16 Eylül 2016 Cuma

İki Uç Arasında Bir Yol; İkisi de Sılaya ama

Bir ucum Ankara. Bir ucum, on bir ay bekleyip bir ay bile kalınmadan dönülen uzak bir yerde. Bekleyiş çok uzun. Varış uzun. Sabahtan akşama bir yol ki upuzun. Kalış kısa.

O on bir ay bitmişti yine bu yıl. Onca bekleyişin ardından. Onca yola katlanıldı. Yollar kavşak kavşak. Sivrihisar’ın sivrileri gözükünce Ankara geride kalır giderken. Dönüşte görüldüğünde de Ankara’nın kapısı çalınmak üzeredir.

Onca ay kapalı öte uçtaki ev. Yol yorgunluğu ile açılır kapı bir yandan. Her koltuğun, kanepenin, her şeyin üstündekiler toplanıp yıkanacak. Her şey kaldırılıp o yorgunlukla temizleri serilecek.

“Sayılı gün tez geçer” derler. Hem de nasıl tez geçiyor. Gün geçtikçe tez mi tez geçiyor üstelik. Daha bir şey anlamamışken, daha yorgunluğu atıp henüz “Merhaba” demek üzereyken, daha demin gelmiş gibiyken  dönüş saati gelir. Gidiş saati bekle bekle gelmez de dönüşler  bir çırpıda karşıdadır…

Bayramı da kapsayan yolculukların dönüşleri zorludur. Uzun yol zaten zorlu bir de konvoy haline dönüşürse yoldaki trafik, zorun anlamı her noktasına dek bellenir. Yolda zor, olması istemeyen bir şey.

Belli ki Pazartesi günü okular açılacağından dönüş yolu fazlasıyla kalabalık olacak. Birkaç saatlik yol değil ki iki uç arası böylesi bir konvoy göze alınsın. Yedi yüz kilometrelik yol. Saatler demek bu. Konvoya takılmanın güçlüğünü de bilmeyen yoktur eminim. İyisi mi iki gün erken çıkmak.

İki gün erken çıkılan yol bile nasıl kalabalık. Afyon’da daha bunca kalabalıksa yollar, son gün dönüşünün yığılmasını  düşünemem bile. Daha Çeşme çevre yolunda Ankara ve İstanbul plakalı araçlar belli ki konvoy kabusu  nedeniyle  iki gün öncesinden yola düşmüşlerdi. Afyon’da pek az araç Afyon plakalıydı.  Afyon yolları, Afyon’a yabancı sanki.

Uşak’ta hava-bozdu, karardı. Sol yan, yağmur bulutlu. Gök, yüklü bulutlarla dolu. Sağ yan günlük güneşlik. Gökyüzü, görünmez bir çizgi ile ikiye ayrılmış gibi. Bir yan gri bir yan güneşli. Derken camda bir pıt sesi. İri bir su damlasının dağılışı. Yağmur yetişti işte.

Öyle yağıyor ki, kimi yerler gölcük olmuş. Yol almak zorlaşıyor. Araba kaydı iki kez. O kadar su birikmiş.

Vınlayarak geçiyor araçlar, sağdan soldan. Oysa sollanmaz mıydı, sağlamak var mıydı? Şimdilerde sağdan da olanca hızla geçiliyor. Trafik kuralları ve o kurallara uymak güzeldi. Güvenliydi. 

Bir hız merakı almış başını hızla ilerlemiş. Bir öndeki araca tahammülsüzlük tampon tampona göstere göstere yapılıyor… Nereye kadar bu hız çılgınlığı? Hızın sebep oldukları ya? Araba kullanmayı unutmak üzereyim sırf bu yüzden. Hızı sevemedim hiç. Sonuçları ortadayken… İnsan faktörü var işin içinde çünkü. İnsanların çoğunun nasıl araç kullandığı, levyeye ilgisi  malum.
Birkaç “acaba hangi futbolcu ya da eşinin” dedirten marka ve spor görünümde araba öyle bir geçti ki Çeşme otobanı sol şeridinden… Uçaklar şaşıp kalmıştır yukarıdan onları görünce. Ya kuşlar? Dallara tünemişlerdir çıkan rüzgarın etkisiyle. Bu gösterişin anlamı ne? Hangi kuşa meydan okunuluyor uçarcasına bir gidişle? Kanatları yokken üstelik arabanın direksiyonunda oturanın…

Yağmur birkaç saat sürdü. Bazen silecekler yetişemedi bile. Damlaların düşüşündeki ses, aklıma ortaokul yıllarımda Ünye’de Havacılar Kampı’ndaki çadırların üzerine yağan yağmur seslerini getirdi. Pıt pıt pıt. Ne müziktir o ses.

Afyon’dan sonra bir sapak vardır. Biri güneye ki Antalya’ya iner. Diğeri doğuya uzanır. Ankara ve sonrasına gider. O sapaktan sonra yollar Ankara plakası ile doludur. Ve diğer uçtaki yolunuza girmişinizdir.

Artık köy, tarla ürünlerinin satıldığı pazara değil sera ürünlerinin satıldığı marketlere gidilecektir il sınırından geçişten itibaren.  Gerçi ne kadar daha oralarda yani geride kalan uçta  da pazarlar olabilecek kuşkusu içe düşmüştür bu yıl daha bir. Bir kış, olan biten süre bir kış idiyse de öte uca uzak kalınmada, birkaç yıldır yazın gittiğinizde eskiden şirin bir köyken bugün mahalle olmuş ve her sene iki üç cadde, sokak ile giderek genişlerken bostan tarlaları, sebze bahçeleri yazlığa dönüşen Çeşme civarı artık ağlamakta. Malum, gözyaşı da tuzludur Çeşme musluklarından akan sular gibi.

Su konusu, Çeşme’de hep sorunmuş. Öyle ki biraz yüksekçe yerlerdeki yazlıklara su çıkmazdı. Zaten kıt olan su kaynağı, onca yazlık yetmezmiş gibi Erzincan gibi nefis güzellikte yerler varken ille buralara gelenlerin kullanımı, yarı olimpik havuzların dolması ve yazlık bahçelerinin, çimlerin sulanmasıyla  iyice kıtlaşmış. Bahçeye bu sene diktiğim pikan cevizi fidesi kurudu ki bu dikim zamanının elverişsizliği nedeniyle değil. 

Bahçedeki tüm ağaçların dikim zamanı hep Temmuz ortası olmuştu bunca yıldır. Ama zaten köklü oldukları, gübrelenip sulandıkları için sorunsuzca büyümüşlerdi. Bu sene yeni dikilen fidanın yanında en az beş altı yıllık, kokusu ile ünlü Çeşme limonu fidesi de kurudu. Birkaç asma da otuz yıldan sonra bu yıl kurudu. Ve iki dönüm tarlasında ürettiklerinden  hep alışveriş yapılan sebzeci aile de bu sene yeşil fasulye ve başka bazı sebzelerin bitmediğinden yakınıyordu. Nedeni tuzlu su...

Çeşme’de ağaçlar, sebze fideleri kuruyor şimdilerde. Çünkü Çeşme susuz. Kalan suyu da bunca kullanımı kaldıramıyor. Suyu giderek deniz suyuyla karışıyormuş. Tuzlu su akıyor artık musluklardan. Bahçeler tuzlu suyla sulandığından sulama yaparken ne kadar doğru bir şey yapıp yapmadınızı düşünüyorsunuz. Dişinizi  fırçaladıktan sonra ağzınızı bu suyla yıkayamazsınız. Yıkarsanız suyun nasıl  tuzlu, kükürt değil de onun gibi  bir şeylerle karışık olduğunu anlarsınız.  Tadı, su tadına hiç benzemeyen bir sudur musluktan akan su Çeşme’de. Bulaşık makinesine limon tuzu koymazsanız yıkanan tabak çanak eskisinden de kirli bir görünümde çıkar makineden. Ağaçları kurutuyor artık Çeşme suyu. Ve her Çeşme’ye koşturan mesela Erzincan dağlarını, nehirlerini görmemekle neleri kaçırdığını bilmezken Çeşme’de kuruyan her ağaçta sorumluluk sahibi olduğunu elbette nereden bilecek?

Yağmur da yağmaz Çeşme’ye. İzmir’de sel olur; ama Çeşme’ye damla düşmez. Çeşme zorda. Çeşme’deki tüm ağaçlar, dikili her şey suya hasret. Oysa basında adı sıkça geçiyor diye moda olmuş bir yer. Halbuki bayağı soğuktu Çeşme, Eylül ayında. Sezonu çok kısadır zaten. Pırlanta Plajı  öyle eser ki ağzınızın içi kum dolar. Kulaklarınız, gözleriniz kum dolar.  Gıcır gıcır kum ezersiniz dişleriniz arasında. Orası da öyle bir değişti ki iki yıldır. Sörfçüler bir kenara itelenmiş halde. Spor filan önemli değil galiba bazı şeylerin yanında artık..

Ne maydanoz çıktı bu yıl bahçede ne de tere, dere otu, roka. Çıkamıyorlar. Evet tohumların bir kısmını kuşlar yer; ama yine de çıkan olur. Ancak bir tohum, tuzlu suda çıkmaz eğer o yapıda değil ise. Deli karpuz yani kapari gibi bitkiler çıkabilir her türlü toprak yapısı ve bileşiminde. Çeşme artık fazlasıyla tuzlu anlayacağınız. Fiyatlarına kadar. Her şey bir metropolün en az üç, normalde beş katı bedelde. Bazen çarşıda denk geldiğim konuşmalar oldu. “Neden” diye soranlar oldu böyle yüksek fiyatları yadırgayıp. Cevap kısacık ve hep aynı. “Burası Çeşme”; “Burası Alaçatı”.

Çeşme, çok tuzlu artık; suyundan fiyatına. Alaçatı,  çatısız artık. Boğazına dek taş evle, butik otelle  hazımsızlık içinde.

İki uç arasında bir yol. Ankara’dan Çeşme’ye. İkisi de sıla. Birinde üç mevsim tümden yaşanır. Dördüncünün neredeyse tamamı geçer. Üç hafta noksan halde. İkincide ise sadece üç hafta kalınır.

Üç hafta… Ne hasretin geçmesine ne oralara doymaya, ne özlenilen her şeye,  ne yapmak istenilenlere yeter mi? Yetmiyor. Yine yetmedi. “Sayılı gün tez geçer” sözü yetti ama. Tezden hem de…
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 16.09.1016, 21:58
Acemi.demirci@yahoo.com.tr;@AcemiDemirci

Paylaş :

33 yorum:

  1. Çeşme için de, tatilin bittiği için de üzüldüm. Umarım 11 ay o bir ayı aratmayacak kadar güzel olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin. Tatil olmuyor bana aslında. İş güç orada da. Tam kolaylamışken yeniden yol :))))

      Sil
    2. Yıllardır annemin en büyük derdi köydeki ev ile şehirdeki ev arasında taşınıp durmak olmuştur. Çok dert yandı bu yüzden. Şimdi yorumunu da okuyunca o geldi aklıma :))) neyse kolay gelsin ;)

      Sil
    3. Üstelik bir de o kadar yakın bir yere gitmeyip o kadar uzun kalınmayınca.... Bir düşün.

      Anneni anlıyorum. Nasıl anlamam?

      Çok selamlar.

      Sil
  2. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Kaptırmışım kendimi. "Aaa bitti mi" dedim yazının sonuna gelince :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Yazarken bitmesin istedim; ama uzun yazmak da istemedim daha fazla. Zaman almamak için :)

      Sil
  3. Çeşme'yi tükettik mi el birliğiyle? Alaçatıyı ve daha bilmem nereleri? :(((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bitti. Galiba sırada Datça var. Öyle de severim ki orayı.

      Sil
  4. Adı çıkan her yer bir süre sonra ateş pahası oluyor. Maalesef ki bir dondurma bile iki top 15 tl biz önceden 1 tl ye koca küllahda dondurma yerdik. Şimdilerdeyse bu paralara o tatlar yok.. ne acı.. evim çeşmeye 25 dk bu yaz 5 kere bile gitmedim. Adım başı para. Çok yazık...

    YanıtlaSil
  5. Balçova ya da Narlıdere'desin o zaman. Ne güzel komşuymuşuz.

    Bir yer, kendi özellikleriyle o yer. Artık Çeşme'nin özelliği filan kalmadı. Bizim köyü de mahalle yapınca sahil yolu kapandı. Arkaya yeni açılan yollardan gidilip geliniyor. Sahil mi? Tümden böcek restoranı artık. Araçlar, böcek yiyenlerin böceklerine egzoz değdirmeyecek ve zaten dar yolun hemen kenarına kadar dolu masalar rahatça vakit geçirecek. Son yedi, sekiz yıldır böyle; ama dört yıldır çok şiddetli bir değişim yaşıyor oralar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet balçovadayım komşuyuz:) ama artık bizim ailecek elimiz ayağımız gitmiyor Çeşme'ye. Adı var Çeşme'nin beachlerine girişler bile dudak uçuklatacak fiyatlarda. Her yer restorant olmuş. Çeşme'ye gidip denizi göremeden eve döndüğümü biliyorum kalabalıktan:)

      Sil
    2. Çok sevindim komşu olduğumuza. Ne güzel yemyeşil dağları var Balçova'nın. Çeşmeliler zaten artık Van Gölü kenarında yazlık alacaklarını söylüyorlar :)))

      Sil
  6. yetmiyor gerçekten yetmiyor, yarın yola çıkacağmı düşndükçe şimdiden içim sıkışıyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok dikkatli ol, olur mu? İyi yolculuklar.

      Sil
    2. olur :) teşekkür ederim, ah afyon ah 4 senem geçti sevemedim; ama acıkırsanız eğer o tam özdilek kavşağında rafet usta var, mc donaldsın yanında, harika sac kavurma yapıyorDU

      Sil
  7. Ne güzel aktı gitti yazı. Elinize sağlık. Biz güzel bir yeri kurutmadan bırakmayız. Kuşadası' nın nasıl beton yığını haline geldiği ortada. Suyu da çok kötü. Çeşmenin yolu bu olmasa keşke. Alaçatı da aynı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuşadası çok güzeldi. İlk bildiğim, dört yaşından beri gördüğüm bir yer. O kadar büyümüş ki... Yazlı kışlı kalıyordu zaten dayımlar, kuzenler...

      Sil
  8. iyi yolculuklaar. yolculuk bayılırıım :) alaçatı ah ah :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ada'da isen ,iyi eğlenceler sana da :)

      Sil
  9. Bir gezi-anı kitabı okuyormuşum gibi hissettim kendimi. Sanki sizinle birlikte yapmışım tatili, tüm bunları sizinle yaşamışım gibi hissediyorum. Sırf o dönüş trafiği yüzünden bayramlarda bir yerlere gitmiyoruz. Çok korkunç oluyor o trafik macerası.
    Ne yazık ki her şeyi çok çabuk tükettiğimiz bir çağdayız. Hızlı yaşamlar, düşüncesizce yapılan harcamalar... Arabaların hızı, Çeşme'nin tuzu hep bundan kaynaklanıyor. Ne doğanın güzelliklerini görebiliyoruz ne de yaptıklarımızın sonucunu düşünüyoruz. Umarım çok geç olmadan fark ederiz bir şeyleri yitirdiğimizi ve kendimizi düşünmeyi bırakıp biraz olsun başkalarını düşünebiliriz.
    Son olarak fotoğraflarınız o kadar güzel ki içim açıldı resmen. :) 3 hafta kısa belki ama onu güzel yapan da bu değil mi?
    Sevgilerimle... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son derece güzel özetlemiş yorumunuz durumu. Umarım ben de... Anlayışların çok gelişmesi gerekiyor. En son yere sıranın hiç gelmemesini diliyorum.

      Sevgilerimle :)

      Sil
  10. Zaman izafi, mutlu anlar kısa sürüyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kocaman anlamlı kısacık cümle. O halde "hiç olmazsa mutlu anlar var" mı demeli ? :)

      Sil
  11. tatilin bittiği için bende çok üzgünüm olmadı kaçamaklar yapılır ha belli olmaz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tatillerin öyküsü bu. Çok beklersin, çabuk biter :))

      Sil
  12. Çok keyifle okudum. sağlık yerein de olsun tekrarlanacaktır yine:) tatiller gün sayısı önemli değil hep kısadır değil mi:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle gerçekten. En uzun tatil bile sayılı gün sonuçta :)))

      Sil
  13. Bir yazıda okumuştum. "Neresi meşhur olursa ora güzelliklerini kaybediyor. Artık böyle güzel yerleri yazmayacağım. Yazmayacağım ki oralarinda sonu buralar gibi olmasın" diyordu yazar. Yazıyı okur okumaz aklıma bu geldi. Maalesef millet olarak güzellikleri yok etmede üzerimize yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru demiş o yazar. Ortak akıl. Yaklaşık aynı şeyleri düşünüp yazmışız onunla. Birkaç yıldır hep öyle yazıyorum. Ve şunu da ekliyorum; Çeşmeliler diyor ki,
      "Artık Van Gölü kenarında yazlık alacağız hem kafa dinlemek hem de tabiata doymak için".

      Dediklerin elifi elifine doğru. Çok teşekkür ederim.

      Sil
  14. Psikolojik olarak sevdiğimiz zamanların hızlı,sevmediğimiz zamanların ise yavaş geçtiğini algılıyormuşuz.Halbuki zaman aynı aslında.Demek ki kısa geldiğine göre güzel geçmiş ne mutlu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevmediğim an yok mu acaba? Hayat çok hızlı geçiyor çünkü.

      Bir de bir teori var. Foton devrine girmişiz. Yirmi dört saatlik gün artık yanılmıyorsam on altı saatte geçiyormuş. İnanasım geliyor :)))))

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci