3 Kasım 2016 Perşembe

KESKİN UÇ

Bu yazım için tema olarak ayı seçtim çünkü ay koskoca bir gizemdir. Bir yüzü gözükür; öte yüzü hiç gözükmez. Yani biz hep ayın gözüken yüzünü görürüz. Sakladığı yüzü hep saklıdadır. Bu yüzden bu yazıma çoğunu az önce çektiğim aydan daha iyi bir tema olabileceğini düşünmedim.

Keskin uç, dış dünyamız. İç dünyamız kesen değil kesilendir. Paramparça olur; ama dış dünya kan tükürüp “kızılcık şerbeti içtim” der.




Diken ucu dışımız. Dikenin gülü, içimiz. Dış, yerkabuğu sanki; rengarenk, bitek, güleç. İç, yer kabuğunun içi gibi; fokur fokur cehennem ateşi.  Ne zaman volkanlar belirecek, o zaman iç, dışa püskürüp silip süpürecek. Volkanların da ömrü var. Her patlamasıyla o ömür bitti bitecek.

Dış, vitrin;  iç sandık odası. Dış, hep yenilerle donatılırken içte çocukluktan bugüne ne var yok iyisiyle kötüsüyle hepsi saklı.

İç dünya, gözle görülemeyen derinliklerde, yeri bilinse de ulaşılamayacak  diplerdedir. Görülemez; ama seyre sunulabilir. Bakışlar bunun en kolay yolu. Yazılar. Şiir ya da  yergi. Ve başka başka türküler hatta. İç dünyanın aynası tıpkı kilimler gibi, motifler gibi.

Dışımız bakarsın demir gibi, kavi; bakarsın çelik ki su katılmamış; bakarsın duvar. Ne aşılır, ne geçilir. Ne güler,ne el uzatır. Oysa duvarın gerisindekiler… Çeliğin öte yanı…

Dış, pencere önü, çeşit çeşit çiçeklerle süslü,  cilalı, boyalı… İç, gizli kapıların ardı.

İç ve dış… Birbirinin zıddı iki anlam, iki kavram. Biri diğerine mıknatıs olup çekemeyen iki yabancı. Birbirine el  olmuş dünya. Hep bir arada; ama hiç bir olmuş halde değil. Dışın kaviliği aslında çoklukla için yumuşaklığına yorulur. Ya da öyle umulur.
 
Dışımız keskin bıçak. Çünkü dış dünyada yüzleştiklerimizin hepsi bileyici. Kıran kırana hesaplaşma, soluk soluğa koşturmaca, bire karşı bir düzineye  mücadele verme… Yaralanma, düşme kalkma; yeniden hayat kavgası, tekrar tekrar başa dönme… Kırma… Kırılma…
Ya iç… Demir maske takınmışken dışımız, dal gibi incecik hislerin kırılıvereceği bahar bahçesi. Demir dışlar ağlamazken pamuk gibi yumuşacık iç, pamuk gibi beyaz karların erimesince ağlayabilir. Ah keşke demirden olmasaydı dış. O zaman görülürdü için kırılganlığı. Ama duvarlarımız var; dış adında. Seyri mümkün değil o yüzden için.
 
İç, duvarın sırrı. İç, içini dökemezse duvardan engelinde, sanat doğar o yerde. En çok şiir, türkü olur. İç, yumuşakça  sızar, bir yolunu bulup duvardan.

İnsanlar biliriz kırıp dökerler.  Gözleriyle kırarlar, yüzleriyle küstürürler. Ancak onların hatıra defterleri, notları ya da birkaç satırlık dizelerine, yazılarına baktığımızda  ne o sert, delici bakışları görürsünüz ne de küstüren yüz ifadesini. O koskoca heybetli dağlarcasına taş kesilmiş dışlar; meğer içlerindeki volkanı saklarmış. Meğer içleri lav lav ateşmiş, kormuş da korkuları oymuş. Kor sıcaklığında dizeler, yazılar, türkülerin tek açıklaması,  saklı yanardağlardır. Dağ gibi duvarların gerisindeki.

Dış, dikenli tel. Yanaşılamaz, kanatır, öte yana geçmek mümkünsüzlüğünün adıdır. Oysa iç, dışın dikenli teliyle kanamaktadır. İkilik, için hazmedemediği hal; ama dışın maskesidir.
 
Maskeler denir de hep, kimse kendi maskesinden bahsetmez. Kaç maskesi olduğundan dem vurmaz. Bir kişi kaç kişi olabilir maskelerin ardında. Her maske ile başka bir ad taşırken yorulmaz mı? 

Sapsade olabilseydik yani kendimiz, maskesiz olsaydık eğer, hangimiz hangimizi bir çırpıda tanıyacaktık? Bizler çoğumuz, birbirimizi maskelerimizle tanırken maskelerin ardından konuşan asıl bizler, birbirimize kuzeyle güney kadar, ekvatorla kutup kadar uzağız. Tanımayız. Yabancıyız.
 
İnsanın dört yüzü varmış. Birincisi kendinin bildiği başkalarının bilmediği yüzüymüş. İkincisi başkalarının bilip kendinin bilmediği; üçüncüsü kendisinin de başkalarının da bilmediğiymiş. Kendisinin bildiği başkalarının da bildiği dördüncü yüzmüş.  Yine de maske yüz olmuş çoğu insana.

Büyükler de saklambaç oynar. Saklandıkları yer maskelerin ardı. Sayısız maskeler hem de.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 22.01.2016, 13:41

Paylaş :

20 yorum:

  1. Dış ve iç konusunu çok hoş anlatmışsın Ay'a benzeterek, yalnız dört tane yüz çok fazla geldi bana:) mutlaka herkesin başkalarının bilmediği huyları, sırları olabilir, ama içi dışı bir olmak en iyisi. :) maskeler filan çok kötü ama dediğin gibi söz meclisten dışarı maskeli insanlar da çok bu dünyada, ben de farkındayım ve korkuyorum artık o yüzden insanlardan....:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben biliyorum, senin tek bir yüzün var. İçin dışın bir. Klonlasak diyorum seni :)))

      Sil
  2. Demek ki sadece çocuklar saklambaç oynamıyormuş :)

    YanıtlaSil
  3. Yaşamı anlatmışsınız en güzel cümlelerle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anlatması zor bir konu. Anlatabildiysem çok sevindim. Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  4. Kızım küçüklüğünde gece yağmur yağdığında; "Aydede ağlıyor mu anne?" derdi. Yazınızı okurken geçmişi andım. Ay ne çok şey düşündürür insana.
    Dolunayı ayrı güzeldir, ilk çıktığı zaman bir başkadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında ne kadar doğru söylemiş. Ortak akıl mı demeli.

      Lisede okuduğum ve İnca, Aztek, Maya medeniyetlerini anlatan bir kitapta diyordu ki, Eski Peru'da gümüşe ayın gözyaşları, altına da güneşin gözyaşları denirmiş. Çok beğenmiştim. Ve o yüzden de hiç unutmam.

      Sil
  5. Merhaba blogunuzu yeni keşfettim ve artık takipteyim :)
    Bana da uğrarsanız çok sevinirim...
    http://modadusleri.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil
  6. Ne güzel anlatmışsınız. Ağzınıza, yüreğinize sağlık.. Dışımız böyleyken içimizde neler olur anlatabildiklerimiz ne kadar az diye düşündüm okurken :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler güzel görüşün için. İç ile dış örtüşemiyor bir türlü :)

      Sil
  7. Ayşei kardeşim. Hani bazı anlar olur yumuşacık bir esintiye bile hasret kalırsın, birden duaymış da kabul olmuş gibi o esinti gelir, iç yangınını biraz serinletir ya, aynı o haldeyim şimdi. Kalemin durmasın. Şahane bir anlatımdı.
    Müjde kardeşim gibi ben de artık çok, hem de çok korkuyorum. Sevgilerimle, iyi geceler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. İnşallah anlayan, insan yanları güçlü, iyi kişilerle karşılaşmanızı dilerim.

      O yangına bir damla su olduysam çok mutlu oldum.

      Sil
  8. Görünen yüzümüz farklı, görünmeyen yüzümüz farklı... Fotolar çok güzel... Gören gözünüze, kaleminize sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki farklı yüzümüzle yaşıyoruz... Bazen daha fazla bile olabilir bel ki :))) Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  9. Büyüklerde saklambaç oynar.

    Ne güzel bağlamışsınız sonunu. Okurken ne kadar fazla var bu insanlardan diye ama özünde hepimiz aynıyız. Sakladığımız bir yüzümüz mutlaka var.

    YanıtlaSil
  10. ya böyle ay fotosu hiç çekmemişim sende görünce farkına vardım yaa. o ilk fotoya yeni ay mı diyorlardı, hiç çekmedim ama evet bikaç gün önce görmüştüm böyle bir ay ama uazktan telefonla çekince güzel olmuyor tabii, kamera taşımak da bana zor geliyor, bişi taşımak zor yaa ama ay fotosu aklımda tamam. ay deyince aklıma gelen şu benim de, insan psikolojisine göre, bütün insanların, hepimizin karanlık tarafı varmış, bizler bu yanı eğitim sayesinde aile terbiye filan ortaya çıkarmıyormuşuz, kara taraf herhalde ay oluyor, aydınlık da güneş. bu maske olayı sanırım iş yaşamında çok fazla oluyor, işyerlerinde insanlar göründüğü gibi olmuyorlar, hırslarından dolayı herhalde, karşıdan bilgi alıp vermemek için galiba maske takıyorlar, özel yaşamda daha azdır bence takan, bi de büyük şehirlerde daha çok vardır da küçük şehirde daha zor olmalı. maskeli insanlarla uğraşmamak için bence çözüm insanlardan uzak durmak, uzak durunca maskeleri rahatsız etmez insanı. doğallık her zaman daha iyi elbette ama doğal olanlar iş yaşamında çok hırpalanıyor yaa, çok üzülürler onlar, benim dikkat ettiğim bu iş dünyasında insanlarda yaa, doğal insanları zorla maske takmaya zorluyorlar, mecburen takıyor işte iş dünyasında insanlar, o yüzden insanlı işlerden uzak durmalı, insan gördün kaç en iyisi. maskelerine kendi kendilerine kullansınlar onlar :)

    YanıtlaSil
  11. Güzel tavsiye :) Olur :)

    İki kez okudum yorumunu. Biliyorum zaten insan konusunda derinliğini. Okurken de gözlemle birleşmiş halde yine anladım, anlattı.

    Ay ilginç. Arka yüzünü hiç görmezmişiz. Hep ön yüzü gözükürmüş dünyadan. Karanlık kısmı arka, yani gözükmeyen yanı. Bu yüzden temam oldu.

    Ay ve güneş benzetmeni çok beğendim. Karanlık kısmımız ve gülümseyen kısmımız. Ay ve güneş.

    Çok oldu, lisedeydim okuduğum bir kitap vardı. İnka, Aztek, Maya uygarlıkları üzerine. Peru tabii mekan. Orada bir şey okumuştum ay ve güneş hakkında. Hiç unutmuyorum. Çok da beğenmiştim bu yakıştırmayı yapabilecek görürlükteki gözü, çıkarımda bulunabilecek yaklaşımı.

    Esk, Peru'da bu uygarlıklar inanırmış ki altın güneşin gözyaşları, gümüş de ayın göz yaşlarıymış.

    O zaman demiştim ki, "Ay iki ki ağlamış" :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci