9 Eylül 2016 Cuma

Pelitli bağın palamudu, nurlu badem, muskat; Tohum taneleri

Nereye gitsem cebimde tohumla dönerim. Karlovy Vary gibi soğuk bir yerden bile tohum dolu ceple dönmüştüm kabanım ağırlaşmış halde. Çeşme ikliminde yetişmediler o ayrı. Ama denedim.

Çok önceleri Brüksel’den getirdiğim ve daha sonra hiçbir yerde hiçbir zaman rastlamadığım  kenarları dantelimsi orta boydaki yapraklı tohumdan ürettiğim  süs bitkisi senelerce bahçede kaldı. Ancak yazlıklarda bir  şey olağandır. Tüm kış siz yokken bitkilerin kimisi bakımsızlıktan kuruyabilir ya da çok beğenen biri izinsizce kendi bahçesine taşıyabilir onları. Böylesi bir hal en son çit olacak biberiyelerin başına geldi bizim bahçede. Yüzlerce kilometre ötedeyseniz bitkilerin kimisi sizden biraz daha uzaklaşıyor hoyrat ellerce sökülüp başka yere taşınmalarıyla. Tek solmasınlar da. Büyüsünler. Çoğalsınlar böylece diye yine de fazla kızmıyorum izin istenmemesi dışında.

Tohum konusunun önemi  artık biliniyor. Ana ata yerli tohumların korunması için çabalayan çok  organ var. Gönüllüler var. Sanırım onlardan biriyim.

Tüm dünya tohum konusunda eskisi değil artık. Tohum demek,  yenen şeylerin yani hayatta kalmak için en gerekli şeylerin ilk hali, yumurtası demek. Tohumun kuluçkası toprakta olur. Kimi tere otu gibi sabırsızdır “akşam ekersiniz sabaha baş verir” dedirtecek hızda birkaç gün içinde çıkar kimi çıkmak için çok emek ister. Hala tohumdan çıkartamadığım hünnap gibi mesela. Binlerce belki hünnap çekirdeği diktim. Çekirdekleri aspirinde mi bekletmedim; zımpara ile odunsu kısmını mı inceltmedim… Olmadı. Hünnabı tohumdan yetiştirmek gerçek bir sabır ve emek işi. Eğer yetiştirebilirseniz sanırım o hünnap fidesi sizin için evlat kadar değerli olacaktır.
 
Deli karpuz ki kimisi bu Türkçe adıyla değil de ille Türkçe’ye sonradan girmiş adı kapari le bilir onu, nasıl zor çıkar. Karınca asidi değmezse tanesine kolay kolay çıkmaz. Bir karınca onu yuvasına taşımaya kalkacak önce.  Düşürecek de o bir yerlerde, öyle  çıkacak filan. Çıkması bu derece zor olan bir tohum olsa da deli karpuz  çıktıktan sonra naz yapmaz, kaprisi çillenene kadardır. İster demirli, ister kireçli, ister kıraç toprak olsun yadırgamaz yetişir. Taneleri  ki aynı zamanda tohumu en değerli salata malzemelerindendir işlenip salamura  olduktan sonra. Değişik kokusu ile farklı bir lezzettir.

Nereye gitsem gözüme ilk bitki türleri, kuşlar, mimari çarpar. Hangi ünlü mağaza var aldırmam. Zaten her yerin bir ya da birkaç beylik caddesi vardır ünlü adlar taşıyan tabelalı  mağazalarla dolu. Diyelim ki Ankara’da Tunalı Hilmi Caddesi, Yedinci Cadde, İstanbul’da Bağdat Caddesi gibi. Algıda seçicilik kimisinde farklı tabii. Mağazaya filan bakmıyor. İşte ot, böcek, kuş, bitki, mimari, doğa filan gözlerin aradığı. Ben kültür ve doğa ağırlıklı şeyleri algılarım.

Aksaray’ın Demirciköy’ündeki bağda pelit yapraklarının yani palamut meşesi ağacı yapraklarının arkasında çıkmış ufak, mercanımsı bir düğme kırmızılığına dönmekteki  yavru pelitleri görünce almış ve Ankara’ya getirmiştim. Belki de lise öğrencisiydim. O zamandan elim ille tohuma giderdi.

O pelit tohumunu epeyce orada burada gezindi, kutularda saklandı. Uzunca  bir süre bekledi. Sonra diktim. Ve çıktı. Saksıda bir palamut meşesi ya da Aksaray’ın adlandırmasıyla pelit ağacı yetişmeye başladı.  Şimdi Çeşme’de o pelit ağacı ya da palamut meşesi. Budadım birkaç gün önce. Çünkü  bahçıvanın budama makinesi bozulmuş.  İyisi mi elektrikli bir budama makinesi almak. Bıçkıyla budadım eldivenlerimi giyip.

Bir pelit gördüm budarken. Dalıyla kesmek istedim. Yapraklarıyla fotoğrafını çekmek için. Budarken baş tarafındaki şapkamsı kılıfından çıkıp ağacın dibine düştü pelit. İnince aldım. Onu bırakamam. Hasından tohum o. Hem de ata tohumu. Demirciköy bağlarından gelme Çeşme’ye.

Bağ demişken, Aksaray bağlık bahçeliktir. Üzüm bağlarıyla donanmıştır tüm Kapadokya yani Peri Bacaları Diyarı. En bulunmaz ve oraya özgü üzüm türü,  sapına şıra yürümeden toplanmayan, rengi alalı ve buğulu, ne renk denir tam bilemeyeceğim bordo değil, daha açık, hani kristaller vardır ya yaldızlarla süslü, üzüm suyu renginde öyle bir güzellikte rengi. Şiirsel bir tonda. Aşeri üzümüdür adı. Aşeri üzümü, sapına şıra yürüyünce yani sapı kararmaya başlayınca toplanır. Kokusu, tadı ile emsalsizdir. Hiçbir üzümü örnek veremem. Çünkü örneksizdir. Tek o.
 
Tıpkı Ankara’nın Kalecik ilçesinin Kalecik Karası, İzmir’in Sultanisi, Erzincan’ın Cimin üzümü, Bartın’ın  müthiş bir kokusu olan, kalın kabuğunun içinden bir jöle kıvamıyla çıkan içinin tadı sanki başka birkaç meyveyle karışmış bir üzüm yiyormuşunuz hissi veren Çilek Üzümü gibi. Aşeri üzümü soylu bir renge, kokuya ve lezzete sahiptir. Bir hazinedir. Çeşme’ye de getirdik çubuk çubuk Aksaray’dan. Korukları karatavuklardan bize kalmıyor tatile gelinceye dek. Dağıttık da komşulara çubuklarından.

Datça, her sene tatilin bir bölümünü kaplardı. Birkaç yıldır gitmemek demek oradan uzaklaşmak anlamına gelmiyor. Çok özledim oraları, bükleri. Çeşme’den sonraki bitirilecek yerler listesinde ilk sırada olduğu için de çok üzgünüm.

Datça’nın bir badem türü var. Nurlu badem. Tek Datça’da yetişir; o da belli bir yerde oluyor. Birkaç kilometre ötede yetişmiyor. Toprağın asidi, bileşimi ve belki de mikro klima özellikler belirliyor nurlu bademin lezzetini. Badem zaten pahalı bir yemiş; ama nurlu badem olursa fiyatı çok çok daha fark ediyor. Metropollerde simit İzmir’deki adıyla açma satılan büfeler gibi Datça’da sokaklarda akşam üstleri büfelerde buzlu badem satılır. Nurlu badem olsun olmasın.

Bir fidan istemiştim sabahları köy yumurtası aldığım Kızlan köyünden kadından. Emecik köyünden bir sebze satıcısı çocuğa da pembe domates tohumları vermiştim. Sonraları onları pembe domates halinde tezgahlarda görünce çok sevindim.
 
Kızlan köyünden kadıncağız, bana bir badem fidanı getirmişti. Nurlu badem mi değil mi ayrım yapacak kadar badem konusunda uzman değilim. Fidanı Çeşme’ye diktim. Ve büyüdü. Bu seneki ilk gelişimizde bize kalan birkaç düzine kadarından epeyce topladık. Çoğunu komşu çocuklar daha çağla iken yolmuşlar. Üstlerde kalanlar kalmış. Küçük yeğenime yedirdik en çok. Tadına baktık tabii. Muhteşemdi. En üst dallarda kalanları biraz da apar topar Ankara’ya geri dönüşümüz nedeniyle toplayamamıştık. Bu sabah ön bahçedeki kahvaltı sırasında  yerde gözüne ilişti onlar da. Altı tane.  Düşmüşler. Hem de rüzgar yokken. Hava alabildiğine durgun, boğucu ve bu yüzden nemli iken.
 
Cebimde diyeyim de siz onu keseciklerde, poşette, pakette, kutuda hatta kavanozda anlayın belki dikerim diye fındık ve muskat da getirmiştim. Hala dikemedim. Bu kez de farklı ve çok değişik duygular yaşatan  gelişmelere koşturduk çünkü. Burada kaldığımız günde malum, sayılı.

Kuşadası’nda -ki akrabalardan annemin kuzeni, Ankara’da yatılı okuduğu sıralarda  bize evci çıkan benim ilkokul yıllarımda bizim evin büyük kızı  namını benden almış- Nilgün Abla da bana su kabağı verdi. İçi çekirdek yani tohum dolu. O bir ev ekonomisti emeklisi. Tohumlara, bitkilere nasıl düşkün olduğumu haliyle en yakından bilenlerden olarak su kabağını bağladığı yerden alıp bana verdi.

İşte taneler yani tohumlar. Fotoğraflarıyla. Aksaray’daki pelitli bağdan gelen tohumdan çıkmış palamut meşesinin Çeşme’deki palamudu. Ki o bu kez Ankara’ya gidecek ve orada arkadaki tepelerin yamacına dikilecek. Aksaray, Ankara, Çeşme, sonra yine Ankara  onun yolculuğunun durakları.

Tohumlar bir yerde çıkar. Düştükleri yerde yeniden baş verebilir. Kimi tohumlar suda sürüklenir kim bilir nerelere  ulaşıp orada yetişirler. Kimisini rüzgar oraya buraya savurtur. Sincaplar, kargalar kışın besin bulamadıkları anlar için cevizleri gömerler. Issız bir dağ başında çıkmış bir ceviz ağacı görürseniz muhtemelen bir sincap onu saklamış sonra da yerini unutmuştur.
 
Kimi tohumlar kuşlar sayesinde taşınır. Kuşlar bir yerlerde yemlenirler. Uçarken, göçerken bunu doğal yolla bırakırlar. Hiç ilgisi olmayan bir yerde görülmemiş bir bitki çıkmışsa muhtemelen bu yolla çıkmıştır orada.

Kimi tohumlar cepte taşınır. Eldivenler gibi tıkıştırılmışlardır kaban ceplerine, kot ceplerine. Ve eldivenlerden de kıymetlidirler. Sonra uzun yolculukların ardından geldikleri  kentte dikilirler ve apayrı bir kıtada, apayrı bir ülkede, bambaşka iklimlerde baş verirler.

Tohum, sevgiye en çok layık olanlardan. İlle tohum depoları saklamamalı tohumları. Ceplerimiz ne güne? Bizler de çok ufağından kendi tohum depolarımızı oluşturmakta gecikmezsek  iyi olmaz mı? Tek şey gerekli. Etrafa şöyle bir göz atmak. Hadi!!!
(Her hakkı saklıdır)

 Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 09.09.2016, 17:28

Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

8 yorum:

  1. Elekçi pelit daha nereleri gezecek bakalım? Haa, unutmadan, hünnap çekirdekten çıkmıyor, köklerinden patlayan fidanlarla çoğalıyor. Benim bahçemde de bir kaç hünnap var, hep fidan olarak temin ettik. :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pelit bir dağ bulsa da meşe ormanı haline gelsin çok isterim.Ama orman olacak kadar yer kaldı ı bilmiyourm.

      Hünnap dibinden çıkan sürgünlerden, fışkınlardan yetişebiliyor eğer mevsimi uygunda. Baharda ya da uykuya dalmadan sonbaharda edinilirse. Aksaray'daki hünnap türü çok güzel, yaprakları eğik olanlardan değil. Ancak mevsiminde gitdemediğimizden alamamıştık. Biri Çanakkale'den ki eğik yapraklı biri de Datça'dan ve henüz çok küçük hünnaplarımın :)))

      Sil
  2. Tohumların dolaşabileceğini hiç düşünmemiştim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cepte, kuş kursağında, rüzgar önünde, sincap dişleri arasında... Tohumların gezginleri çok :))))

      Sil
  3. Yazdıklarınız, doğaya olan düşkünlüğünüz hayranlıkla takip ettiriyor sizi...

    YanıtlaSil
  4. Başka ne hakkında yazılırsa yazılsın bir süre sonra tekrara düşülür doğa sadece mevsimleri tekrar ediyor.

    YanıtlaSil
  5. burda sölediklerini hiç bilmiyom yaaa. ama bak başka bahçeden alınan çiçek daha iyi tutarmış yaa :)

    YanıtlaSil
  6. Öyle derler. Başka bahçelerden habersizce hani onun her dilde bir karşılığı var sözcük olarak, ben kibarından aşır ak diyeyim, işte o çiçekler çok tutarmış. Herhalde o yüzden bizim bahçeden hep aşırılır. Ful de , biberiyeler de, muz da....

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci