13 Eylül 2016 Salı

Gecenin Yarısında Sansar Sesi

Sitenin erkencileri dışında geri kalan hemen neredeyse hepsinin uyanık olduğu saatlerdir gece on ikiye doğru. Havanın nispeten serinlediği saatler. Gökyüzüyle aramızda  birkaç gündür spreyle dumandan bir zarmışcasına oluşmuş bir perdenin, boncuk mavisi göğü göstermez edip yukarıdaki temiz hava ile akışkanlığı keserek bizi neme, esintisizliğe, boğuculuğa boğduğu anlardı. O sıkıntılı nemden yavaştan yavaştan sıyrılıp tam anlamıyla kendine gelmese de  hava, hiç olmazsa varla yok arası bir yelin yaprakları kıpırtdatmasıyla nefes alınabilir saatti o saat, dün. Gerçi erkencilerden olarak  bahçe faslı bitmişti bana.


Denize konmuş kelebeklerin su üstünde  yüzen  devasa kanatları ve onlara tutunmuş suda kayıp gitmeye çalışan  kimisi usta, kimisi daha ilk sörf dersini almaktaki çoluk çocuk, genç  günün güzelliği olarak göz önüne gelmişken bir anda kulağıma tanımadık bir tuhaf ses geldi. Boğazlanan bir kedinin hırıltısı mı demeli,  karşılıklı dövüşe geçmiş  iki kedinin çıkardığı caydırıcılık taşıyan tehditkar sesler mi demeli? Ama değil. Hiçbiri değil. Bu sesi daha önce hiç duymadım. Duysam, kayıtlarımda olurdu. Doğanın bir sesi olarak. 

Bir begonvil dalının rüzgarla çanak antenlere çarpıp dikenlerinin çanağın içini çizerken çıkardığı ses değil. Bir kapının gıcırtısı ya da bir fidana destek olan  çıtayı sabitlemek için bağlanan tel kablonun çıkardığı ses değil. Bir şey, bir canlı  can havliyle çıkarıyor sanki bu hırıltımsı, genizden, kötücül sesi. Köşeye sıkışmış da kurtuluş arar gibi. Tehditkar. Ama can korkulu da aynı zamanda.


Üç beş dakika  kadar, en fazla beş dakika geliyor ses. Sonra bağrış çığrış. Çocuk sesleri. Koşturan büyüklerin sesleri.


Toparlanıp orta kat penceresinden bakmacalar. “Kaçtı,  kaçtı” nidaları. Biraz zafer çığlığımsı, biraz sevinç, biraz bir tehlikeden kurtuluş sevinciyle tınılanmış bu çığlıklar. “Sansar komşu bahçede kayboldu” diyor biri avaz avaz.


Meğer benim sansar yerine diğer adını kullanıp "gelincik" dediğim canlı çıkmış bu gece ortaya. Böyle yerlerde yani etrafı makilik, çalılık yerlerde mutlaka olur gelincik ya da diğer yaygın adıyla sansar; ama ne görene ne de  konuşana rastlamamıştım buralarda şimdiye dek. Otuz yıldır neredeyse. Dün gece duydum ilk. Sevinmedim değil gelinciğin kaçışına. Doğanın bir parçasının hala var olduğunu öğrendiğime de. Ayrıca en büyük sevincim, bir yırtıcı olan gelinciğin hem kaçarak kendini kurtarması hem de  böylece ne bir çocuğa ya da yetişkine  ne de kendine hiçbir zarar gelmemiş olması.


Çocuklar haliyle büyükler gelinciği görünce kaçıştığı için  olayı tam olarak öğrenemedik. Anladığım kadarıyla yoldan geliyormuş. Çocuklar görmüş. Böyle bir karşılaşmada yapılacak şey, zarar verebileceği için onlarca adlandırıldığı haliyle sansarın en iyi olasılıkla uzaklaştırılması. Sansar sıçrayıp yapıştı mı sonuç iyi olmaz. Bir belgeselde kendisinin  kaç katı büyüklük ve irilikteki neredeyse koyun  kadar bir boz tavşanı, bir sincap kadarcık   gelinciğin kovaladığını görmüştüm. Kendisinin yanında dev gibi kalan tavşan sonunda koşmaktan yoruldu. Gelincik yetişip, ensesine sıçradı. Tavşan için her şey bitmişti.


Gelincik, Aksaray’ın Demirciköy’ündeki çok eskilere dayanan, arkeolojik değeri de olan kayadan oyma taraçalı ki şimdilerde İtalyan bir kentle anılıyor o evlerin  mimarisi artık, terk edilip içlerinde yaşayan olmadığından ve bu canlılar böyle terk edilmiş yerleri sevdiğinden oralarda yaşadığını biliyorum. Bir de Ankara’dan hayli uzakta, Tokat civarında duyardım gelincik hikayelerini, onlarla karşılaşmaları. Orada da eski evlerin, yıpranmış çiftlik evlerinin çatılarında yaşadığını işitmiştim.


Demirciköylüler haliyle sıkça karşılaşırlarmış sansar ya da dana inceltilmiş adıyla gelinciklerle. Gelincikle karşılaşmak, öyle sıradan bir karşılaşma olamazmış. Çünkü tükürüğü zehirliymiş  o güzel mi güzel tüylü canlıların.


Bu yüzden onları görünce gülümsenecekmiş. Onları görünce korkulacağından bu ne kadar yapılabilir bilemeyeceğim; ama o küçücük yırtıcılara kötü davranılmayacakmış.  “Aman benim güzel kızım, gelincik kızım” denecekmiş. Hatta  besleneceklermiş. Birlikte yaşayıp gitmeye alışılacakmış.  Asla incitilmemeliymişler. Eğer aksi yapılırsa ya…


Eğer aksi yapılırsa, onlara, yavrularına filan zarar verilirse çok kindar olan gelincikler diyelim ki akşam yemeği pişmiş tencerenin içine gizlice tükürürlermiş. Ya da evdeki bebeğin sütünün içine. Tükürükler zehirli diye yazmıştım. Sonuç malum.


Sansar da denilen gelincik sesi duydum bu gelişimde. Hemen iki adım öteniz öyle nerede ulu ağaçlı ,her gün bir yeni ardıcı yok edilen makiliğimsi bir boş alan da olsa doğa size kendini gösteriyor. Yeter ki alan olsun o canlılar için. Yeter ki dünyanın bizim ezip geçmemiz için değil de yaratılmış ağacından arısına, tilkisinden sansarına, böceğinden kuşuna, balığına her  türden hayatlarla birlikte yaşadığımız bir yer olduğunu göz ardı etmeyelim.  Bencil ve bitmek tükenmek bilmez açgözlülüğümüze kalmış  sanki ormanların, nehirlerin, suların, kırların varlığı hallerinde olmayalım. ,


Böyle konularda duyarlı ve bilinçli olalım. Bilinç de ne yazık ki dış görüntünün sıkça güncellenip allanıp pullanıp, kılık kıyafet ile marka reklamcısı görüntüsüne bürünmekle  olmuyor. Kültüre, algıda yetkinliğe, okumak kadar gezip görmeye bağlı.  Yetkin düşünce, anlayış, tavır yaşadığın yerin değerini bilmeyip kafanın içindeki o bilmemezlikle başka yerleri değerli görüp oralara göçerek  oraları da o kafanın içindekilere boğmakla olmuyor. Ağız açılınca anlaşılan ve tavır, tutum,  yaklaşım,  doğaya saygı, insana saygı, değerler saygı, yaratılmış her şeye Yaradan’dan ötürü saygı ile oluyor olgunluk, yeterlilik, yetkinlik, ergin düşünceye sahip olmak. Ne zor şey yani şu bilinç dedikleri! Nasıl fakında olduğumuz şey şimdilerde bilinçsizliğin neler yaptırabildikleri aynı zamanda, değil mi hem?
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 13.02.2016, 12:37
@AcemiDemirci





Paylaş :

14 yorum:

  1. bır begonvıl dalının ruzgarla çanak antenlere çarpıp dıkenlerının çanağın ıçını çızerken çıkardığı sese takılmış olmam kaç pun :s öte yandan ben de korkarım karşıma çıksa belkı bır şey fırlatırım o an korkudan ama bunların tek sorumlusu yıne bızız.onların doğar ortamını bozup onlara yaşayacak alan bırakmadığımız ıçın oluyor tum bunlar.üzücü...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Begonvil dikeni :))))

      Ben gerçek bir gelincikle daha korkunç adlandırmayla sansarlşa karşılaştım. Üç beş adım ötemdeydi. Hem de Ankara'da. Hem de Aşağı Ayrancı semtinde.

      Kaldırım kenarında araçlar park halindeydi. Kuzgun Sokak'a gidiyordum. Bir akrabamız oradadır. Bir hastanenin olduğu geniş ve ikili yollu bir yerdeydim. Yoldan ilerlerken araçlardan birinin tekerleri arasından kahverengi çok güzel tüylü bir şey hareket etti. Kedi olmadığı belliydi. Kedi o renk olmaz. Ve o cüssede olmaz. Durdum. O da durdu. Birkaç saniye baktım, baktı ve çok çevikti, kaldırıma çıkıp hızlıca ağaca tırmanmıştı galiba.

      Birisi mi besliyordu diye düşünmüştüm. Harabelerde, eski, terk edilmiş yıkıntılarda filan çok olurlar da Ankara'nın göbeğinde görmek çok farklıydı.

      Sil
  2. sansar gelincik sadece adını duydum tabi nerde görcem :)

    bak ben de o sörfçülere uzaktan bakınca "sivrisinekler" diyorum. aynen öyleler uzaktan tepeden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hiç umulmayacak yerde gördüm. Onca ören, kalıntı gezerken rastlamadım; ama Ankara'da, Aşağı Ayrancı'da gözgöze geldik. Ufacık; ama yırtıcı bir canlı.

      Sivrisinek kanadı biçiminde evet. Tepeden çektim ben de aşağı inmeden önce pek çok resmi. Kuş bakışı :)

      Sil
  3. Hiç görmedim inanır mısın? Ençok başına bir şey gelmediğine sevindim, okurken "Eyvah acaba kötü bir manzara ile mi karşılaşacak? Hani boğazlanmış bir hayvan aklına gelmiş ya senin de..." dedim ama neyse ki, olmadı. Gelinciğin zehirini de bilmiyordum. Tavşanı yiyecek kadar güçlü bir hayvan olduğunu da:( Şeker Kız'ın mı ne öyle bir şeyi vardı omzunda taşırdı:))severim o yüzden ama tavşanı yediğini öğrenince ürktüm.
    Keşke her yerde doğaya ve hayvanlara saygı olsa, sevmeseler de zarar vermeseler. Geçenlerde caretta'nın başının ezilip, kabuğunun parçalandığını - üstelik fotoğraflıydı- görmüştüm. Ya her yer psikopat dolmuş. :( Ne ister ki insan bir kaplumbağadan? Hayır yese diyeceğim ki, aç kaldı yedi. :( Adam zevk için öldürüyor:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ankara'da görmek çok değişik geldi bana. İçinde, en köklü semtlerinden birinde. Hemen kaçmasaydı ne yapardım bilmiyorum.

      Candy'nin omuzundakini tam hatırlamıyorum; ama o daha iri ve bizim buralarda yaşamayan rakun olabilir. Onlar da zaman zaman yırtıcı. Gelincik pek bir yırtıcıdır ama.

      Sil
  4. Kağıt uçakların suya düşmüşü gibi görünüyor o rüzgar sörfleri bana. Gelincik ya da sansar; bizimkiler yani eşimin tarafı çekelez diyorlar, kinciliği evet, zarar verenin tarlasında tapanında bir tek canlı hayvan bırakmaz derler bizimkiler. Demek doğru ki oralarda da benzer hikayeleri var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç incitilmeyecek hatta "Benin güzel kızım, gelin kızım, gelincik kızım" denilecekmiş." Nasıl canlılar var kendine özgü... Çok şeker ana... Oyuncak gibi.

      Sil
  5. Bizim köyde ev civarında gelincik gördün mü öldürüp evin önündeki dallardan birine asarlardı eskiden. BAşkası da gelmesin diye. Civcivleri ve tavuk yumurtalarını yiyorlar ya ondan. Şimdi ne tavuk kaldı, ne yumurta. Gelincik de pek yok artık. İnsan olmayan yerde napsınlar.
    Rüzgar sörfü yapmayı çok istedim ama bu yaştan sonra olmaz artık sanırım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çatılarda, yıkıntılarda yaşarmış. Ve ev sahipleri bu canlılardan çok tırsarmış deyim yerindeyse. Zarar verirlerse, mutlaka zarar görürlermiş.

      Sil
  6. Yaseminciğim ne güzel bir tanıtım yine,ellerine sağlık.
    Gelincik duydum görmedim.Ama şu karşılaşma anında söylenecek iltifatlara hem güldüm,hem düşünüm...
    Fotoğraflar ve sen harika görünüyorsun.
    Sörf malzemeleri dikkatimi çekti,rüzğarla dans da ediyorsa sevgili,arkadaşıma kocaman alkışlar gönderiyorum.
    Ben den de rüzğara karşı söyle bir"ess yiğidin bağrınaaaa"nidasını çığırırsan sevinirim.UNUTMA !!!!

    YanıtlaSil
  7. :))))) Koç Yiğit Göde Hasan haykırışı :)))

    Ben hiç sörf yapmadım. Seyri güzel ama. Düşmeler, kalkmalar. En güzeli tepeden kelebek kanadı gibi su üstünde süzülen sörflerin toplu görünüşü. En çok çocukların öğrenme gayreti hoşuma gidiyor. Zaman zaman görmek değişiklik oluyor :)))

    YanıtlaSil
  8. Her duruma saygı ama nerede o kısım gelinciklerin içinde sanırım :) Çok güzel çıkmışınız efendim fotolar muhteşem Gönlüne sağlık güzel yazı için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Mayıscım.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci