7 Aralık 2016 Çarşamba

Kapkara girdaplardaki şen kahkahalar

Bir parmak eninde, iki karış boyunda filan değil; diz boyu, diz!  Hatta daha fazlası. Gırtlağımıza dek batmışız. En kötü şeye. Cehalete.

Cehaletin kapkara girdaplarındayken bu olgu, giysiler ardına, araba amblemlerine, seçkin semtlerdeki evlere gizlenir sanmaktayız. Cehalet öyle bir şeyki eğer varsa,çuvala sığmayan mızrak gibidir. Saklanamaz. Cila da tutmaz. Ağzınızdan çıkandan, neye güldüğünüzde belli olur daha ilkten. Diplomayla filan alay eder. Hiçbir diploma cahil olunmadığı anlamına gelmez; ama bir yerlere devam edilerek belli bir konuda iyi kötü bir şeyler bellenilmiş anlamına gelir. Bir şeyler dediysem, tek bir dal. En acısı diplomalı cehalet ki yaygınlaşmakta.  Diplomalı cahillerin cirit attığı trafik, koridorlar, lüks siteler, yollar, sanal ortamlar ile dopdoluyuz. Oysa dopdolu insanlarla dopdolu olması vardı dört bir yanın.

Cehalet, dar açıdır. Dünyada yaşayıp da kendi küçücük kabuğunun içi sanmaktır dünyayı. Dünyayı bu kadara indirgeyen elbette dünya dışında ne takımyıldızlar olduğundan haberdar olacak değildir. Evrenmiş, kainatmış hak getire; ama varsa yoksa onun incir çekirdeği midir artık, fındık kabukçuğu mudur kendi dünyacığı... O kadarcık dünyasıdır bildiği; bileceği.

O kadarcık dünyalar bilinirken koskoca dünyaları bilirmişlik taslamak, tam bir cehalet yansımasıdır. Cehaletin arınması, yunması için okul yolları yetmiyor.

Cahil nedir, kimdir o zaman; eğer diplomalılar da cahil olabiliyorsa? Cahil, hiç okuma yazma bilmeyen midir? Köylü müdür? Kentli mi? Ya da anlı şanlı diplomalar edinmemiş çiftçiler mi?
 
Salt okuma yazma bilmeyen köylülere indirgenemez cehalet. Evet kısmi olarak cahil olabilirler söz konusu cehalet olunca. Ama bir köylü de az çok ziraat mühendisidir, veterinerdir, otacıdır, hava durumcudur, jeologdur. Yüzeysel olsa da yardımcı olacak görüşleri vardır. Gerçi köylü de kalmadı ya şimdilerde. Kalanların kıymetini bilsek bari. İşte köylüyü bitirircesine şehirleşmeye heveslenmek, en büyük cehalet. Ki bunu köylü can ata ata istemedi, şartlar istedi, istetti.

Cahil kişi o ki, kendinden başlayarak hiçbir şeyin farkında olmayıp, bir şeyi içinde bulunduğu şartlarla ele alamayan,değerlendirmesini etraflıca değil, bildiği tek bakış olan dar açı ile yapan, her şeyin gerçek nedenini, amacını irdeleyemeyen ve korunup bozulmaması gerekenlerin özünü bozmaktan çekinmeyip sahip çıkamayanlar olmalı o halde.

Buölçüttekilere  cahil denmeyeceği gibi daha da ötesi entelektüel gibi tanımlamalar getiriliyor.  Entelektüel olmasını beklemiyoruz kimseden; ama hiç olmazsa dünyasının çapından haberdar olup da ahkâm kesmekten uzak kalsınlar istemek yerinde bir istek olmaz mı? İncir çekirdeğinde yaşayanlar, kendi dar açısıyla bakınca elbette anladıkları kadar sanacak ne var ne yoksa; maddesinden manasına. Ve işte o zaman ne bilimin ne tarihin ne aklın dediklerini demeyip denilenemeyecekleri diyecekler cahil cesaretiyle. Nasıl mı?
 
Daha yakınlarda tanık oldum böyle bir olaya. Şimdilerde kaç ülkeden kaçıp buralara gelmişlerin semt edindiği bir mahallede oturan, üniversiteden sonra bir de lisans üstü okumuş, iki dil bilen iyi eğitimli biriydi karşımdaki. Yaşadığı olay üzerine hemen taşındı oradan. Kendisi için değil; ama çocukları için korkup kaçtı. Bunları yazmalıyız zira fotoğraflarla resmedilemiyor cehalet tablomuz. Satırlarla resmediliyor ancak. Siyaha boyamamaya çalışsak da tabloyu, fırçanın ucundaki renk duman rengi yine de. Puslu yani tablomuz.
 
İş arkadaşım,ilkokuldaki kızının okul toplantısında kızının arkadaşlarının anneleri ile tanışıyor. O sıralar Kanuni ve Hürrem’i anlatan bir dizi var yayında. Daha otuzunda bile olmayan kadıncağız, arkadaşım üniversite mezunu ve çalışıyor diye ilkten ona soruyor aklındakini. “Kanuni gerçekten  de oğlu Mustafa’yı boğdurmuş mu yoksa senaristler mi eklemiş o sahneyi?” Arkadaşımın yüzü allak bullak oluyor, ne diyeceğini bilemiyor önce. Sonra “Seyrettiklerin, tarihte gerçekten olmuş olaylar” diyor. Kadın çok üzgün şehzade Mustafa için. Ve kızgın. Kaşlarını çatıp  soruyor arkadaşıma, “Peki o zaman Atatürk neden engel olmamış bunlara?”
 
Benzerine mastırlı birinde rastlamışlığım var. Yine herkesin daha ilkokulda öğrendiği ve tersini söyleyene olsa olsa şaka yapıyor diye bakılabilecek tarihi bir konuda“Aman canııım, her yazana inanmayın siz deee. Kaynak çok önemli. Hangi kaynaktan öğrendiğinize bakmalı. Kaynaktan kaynağa bilgi değişiyor” dedikten sonra edalı edalı  “Gerçi ben tarihi hiç bilmem ama” demez mi!

Eğer  “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” sorusunun cevabını verebilmek istiyorsak bilmek yetmez,  bilenlerin de değerini bilmeliyiz.Kara mizah gibi kara cehalet çünkü.
 
Yetişen gençliğe, liselilere, üniversitelilere bakıyorum. O yaştaki İngiliz gençlerinin çoğu  çağdaşmış, eskiymiş kendi edebiyatını bayağı bir  okumuştur. Oysa her şeyimizin devamlılığını sağlayacak yeni kuşaklar ne bir atasözümüzü biliyor ne bir şairimizden şiir okuyabiliyor. Dilimizi, tarihimizi, her dönem edebiyatımızı belli ki öğretemedik ve belli ki öğretmedikçe sızısını çekeceğiz.Bunların yanında gençlerimiz elbette sanat, bilim, tarım, mimari, spor gibi şeylerden de anlamalı. Bunu beklemek bir ütopya belki; ama bunlar olmazlarsa eğer karşılaşacağımız tek gerçek, uçsuz bucaksız çaplı cehalet.

Önce, yetiştirdiğimiz edebiyatçılardan kaç ad sayabilecek içimizden herhangi biri?Harmandalı oynayabiliyor mu ya da horon tepebiliyor, Silifke oyunlarından anlıyor mu? Kaç mani söyleyebiliriz ha deyince? Kaç ressamımızın, heykeltıraşımızın, mimarımızın adını biliriz? Sanatla uğraşmış mı, diyelim ki müzik aleti çalmayı öğrenmeyi istemiş mi en azından? Bestecilerimizden kaçından haberdarız, klasikleşmiş Münir Nurettin Selçuk gibi. Bilim nelerle uğraşıyor farkında mıyız? Bilimsel makaleler okunmasına gerek yok ille; ama bizim dışımızdaki başka dünyaların incir çekirdeği sığasında olmadığının bilinmesi bile ufkun genişlemesi ve kavrayış yelkenlisinin dar açıdan enginlere seyretmesidir. Ki bu da cehalet girdabında debelenip durmaktan kurtuluşa işarettir.
 
Diyeceğim, cahil olduğunu bile bilemeyecek kadar cahillerle çepeçevrelenmişiz meğer. Güzel giyinen, arabaya, kılık kıyafete, eve, eşyaya ciddi paralar harcayabilen fakat okumayan, okusa da saplandığı bir konudan başka konuya sıçrayamayan,kendisini sarmalayan örümcek ağlarının açık açık göründüğü,  tozu alınmamış, bilgiyle parlatılmamış, iyi de para kazanan cahillerin kuşatmasındaysak  hala, “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” sorusunun samimi cevaplayıcıları değiliz demektir. Hatta şen kahkahalarla gülerken nasıl da kapkara girdaplara yakalandığımızı da görmezden gelmekteyizdir.

Giyim kuşam, araba markası yani cila cahillikten arınmışlığın belgesi değil olsa olsa göz boyamadır o halde!
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.03.2016, 15:07


Paylaş :

38 yorum:

  1. "Altına hiç düşünmeden imzamı atabilirim" dediğim bir paylaşım olmuş. İnanın her cümlenize tepeden tırnağa kadar katılıyorum. Cehalete sürükleniyoruz. İşimize de geliyor belli ki :( Çok acı bir durum bu. Özellikle de gelecek nesilden çok endişeliyim. Cahillik başka bir şey, gönüllü cahillik ise çok başka bir şey. Sadece kılıfla olmaz ama "ye kürküm ye" devrinde yaşıyoruz :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karşılaştığımız cehalet farklı düşündürtmez oldu. Artık cehaletten değil kültür ve bilgiden hayrete düşmek nasıl da olağanüstü bir şey dedirtir oldu...

      Sil
  2. Her bir şeyi demişsin kuzum daha ne denir ki bilmem:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Sevindim :)

      Sil
  3. Cehalet üstelik de en karasından cehalet ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Ne diyeyim aydınlık kaleminize sağlık. Okumuş cahil okumamış cahilden çok daha tehlikeli. Bir gün lise mezunu bir arkadaşım üstelik de çalışkan bir öğrenci olduğunu söylerdi sık sık İlk cumhurbaşkanının kim olduğunu sormuştu bana bir sohbet sırasın da şaka yapıyorsun heralde diye yüzüne baktım ama hayır şaka falan yapmıyordu. Üzüntüyle öfkeyi bir arada yaşadığımı hatırlıyorum. Aslında son yapılan pisa araştırmalarında sonuçların bu kadar kötü çıkmasına bakarsak aslında eğitimimizinde nerelerde olduğunu gözler önüne seriyor. Gittikçe daha da karanlığa giden yurdumun bir an önce bu karabasandan kurtulmasını diliyorum. Sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pisa sonuçları da bana şaka yaptı. Çok denk geldi bu yazım üzerine. Halimiz bu. Cehalette öğünülür mü? Yol alınabilir mi?

      Sil
    2. -memur kafalıdan- öğretmen yetiştirilmeye çalışırsa sonuç bu olur.

      Sil
    3. Bu aslında haksız da olmayan yaklaşımınızın beni nasıl güldürdüğünü bir bilseniz... Nedeni var ama :)))

      Çok teşekkür ederim.

      Sil
    4. Nedenini sormuyorum :) Rica ederim

      Sil
  4. En kotu olanı da o.cahil olup cahilliğinin farkında olmayanlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Okumuş cahiller mi :(((((((

      Sil
  5. Eğitim sistemimiz cehaleti yok etmeye yönelik değilse, çocuklar sadece kutucuk işaretleyip son sürat soru çözmek dışında düşünmeye, bakmaya, görmeye yöneltilmiyorsa, anneler babaların da tek derdi kaç soru çözdüğünse o cehalet kalkmıyor tabi.

    Çok güzel bir yazı olmuş, teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazımdan az sonra bir tesadüf gerçekleşti. Pisa sonuçlarını öğrendik. Öyle denk geldi ki. Daha ne diyebilirim...

      Ben teşekkür ederim.

      Sil
  6. Diplomalı cahillerle dolu ortalık :( Üstelik de çok tehlikeli :(

    YanıtlaSil
  7. Tahsilin cehaleti aldığı bazı şeylerin baki kaldığı bildiğimiz bir durum. Okumuş cahiller çok fena. Ukala oluyorlar bir de.

    YanıtlaSil
  8. beyaza siyah diyenler siyaha beyaz diyenlere gelsın bu guzel yazınız...

    YanıtlaSil
  9. -cahil olduğunu bile bilemeyecek kadar cahillerle çepeçevrelenmişiz- özetimiz bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anafikir yani, değil mi?

      :)

      Sil
    2. Bilmem, memurum ve cahilim. :) :) :) saygılar.

      Sil
    3. Aynı yükümlülüklere tabii olarak çalışmaktayız yani...

      Sil
  10. cahil olmamız büyüklerimizin işine geliyor işteee :)

    YanıtlaSil
  11. Cehaletin sorumlusu kim? Kimseyi suçlamaya gerek yok, o sorumluluk yine bize ait bence:)

    YanıtlaSil
  12. Ah, ah! Kaleminize sağlık... Her gün kızımı okula getirip, götürürken karşılaştığım gençleri görünce dehşete kapılıyorum. Yapamıyoruz, eğitemiyoruz, öğretemiyoruz. Sanırım 80'li yıllardan beri insanımız bu hale geldi. 2000'den itibaren de tam anlamıyla cahilleştik. İçimdekileri kaleme dökmüşsünüz. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle yetişenler daha sonrakileri nasıl yetiştirecek acaba? :(

      Sil
  13. Benim en büyük korkum okumuş cahil... Kaleminize sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha fazla korkulacak ne olabilir ki başka :)

      Sil
  14. Güzel ve anlamlı yazı olmuş. Uzuun uzun okudum ve tespitlerinizi destekliyorum. Yeri gelmişken bu konu ile alakalı sözümü paylaşmak isterim.
    "Cehalet, denizde yüzüp suya dalmak varken düşüncenin sığ sularda diz boyunda kalmasıdır."

    YanıtlaSil
  15. Çok güzel bir söz. Bir çırpıda anlatıyor cehaleti.
    Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  16. Bu güzel yazıyı okumak çok hoşuma gitti. teşekkür ederim.

    Geçen günlerde eğitim sistemimizin ne kadar kötü bir durumda olduğunun haberini izlemiştim TV'de, maalesef son sıralardaydık bilmem 50 70 ülkenin arasında. İlk sıraları yanlış hatırlamıyorsam, Singapur, Japonya ve Finlandiya almış. Ayrı bir parantez, Finlandiya'da öğrenciler 3 saat ders çalışıyor.

    Biz ne yazık ki, eğitim sistemimizi asla değiştiremeyeceğiz ve değiştiremediğimiz gibi bu yazdığın gönderide ki olgular her daim olacak. Her hangi bir ülkede okumak yeterli olabilir, velhasıl bizim ülkemizde bu pek zor. Okulları bitirdikten sonra kendini geliştirmen gerekir, ki normal dünyanın içinde yeterli insan olabilesin. Kitap okumayan bir toplumun ayakta kalacağını da zannetmiyorum, bizim için ilerisi kötü.

    O arkadaşın tarihi bilmeden, tarih konusunu da konuşması pek ironi olmuş. Kanuni nerede, Atatürk nerede. Ayrıca şu da var, Osmanlı devletinde ki hemen hemen bütün padişahlar böyle zalimlikler yapmış olabilir, fakat öyle bir şey ki eğer padişah zalim olmazsa bu sefer de padişahın canı tehlikede. Yani çok kötü bir yaşantı. Bu bilgilerin hangi kaynaktan okunup dizilere yansıtıldığını da çok merak ediyorum. Eğer gerçekten tarih'de olanlar mı yansıtılıyor, yoksa dizilerde reyting uğruna üst sıralara çıkmak mı amaç.

    İlber hoca'nın bir sözü var, onu da şuraya eklemek istedim; ''Gittiğiniz okullar size yetmeyecek, öyle kurgulandılar. Deliler gibi kitap okuyun, güçlenin''

    YanıtlaSil
  17. Finlandiya, eğitimde dünyanın en öndeki ülkesi. Orada ders hayat. Hayata hazırlamaca. Bizim aklımıza gelen dersler değil hayatı öğretiyorlarmış öncelikle.

    Çok güzel bilgiler ile çok zengin bir yorum olmuş. Çok teşekkür ederim .

    İlber Ortaylı Hoca'nın hiçbir dediği kulak ardı edilemeyecek kadar önemli gelir bana.

    YanıtlaSil
  18. Her satır, her cümleyi okumadım, yuttum resmen. Ağzına, diline, yüreğine sağlık.. Hele ki o okumuş olanları, o koca koca para yığınlarının ardına sığınmış olanları en tehlikelileri. Gülsek mi, ağlasak mı, acısak mı, sinirlensek mi bilemiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de böyle güzel bir yorumu okurken mutlu mutlu güldüm.
      Çok teşekkür ederim <3

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci