19 Ekim 2016 Çarşamba

Başında akbaba bekleyen aç Afrikalı çocuğu anlamak!

Bu çalışmama tema olarak seçtiğim fotoğraflar, Amasra, Bartın, Sinop, Hatay ve Gazi Antep turlarından resimlerdir.

Açlık nedir biliyor muyuz? Bilmiyorsak, bir gün aç kalmak bile yetiyor anlamaya. Tümden de aç değil üstelik. Diyelim ki akşam altıyı yalnızca dört bisküvi ile getirmek… Açlığın sözlükteki tanımının çok yetersiz olduğunun gönülsüz deneyi bu. Ve öyle bir açıklayıcı, öğretici, yaşatarak anlatıcı bir deney ki. 

Açlık, elinizin uzanabileceği hiçbir şey yokken boş mide ile beklemek demek…

Sabah  yedi buçuk, pek çok kişi için kahvaltı edilemeyecek kadar erken bir saat. Bu yüzden evden kahvaltısız çıkılır. Mideler almaz çünkü o saatte bir lokma dahi.

Ancak o gün kendi odanıza, kendi masanıza ya da okulunuza gitmiyorsanız... Ya da bilmediği yerlerden yiyemeyenlerdenseniz… O zaman yanınızda azık olmalı. Akıllıcası bu aç kalmamak için. Ama azık da yoksa beraberinizde… İşte o zaman birbirini zincirleme izleyen  olasılıklar karşınıza gerçekleşmiş olarak çıkarsa açlıkla sınavınız vardır. Bu sınavda söylenmekten yeğ olanı açlık çekenlerin bunu her gün yaşadığını akıl edebilmektir. İşte açlıkla sınav o zaman tıka basa karın doyuran bir ders olacaktır. Hiç unutulmayacak.

Metropolün ortasında, sağınız solunuz insanla doluyken aç kalmayı akıl dahi edemezsiniz. Ancak başa gelenlerin çoğu, akla gelmeyenler değil midir? O yüzden denmemiş midir “kim derdi ki böyle olacak diye” ?

Aç olarak evden çıkmak, yollar büfeyle dolu olsa, kafeler gırla gitse de doyacağınız anlamına gelmiyor. Doymak gerçekten sıkı bir kavga. İlk aşaması doymanın bedelini kazanma yani ekmek kavgası. Yani doymanın karşılığında ödeme yapabilme gücü.

Anlatmak istediğim olgu, ikinci aşama. Birinci aşama gerçekleşti. Sorun yok bu konuda. Ama paranızla aç kalabilirsiniz. Ve hatta toplanan yemek artıklı tabaklar gözünüze iliştiğinde tok insanların halinden anlarsınız da aç karnınızla, karşılaştığınızda selamlarına karşılık verirken onlar sizin açlığınızdan anlamazlar. Çünkü tokturlar.

Anlamazlar çünkü olacak şey midir hiç şehrin göbeğinde aç kalmak. Nereden akıllarına gelsin böyle bir hiç olmayacak şey. Haklıdırlar. Söyleseniz eminim bir müddet duraksarlar ve doğruyu anlayıp anlamadıklarını sınamak için “neee?” diye üstelerler ki işittikleri şey gerçek mi yoksa yanlış anlama mı. Gözleri fal taşı gibi büyüyecektir aç kalmış olduğunuzu duyunca. Çünkü ülkede kıtlık yoktur şükürler olsun ki. Evden gelmektesinizdir üstelik yoldan filan değil. Bir metropoldesinizdir. Şaka yaptığınızı düşünürler en iyi ihtimalle.

Aç kalmanın anlamını çok yakında öğrendim. Gün boyu aç kalarak. Çölde, sel felaketine uğramış, toprak kayması olmuş, kıtlık yaşayan  yerlerde değil. Ankara’nın göbeğinde.

Sabah yedi buçuk dedi mi evden çıkanların çoğu dediğim gibi kahvaltısızdır. O saatte mideleri bir şey almaz.  Benim gibi.

O gün, her zaman gideceğiniz yere değil de başka bir ortamadır yolunuz. Ve bloke edilmiş saatler içinde olmak zorundasınızdır orada hatırlı bir kalabalıkla. Molalarda dışarı çıkıp kahve içebilirsiniz. Ya da çay.  Sabah amfiye girmeden önce bu vesile ile görme fırsatı yakaladığınız başka kentlerdeki arkadaşlarınızla oturduğunuz masadaki bisküvilerden kahvenizle dört tane yemişseniz artık o akşam yediye dek öğününüz olacaktır, henüz bilmeseniz de.

Öğle yemeği saati bellidir, malum. Bulunduğunuz ortamdaki yemek kapasitesi, içinde olduğunuz kalabalığı karşılayacak yeterlilikte değildir. Bunca kalabalığı kaldıramaz kazandakiler. Bir, iki hatta on kişi değil ki kaldırabilsin. Dolayısı ile yemek kartını taşıdığınız her zamanki ortamınıza dönmeniz gerekecektir. Zaten büyük kalabalık birkaç gündür  ne görüşecekse halletmiş ve bu öğlene bir şey kalmamıştır.

Öğle tatilinin bitmesine kırk dakika kala kendi ortamınıza geldiğinizde yanınızda katık, azık bir şey olmadığı için ya civardaki okulların etrafındaki büfelere bakacaksınızdır ya da kartınız olmasa da yemekhaneden bedeli karşılığında yemek yiyeceksinizdir. Yemekhanenin yemekleri, herkesçe  beğenilmektedir. Çeşidi de çoktur. Salatasından meyvesine verilmektedir. Bunlar bile yeter aslında akşama dek idare etmek için. Ama mideniz henüz kahvaltı bile etmediğinden sıcak bir şeyler  istemektedir. Hem her yağı yiyemediğinizden hadi dokunursa diye yemekhane seçeneğini atlarsınız.

Yemek filan seçmezsiniz. Hatta sebzeyi başka her şeye tercih edersiniz de civardaki büfeler bunu bilmez. Oralarda Ülkemizin başlıca ayaküstü atıştırmalığı olan gözleme değil de onca trafiğin aktığı,   tepesinde üst geçit bulunan büfelerdeki egzoza bulanmış, konan kalkan sinek sayısı belli olmayan pembe pembe salamlı, sosisli sandviçler vardır. Öğrencilerin sağlıklı beslenme kaygısı yok anlaşılan. Zaten çoğunun sağlıklı beslenmeyi düşünecek hali de yok ya… Gözleme filan gibi içinde en azından lor olan şeyler değil de salam, sosis yemekteler besbelli. Oysa siz böyle şeylere el sürmezsiniz. Büfeler her açlığı karşılayacak halde değiller yani.

Aklınıza hemen köprünün ayağındaki kafe gelir. Oraya seğirtmek,  kalan tek seçenektir. Kafede mutlaka akşama kadar idare edecek ayaküstü bir şeyler var umarsınız. En azından gözleme. Öğle tatilinin bitmesine yarım saat  kala.

Köfte, kebap çıkarmazlar mı kafedekiler mönü diye. Bunlar zaman alır hem et konusunda titizsinizdir. İyi de kafede neden mesela şöyle pazılı, karışık otlu gözleme olmaz ki. Ne oldu bizim ninelerimizin ninelerinin nice ninelerinin ta kaç asırdır yapageldiği gözlemeye. Pembe salamlara mı yenildi gözlememiz? Ya da yufka açmasını bilen kadınlara iş fırsatı doğacakken bu kapılar yüzlerine mi kapandı farkında olmadan?

Dönüş yolunda arkadaşınıza rastlarsınız. Ona yakınlarda bir gözlemeci bilip bilmediğini sorarsınız. Birden bir gülme tutar arkadaşınızı. Az çok anlamışınızdır neye güldüğünü ve karşılıklı gülmeye koyulursunuz  her ikinizin de içinde bulunduğu aynı hale. Yalnız değilsinizdir açlıkta yani.

Neyse gülmesi geçince arkadaşınız çantasını açar. Küçücük bir poşet çıkarır. Beş, en fazla beş zeytin vardır içinde. Bir de alüminyum kaplı üçgen  peynir. Üniversite girişindeki simitçi, öğle tatilinde  yemeleri için öğrencilere satmaktadır bu katığı. Saatinize bakarsınız. O simitçiye gitmeye bile vaktiniz kalmamıştır kaldı ki dönmeye vaktiniz olsun.

Şu sıralar yemekhane dışında yemek ve atıştırmalık edineceğiniz bir imkanınız olmadığından arkadaşlarınızda bir şey olsa bile saat dörtte ille mideleri için, şekerleri için, ya da sırf acıktıkları için onları sakladıklarını bildiğinizden  onlara da bir şey  söylemezsiniz. Zaten akşam yakındır. Dört buçuk saat kalmıştır şunun şurasında çıkmaya. Dönüş yolu sabahki kadar uzun değildir, bir saat tutmaz Allah’tan.

Ve eve gelince ilk işiniz asla  ilkten karnınızı doyurmak olmaz. Gözle başlarsınız ilk. Dolabı açıp ne varsa uzun uzun  bakarak. Peynir paketine, zeytin kavanozuna hatta salça kavanozuna. Öyle bir bakılıyor ki  öğleden sonra aklınızdan hiç çıkmayan  hani başında akbabanın beklediği, yüzü gözü sinek içindeki, yere çömelip kalmış  açlıktan  kadidi çıkmış Afrikalı çocuğu bir kez daha hatırlıyorsunuz. Onu anlıyorsunuz o an. Ve hem üzerinde her şeyin yetişip bittiği Ülkenizin toprak, bitki, tabiat zenginliğinden hem de kendi sahip olduklarınızdan büyük memnuniyet duyuyorsunuz henüz tek bir lokma tatmadan.  
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.10.2016, 13:35

 @AcemiDemirci



Paylaş :

22 yorum:

  1. Gerçekten utandım. Ne kadar üzücü. Bunca varlığın içinde olup yokluğu hiç bilmemek, hep varlık içinde olacakmış gibi yaşamak. İçine düştüğümüz gafletlerden bir tanesi. Büyükşehir hayatı defalarca bu hikayeye benzer şeyler yaşamışımdır. Ama eve gelip karnımı doyurduğum zaman bir şeyi unutmuşum. Şükretmeyi. Yüreğinize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bugün, dedesi savaş Gazisi bir arkadaştan dedesinin aç kalışını, ata binmekten bacaklarındaki yaraların kapanmadığını dinledim. Savaşta aç kalmak var. O yüzden dedesi asla ekmeğin kırıntısını dahi dökülsün istemezmiş. Biz bu tür şeyleri unuttuk. Biz derken sadece bizler değil dünyanın geri kalanı.

      Ben bunu en iyi Rare Bird'ün Sympathy şarkısı ile anlattığına inanıyorum.Diyorlar ki şarkılarında; -alıntı, ezbere bilmiyorum çünkü-

      "Now half the world hates the other half
      And half the world has all the food Aand half the world lies down and quietly starves
      'cause there's not enough love to go 'round."

      “Şimdi dünyanın yarısı öbür yarısından nefret ediyor.
      Ve yarısı bütün yiyeceğe sahip.
      Ve yarısı öylece yatıp sessizce açlıktan ölüyor.
      Çünkü bu dünyada herkese yetecek kadar sevgi yok”

      Çok teşekkür ederim, selamlar :)

      Sil
  2. Her şeye kolay ulaştığımız için yokluğu gerçekten bilmiyoruz sanırım :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek zorluk market tezgahından, rafından seçip poşete koymak :(

      Sil
  3. ne güzel yazmışsınız yüreğinize sağlık keşke tüm dünya okuyup anlayabilse. hayat çok garip bir bilmece...

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müzik çalarımdan hiç silmediğim bir parça. Zaman zaman dinlerim. Müziği ne kadar farklı bir tınıdaysa özleri o kadar gerçek.

      Ara ara dinliyorum öğlenleri bu parçayı :)

      Sil
  5. Sanırım yanlışlıkla yorum uçtu gitti kardeşim :( Ne kadar anlamlı bir şarkı sözüymüş. Dünyaya yetecek yiyecek, besin var ama sevgi yok. Paylaşmayı düşünemeyen zengin ülkeler. Nereye gidiyor dünya? de. Ne acı :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nereye gidiyor dünya? Bu sorunuzda bana Que Sera (Nereye gidiyoruz, ne olacağı" filan gibi -Latinceymiş- anlamı olan bir kzıın sorularıyla yürüyen şarkıyı anımsattı. Teşekkürler :)

      Sil
  6. Lisedeyken yurtta kalıyordum ve bu fotoğraf yurdun yemekhanesinde asılıydı. Ne zaman görsem iştahım kaçar ve yemek yemeye utanırdım. Çok acı çok. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lokmalar boğaza düğümlenmiştir.

      Sil
  7. Dünyanın hazineleri herkese yetecekken 3-5 açgözlü; halkları , çocukları eziyor geçiyor. Savaş terör kıtlık yokluk çıkarıp sırf kendilerine pay alıyorlar. Allah yardımcısı olsun nerede varsa. Açın halinden tok anlamaz zaten :(

    YanıtlaSil
  8. Tüm dağlara ceviz, badem, kestane, elma,i ayva, armut dikmek var. Var olanı akıllıca kullanmak var... Akıl var da kullanım galiba kullanım dışı :(((

    YanıtlaSil
  9. Her şeyden azar azar alır, hiçbir şeyi çöpe atmamaya özen gösteririm. Yemek artıkları kedilere, ekmekler kuşlara. Yine de baş edemem. Buruşmuş bir salatalığı atarken utanırım. Defalarca özür dilerim salatalıktan, onu yetiştiren elden, bulamayandan, gezegenden...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Esi bahçeli evlerde salata yapılacağı zaman bahçeden kaç tane istenirse toplanırdı. Maydanoz, nane öyle. Her mevsimin meyve ağacı vardı.

      Alştnı üstüne getirdik sanırım kentleşme derken yaşamımızın...

      Sil
  10. Bazen çocuk yetiştirme adına şöyle öğütler verilir; "çocuk dede, nine görmeli, tanımalı hatta onunla birlikte büyümeli" diye. Şimdi bakıyorum ki yeni nesil bebelerin dedesi ninesi de yokluk görmemiş. Yemeği bol bol yapıp arta kalan yarısını hiç acımadan çöpe döken tipler.
    Yine de Allah açlıkla sınamasın.

    YanıtlaSil
  11. Kiminde bardak taşmış halde kiminde bomboş. Açların giderek çoğalması ne anlamlara gelir unutuyoruz...

    YanıtlaSil
  12. Trajikomik bir hikaye aslinda. Gercekten unutuyoruz herseye kolay ulasirken hic bulamayanlarin halini.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En kötüsü bunlara çölün sebep olduğunu da unutmak. Türkiye'de şu an çölleşen yerler olduğu yazılıyor. Antalya'da, Konya'da, Urfa'da. Yani başımıza gelebilecek haller bunlar....

      Sil
  13. off fotolar yeniyo mu :) eh kitap ve yemek en sevdiğim şeyler haliyle :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci