14 Eylül 2016 Çarşamba

Takım Yıldızlar Gibi

Ya edebiyat, sanat olmasaydı…

Edebiyat sanat olmasaydı, başta gözler  ağlamazdı. Önce sözler ağlıyor çünkü. Sanat pınarından. Şiir olup, öykü olup, masal olup. Önce sanat anlatıyor çünkü söylenemeyenleri; türkü olup, şarkı olup. Önce sanat kaydediyor yitmemesi için geçmişinden,  tarihinden. Taş mı, tunç çağı mı hangi çağdaysa bir mağara duvarına çizilmiş resimlerle. Bir kayadaki tamgayla. Edebiyat, sanat, bir yerde tarih. Bir yerde dert ortağı. Bir yerde dile getiren. Edebiyatsız, sanatsız ileri gidilemiyor, teknoloji ile aya, Mars’a gidilse de.
 
Tek bir gelişmiş devlet yok ki sanatsız olsun gelişimi. Gelişmiş devlet denince akla belki ilk ekonomisi gelir. Ardından teknolojisi, sanayisi, bilimi gelebilir. Ama bunlarda gelişmek deryada yüzmek değildir. Belki bir küçük süs havuzundaki kulaçlar, o kadar. Oysa sanatta, edebiyatta, yanında da sporda, tarımda gelişmiş ülkeler gerçekten ileri ülkeler.

Aslında sanatseverler, daha çok eskileri seviyor. Tablolar bile sahibi imzasını attıktan kaç yıl sonra değeri anlaşılıp, değeri biliniyor. Çininin, camın, heykelin, toprak altında kalmış olacak kadar eski uygarlıklardan gelenlerini seviyoruz. Eskide kalmış ve bir türlü eskimemiş, eksilmemiş olanları seviyoruz. El emeği, göz nuru olanları.
 
Her yanın marketle, teknolojik ürünler, markalı eşyalar satan mağazalar, mobilyacılar, araba galeleri ile dolup taştığı  metalikleşmiş görüntüdeki soluk, ruhsuz şehirlerde dolanırken eski taş bir binanın kemerli kapısından içeri göz atıldığında eski olduğu için eskimeyen ve kıymetlenen onca ışıltıyı görmek, gözlerin de ışımasıdır.

Billurdan su takımları, porselenden,  camdan şekerlikler, gümüş tepsiler, koyu kahveye boyalı  ceviz masalar, dantel örtülü tepsisindeki kahve fincanları, tablolar, kanaviçe işlemeli masa örtüleri, daha neler nelerle  eski konaklardan çıkagelmiş sahnelerle dolu bir küçük galeri.

Bir sanat galerisi demek, sanatın ruhunun, kalp atışının insan ruhu ve kalbi ile aynileşmesi demek.  Oradaki hava ile bir teknoloji mağazasındaki hava, ateşle su kadar zıt kaçar birbirine.  Bir sanat galerisinden içeri adım atılırken hava radyasyon kokmaz. Sıcak bir şeyler kokar, sanatsal. Anneannelerin, babaannelerin evlerinden birer köşeyi anımsatır. Babadan atadan kalma yadigarları, çocukken haşarılık sonucu kırıverdiğinizden yerine yenisi asla konulamayacak kristal kaseleri, mumlukları, kenarı marullu şekerliklerin gerçeğini görürsünüz oralarda. Ruhu onarır böyle yerler. Gözleri besler. Kalplere yol açar; nice kalplerin hediye alıp verdiği, çeyizinde getirdiği, anneannesinden kaldığı için gözü gibi sakladığı ve şimdilerde de galerilerde görücüye çıkmış bu  vakte erişmiş böylesi benzersiz eşyalar.
 
Urla’daki en az bir asırlık eski bir taş binanın  girişindeydi. İki katlı. İkinci kattaki pencere önündeki uzun saksıdan sarkan balon çiçeğine takıldı önce gözüm. Ressam hanımın gözü de bu ilgiye. Böylece selamlaştık. İçeri davet etti. Bir göz attım önce hayranlıkla.  Davetsiz de girilecek güzellikte, zenginlikle. Birbiriyle yolları hiç kesişmemiş anıların her birinin sessizce ve sanki anı değiller de  bu anının öylesine birer parçasıymışçasına duruşlarındaki burukluk, hepsinin bir aradalığındaki görkemde  saklanmaya çalışılan bir sır gibi idiyse de o sırrı öğrendim içli sessizliklerini dinleyerek.

Öyle bir yerde her adım, kaç nesil öncesinin büfesinin, sehpasının, gümüş dolabının önünden  geçmek anlamına geliyor.  Kaç nesil boyunca kaç ev dolaşmış da yorgunluğunu şimdi  yine yorgun bir galerideki bekleyişte unutmuş gözüken  her bir eşya, kaç öykünün içinden geçip geldi kim bilir. Mürekkep mavisi nakışlı beyaz porselen tabaklar, vazolar bu çağın  kaba saba ve emeksiz süslerine gösterilen saygıyı yadsımazken kendilerine eskiciye satılacak fazlalık muamelesi yapılmasından hoşnutsuzlar, belli. Çünkü şimdiye ait değiller, bir dizide gösterilmediler. Reklamları yapılacak ürün değiller televizyonlarda. El dokuma halılar dururken makine halılarının yeğlenmesi gibi bir yaklaşımın tanığı artık onlar. Ev dekor dergisinin son sayısındaki aksesuarlara benzemediği için  rağbet edilmemesi gereken eşya muamelesi görmekten  yorgun, şaşkın ve bu cahilliği küçümser halde aslında hepsi de hala kibirli oldukları belli sönmemiş ışıltılarıyla.
 
Maça gidiliyor ya da kahvehanelere, evlerde televizyon başında bağıra çağıra o maç ille izleniyor. AVMler her hafta sonu vazgeçilmez uğrak yeri zaten. Bilgisayar başından ayrılınmıyor. Cep telefonları ellere yapışık geziliyor. Bu kupkuru şeylerle ruhlar kupkuru kalırken böylesi belki hepsi antika değil, çoğu eski; ama eskimemiş ve çok değerli şeylere göz ucuyla bile bakılmıyor. Geçmiş zamanlarla el ele sanat galerisine başka kimselerin adım dahi atmaması aslındaki duvardaki yaşlı Anadolu kadınlarının yüzlerindeki kırışıklılar gibi şimdiki gençlerin ruhlarındaki kırışıklığı anlatıyor. Dışarıdaki tablo çok başka. Edebiyat, sanat, eskiler içeride; ama dışarıdaki akış eldeki cep telefonunun ekranındakilerden başka bir şey görmüyor. Böylesi bir aymazlık aslında ne şimdiki ne de küçük  bir sanat galerisine sıkışıp kalmış geçmişteki hayatın içine girilmeyip teğet geçilmesi demek değil mi? Gelişmekten geri kalmak değil mi yani kaç boyutta?
 
Gelişmek, her birinin tek tek, ayrı ayrı parlaması geren  çok unsurlu bir şey. Çokluğun birlikteki ışıltısı yani. Tıpkı bir takım yıldız gibi. Büyük Ayı gibi, Küçük Ayı gibi.  Birer takım yıldızdır ikisi de. Yıldızları tek başına sadece bir yıldızdır. Ama bir arada iken  adlandırılırlar yıldız olmaktan öte. Takım yıldız olurlar anlı sanlı.

Gelişmişlik bir takım yıldız gibi olabilmektir. O takım yıldızı oluşturan tek tek her yıldızın yani sanayinin, ekonominin, teknolojinin, tarımın, bilimin, edebiyatın, sporun sanatın hepsinin aynı anda ışıması gerek ki  koyu gökyüzünde seçilebilsinler. Birlikte bir takım yıldız olarak.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 14.09.2016, 22:30


Paylaş :

30 yorum:

  1. Ne Kadar çok hak veriyorum size... Sanat gelişmişliğin ta kendisi. Taş Ev de içindeki eşyalar da pek güzeller.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ankara'dan cevap yazarken o güzellikleri geride bırakmak...

      Sil
  2. Artık her şeyin eskisini özlüyoruz. Sevmenin, muhabbetin ve ne yazık ki insanlığın. Gelişen teknoloji insanlığımızdan aldı götürdü. Modernleşelim derken mekanikleştik, hissizleştik. "Nerde o eski bayramlar?" diye boşuna kederlenmiyoruz. Mesela porselen bi çay takımı. Kim bilir hangi mutlu anlara tanıklık etti. Belki onlarda bizler gibi o günleri arıyorlardır. Biraz uzun oldu :) Sevgilerle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel olmuş. Onların hallerini anlamak... Sevgilerle.

      Sil
  3. Artık rağbet gören şey değerli olan değil. Kolay olan, kolay ulaşılan, kolay vakit geçirten; yani hep tüketen, tükettiren. Bir gün değişir belki, kim bilir.

    YanıtlaSil
  4. OOOOfff Yasemin bu ne ya beni çıldırtacan mı bacım sen.
    Hangine yetişeyim,laf yetiştireyim ?
    Eski eşyalar ve ben...! Anlatamam,yazsam,sayfalar almaz.
    En iyisi seyredip,yazdıklarının hepsine imzamı,müsade edersen atayım.
    "O eski konakların,kibirli eşyalarına çaktırmadan azıcık dokunmak isterdim.Tozlarını almak için sadece valla."
    Öpüyorum seni.Gül yanaklı kadın gibi,insan kadın..!

    YanıtlaSil
  5. Merihcim, resimlerden böyle izlenim bırakıyorsa gerçeğini düşün. Ben onlara bakarken hangi hanımların elleriyle hangi köşelere özellik kattıklarını düşünmeden edemedim. Şimdi Ankara'da, resimlerine bakarım artık :))) Çok teşekkürler hakkımdaki düşüncelerin içişn :)

    YanıtlaSil
  6. Çok severim nostaljiyi, eski eşyaları, evleri... Hele bir de oralar atıl kalmamışsa, sanat mekanı olmuşsa. Çok güzel gerçekten. Ve bu güzelliği ifade edişin de ayrı güzel :) ❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok teşekkür ederim.

      Eski evlerin olsun, içeriği olan eşya ve kapısından nişine, tavanından kapı tokmaklarına tüm ayrıntıları, ancak böylesi gözümüze sokulurcasına gösterildiğinde fark ediyoruz da bir nişi cilasız haliyle yıkılmakta olan eski bir konakta görünce onun görkemini hayal edemiyoruz. Ama kim onları ele alıp, restore etse, bakıma soksa yenilenmiş, emek verilmiş halini bir seviyoruz, bir seviyoruz. Galiba biz hala sanatın, edebiyatın çoklukla farkında değiliz. Mimari ve döşeme ile aramız hiç iyi değil zaten. Olmadı da öyle. Televizyondaki fabrikasyon mobilyaların reklamından gördüklerimiz ile evleri donatmak için mesela anneannelerden kalma bakırları satıp alüminyum tencere alıyor, annelerin çeyizlerindeki ceviz kolçaklı, kaideli eski el işçiliği mobilyaları satıp reklamlardaki tefriş salonlarına benzetiyoruz başta salonları. Durumları buna müsaitken el dokuması kök boya halılara burun kıvırıp fabrika işi, motifi bizi anlatmayan, motifi hatta olmayıp kareler, çizgilerle bezeli ve bir şeyler anlatan deseni olmayan tuhaf halılara yöneliyoruz.

      Biz bir alemiz çoğu kez, değil mi?

      Sil
    2. Eyvallah çok doğru Yasemin hatun ❤

      Sil
  7. Yenilik her zaman iyi midir sorusunu sormak istiyorum bu yazıyı okuduktan sonra. Eskiden teknolojik aletler yoktu ama dostluk, arkadaşlık vardı, imece vardı. Eşyaların bir değeri vardı. Şimdi bantlarda üretilen ürünlere hayranlıkla bakıp "ay ne güzeeel, benim olmalı" diyen sakil bir nesil yetişti. Zaman kötü değişti, emeğe saygı diye bir şey kalmadı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu soru sorulmalı gerçekten. Herkes de cevabını hemen vermeyip önce bir soluk alıp, eskiye de bakıp şimdikiyle kıyaslayıp kayıplar ve getirileri gözden geçirip cevaplamalı. Cevaptan hoşnut kalmayacaklarına eminim. Yoksa neden eskiyi özleyecektik. "Evet o günler de güzeldi; ama bugünlerin nesi var?" demeliydik yoksa....

      Sil
  8. zamana ayak uydurmak için koşuyor, ardından eskileri özlüyoruz.Köyden kaçıp haftasonu köy kahvaltısı diye tutturan insanlarız biz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu çok güzel teşhisin üzerine ben daha ne yazabilirim ?

      Sil
    2. senin teşhislerin yanında ne ki :)

      Sil
  9. Böyle mekanlar ruhu onarır cümlesi çok hoşuma gitti. Ruhlarımızın onarılmaya ihtiyacı var. Böyle mekanlar bana da çok iyi geliyor. Gelişmişliğin sanat, edebiyat, sanayi, teknoloji, tarım vb. takımyıldızı olduğu görüşünüze katılıyorum. Sadece bina ve asfaltla geliştiklerini sananlara selam olsun. Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamamen haklısınız. Gelişmemiş tek bir konunun dahi olması, gelişmenin henüz tamamlanmamış olmasıdır, değil mi?

      Selamlar.

      Sil
  10. bence de sanat edebiyatsız insan da toplum da dünya da olmaz. ya bütün yazılarımda ve hatta kitaplarımda en çok sölediğim şeylerden biri buuu :) mesela ben kitaplar resimler olmasa katlanamazdım günüm geçmezdi bu dünyada yeminlen. hayata kitaplarla karşı durabiliyorum en çok. bi deee, bu galeriyi biliyom yaaaa, urla iskeledeeee, yorgo seferisin karşısında de miiiii oleeeey :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet orası:) Şimdiden özledim oraları. Çok başka bir dünya. Ankara trafiğinin en çekilmezlerinden olan, bugün, az önce Eskişehir Yolu'nda atlatılan o çok büyük tehlikeden sonra iskele güzeldi.

      Sen ne çok yer biliyorsun Deep. Yorgo Seferidis bitişiği,
      güzel yer ama. Bildiğine çok memnun oldum.

      Bize kitapları, filmleri, dizileri tanıttığın için iyi ki böylesin :)

      Sil
  11. Edebiyatsız ve sanatsız bir yaşamı asla düşünemiyorum.

    YanıtlaSil
  12. müzik yazıyorum tabii. kitap sinema müzik eşit benim için. yanda arşivde "müzik" başlığında bir seçkim daha var. arada müzik seçkileri yapıyorum. bugün tarık akan için çok ağladım. chopin "the spring waltz" ve procol harum "repent walpurgis (bach uyarlaması)" ile ağladım. tarık akan ankarada bir etkinlikte görüp konuşmuştum. çok sessiz biriydi ama. çok ama çok severdim onu yaa. kitabını da okudum onun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitabı? Bilmiyordum... Bilmediklerim var yani...

      Sil
  13. Popüler kültür sanatı öldürmeye çalışıyor bence . Artık sanat bile çok öfkeli , eski zarifliği yok , zarif olana da rağbet yok .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel açıklamışınız. Tamı tamına öyle galiba. İncelik... O eski şarkı sözlerinde mesela.

      Sil
  14. Ne de güzel yazmışsınız. Her gün yakındığım, üzüldüğüm bir konuyu ne kadar güzel işlemişsiniz. Kültür endüstrisi diye bir kavram var, kapitalizmin insanların hobilerine etkisi. İnsanların ne izleyeceğine, ne okuyacağına karar veren bir düzen. İnsanların içini boşaltıyorlar, ruhlarını kurutuyorlar ki kapitalizmin gerekliliğini yerine getirebilsinler. Bunun sonucunda ortaya çıkan her şeye de popüler kültür deniyor. Ne yazık ki biz de bunu fark edemeyip bu sistemin kölesi oluyoruz, sistemin işlemesine yardım ediyoruz.
    Kaleminize sağlık, yine keyifle okudum ve her kelimesine hak verdim.
    Sevgilerle... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kültür endüstrisi, insan mühendisliği... Başarıyorlar sanki bu kavramların uygulamasını. Değil mi? :)

      Sil
  15. Sanat hayatı renklerini yansıtan ayna gibidir binlerce milyonlarca aynadır sanatçılar..olmalı olmalılar,bir ara sanat olmadan nasıl yaşanır diesen düşündüm insan çocuklu ve çok yoğun olunca anneler gibi örneğin basit bir film bile örneğin çok etkileyici gelebiliyor bazen..sanatçılar hep olmalı hatta onlar sadece sanat ile ilgili olup geçimlerini insanlar karşılamalı..sanata herkesin her medeniyetin ihtiyacı var.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci