31 Aralık 2017 Pazar

Tozun kendi kendine oluşturduğu düşümsü renkten yağmurun ortaya çıkardığı gerçek yeşile

2017 yılı çok güzel bitiyor. Bereketli. Yağmur yağmış. Sabah harika bir hava karşıladı. Rahatça solunuyor. . Tozlar silinmiş. Ağaçların gerçek rengi, yaprakların pırıltısı, yeşili toz altındayken görünmez. Yağmur temizliktir. Dalları kaplayan tozların kendi kendine oluşturduğu renk görüntüsünü gerçek ağaç rengi sanma sanrısından kurtarır yağmur. Şimdi yemyeşil ortalık. bu sabah. Pusa rağmen. Bir ispinoz konser vermekte.

Arkada yenilerde dikilmiş pek çok fidan için hep yağmur beklemekteydik. 2017'ye teşekkür borçluyuz. Ihlamur, ceviz ve geri kalan meyve fideleri için içimiz rahat artık.

Mutlu, sağlıklı, güzelliklerle dopdolu  yeni yıllar dileyerek :)

(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 31.12.2017

Paylaş :

30 Aralık 2017 Cumartesi

Yılın 364. gününde, limonata gibi bir havada; Tahta Güller

Bugün epeydir göz kapaklarına kadar üşüten ayaz yoktu. 




Sanki ikinci cemre de düşmüş de üçüncüyü bekleyen bahar öncesi hava vardı. 




Yumuşak, rahatça soluk alınan havada dışarısı tam çıkmalık. 




Yağmurun etkisiyle bitmiş epeyce yeşil ot göze çarpıyordu. 




Güzel, üşütmeyen, zorlamayan bir dolaşma ve semeresi pek çok kare kaldı yanıma :)




Çok büyük bir kısmı yakın sayılabilecek bir zaman önce, bir gece yerinden sökülüp götürülen ve yerlerinde krater çukurlarınca oyuklar kalan sedir ağaçlı koruluk yoluna sapmak, benzersiz güzelliklerle karşılaşmak demek. 





Kimileyin sincapların kırıp yediği tam ortadan ayırarak, cevizlerin kabuklarına rastlamaktır.





Kimi kozalaklar hala sedir ağaçlarında zarifçe gözükürken kimileri yerlerde tahta güller gibi durmakta.




Sedir kozalakları çatlamış ve yola dağılmışlar. Kendileri gibi zarif, tohumları saçılmış her yana. Kabukları da.




Zarafet başka şey. İncelik, güzellik var bu gül gibi kozalakların görüntüsünde.




  Kozalakların dallarından düşmesi, sanki yerde başka bir tür gül açması gibi









 .




Odunumsu gül dersem olmaz.




 Tahta güller. Yontu gibi.





Çevredeki müstakil evlerin bekçi köpekleri çokça havladı elbette.




Limonata gibi güzel günde bir metropolde doğanın içinde olmak... 




Umarım hep böyle kalır koruluk sedirleri daha azalmadan. 



Görgüsüzce setler oluşmaz, halleri iç yakan bazı metropollerce.
 



En güzel kareler sedir ağaçlı korunun olduğu o yolda çekiliyor.



 
Tohumların bir kısmı saçılmış, geri kalanı da usul usul saçılacak.




Tavşanlar gezinmiş, ayan izleri pek çok yerde var.



Tohumların bir kısmı henüz yerinde.





Çınar yaprağı kurusu da güzel; ama canlıyken başka elbette.

(Her hakkı saklıdır)


Ayşei Yasemin YÜKSEL 


(Acemi Demirci), 


30.12.2017, 18:43
Paylaş :

29 Aralık 2017 Cuma

Aralık ayında, Ankara'nın bir ucundan öte ucuna puslu bir sabah

Pus, Ankara’nın üstünü örten kış bulutumsusu. Aylar boyu etrafı bulanık bir görüntüye boğup pırıl pırıl havadan mahrum eder koca kenti.  Efkarlı atmosferlerin efkarındadır  pusun kuşattığı havanın hali. Toz fırtınası bulanıklığında bir ortamdır puslu günler; ama ortada toz fırtınası filan yoktur.

Pus, kirlilik. Soluk demek olan havadan görüntüye kadar kirlilik. Buğulu bir cam ardından bakarcasına  görülen her şey ne zaman lodos esecek havanın efkarını dağıtacak o zaman açık açık, pırıl pırıl gözükecek…

Lodossuz, duman altı efkarında puslu bir Aralık ayı loş sabahında Ankara’nın bir ucundan diğeri böyle gözüküyordu.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 29.12.2017, 21:27
Paylaş :

26 Aralık 2017 Salı

“Hayatın Matematiği” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 26.12.2017
Paylaş :

25 Aralık 2017 Pazartesi

Bahar oyunu öncesi kapanan kış perdesi, tiyatrolardaki gibi

Bahar; ama hangisi? İlkbahar ile sonbahar aynı değilken.

İlkbahar renk, çiçek, koku, neşe malum.
Sonbahar bir sonraki renk, çiçek koku için uyku öncesi.

Kış hepsinden başka. Oyunun bitip de perdenin inmesi gibi. Bu perde tiyatrodaki siyah, kırmızı perdelerden değil. Beyaz örtüden. Oyun yeniden başlayana dek soğukça kaplar her yanı.

Baharın pembe goncası, karlı kış gününde buruş buruş yapraklarında karın yüküyle eğilmiş yorgun, solgun gül olur.

Dün çektiğim bu kare, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 25.12.2017
Paylaş :

24 Aralık 2017 Pazar

Sessizliğin ayak değince seslenişi; Karın sesi...

En kısa öykülerimden biri olacaklardan:

Bir ses var ki, zamanı
gelince, ayak altından, ezilerek duyuluyor;
Karın sesi...
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.12.2017
Paylaş :

Son cemreye kadar kar, pus ve buz olacak su...

Bugün, Ankara.
Suyun mevsimsel oyunları.
Baharda cemreyle can suyu.
 Kışın önce kar, sonra buz. 
Yayılıcı ardıç ve her mevsimde halden hale su. 

Bugün çektiğim bu kare, fotoğraf gruplarım ve blogumda...
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.12.2017
Paylaş :

Kar Geometrisi

Karın ortalığı tek renge bürümesiyle daha kolay algılanan bir geometri var her yerde. Oyun alanlarında, parklarda, bahçelerde, çitlerde, site içi her yerde, çatılarda, yollardaki teker izlerinde...






Teker izlerinin çabasıyla bir geometrisi









Komşu site bahçesi, oturma alanında döşeli taşların dikdörtgen biçimlerinin belirgenleştiği anlar, etraflarının karla çevrildiği sıralar...








 
Döşeme taşlarının kar altından seslenişi.










Doğru parçası,eğriler, zikzaklar...









Kilit taşların geometriye göndermesi...









Doğrular, düzlemler...
 









Açılı çatılar.










Kendi aralarında kareler, çizgiler, şekiller oluşturan yeni dikilmiş genç fidanlar.









Eğriler, eğimler…









Çizgiler. Notalar mı yerleştirsek yoksa porte varsayıp da çiti.








Arabalarca bir geometrik çalışma...
 









Teker izlerinden çizgiler.
 








Geniş açılar...
 










Çokgenler, yamuklar...









Dik açılar...







(Her hakkı saklıdır)


Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.12.2017,13:00















Paylaş :

Kar beyazı demek, donun mayası, buzun çıtırtısı demektir


Dün erkenden başladı yağış.



Dün sabah pencerelerden bakıldığında bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Yerler ıslak. 



Su birikintilerinin üzerine düşen yağmur damlacıkları halkalar yapıyor. 



Eğer yoldaki  birikmiş sular üzerinden bir araba geçerse, yağmurun yanı sıra bir de kirli birikinti sularıyla ıslanıyordu suyun sıçradığı insanlar, diğer araçlar.


 
Dün sabah saat onda yollar ıslaktı. 



Birkaç saate kalmadı yağış yağmurla kalmayıp karla karışık yağmaya başladı.



Ziyarette olduğumuz evin yarım perdesinden görünen sedir ağacının şiirselliğinde önce ince ince ardından lapa lapa yağmaya başladı kar. 



Öyle durumlarda herkes bir an önce eve dönmek, buza, dona yakalanmamak ister. Biz öyle memnunduk ki halimizden hiiiç kalkmak istemedik. Bu gecikmiş sohbeti senelerdir bekliyorduk çünkü.



Sedir ağacının perdelediği pencere önünde geçen haftaki konukların getirdikleri belli çiçeklerin yanında bir de bizimkilerin şirinliği, pencere gerisinden sıcak çaylarınız, pastalarınız  keyfinde dışarıda lapa lapa yağan karın seyri öyle yaşanılası anlardır ki… 



Herkes de bilir bu anların keyfini. Sıkça yakalanamıyor, olmuyor artık metropolün çarkında; ama yine de hayli gecikmeli halde yakaladığımız oluyor.



İşte o anlar gelmişten geçmişten bahislerin, hem eski dostluğun, hısım akrabalığın, hem okul arkadaşlığının, hem yaşıt hem aynı dönemlerin hem Ankara’nın aynı sokak ya da caddelerinin, aynı semtinin çocukları olmaktan doğan ayniliğin kültüründe olmaktan kaynaklanan onca paylaşım tortusunun şişenin dibinde kalmaktan kurtulup şişenin sallanmasıyla yüzeye vurup canlanmasıdır. Bu da suyun can suyu olmasına benzer yaşam can suyudur ruhlar için.



Dün, koca koca kar taneleri altında dönüş yolundan sonra eve varılıp, evin bir o köşesinden bir bu köşesine dolanıp karın düştüğü her yana bakar; bir arkadan tepelere bir önden en işlek caddelerden birine düşen kar yağışını çok geç saatlere kadar izleyip sabah ortalığın bembeyaz olacağını, basıldığında buzun çıkaracağı sesin duyulacağını  biliyorduk biz tüm Ankaralılar.



Tamı tamına da öyle oldu elbette sabahleyin. Kaç metre ötelerdeki çoook yavaşça ilerleyen arabaların tekerlerinin buz  üstünde çıkardığı gıcırtılar uzun bir aradan sonra kendini hatırlattı bu sabah. 



Doğrusu kar yağışı özleniyor da buz sesi mi?  Asla………



Toprağın yorganı kar henüz çarşaf kalınlığında bile değil yine de onca aralıksız yağışa rağmen. Bu da toprağın daha çok suya, kara gereksinimi olduğunun açık göstergesi. 



Yağmurundan karına yağış bekliyoruz hala. Bu, bir görsel şenliği seyir amacıyla değil onca ağacın, fidenin köklerinin özlemini biliyor  olarak tabii ki...



Su, hayat demekse hayatın ilk ihtiyacı olan suyun mevsimindeyiz işte tam şu sıra.



 Can suyu olacak su, arkadaki fidanlardan ısısız dağlardaki bir sincapca mı yoksa saksağanca mı kışın yiyecek bulunmadığında,  zor günlerde yenmek üzere saklanıp da sonra ya bulunamayıp ya da unutulup yenmediğinden çil salıp ağaca dönüşmüş  bu yüzden tek başına  bitmiş ceviz,  alıç, pelit  yani meşe ağaçlarının ve diğer tüm bitkilerin, çamların, ağaç türlerinin  köklerine can versin; barajları, nehirleri, gölleri doldursun dileğimle.


(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 

24.12.2017, 11:44






Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci