18 Kasım 2016 Cuma

Karadeniz’de bir kayık, girdaplar, yengeçler

Ne karası, berrak mı berrak Ünye sularındaki rengârenk irice çakıl taşları  sanki ipi kopmuş bir kolyenin her yana saçılmış taşlarının mahzunluğunda parlardı.  Üstlerinde dolanan yavru yengeçlere alışık olmayan bir göz, onları da kolayca çakıllardan biri sanabilirdi.  

Yengeçlerden korkmazdık suda koşarken. Korktuğumuz tek şey vardı  Karadeniz’de; girdap. Yutmayı sever onlar. Bir kez kapılan, çıkamazdı içinden.
 
Denizlerin çoğu kopkoyu olur açıklarda. Lacivert derinliğinde.  Bir lacivert ki  kâh kırılmış nazar boncuğu camından kesicidir delimsek suları, kâh  ütü görmemiş  çarşaf gibi.

Sığ suların kumları altına kaçışıveren yavru yengeçler, bozuk para büyüklüğündeydi henüz… Kum, buruşturulmuş eski mektup kağıtları gibi sanki. Ya da kurumuş yaprakların kahverengiye çalan gazel sarısı kırışıklığında. Deniz kumuna basan çocukların ayakları altında kalırdı  yengeçler çoğu kez. Cevizin dış yeşil kabuğu hissi veren tetirli grimsi kabukları, kömür tozuna bulanmış da kirlenmiş gibi olurdu.

Çocukların oyuncu ayakları suya  değdiğinde dipten  kum tanecikleri havalanır, su  bulanır.  Sırf oyun olsun diye suyu bulandıran o çocuk ayakları, sonraları düz yollarda takıldı belki. Belki durgun suları bulandırdı olmayacak  anlarda. Kim bilir belki de engebeleri aştı yorulsa da dayanarak; belki de çukurlara düştü bile bile, göre göre. Pervasızlığından, fütursuzluğundan, fevriliğinden.

Karadeniz’de zaten hiçbir zarar gelmeyeceğini bilerek yavru yengeçlerin üzerine korkmadan basan kimi ayaklar, ileride adım atarken kırk dereden su getirir oldu belki de. Attığı her adıma çok dikkat etti.

Kıyıda suskunca duran bir kayık görürdük koca kumsalın kuytusundaki, üstü fındık ağacı dolu dik inen bayırın bittiği genişçe bir salon büyüklüğünde, çamların gölgesindeki küçük sakin  koyda. Gövdesinin su içinde kalan kısmıyla kalmayan üst kısım arasındaki sınırı, oylumlu,  ince bir yosun tabakası çizerdi. Fistolu kenarlar gibi. Kayık süsünce. Pek de yakışırdı, bir kuşak gibi, dantel zarafetli o yeşil yosunlu oya.

Kayık, sıradan bir kayık; kürekleri yanlarında. Fildişi rengine boyalı. Sıradan olmayan, adıydı. Burnunda,  en yukarda kocaman  “YOKSUN” yazılıydı. Al renginde.

Hiç sormadım yanımdaki çocuklara; sorsam onlar da bilmezdi zaten bu adın anlamını. Sonuçta onlar da benim gibi asker çocuklarıydı. Babalarının görevi gereği kısa bir süredir Ünye’deler ve hatta geri dönecekleri tarih bile belli.
 
İlk okuduğumda gözüm uzunca takılmıştı o ada. Ne demek istiyor  diye. Daha ortaokuldayım. Birinci sınıfta. Yoksun, yoksunluk anlamlıydı kanımca. Ama neyden yoksunluk? Boyası vardı, bakımdan yoksun değildi. Adı bile vardı, hem de koskoca yazılı. Eee, o zaman? Olsa olsa sahibi yoktu kayığın. Çünkü her kimse o sahip, hiç görmedim başında, yakınlarında. Gördüğüm tek yapayalnız bir kayıktı. Ünye’nin aslında Karadeniz’in sıkça çok hırçın,  nadiren nasıl da uslu, dümdüz sularında durup dururdu denizin kıyıcığında; ama denizden uzakta.  Yarısı akşam karası kumsala gömülü halde.  
 
Sahili  karadır Karadeniz’in. Sanki biri muziplik olsun diye bolca kömür tozu serpip altın sarısı kumları griye boyamış gibi koyu renktedir. Hele de Zonguldak denizi. Kömür karası sular oynaşır ora denizinde.

Gözlüksüz bir miyobun bile rahatça okuyacağı irilikte, büyük  harflerle burnunda,  “YOKSUN” yazan kayık aklımdan hiç çıkmadı. Ne zaman bir yokluk, yoksunluk, yoksulluk görsem o kayık geldi aklıma. Hala da aklımda.
 
Hiç bilemedim, görünürün kaç katman altında saklanan o adın anlamını. Gerçi sahibine sorulsa, cevap açıktı. Ama okuyan için kapalı kutu.

Kaç öykü geçti aklımdan o denize hiç açılmayan, başına uğramayan sahibini sessizce beklerken çürüyüp gidecek kayık hakkında.  Belli ki böyle bir sona razıydı; hatta bekliyordu... Hırçın dalgalar vururken. Kopkoyu renkli deniz halden hale girip çırpınırken. Açıklarda yunuslar atlaya atlaya oynaşıp geçerken. Balıkçılar hamsi sürüsü peşindeyken. Gecenin koyusunda topluca demirlemiş takaların ışıkları denizde yansımalar yaparken. Gün ışığında karabataklar batıp batıp dalar, martılar her daldıklarında ağızlarında kâh kaya balığı, kâh mezgitle çıkarken. Kalkan balıkları ağlara takılırken. O kayık, hep oradaydı.

Takalar kaç kez demir aldı. Kaç kez ağlarını iskelede kıyıya boşalttı hamsisinden lüferine. Kaç kez “Vira Bismillah!” dediler sabahın  erkeninde. Geceleri denizde, ay ışığı altında ağların dolmasını beklediler. Onların burunları iyotlu havada denizi yara yara sulardayken o kayık, gıpgri kumlara vermişti burnunu. Üzerine not gibi düşülmüş bir ad ile.

Karadeniz’in öcüsü, çocukları korkutan cadısı girdaplara hiç kapılmışlığı var mıydı acaba denize küskün kayığın, merak etmiştim  biraz daha boylanıp biraz daha  büyüyünce. Ama hala Ünye’de iken. Belki de kapılmıştı sularda seyirdeyken. Yutulmaktan kurtulduğu besbelliydi de denize küstüğüne bakılırsa içindekilerden kurtulamayanlar olmalıydı. Aklımdan bu olasılık geçerken ürperirdim.

Daha o zamanlardan başım öykülerle dolu olduğundan kayığa çoktan bir hikâye bulmuştum bile. Kapıldığı girdaptan çıkmıştı çıkmasına da içindekilerin tamamı belli ki dönememişti kıyıya. Derin bir acı ile geride kalan ise şimdi ona binemiyordu. Kurtulan her kimse, belki oğlundan, belki can yoldaşından belki o canım arkadaşından yoksundu şimdi. İşte o yüzden YOKSUN adı verilmiş olmalıydı. Öyle yoksunluktu ki hem, Ünye’nin o zamanlar ıpıssız ve sadece biz havacılar kampı çocuklarının bildiği  küçücük sevimli koyunda sürgündeydi.

Cezalı gibi denizin kenarında bekleyen kayığın suçu neydi peki? O mu alıp başını gitmişti girdaba doğru. Girdabın hiç mi suçu yoktu? Ünyeliler’in hepsi bilirdi ki girdaplar ilk bakışta belli olmaz. Apansız yakalardı. Denizin altında, sudan bir fırtınaydı, hortum gibi. Döne döne yakalardı yutacağını. Sarmal sular, içe solunan bir nefes gibi çekerdi dibe yakaladıklarını. Midesine indirir ve doymazdı. O yüzden kıyıdaki çocuklara ilk tembihlenen, denizde açılmamalarıydı.

Belki de götürdüklerini aynı sayı ile kıyıya getiremediği için kızgınlık hissedilen kayık, üzüntüsünü çocukların ayakları altından kaçışan yengeçleri altında saklayarak ya da yosundan kuşağında gizleyerek  hafifletiyordu.

Saklanamayacak kadar büyümüş yengeçlerin  dişlerinin kolye ucu olarak güzelliği, çoğu kişinin akılını çelerdi. Köşeye sıkıştığında iki karabiber tanesini andıran yuvarlak gözlerini çocuklara dikip kıskaçlarını kaldırdığındaki tehditkârlığı hala beni güldüren, kabuğu terakota kızılı, meşin bir ipin ucunda boyunlara takılmak üzere yakalandıkları an dişleri  kopartılan o yengeçlerin öyküsü peki ya...

Onlarınki alenen yazılıydı dalgaların kıyıya taşıdığı yeşil yosunların şimdi güneş altında koyu kahveye dönüşmüş kupkuru kalıntıları arasında. Dişler zincir uçlarında, cansız kabuklar kuma karışmakta iken. Kurumuş yosunlarla kaplı kumsalı kuşatan, tuzlu deniz suyunda  kendince nakışlanıp  delik delik minicik yuvalar açılmış kalınca dallarla ağaç kabukları arasındaki kopmuş kıskaçlarını, içi boşalmış kabuklarını gördükçe onlar için bir öykü bulmaya gerek  kalmıyordu.
 
Kayığın öyküsü tek sözcüklüktü. Başı, sonu, öznesi belli değil. Birinden mi yoksunluk bir şeyden mi, gizli saklı halde. Adı, öyküsüydü; o kadar. Tek sözcüklük bir hikâye. Dünyada yazılmış, yazılacak en kısa öykü, o kayığın öyküsüydü mutlak.

 (Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.11.2016
 Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

26 yorum:

  1. ne güzel fotoğraflar bunlar böyle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk yengeç, yazımda anlattığım yengeci tasvir ederken gözümün önüne getirdiğim yengeç. Bana, Bozburun'da poz vermişti. Ve ben resmini çekmek için yaklaşırken korkup duvara kısılmış bu haliyle kıskaçlarını gösterirken gülmekten resim çekilemiyor.

      Resimler çok farklı yerlerde. Akçay'dan, Palamutbükü'nden, Marmaris'ten Karadeniz kıyılarına.

      Çok teşekkür ederim.

      Sil
  2. Guzel resimler :) yengec burcu oldugum icinde yengeclere karsi bi merakim var ayrica tesekkurler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de çok sevdiğim ve birkaç yıl önce çok farklı yerlerde çektiğim fotoğraflar.

      Sil
  3. Bir sandalın ismi, gören gözlere işiten gönüllere neler neler anlatıyor. Güzel bir hikaye ve fotoğraflara teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))
      Tek sözcüklük bir öyküydü.

      Sil
  4. Acaba insanlar kendinden olmayanları cansız bir varlık olarak mı görüyor ki? Sanırım bazı insanlar ne yazık ki öyle. Karadeniz çok farklıdır hırçındır, delidir ve yerinde durmaz hiç. Kıyılarda saklanmış onlarca kayık vardır hep. Başka başka hikayeler doludur içinde. Sizde çok güzel anlatmışsınız. Köşeye sıkışmış yengeçte o kadar tatlı duruyor ki resimde. Ama ben olsam 1 metre bile yaklaşamam yakınına.


    https://www.youtube.com/watch?v=Yeki5RPFGKk

    Yazınızı okurken aklıma geldi bu şarkı. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karadeniz'den yengeçlere alışkınım ben. Ayak altındaydılar hep :)))
      Oradaki yengeç çok cesurdu. Ben eğildikçe -ki bir adım vardı aramızda, duvara sırtını verdiğinden kaçacak yeri kalmamıştı- korkutmak için kıskacını gösterirken en güzel pozunu da vermiş oldu. Beni de çok güldürmüştü :)

      Hiç duymadığım bir parçaydı. Dinledim. Çok beğendim. Çok teşekkürler.

      Sil
  5. Oyyy yazın da bir girdap oldu içine çekti beni çok beğendim çokk.
    Yoksun ne çok romana isim olur ki bu kelime.
    Teşekkürler canım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müthiş bir isim vermiş sahibi kayığına. Kaç öykü geçerken aklımdan aslında o tek sözcüklük yalın bir öyküydü :)

      Sil
  6. gezemediğim tek bölge olduğundan hep üzülmüşümdür, ne zaman biri karadenz dese okuldaki arkadaşlarıma söverim benle gitmedikleri için :) girdapları biliyorum; ama ve de korkarım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek Ege ve Akdeniz bellendiğinden aslında o kadar değişik, Ege ve Akdeniz'in artık çoktan kaybettiği doğallıktan fazlasıyla nasiplenmiş, olağanüstü tabiatı, gürül gürül nehirleri, çağlayanları, geyiklerin gezdiği ormanları olan doğu ve Karadeniz'den mahrum kalıyoruz ki. Gerçi Karadeniz de pek çok nedenle bozulmakta hızla. Ama doğu çok bakir ve tabiatı anlatılacak gibi değil. Sadece görmek yaşatabilir o olağanüstü güzellik karşısındaki şokuy.

      Ben senin için ara ara Karadeniz resimleri yayınlarım :)

      Sil
    2. yayınla tabi; ama elbet gidcem bir gün elbet :)

      Sil
    3. Çok güldüm:))) Neden mi?

      Karadeniz'e gideceğin zaman bana söyle e mi? Yoksa bakarsın oralarda eş zamanda oluruz da ben durmaksızın fotoğraf çektiğimden bir karede de hatta daha çoğunda çıkmış olabilirsin bir bakarsın. Ben tanımam tabii karede o an tesadüfen kim çıktıysa.. Yayınlarım da. Ama senin zaten fotoğrafın çekildiğinden de haberin olduğu :)))) için sadece kareyi bekleyecek olabilirsin.

      Sil
  7. Tıp için, sağlık için, yaşamak için tamam ama süs diye kullanmak için hayvan katletmek! Sesleri çıkmıyor, bağıramıyorlar ya da belki de bağırıyorlar da biz o frekansı duyamıyoruz diye, acı çekmiyorlar mı sanılıyor acaba?! İçim acıdı...
    Bir de çok özlemişim oraları, havasını suyunu...
    Sevgilerimle Acemi Demirci...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diğer canlıların insan cinsi canlıdan çektiği....

      Sevgilerimle Blana :)

      Sil
  8. Karadeniz!!! Doğa bir başka değil mi? :) Ben de beklerim sayfama, iyi günler! :) :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karadeniz de doğa da bambaşka. Karadeniz'in benim için anlamı da başka :)))

      Birazdan uğrayacağım. İyi günler :)

      Sil
  9. Yokluk olgusu da kişinin isteğine göre değişen göreceli bir olgu.Hayata nereden baktığınız ve hayatı nasıl yorumladığınızla alakalı..

    YanıtlaSil
  10. Galiba göreceli konular, anlaması en zor olanlar :)

    YanıtlaSil
  11. Yine güzel bir Ünye Öyküsü;
    Yaramaz çocuk ayakları-yetişkin ayak oyunları,müthiş betinlemer,
    Yenğeçlerden korkarım,acıyacağım aklıma gelmezdi sen böyle derin-içten yazmasaydın.
    "Yoksun" Öyküsünü senden okumak güzeldi.
    Ben de Karadenizi ilk Hopa'da Kazım KOYUNCU'nun memleketinde,denizide ilk o zaman görmüştüm zaten,bahsettiğin o karalık ve vahşi güzellikte çocuktum ama hiç korkmamış,pazen mayomla ilk defa orada denize girmiştim onu hatırladım.
    Yaramaz çocuklarla birlikte.
    Sevgilerimle Yasemin iyi ki yazıyorsun..!
    İçimi ferahlatıyor,Ankara soğuğunda bile üşütmüyor serinletiyorsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk gördüğüm deniz Ege. Dört yaşımdaydım en fazla. Belki hatırlamıyorum bile ilk gördüğüm yılı. Ama Kuşadası'na çok giderdik. Ortaokula gideceğim yıl Babam Ünye'ye o zaman tepede olan şimdi artık kalkmış olan yere tayin olunca ortaokulu orada okudum. Karadenizli oldum bayağı üç yılda :)))

      Şimdi Hopa bile kıyısı bina dolu. Ünye'de de biz de yalıda otururduk; ama son gördüğüm Ünye öyle büyümüş ki ben başka bir Ünye'yi anlatıyorum sanki.

      Çok teşekkürler Merihcim. İyi ki yazmışın sen de bu yorumu <3

      Sil
  12. Ayrıca fotoğraflar çok güzel.
    Özellikle 4. ve 7. sırada ki fotğrafları çok beğendim...
    Ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dördüncü fotoğraf Marmaris'ye, dört yıl kadar önce. Yedinci de Palamutbükü'nde. Çok severim orayı :)

      Bu yazının fotoğrafları için hayli uğraştım. Çok karıştırdım resim dosyalarımı :)

      Sil
  13. ne güzel yazıydı. yengeç aman çok korkarım. karadenizde hiç yüzmedim girdap oluyormuş ha. bi kere sormuştum istanbuldan karadenize neden vapur yok diye, karadeniz tehlikeli demişlerdi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Girdap oraların korkusu. Biz de yengeçlerin üzerine basardık hatta oyun diye onlar kaçar biz kumları karıştırırdık. Gerçi küçük yengeçlerdi, ama büyükleri de vardı. Karadeniz'de denizanası çoktur. Kötü yakarlar, bilirsin mutlaka. Onları toplayıp kumda eritirdi çocuklar. Çünkü parçalasalar bile her parçası yeniden denizanası olurmuş. Oralı çocuklar kumu denizanası ile doldururdu. Çok değdi ve yaktı bize de.

      Karadeniz çok dalgalıdır ya sabahları mutlaka dalgalarla kıyıya çok şey vururdu. Kocaman deniz kabukları bulurduk. Kül tablası olarak kullanılırdı o deniz salyangozlarının iki avuçiçi kadar büyük kabukları.

      Deniz salyangozlarının kocaman, çok güzel kabuklarıyla dolu olurdu sahil. Başka bir denizde hiç görmedim öyle bir şey ki tüm kıyılarımızI gördüm. Adana'dan Çanakkale'ye.
      Bir de çok dalgalı olduğundan sabahları sahilde hep kocaman deniz kab

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci