14 Aralık 2016 Çarşamba

OYUNUN KURALI

Bir kurallar dizisinde dönüp duran dünyaya,  dokuz ay beklemek kuralıyla geliyoruz daha doğarken. Her olgunun özünde, doğasında kendi kuralları yatar. Kalbin dakikada atış sayısına kadar. Hayatın düzeni demek olan kurallar apaçık ortadayken hepimizce kanıksandıklarından  fark edilmez olup çıkmışlardır. Şaka gibi!

İnsan olarak hiç sevmediğimiz olguların ilki belki de kısıtlamalardır. Yani sosyal normların kimisi. Dünyanın bile kuralı varken dünya üstündekilerin hiçbir kurala tabii olmayacağını düşünmek, aslında bazı şeylere hiç kafa yorulmadığı, düşünmekten de en az kurallar kadar hoşlanılmadığı anlamına gelir. Dünyanın dönüşündengüneşe uzaklığına, gecesinden gündüzüne, mevsimine, her dört yılda bir aylardan güdük Şubatın yirmi sekiz günden yirmi dokuza sıçramasına,ayın döngüsüne, yer çekimine… Hepsi dünyanın yazısız; ama tıkırtıkır işlemiş, işleyen, işleyecekyasaları değil midir?

Okula başlama yaşından bitirmeye  yaşam bir kurallar silsilesidir. Bir çocuğun  el kasları ancak yedi yaşında kalem tutma  becerisini kazanır. Çocuklar, her beceriye sahip değildir malum. Zamanla bedensel ve zihinsel yetenekleri gelişecek ve ergin olmaya adım adım yaklaşacaklardır. Büyümenin kuralı budur. Bir de tökezlemeler, düşmeler, kalkmalar.

Sofraya gelen yemeğin yani karnın doymasının, bir semere için bin çaba  gösterip uğraş vermenin kuralı, “emeksiz yemek olmaz” diye özetlenivermiş. Böylesi özetler birer özdeyiş ise, özdeyişlerin kuralı arkalarında koskoca deneyimlerin olmasıdır.

Kurallar ne kadar sevilmese de koruyucu ve kollayıcıdır. Bahsettiğimiz kurallar,toplumsal düzen için gerekli olanlar elbette. Uygarlık yoluna döşenmişolanlar. Yani trafiğinden sıra beklemesine, lafa söze girmekten  tartışmasına hatta. Tartışmak, anlaşmazlıktan dolayı da, uzlaşma aramak için de olabilir. Bir konuyu kuralına göre ele almak, uygar insanın imzasıdır.
 
Kuralsızlık, karmaşadır. Kuralları sevmeyenler için “kargaşayı seviyorlar o halde”desek  pek de yanlış olmaz. Ama kural tanımazların yüzüne bunu söyleyin de bakın nasıl girişiverirler  ağızlarını açıp gözlerini yumarak.

İnsan olmanın kuralı, önce insan olduğu için bahşedilen aklın yolunda gitmektir. Aklın yolu da birdir. Eğer düz yolu değil de çatal yolları, çıkmazları yeğlerse biri ya da birileri, işler çatallanacaktır. Oysa neydi yol için kural? Aklın yoluydu.
 
Bir kurala uymak ya da uymamak bizim yansımamızdır. Kurallar boy aynasıdır yani. Halimizi yansıtır. Diyelim ki sırada beklememiz gerekirken bekleyenlerin gözünün içine baka baka, pişkince sırıtarak önlerdeki bir tanıdığın yanına ilişivermek mi yoksa uygar insana yakışanı yaparak beklemekte olanlara saygısızlık etmeyip haklarını çiğnemedensıraya girmek mi?

Kural kavramı ilkten bir şeylerden alıkonulma, kısıtlanma, yasaklar gibi algılanıyor.  Kısıtlanmak, alıkonulmak da kimilerince hiç istenilmeyen şeyler. Oysa bazı kısıtlamalar hayatidir ve olmazsa olmazdır. Neler mi?

Diyelim ki hız kısıtlaması. Işıkla yarışılmaz. Trafikteki kimisi  ne yazık ki ışık hızına öykünür gibi davranıyor. Kimileri de suya, doğaya, havaya meydan okurken aslında onların kirlenmesi, azalması, yok olmasıyla insanlığın geleceğine meydan okuyor. İnsanlığın geleceği, bugünkü neslin torunları ve onların çocuklarıdır elbette. Oysa doğanın kuralı, dengesinin bozulmamasıdır. Bu durumda şehirlerialabildiğine genişletip tarlaları, köyleri yok etmenin kuralı da sakın ha  bir gün aç kalmak olmasın?

Kuralları çiğneyenleri her an  yollarda görüyoruz. Ne hız sınırlarını tanırlar ne çöp kutularının anlamından haberdardırlar. Onlar,  yoldakilerin hayatlarını umursamadan makas atıp sanki sanal alemde oyun oynarmış gibi delicesine sürer, bir yandan da telefonla konuşurken  bu arada içtikleri sigaranın boşalan paketini, yediklerinin ambalajlarını yola savurtmaktadırlar. Yolları böyle tehlikeye bürüyüp belki de canları yakarak, kirleterek geçerken asla vazgeçmedikleri şey, göz bebekleri gibi sakındıkları arabalarının düzenli temizliğidir. Ha bire yıkattırırlar, temizletirler. Tıpkı kendi evinin içi temiz olsun da kapısının önü nasıl olursa olsun zihniyetindekiler gibi. Oysa temizlik bir bütündür. Temizliğin kuralında sadece arabanın, evin içi ayrımı yoktur. Tüm ortamlarıhatta daha fazlasını kapsar. Ağız temizliğinden tırnak temizliğine dek. Temizlik, falanca deterjanınınçamaşırları kar beyazı ağartmasına indirgenemez. İnsan düşüncesinden, kalbinden, yaptıklarına değin bir silsiledir. Yani temizliğin kuralı,  üstbaşın makinede su ve sabunla arınmasından başka ayrıntılar da içerir.

Yapımından yıkımına bir bina kurallara tabiidir. Yapıların diyelim ki deprem yönetmeliğine uygunluğunun ne denli gerekli olduğunu en iyi bilen ülkelerdeniz. Bilmek de yetmiyor korunmak için. Bilineni göz ardı etmemek, unutmamak da şart; kural yani. Kural demek, sırası gelince, yerli yerinde, olması gerekenlerin gerçekleşebilmesi demektir.

İmrenilen yaşam tarzlarının süregittiği yerler, hepsi de gerektiği için belirlenmiş akılcı kurallara uygun yaşanan yerlerdedir. Bu, bir ülke de olabilir, bir küçük işletme de.

Uygar ülkelerde hayat, kurallarla akar. Çöplerkâğıtsa, camsa, plastikse ona göre saatinde  kutulara bırakılır. Trafik, kuralıyla işler. Kural, düzenin işleyen çarkıdır. Onları çiğnemek, çarka çomak sokmaktır.Tekere çomak sokulursa ne olacağı da bellidir.

Kuralları çiğnememek kadar çiğneyenleri uyarmak da önemli. Ancak her ortamdaki kural çiğneyiciler, bu uyarıların anlamını  anlayacak yetkinlikte olmadığında uyaranın başına tatsız şeyler gelebilir. Kurallara uyulması beklenmemeli, sağlanmalıdır yani. Emniyet kemeri takma alışkanlığını nasıl kazandığımız hatırlasak mesela!

Nehrin kuralı,denildiği gibi aynı suda ikinci kez yıkanılamamasıdır. Zamanın kuralı, döngüdür,her gecenin sonunda yeni günün doğmasıdır. Yaşamın kuralı, hava ve sudur. Hayatın sürmesi,hava, su, besin ile kurallanmıştır.

İnsanlığın kuralı, kendine yapılmasını istemediği olumsuzlukları başkasına yapmamak olmalı. Herkes kendisi için bunu ister; ama uygulamada herkes başkasını ne kadar dikkate alıp umursar, orası  kişisine, anlayışa göre değişir.

Herkesin her konuda  kendi kuralı, “bence”si olamaz. Herkesin kendi çalışma, uyku, çay, kahve saatleri gibi kişisel ve başkalarına en ufak zararı dokunmayacak kuralları olabilir. Diyelim ki biri ayda en az bir kitap okuyup bir film izleyip bir kez tiyatroya gitmek kuralını alışkanlık edinebilir. Bunun kendinden başka kimseye bir etkisi olmaz. Ancak trafikte ortalığı alt üst etmekten doğa tahribatına, yasak ava değin kuralların ayniliği elzemdir. Aynilik yani bir olmak, düzendir. Olmaması düzensizlik yani karmaşa yani kaos demek, malum.
 
Her yaşam, dünya üzerinde kendi oyuncusunun oynadığı bir oyunsa, oyunların da kuralı vardır. Oyunu kuralına göre oynayanlar, doğru hamlelerin  kotarıcıları olacaklardır satrançtaki gibi. En zor oyun satrançta herkesin çok başarılı olması beklenemez. Üstelik piyonu daha çok olan bir oyundur.

Kurallar, düzenin yapı taşları ise çekilip yerinden oynatılan her taş, trafiğin, beslenme zincirinin, uygarlığın, doğanın dengesininbozulması olmaz mı? Denge bozulursa  eğer, ayakta kalınabilir mi?
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 05.12.2016
 Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

19 yorum:

  1. Kesinlikle çok haklısınız. Denge bozulursa ayakta kalmak mümkün değil. Ne yazık ki ülkemizde bu durum tam tersi. Üstelik bir de kılıf uydurulmuş "kurallar çiğnenmek içindir" diye. Sonucu kimin umurunda. Herkes ayrı kafada :)) Kelminize, yüreğinize sağlık. Gerçekten çok güzel bir yazıydı. ❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Yerden göğe haklı bir yorumdu. Çok sevgiler :)

      Sil
  2. yazılarınızı okumak son dönemlerdeki en büyük keyiflerimden biri olma yolunda :) İnsanlar özgürlüğü kuralsızlık olarak algılar. Oysa kurallar insanı özgür kılan olgulardır. Tabi en doğru kuralları bulmak onlara ulaşmak kuralı ile. Başka insanların koyduğu kurallara(baskıya) yüz çevirmeyi anlarım da kuralsız bir insanlığı anlayamam. Kaleminize sağlık. tşkler....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorumu, yazımın bir paragrafı olarak yazmadığıma çok pişmanım :)))))

      Sil
  3. o zaman yorum yapamazdım :))))

    YanıtlaSil
  4. Yine hiç bir ayrıntı atlanmadan yazılmış, herkesin okuması gereken nefis bir yazı olmuş. Kutluyorum sizi Ayşei kardeşim. Yeni senede de kaleminiz hep böyle güzelliklerle buluştursun bizi dilerim. Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel dilekler. Ben de aynı dilekleri kendim ve herkes için, sizin için istiyorum :)

      Çok teşekkürler :)

      Sil
  5. Kuralsız olmaz. Herkesin özendiği Avrupa ülkelerindeki kurallara uymak isteler mi özenenler merak ediyorum. Burada uygulasalar ya. Bir de kuralları ihlal edenlerin hoş görülmemesi lazım. Mahalle baskısı olmalı bir nevi. Ama mahallenin çoğunluğu uymuyorsa kurallara işimiz zor. Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkesin yararına ve kargaşayı önleyecek akılcı tek bir kural... Herkesin bana kalırsa ya da bencesi değil herkesin iyiliği için ve her zaman geçerli kurallar... Aslında olmuş da zaten ve hep de olmalı. Yeşil ışık gibi.

      Ama bu kadar geçerli ve akılcı iken çiğnemek... Anlamak imkansız... Bahsettiğim kurallar böyle basit ve uyulursa uygunsuzlukların ortaya çıkmayacağı şeyler.

      Selamlar :)

      Sil
  6. çok şahane ve çok çok acık bır yazı olmuş yüreginize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Değer kattı yorumun. Çok sevgiler :)

      Sil
  7. kuzey avrupa gibi olsun ülkemiz yaaa. sistem düzgün olsun işteeee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne iyi olur. Herkesin her durumda ne yapacağını bildiği ve
      uyguladığı... Bir 'keşke' için çok uygun bir an şimdi :)

      Sil
  8. Başından sonuna erdem dolu bir yazı. Hocam ben sizi beğenerek okuyorum, ben de sizi bloğumda görmek isterim. Değerli yorumlarınız benim için önemli olacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok özür dilerim Dün uğrayamadım. Bugün geliyorum. Şu an yemeğe bakacaktım ocakta, ama önce blogunuza bakacağım.

      Sil
  9. Yazınız epey beyin jimnastiği yaptırdı. Her zamanki gibi düşünsel boyutu fazla. Ben biraz tersinden bakmaya çalıştım:)
    Kuralları ikiye ayırmak lazım belki de. Doğa kuralları ve insan tarafından konulan kurallar. İlki şaşmaz, değişmez ve muazzam bir ahenk içinde işler. Diğeri çelişkiler yumağı, adaletsiz, zamana ve mekana bağlı, kiminin çıkarına kiminin aleyhine işler.
    Trafik kuralları mesela: İnsan icadıdır. Kırmızı ışıkta geçilmez, geçersen ölürsün. Gecenin geç saatlerinde yanıp sönen uyarı ışığı olması gerekir. Bunu yapmazlar. Hiç bir vasıtanın olmadığı kavşakta beklersin dakikalarca. Zamanla bu beklemenin akılsızca bir iş olduğunu düşünen biri dinlemez ışığı basar gaza. Bu kural ihlali alışkanlık yaratır, bir daha tekrarlar, bir daha. "Hiçbir şey olmuyor bak" dediği anda bir kazaya kurban gider.
    Demek istediğim kural da kural olmalı hani. Kurallar uyulması içindir. Eğer iş olsun diye kural koyarsa koyucu o kurala uymak zorlaşır.
    Anayasa da bir kurallar silsilesidir. Bazıları çok maddeli bazıları az. Bazı ülkelerde ise anayasa diye bir kitap yoktur ama ülke daha iyi yönetilir. Önemli olan kurallardan ziyade onların neden konulduğunu kavramak, kavratmaktır belki. Ve her şeyden önemlisi insanları eğitmek, düşünmesini öğretmek ve saygılı olmayı becerebilmek sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, kuralların neden gerekli olduğu, konulduğu anlaşılmalı önce. Kırmızı ışıkta durulmazsa ne olur diye düşünebilen, kırmızı ışığa uymanın başta kendisi ve yakınları sonra da herkesin yararına olacağını bildiğinden uyar. Zaten esas olan, ne yaptığını bilerek yapmak. Bilinç ve anlama düzeyi.

      Çok doğru yazdıklarınız. Çok teşekkürler.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci