23 Aralık 2016 Cuma

Gündoğumu manzaralı servis koltukları

Gündoğumları, göğün akşam örtüsünden sıyrılmak için yırtılırkenki kızıl sancısının adıdır. Fotoğraf karelerinin vazgeçilmezi, sabahları doyumsuz bir seyir için erken kalkmanın baş nedenidir. Gün doğumları, adı üzerinde her sabah tekrarlanan karanlıktan kızıla, kızıldan sarıya yolculuktur. Gün batımına kadar sürecek bir aydınlık için  doğudan batıya feryat figan selamdır.

Geçen seneki saatinde doğmuyor bu yıl gün. Hayli gecikmeli. Ama rötarlı kalkışlar gibi değil. Güneşin biyolojik saati hep aynı aynı olmasına da işte çalar saatlerin gadri nedeniyle böyle.

Saat 07:02’de ezan okunuyor. Yani işe, okula gidebilmek için ayaklanalı bir saati geçmiş çoktan. On beş dakika sonra da çıkılacak duraklara doğru. Gece mi; sabah mı belirsiz alaca karanlıkta olsa da.

Durağa varmak için yola çıkmadan önce arka balkondan elimi uzatıp karın yağıp yağmadığını yetikliyorum. Çünkü ön balkondan sokak lambalarına bakınca anlayamadım. Uçuşan, lambanın etkisiyle sarımtıraklaşmış beyaz tanecikler görememiştim. Elime düşen, değen bir şey yok. Uzun uzun bekleyecek zamanım da yok. Hava daha yumuşak ama.

Blok kapısından çıkarken karanlıkta kar tanesi görebilecek miyim diye bakınıyorum. Ancak kar tanesini filan seçilecek gibi değil. Eni konu karanlık dışarısı. "Zaman göreceli" derler. O dedikleri bu mu ki acep? Aynı enlem boylamdayken dünya üzerinde hala, geçen yıl ile aynı gün ışığı saatinde değiliz  saat yedi otuzu gösterse de. Hava geçen yıl aydınlık olurdu evden çıkarken; güneş gözlüğü bile takardım kapkara. Oysa şimdi hava kapkara.

İşte bu yüzden, numaralı kapkara güneş gözlüğüm eskimedi bu kış. Ne sabah ne akşam gerek kalmadı kullanmaya,  kapkara hava yüzünden.

Ortalık karanlık, elektrik yanmadan göz gözü görmüyor.  Arka tepeler incecik bir kar örtüsüyle beyaz. Gözlüğümün camları  önünde bir şeyler uçuşuyor pamukçuk gibi. Kar serpeliyor sessizce. Kar, yağmur değil ki pıt pıt diye cama vursun  hırçınca. Ya da yerdeki su   birikintisine düşüp şarkısını söylesin.  Kar sessizdir…

Göz alabildiğine sessiz, ıssız cadde; kesen cadde; yan sokak. Hepsi uyku sessizliğinde. Kimselerin ayak sesinin olmadığı  bu gece mi, sabah mı belirsiz anlarda ıssız insanlar gibi sokaklar

Nemli bir rüzgâr var. Kırbaç gibi değiyor yüze. Gözkapakları bile üşüyor. Şöyle bir göz gezdiriyorum üstüme başıma, yanıldım da yazlıklarla mı çıktım diye. Değil. Görünen zırh gibi kışlıklar. Ama kışlıkların gücü de bu nemli, sert rüzgâra bir yere kadar yetiyor. Hele de dışarı çıkılan kapkara saatte hava eksi on üç derecelerdeyse.
 
Kimseler yok ortalıkta. Güneş sarısı renginde ışıyan  yüksek elektrik lambalarının etrafında pervaneler gibi uçuşan kar taneleri,  çoktan pervaneler gibi  yanmış olmalı ki sarımtırak görünüyorlar. Lambanın ışığından  beri uçuşan taneler, tarlada toplanırken lime lime edilip parça pinçik olmuş pamuk da sanki bir rüzgar önüne katmış pamukçukları buralara kadar sürüklemiş. Şimdi de yorgunluktan  yere düşmekteler usul usul hissi veriyor.
 
Yağmur, ağlamak gibidir. Ya kar! Kar da beyaz ağlayış mı o zaman? Yoksa ne var ne yok kirlerin üstünü örtüş mü? Böyle düşünürken baktım rampadayım.

Rampa çok dik. Yol geçilecek ve sonra da yokuş var inilecek. Apartman görevlisi, buzlanmayı önleyici şeylerden serpmiş rampaya. Küçük çakıl taneciklerini andırıyorlar kilit taşlarının üzerinde. Basınca tiz çığlıklar atar gibi sesler çıkarmaktalar. Kar sesi gibi değil o ses.


Bahçe, rampa, yol, sokak, kesen cadde hepsi pasta kreması sürülmüş gibi görünüyor karla kaplıyken. Ara ara izlerle desenlemiş o ütülenmiş beyaz çarşafçasına kırışıksız, dümdüz karlar. Kimi izler bilindik kimi değil.

Bu saatte, aslında saat hayli var olsa da gün ışıksız  bu alaca karanlıkta, bilinmedik bir şey ile karşılaşılmak istenmez eğer sokaklardaysanız. Köpeklerin bıraktığı izler kolayca tanınıyor. Şu  küçük ve kendi içinde bölünmüş olanlar kedi izi mi acaba? Buralarda iki yıl öncesine dek sokakta tek kedi olmazdı. Köpekler yaşatmaz çünkü. Ama alınıp sonra sokağa terk edilen kediler çoğaldı. Ya şu bütün bütün izler... Tavşan mı; tilki mi? Henüz kapanmamış taptaze izler eski çavdar tarlasında bitiyor. Belki yabani ot kuruları ile kaplı eski tarlada izlerin sahiplerinin göremediğiniz gözleri sizin üzerinizde şu an. Benim objektifim de o izleri açıkta; ama kendileri gizlide canlıların izleri üzerine odaklanıyor, flaş yanıyor.

Ortalık öyle sakin ki karanlığın altında, karların üzerinde fotoğraf çekerken. Koca şehrin tek sahibi gibisiniz o an. Geçen yıl ayrı bu yıl ayrı güneş açısında dolayısıyla ışıksız anlarda yaşanan günün bu saatinde. Kar, şiir sessizliğinde yağarken yokuş bitiyor.

Karanlıkta iki far giderek sağa yanaşıyor. Servis geldi bile. Sürücümüz her zamanki gibi içeriyi bir güzel ısıtmış.

Serviste, saat sekizden sonra çevre yolunda belirecek tepelerin ardından sökün edecek kızıl ipek kumaşın  yırtılışınca gün doğumunu bekleyeceğim oturduğum koltuktan.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.12.2016, 10:21


Paylaş :

38 yorum:

  1. Tüm dengemizi şaşırttılar bu sene... Sabah işe giderken her yer karanlık... Gündüz mü gece mi belli değil... Ne güzel anlatmışsınız... Kaleminize sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saat sekizden sonra yolda gün doğuyor :)

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. İnce bir örtü gibi olunca hemen eriyor. Şöyle en az on santim olsa.... :)))

      Sil
  3. Sabahın o karanlığında fotoğraflar gayet güzel çıkmış....Özellikle kar aydınlatmış sabahı biraz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, yerden aydınlatma diye düşünürüm ben de kar ile etrafın aydınlanmasına her tanık olduğumda :)

      Sil
  4. Saatlerin ileri/geri alınmamasından bocalıyoruz bu sene. Takvimlerdeki ezan vakitlerine 1 saat ekliyoruz mesela. Zamanla alışırız herhalde buna da.

    YanıtlaSil
  5. Çocuklar okula vardıklarında hâlâ hava karanlık oluyor. Bilgiç evden çıktıktan yarım saat sonra okunuyor ezan. Biyolojik saatimiz zaten kendine gelemedi. Hâlâ anlayamadım bu saat neyin saati? Hayır illa tek saat kullanılacaksa kendi saatini kullanır insan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kalktıktan sonra çıkana kadar elektrik yanıyor. ....

      Sil
  6. Gün doğmak bilmiyor. Karanlıkta yollara düşüyoruz ve umursayan yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangi vakitte yaşadığımız şaşkınlığı içinde oluyoruz o saatte güya sabahı gösteriyor saat oysa hava gece yarısı gibi karanlık.

      Sil
  7. Gün doğumuyla yollara düşmek; bir zamanlar bizim yaptığımız gibi...
    Evden servise giden yolda yürür gibi hissettim kendimi. Daha doğrusu kayıp düştüğümü hayal ettim.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kayıp düşmek işten değil. Düşseniz kaldıracak tek bir kişi yok üstelik etrafta. O yüzden iyisi mi düşmemeli. Ancak akşam dönüşte o gizli buz denilen jilet gibi buzlanmadan ötürü, yokuş çıkarken üstelik, basınca geri kaymak da çok komik.

      İleri doğru giderken geri geri kayınca beni gülme tuttu. Dengem bozuldu tabii. Neyse kurtardım; ancak düşmek gerçekten işten değil. Ama en güzeli otuz santim karın üstünde bilerek düşmek olmalı. Pandalar gibi ))

      Sil
    2. O saatte tekin olmayan yerlerdeki haller ve köpek sürüleriyle karşılaşanlar aklıma geliyor nedense her sabahın tam anlamıyla köründe yani göz gözü görmezinde pencereden bakınca...

      Sil
  8. elektrikten tasarruf etmek yerine daha çok elektrik tüketiyoruz. Ama kımsede buna dur demiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evvelce yani geçen yıl o saatte kalkıldığında elektrik ya hiç yanmazdı ya da en fazla on dakika kadar yanardı. Ama şimdi.... Ayaklandıktan çıkana dk.....

      Sil
  9. Güzel bir yazı olmuş. Keyifle okuduk.

    YanıtlaSil
  10. Saat uyanma vaktini gösterse de zifiri karanlıkta uyanmak depresif yapıyor galiba hepimizi :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saatleri Değiştirme Enstitüsü kitap adı geliyor aklıma hep o saatte :)))))

      Sil
  11. Elimde kahvem nasıl keyifle gezindi gözlerim her bir kelime üzerinde , yağan kar pamuk taneleri oldu düştü yüreğime .
    "Yetiklemek "bayıldım bu kelimeye
    Kapkaranlığa inat bembeyaz sayfalar açıldı gönlümde sevgiyle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şiir tadında bir yorum okumak... Harika.

      Yetiklemek, kontrol etmenin öz Türkçesi :)

      Sevgiyle Tigriscim

      Sil
  12. Gün doğumunun öyle güzel anlatmışsınız ki.... Keşke bu yazı sonuna kadar tanım modunda kalsa dedirtiyo. Hiç sorunlara geçiş olmasa... :) kaleminize sağlık. sevgiler :)

    YanıtlaSil
  13. Kardaki ayak izleri,karanlık ve bu güzel yazı :) Hepsi bütünleşmiş :)

    YanıtlaSil
  14. O saatin yalnızlığı ve sessizliği..Biraz garip, biraz hüzünlü biraz yadırganan çokça aykırı...

    YanıtlaSil
  15. Eveeet artık güneş geç geliyor. Ne güzeldir ama güneşin doğuşunu izlemek. Sanki kimsenin bilmediği bir sırra vakıf olmak gibi. Doğanın sırrına şahit oluyoruz. Gökkuşağını kıskandıracak bir renk geçişi oluyor :))) Kaleminize ve kadrajınıza sağlık :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akılda yokken güneşin doğuşunu sabah serviste seyretmek başa gelirse, hayatın sürprizi lafı da akla geliyor :)))))

      Sil
  16. yollara sabah sabah düştüğünde,dikkatli ol arkadaşım.
    Korkuyorum ben,10 yıl olmuş sabahları evden çıkmayalı,Toprak köpişle yürüyüşler dışında,bu kadar erken,kızımı gönderirken de ben korkar oldum nedendir bilmem.Babamız götürüyor genelde...
    Ama fotoğrafla ilk iz düşümünü çekmekde başka türlü olmaz ki...
    Ellerine sağlık güzellik...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir an önce yaz gelse istemekte haksız değiliz bu yıl...

      Merihcim çok teşekkür ederim. Çok sevgiler <3

      Sil
  17. Gün doğumu. Günün uyanışı. hayatın uyanışı. Hayata yeni bir merhaba...

    YanıtlaSil
  18. sabahları dersim olduğu zaman 2 saatlik yolculuk yapmama rağmen anca aydınlanıyor günüm, gel de hayrını gör :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gecemiz gündüzümüze karıştı mı desek ? :)

      Sil
  19. evet yaa günaydın diyemiyoz artık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akşamları biraz da 21 Aralık'ı geride bıraktığımızdan galiba tam karanlık değil artık; ama sabah, akşam gibi :)))

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci