hem de şartlarının olgunlaşmasının önemini anlattığını  bilebilseydik.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 26.02.2016, 10:22

Paylaş :

33 yorum:

  1. Ne yazık ki olmayan eğitim sistemimiz ve ayrıştırılan dünyamızla herkes kendi çitini diğerinin bahçesine biraz daha kaydırmak dışında hiçbir şey düşünmüyor. Oysa en sevdiğim sözlerden biridir Bernard Shaw'ın "İnsanın at olmasını gerektirmez ahırda doğmuş olmak" sözü. Ne yazık ki at gözlükleriyle yaşamaktan da alıkoyulmuyoruz :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harfiyyen katılmadan olmaz bu yoruma.

      Sil
  2. Senin bu çitler yazına bayılıyorum. Eline sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Müjdecim. Yazıma desteğini hep verdin. Yayının altına orada da yorum bıraktın. Çok sevgiler :)

      Sil
  3. Bu yazınızı ben de çok beğeniyorum.Empati hep diyoruz ama gerçekten kadar yapabiliyoruz acaba?

    YanıtlaSil
  4. Empati denince bizde bu bir beklenti; ama başkalarının beklentisi olmamalı :)))) Sadece başkalarınca anlaşılalım bize yeter. Başkalarını anlamak mı? O da ne? :))))

    YanıtlaSil
  5. Dile getirilmesi gerçeğe dönüştürmekten daha zor oluyor bazen..evet kim istemez ki anlaşılmak anlatılmak olduğu gibi kabul edilmek ama sanki devir "ben"merkezli devir..herşey koşar ayak yaşanır uzaklaşır bazı şeyler hemen biter hemen tüketilir..biraz yavaşlatmak lazım hayatı ama nasıl.?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben merkezli olmak... En kötü çit :))))

      Sil
  6. Herkesin çiti fotolardaki gibi farklı farklı malzemeden yapılmış. Kimi kendi sesini bile duymaz o çitin içinde, kimi duysa da boş vermiştir, kimi çitinden atlayıp diğer çitlerin ardındakilere el uzatacak kadar cesurdur. O cesurlardan olmak dileği ile :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Koskoca dünyada fındık kabuğu hatta incir çekirdeğini doldurmayan kavrayış, anlayışta olmak. Dünya onlardan çok çekiyor.

      Sil
  7. Ben yerine biz olmayı becerebildiğimiz gün her şey yoluna girecek de,
    soru kolay cevap kolay soruyu anlayamadım diyenlerin ısrarı kötü:(
    eline yüreğine sağlık çok beğendim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, dünya, dünya kadar insan ve başka canlı ile ağaç, bitkilerle de dopdolu.

      Sil
  8. Çitinin sınırlarını belirlemek özgürlüktür. Sınırları belirleyen başkasıysa vay haline.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çoklukla da vay haline durumlarına rastlanıyor galiba.

      Sil
  9. Çok güzel bir yazı olmuş. Elinize sağlık. Sabır ve empati. Pek çok sorunu ortaya çıkmadan yok edebilecek iki davranış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğduğu andan itibaren bir çocuğa bunlar öğretilseydi eğer.... Nasıl bir yer olurdu buralar, dünya ??

      Sil
  10. Bir es vermek belki de, es verdiğin anda da bir durup düşünmek çitin diğer tarafındakini...
    Azıcık empati...
    Çok zor değil aslında...
    Ama ya kolayımıza geliyor ben'ci yaşamak...
    Ya da hakikaten gözümüzü de yüreğimizi de kör etmişizdir.

    Harika bir yazı, yüreğinize sağlık ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle , harfi harfine.... Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  11. ay bence kendi kendimizi bir çitin içine sokuyoz yaaa orda da kalıyoz işte. :)

    YanıtlaSil
  12. İnsanoğlu olarak sempati yerine empati yapmayı öğrendiğinde daha güzel bir dünya olacak... Sevgiler...

    YanıtlaSil
  13. bu paylaşımı dün gece de okudum ve nasılbiliyor musun zaman olsa her paragrafını ayrı ayr yorumlamak tartışmak isterdim; ama burda en çok üzerinde durduğum şey şu oldu, İnsanların en önemsedikleri şey onurlarıdır. Bu konuda bir zedelenme, o insan için hayatın kararmasıdır. Ne hayat oyundur ne de insanlar oyuncak. Ama kendini oyuncak yerine konmuş görmek, kendiyle oynanmış gibi algılamak olasıdır çocuğundan yaşlısına. öte yandan empatiye dayandırmşsın bir şeyleri; ama empatiyi bile yetiştirlme tarzımzla yapıyoruz, yani istediğimz kadar empati yapıyoruz diyelim yine de kend penceremizden bakmış oluyorz, hiçbi zaman tam anlamıyla olmyor ve de ne güzel dmişsin ne kadar harika bi cümle, Keşke kızmak kadar kolay olabilseydi anlamak. Dile getirilemeyenler, getirilemeyecekler varsa eğer, suçlunun dil değil çitler olduğu bilinebilseydi.

    YanıtlaSil
  14. Onur, insanın her şeyi. İnsan koruyacak, başkaları da kendi onurlarını korudukları kadar kendi dışındaki insanların onurlarının olduğunu da unutmayacak anlayışı göz ardı edilmemeli; ama teori ve uygulama farkını her an görebiliyoruz.

    İnsanlar oyuncak değil. Kimse kimseyi öyle görmemeli.

    Ben ne yazmışım öyle, her paragrafı üzerinde tartışmalık :))) İyi o zaman sevindim bu yazımın elimden çıkmasına.

    Yetiştirilme tarzımız elbette çok önemli. Zaten daha ilk paragrafta belirleyicileri sıralamıştım geleneğinden ki yetiştirilme tarzı bu kapsama giriyor genetiğine....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. cidden ne kadar güzel yazdığının farkında değilsin sanırımm

      Sil
    2. Galiba öyle. Aslında eğer öne çıkan yanlar, güzellikler varsa mutlaka bu ol git söyleniyor, herkes daha bunun farkına varır varmaz da söyleyip fark ettiriyor. O yüzden farkında olduğum şeyler var. Yazıdaki yetkinliğimin de hep farkındaydım. Konu benim dışımdakilerin özellikle de kimse o yazarları bulup ortaya çıkaranlar onların farkında olması ki onlar ya işlerine şu ara vermiş olmalılar ya da ben yeterince ses çıkaramıyorum. Biraz daha fazla düşkün olsaymışım keşke bağıra çağıra konuşmaya :)))))

      Sil
  15. selam
    yazdankalan takip ediyor görünce ben de damladım sıradan insan izlemez, yararı dokunur izlediklerinin dedim. galiba doğru karar verdim sağlam içerikli ve farkı bir yer fakat acemidemirci nedir onu çözemedim?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam, hoş geldiniz.

      Blogum ve içeriği için yazdıklarınıza teşekkür ederim.

      Acemi Demirci, benim rumuzum. Bu rumuzun da, rumuzu oluşturan Acemi ve Demirci'nin de ayrı ayrı öyküleri var. Demirci'nin öyküsünü anlattığın ve gerçek bir hikaye olan çalışmama;

      https://acemidemirci.blogspot.com.tr/2012/05/sare-babaannemin-cocuklugunda-yasadg-ve.html

      Ve Acemi Demirci'nin nasıl ve neden rumuzum olduğunun öyküsü;

      http://asi-acemidemirci.blogspot.com.tr/2014/02/ciftlik-yollarndan-ckagelen-bir.html

      linklerinden okunabilir. Bu konuyu anlattığım başka yazılarım da var; ancak aklıma gelenler şu an bunlar oldu.

      Acemi'nin öyküsü, beş yüz yıllık. Tarihi bir geçmişe ait. Anlattım; ama yayın için daha zamanı var :)


      Sil
  16. Sevgili Acemidemirci sen hep yaz :)harika

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de öyle istiyorum. İnşallah :)

      Sil
  17. Cocukken kestirme diye üzerinden atmadığım, yer yer koyun tüyüne bulanmış dikenli telin bıraktığı derin yaranın izleri sızıladı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne çocukluk... Hakkıyla. Yara bere olur da ... Ama senin yaran biraz ciddi bir şeyden olmuş. Başka türlü Karadeniz bebesi olunur mu???? Sağlık hep bizimle osun :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci