11 Aralık 2016 Pazar

İstiridyedeki İncinin Saklanışını Anlamak!

Tüm can yakıcı olgular, haberler, duyulanlar, görülenler, televizyon görüntüleri karşısında hani duyarız ya kimilerinden alıp başını gitmek, bir köşede tüm bunlardan uzakta yaşamak istediklerini… İşte o dilek için; ama duyduğumuz tüm can yakıcı haberler, üzüntüler için yayınlamayı istedim bugün bu yazıyı. Kaçılabilir mi can yakanlardan sahiden?


Uzun kirpiklerinin gölgesi ruhsuz bakışlı solgun yüzüne düşmüş bir portre Greta Garbo  benim için, adını duyduğumda. Siyah beyaz filmlerden bir ad. Devrin modasına göre muhtemelen briyantin ile iyice yapıştırılmış saçlarına hafif de dalga verilmiş belki de aykırı kaçacak kadar farklı biri.

Yaşam tarzı ve yaklaşımları hakkında her şey söylenen Greta Garbo’nun ne hayranıyım ne de tercihleri, inancı ve hayatı ilgi çekici gelir. Sevabıyla günahıyla yapılanlar, onlardan sorumlu olanların konusudur çünkü. Ama bir ayrıntı var, o eskilerin rüzgâr gibi bile değil göz açıp kapayıncaya dek gelip geçmiş akristinde. Kimselerde olmayan bir şey… Köşesine çekilmek!

Filmlerini, çocukken siyah beyaz televizyon döneminde izledim en çok. Sonraları da telif hakkı ödememek için tercih edilen otuz yıl üzerindeki çekimler olarak film kanallarında. Bir filmi var ki unutulmuyor.  1933 yılınca çekilmiş Kraliçe Kristina.
 
Kraliçe Kristina, çok şey istemiyordu aslında. Hayatın içinde sıradan bir insan olmak istiyordu. Oldu da. Ne istediğini bilen, iradesini ortaya koyan bir karakterdi kraliçe. Ve o kahramanı beğenmiştim. Oyuncuyu beğenmekten ziyade. Ki oyuncu yani Greta Garbo da rolünü hakkıyla oynamıştı.

Hiç gülmeyen, bildiği tek duygu anlamsız boş bakışlar hissi uyandıran, tuhaf yüz ifadeli biriydi Greta Garbo. Uzman psikologlarla yarışan kimi amatör psikologculuk oyuncuları için kişilik bozukluğu yüzüne yansımış bile denilebilecek bir anlamdaydı bakışı, gülüşü. Gülüşünü Mona Lisa kıskanabilirdi.

Hakkında çok şey yazıldı; rastladıkça okudum. Onlar değil aslında, beni onun hakkında ilgilendiren. Onca ün, para,  gösteriş içinde topu topu yirmi yedi film çekip otuz altı yaşındayken  “Ben oynamıyorum” diyen çocukların cesaretiyle oyundan çekilmesi... Çekildiği yer köşesi. Kolay kolay rastlanmayan bir hikâye onunkisi. Daha yapılacaklar varken, daha adından gazetelerde bahsedilecek, kadınlar onun gibi giyinip, onun saç modelini, makyajını taklit etmede yarışacakken…  O, yarıştan çekilmiş! Elinin tersiyle itmiş şöhreti, gelecekteki kazancını.

Neden kendi ülkesinde azıcık ün kazanan çoğu oyuncunun hayali Hollywood iken Hollywood’da bunca ünlenmiş, peş peşe filmler çeken henüz otuz altı yaşındaki bir oyuncu bir anda her şeyden vazgeçer? Neden o şaşaalı gidiş alabildiğine, doludizgin alıp başını koşturmaktayken  atlara gem vurulur? Yol bitmemişken henüz, hiç geri dönülür mü? Oysa olduk yerde bile kalınmaz. Kaç kişi yapabilir böylesi bir şeyi? Ve böylesi bir şeyi yapmak,  yapanın kendi tercihi midir? Kendi tercihiyse eğer, etkenler ne? Ne oldu da, ne gördü de ya da ona ne ters geldi de bir anda yolun aksine gitmeye başladı? Oysa “yenilen pehlivan güreşe doymaz” denilir. Ufacık bir ünden, televizyondaki bir yarıştaki yarım günlük seyirden neler elde edilmek istemekte oysa, hiçbir birikimi, bilgisi, insanlara fayda sağlamak için sunacağı verileri olmayanlar. Kaçımız böyle bir yoldayken bırakabilir elde ettiklerini? Para için, ün için insanlar Gothe’nin Faust’unun karakteri olurken Greta Garbo olmak?

Ünlü ya da değil, zengin ya da fakir kimi insanın an gelmiş, elini eteğini her şeyden çekip inziva günlerine özlem duyduğu olmuştur. İnsanca bir durumdur bu; ama gelir geçer. Gerçekleşmesi olmaz, akıldan geçtiğiyle kalır. Ya da giderek zorlaşan hayat, geçim, çevre, iletişim koşullarının zorunlu olarak akla getirdiği muzırlıklardır böylesi düşünceler. Akla gelir ve belki birkaç dakika oyalar sonra dünya işlerine dönülür. Hepimizin başında değil mi sığınılacak böylesi düşünceler?

Hayatın zorlukları, kaçışlara itekliyor. Hayat, insanlarla sürdürüldüğü için bu bir yerde insanlardan kaçış belki. Çünkü çatışmalar, iletişimsizlikler, duygusal yıkıntılar, kayıplar hep insanlarla ilgili. Kaldı ki evcil hayvanını kaybedenler dahi bir yakınını kaybetmiş kadar üzüntü duyuyor. Hayat böyleyken, giderek her şey zorlaşırken kimi omuzlar böylesi ağırlıkları taşıyamıyor. Omuzlarla anlatılmak istenen, ruh. İç dünya. Hassas dengeler. Terazi şaşıyor galiba işte bu zorluklarda. Oysa hayat basit olsaydı, yalın sürseydi böyle bir kaçış değil hayata koşuş olacaktı.

İnsanları gerçek hayattan kaçırtan, hayatın gerçekleri. O gerçekler karşıda dimdik bir set. Bir duvar gibi. Ama ne olduğu bilinemiyor, tanımlanamıyor baş edilemiyor kimilerince.


Şimdi kaçışlar, çekilinen köşeler neredeyse tümden sanal ortamlara oldu. Sanal ortamda yüz yüzelik olmaz. Bu yüzden biri karşısındaki adın,  karşıdaki yüze ait olup olmadığını bilemez. Belki hep insanların iki yüzlü ya da maskeli olduklarından şikâyet edegeldik şimdiye dek. Oysa şimdi sanal ortamlarda gezinen kimilerinin yüzü bile yok. Adları var; ama adınca mı sanınca mı o isim? Yani gerçek mi? Bu da şu demek mi oluyor? İnsanlar artık kaçmak için sanal ortamlarda bir köşe buluyorlar. Bunda ayakaltı olmayan bir yerdeki bir kayanın dibi, bir dere kenarı bulmak imkânının şimdilerde kalmamış olması kadar iletişimin bir tık zorluğunda olması etken en çok elbette. Şimdi köşeler, parmakla işaret edilebilir görünürlükte değil; soyut sanal ortamlarda somutlaşmış halde. Artık kayabaşlarına oturup türküler yakılmıyor, bir link verilip bir şarkı dinletilebiliyor kolayından.
 
Bunca değil gerçek yüz ya da iki yüzlülük yahut maske, yüzlerin bile olmadığı sanal ortamlarda, kendi adıyla sanıyla, gerçek yüzleri ile saklanmadan apaçık ortada olanlar için bu haksız rekabet sayılmaz mı? Yani bir yolculukta belki yan koltukta oturan sizi çok iyi tanırken sanal ortam sayesinde, siz adını ve çeşit çeşit resimle bir köşeden farklı diğer köşeden farklı görünen çehreleriyle nasıl bileceksiniz ki yan koltuktakinin o aynı kişi olduğunu? Hadi işkillendiniz… İşkillenmek, gerçekleme demek değildir.

O zaman köşesine çekilme mi gelecek? Kabuğuna çekilme? Midyeler gibi. Baş edemezsiniz çünkü. Sanal ortam öyle bir dev ki ağzından alevler saçsa da görülmezlerle dolu. Apaçık karşıdayken hem de o görülmezler. Bilinir, bir tıkla ulaşılır; ama adı, adresi, cismi yoktur. Sanal nihayetinde. Kimi dolandırıcıdır kimi hesap hırsızı, kimi kim bilir kim.

O zaman işte akla her şeyi elinin tersiyle bir kenara itip köşesine çekilen, öylesine çekilen ki evinin adresini yapımcı film şirketinin dahi bilmediği o isim akla gelir; Greta Garbo. Bu hakkında her şey söylenen; ama kişiliğinin olumlu da olsa aykırı da olsa o yanları değil, otuz altı yaşında daha, zirvedeyken, ünlü olmanın anlamının doruğundayken bir anda her şeyi bir kenara iterek o itilenlerin boşalttığı yoldan gözden uzak, kendine ait ortama ilerleyen birisinin kararlılığı,  gerçekliği hatırlanır.

Diyeceğim, bir kenara çekilmek derken sanal ortamdan çekilebilip çekilemeyeceğimizi anlatıyorum. Böylesi belki kandırmaca değil; ama kandırmacaya varan sanal bağlar içindeyken kaçımız çekilebilirdik bir kenara? Ve bir kenara çekilmek demek, böylesi iletişimin çarçabuk  sağlanıp pek çok habere en kısa zamanda ulaşılabilip aynı anda pek çok şeyden diyelim ki bir doğum gününden haberdar olabilme  imkanından kaçmak, pire için yorgan yakmak demekken… Çünkü artık sanal ortamlar telefonun, telgrafın, mektubun, kutlama kartlarının hatta taziye ziyaretlerinin ve daha birçok işlevin yerini bir tıkla almışken…  Yine de belki de kimilerince  hiç akla gelmiyor değildir bazen tüm bu kolaylıklara rağmen midyelere özenmek…

Kabuğu açık  bir istiridyenin içindeki görkemli inci gibi parlayan bir kraliçe olmayı hepimiz isterdik; ama Kraliçe Katerina gibi kapalı midyede olmayı kaçımız isterdik?
(Her hakkı saklıdır)
(Not: Görseller internetten alıntıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.09.2016

Paylaş :

16 yorum:

  1. Bunu beğendim. Sizi takip etmeye başladım.

    YanıtlaSil
  2. :((( tek istediğimiz huzurla gülümseyebilmek....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En güzel şey. Gülebilelim dilerim :)

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Sözcük olarak sözlükte kaldı galiba...

      Sil
  4. Kaçmak istiyorum, köşeme çekilmek istiyorum, ben de kendi hayatımın sahnesinden çekilmek, farklı bir yol çizmek istiyorum kimi zaman. Ancak Greta Garbo kadar cesur değilim:) Cesurca bir karar vermiş ve o karadan dönmemiş... Sanal alemde farklı kimliklerle insanlar olmak istediklerini olma cesaretini gösteriyordur belki de:) Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cesur muydu acaba? Yoksa mecbur mu? Hep merak ettim :)
      Doğru, sanal alemde o hakları var :) Sevgiler.

      Sil
  5. Greta Garbo'yu bilirdim ama genç yaşta köşesine çekildiğini sizden öğrendim. Zira kadınların hiç yaşlanmadığını düşünürdüm. Demek ki hanımefendinin yaşı gerçekten gençmiş:)
    Köşeye çekilmenin bir nedeni elbette vardır. Ben de merak ettim şimdi bak.

    YanıtlaSil
  6. Kimselere görünmeden yaşadı.Üç beş yılda bir gazetecilere yakalandığı haberi sanki Mars'ta hayat bulunmuş gibi sevinçle yazılıyordu gazetelerde.

    Bir de tombulmuş ilkten. Onu keşfeden İsveçli, ona hiç yiyecek vermemiş üstüne kapı kilitleyip galiba. İki haftada iğne ipliğe çevirmiş. Belki istediği gibi yiyip içmek için mi bıraktı dediğim oluyor :)))

    YanıtlaSil
  7. ne güzel demişsin de baksana ben çok severim bu garboyu, evet çekilmiş öyle kendi kabuğuna, istememiş insanlar yaşlı halini görsünler. ya bak dün akşam buldum nette, marilyn monroe'nun son filmini izledim. film çekilirken intihar etmiş film yarım kalmış. herhalde depresyonda filmde çünkü yönetmen kovmuş setten sonra yine gelmiş marilyn ama sonra da öldürmüş kendini. öyle zayıf kırılgan ki son sahnelerinde, hasta gibi zayıflamış :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkisinin hayatı da çok değişik. Biri GG biri MM :))

      MM, aslında akıllıymış. Aptal bulunmasına çok içerlermiş. Hayatı beni üzer. Aslında onların hayatları film gibi :)

      Sil
  8. İşte bu da insanın kendisini bilmesi ile ilgili bir durum...
    Doyuma ulaşmış bir insanın,
    Dingin yaşamı seçmiş olması bana da çok kolay gelebilir.
    Dünyevî,şeylerden arınmak,ne büyük bir teslimiyettir,
    Kim bilir ? Ne büyük bir hafifliktir ALLAH'IM...
    Sorumluluklarımız olmasa ?

    "İnci inciliğinin farkında ise,başkalarının onu görmesi sadece o gören kişiye,görsel-zenginlik katar,incinin değerine bir şey katmaz...ki..

    Çok değerli bir yazı yine sen değerli inciden,
    Ellerine ve yüreğindeki saklı,inciye sağlık,Yasemincim....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama bu yorum çok güzel...
      Hep okumak isterim şimdi :)

      Çook teşekkürler Merihcim <3

      Sil
  9. Hemen iadei ziyaret yaptim ne zengin bir blog tek tek okuyacagim hepsini sevgiler💖

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci