12 Ocak 2017 Perşembe

Anlamın Anlamı

Bu yazıma tema olarak kökler ve izleri seçtim. Adlara ithafen.

 
Dogmatik yaklaşımın anlamayacağı bir başlık, anlamın anlamı. Ne mi o dogmatik anlayış? Sunulmuşun eğriliğine doğruluğuna, yanlışına hilesine bakılmaksızın onu kabul eden yaklaşımlar! Böylesi tavırlar, zamanın törpüsüdürler. Dil dökmek yetmez gerçeği anlatmak için çünkü tek gerçek vardır dogmatik bir anlayışta; bellediği.


İlkin adlardan girelim anlamın anlamına. Adlar… Hani bazılarınca daha bebek ortada yokken düşleri kurulan bir insanın tabelası, kodu mahiyetindeki çağrılmalar. Bir yerin sırlarını bir sözcükle anlatan il sınırındaki, köy girişindeki levha üzeri yazılar…

Adlar çok şey anlatıyor. O yüzden  yer adlarındaki değişiklikler hayati olabiliyor. Yer adlarının en ilklerinden bahsediyorum. Son birkaç yüzyıldır olanından değil. Öyle ki bu konu etimoloji bilim alanının temasını oluşturuyor. Nesnelere, olgulara  verilen adlar, o şeyin köklerini ele verirken aslında her konudaki kökeni de sergiliyor.Yani adlar, kök demek. İsimler, isimden çok öte anlamlar taşır demek.

Diyelim ki çok kültürlü toplumların yaşadığı yerlerde gürültü patırtı çıktığında ilk yok edilenler mezarlıklar oluyor. Zira mezarlıklar bir yerin evveliyatının, tarihinin, kim ve ne olduğunun çoklukla taşlara ya da beyaz mermerlere yazılmış birkaç satırlık belgesidir. Islak değil; ama soğuk imzasıdır. Balballar gibi. Yüzyıllardan milenyumlara görsel tarih taşıyan sessiz, selvili alanlardır.

Kendimize ait olup da çoklukla batılıların sanıp onları yapınca, söyleyince daha batılı olduğumuzu düşündüğümüz; ama o yapılanların anlamlarını bilenler karşısında gülünç duruma düştüğümüz öyle çok şey var ki. Dile kadar. Mesela “kervan” sözcüğü. Bizdeki kervan, batıya caravan/karavan olarak geçmiş. Oysa şimdi biz kervan sözcüğünü karavan olarak söylüyoruz.

Başka birörnek de yoğurdumuz. Adı bile “yogurth” olarak aynen geçmiş bizden başka kültürlere. Yoğurdu öğrettiklerimizden kimisi, yoğurdun meyvelisini, falancalısını da sonradan  bize satmışlar. Bize ait olanı başkalaşmış olarak benimserken kendimize yabancılaştığımızı hiç fark edememişiz. Karavan sözcüğünde olduğu gibi.Diyelim ki İtalyanlar ile o kadar ortak yanımız var ki. Bizim eriştemiz onların makarnası. Bizim pidemiz onların pizzası.

Gizliden gizliye bir köken anlatmaktaki yer adları, nereden gelindiğinden toprağındaki madene dek neler neler söyler aslında.  Diyelim ki 1915 yılında becayiş ile Anadolu’daki Rumlar Yunanistan’a giderken Yunanistan’daki Türkler de Anadolu’ya göç etmiş. Aksaray’daki bugünkü adıyla Güzelyurt eski adıyla Gelveri, tam anlamıyla buna örnektir.

Çoğu ticaretle uğraştığından zengin olan Gelverili Rumlar, Yunanistan’a göç ettikten sonra  yerleştikleri muhtemelen Türkler’in boşalttığı köye Neo Kalivera yani Yeni Gelveri adını vermişler. Ve geride bıraktıkları Gelveri’nin aynını orada kurmuşlar. Oysa Yunanistan’dan Aksaray’a gelenler buradaki Gelveri’nin adına hiç dokunmuyor. Başında “Yeni” olan bir ad  ile değiştirmiyorlar Gelveri’nin adını.Nice sonra Güzelyurt oluyor Gelveri. Ama nereden geldiklerine, göçe ait en ufak bir ibare taşımıyor Güzelyurt ismi. Çekilen onca ıstırabı, ataların mezarlarının geride bırakıldığını, yanda getirilemediğinden ya tümden terk edilen ya da üç beş kuruşa yok pahasına satılan  evleri, terk edilen iş yerlerinin hüznünü anlatamıyor. Ancak Aksaray’daki Gelveri’den Yunanistan’a gidenlerin yerleştiği köyün adı Yeni Gelveri olurken her şeyi anlatıyor. Tıpkı Avrupa’dan göç edenlerin Amerika’da başına New  yani Yeni ilk adını getirerek kurduğu şehirler gibi.
 
Bizde de başına “Yeni” sıfatı konularak verilmiş tek tük yer adları olsa da giderek anlamından uzaklaşmakta buralar. Mesela geride onca ağıt, gözyaşı ve acı bıraktıklarından şarkıları hep hüzünlü olan Boşnaklar’ın İstanbul’da kurduğu Yeni Bosna.

Ankaralı olarak, Ankara adının neredeyse hep aynı kalmasından mutluluk duyarım. Engürü de güzeldir, Ankara da. Sonuçta onca bin yıl içinde bazı değişiklikler olacaktı seslerde mutlaka; ama Engürü’den Ankara’ya aman aman bir değişiklik yok. Bu kadar değişiklik  de olacak zaten binlerce gece gündüze değişir, onlarca medeniyet gelip geçerken.

Çocuk adları, şimdilerde çok bir değişti. Öyle ki gazetelerde falanca ünlünün çocuğuna koyduğu ismin ne anlama geldiğini öğrenebilmek için ya sözlüklere bakmak ya da  internetten aramak gerek. Bazen hiçbir yerde bulunmayan adlar da çıkıyor karşımıza. Sonradan o ünlüden öğreniyoruz bebeğin isminin anlamını.

Bebeklere ad koyarken neden o ismin aslında addan çok daha fazlası olduğunu, asıl astar anlattığını, diyelim ki ülkesinden çok uzaklarda yaşasa ve oralarda kimsesiz ölse neye göre gömüleceğine ilk karar verdiren şeyin ismi olduğunu göz ardı ederiz? Neden o bebeklerin bir gün mezar taşlarında yazan adının bundan yüzyıllar, yüzyıllar sonra o taşa bakanlara “burası bambaşka bir uygarlığın mezarıymış. Oysa biz filanca uygarlığın yaşadığını sanırdık buralarda” diyecekleri düşünülmez.

Bir de ses ahengine kanıp, anlamına bakmadan çocuklarına iyi bir ad koyduklarını sanırken dil bilgisi ögelerinden birini mesela edat anlamına gelen yabancı bir sözcüğü  ad olarak çocuklarına verenler var. Böylece çocuğuna “Edat” diye seslenmek… Ve aslında edat dediğini de bilmemek… Yani o çocuğu edat diye mi düşüneceğiz; o çocuklar aslında birer özneyken?

Bilgisizlikten kaynaklanan cesaret, bilmeden yapılan işlerin başa açacağı işler adlarda da alabildiğine sürüp gidiyor. Kendimizin olan şeyleri unuturken kendimizin olmayan ne varsa anlamını, içini dışını bilmeden alıp benimsiyoruz. Öyle ki bunlara şakalı günler de dahil.

Bazı toplumlar çocuklara ad koyma konusunda son derece titiz. Bu, kendileri açısından çok da takdir edilecek bir yaklaşım. İsimler kesinlikle kendilerinden seçiliyor. Anlamına hatta sayısal değerlerine bakıp koyuyorlar bebeklere adlarını. Adlarına  sahip çıkınca, kendilerine sahip çıkıyorlar çünkü. Tıpkı tarihte ilk biz kurulduğumuzdan bizim verdiğimiz isimler taşısalar da  daha sonraları başka kültürlerin verdikleri adla anılagelmiş yerler şimdi bir bakıyoruz sanki hiç bizim değilmiş, biz kurmamışız gibi algılanıyor. Ad demek, benlik demek yani. Bunu en iyi Mehmet adı anlatır.

Melisa başka bir dildendir; oğul otu anlamındadır. Ancak bebeklere oğul otu değil de o otun yabancı dildeki söylenişi yani melisayı koymak yeğleniyorsa eğer, ne yaptığımızı biliyor muyuz? Niye yaptığımız ya?
 
Anlamının ne olduğu bilinmeden özenilen adların çocuklardan köylere, kasabalara verilmesinin ne kadar yerinde olup olmadığını göz ardı edersek o kadar kendimize yabancılaşırız.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.04.2014, 10:32


Paylaş :

27 yorum:

  1. Çox gözəl bir yazı olmuş. Adların anlamının önəmli olduğu haqqındakı fikrinizə sonuna qədər qatılıram. Hələ insan adlarının xarakterə yansıdığına inananlardanam mən. Hədis_i Şərifdə belə övladına gözəl ad qoymaq ata-ananın ən mühüm vəzifələrindən biri kimi qeyd olunub. Kaş ki, hər kəs bunun bilincində olsa... Sevgilər.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Asların önemi neredeyse hiç bilinmiyor. Bir de tuhaf, bizim olmayan adlara aşırı bir merak sardı herkes. Ses ahengi olsun yeter, gerisi önemsenmiyor :)

      Sil
  2. Çok önemli bir konuya değinmişsin Yasemin'ciğim, biz de okulda biraz işlemiştik anlam bilim konusunu, o yüzden özellikle ilgimi çekti, çocuklara isim koyarken gerçekten çok düşünmeli, taşınmalı. Melisa'nın oğul otu olduğunu bilmiyordum. Hele hele ünlülerin çocuklarına abuksabuk isimler koymalarına çok gıcığım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müjdeccim, anlamlar hiç dikkate alınmayınca ünlülerin çocuklarının adları çoklukla, onların çocuğu olduğunu bilmesek nereli acaba bu güzel çocuk diye düşünenlere çıkacak neredeyse. Türkçe'yi de nasıl güzel öğrenmiş diyeceğiz :))))

      Sil
  3. Okuyunca zevk aldım aydınlatıcı ve çok güzel bir yazı olmuş böyle yazılarınızı devamlı bekleriz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Çalışırım :)

      Sil
  4. Güzel bir konu, güzel bir yazı. İnsan isimlerine dair takıntım vardır. Özellikle sonuna aldıkları eklerle cinsiyet değiştiren isimlerden hiç hoşlanmam. Zekiye, Remziye, Kadriye gibi:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç yazılmayan, bahsedilmeyen bir konu. Önemi de neredeyse bilinmiyor. Yazmak uzundur aklımdaydı.

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  5. Dükkân isimlerinin dilleri karıştırıp abuk subuk hal almasından çok rahatsızım bir de. Ş lerin sh falan olmasından da. Yaratıcılık değil bozgunculuk geliyor o isimler bana.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harfi harfine hemfikirim. Nasıl bir özentilikse “ş” sesi yerine “sh”, “ç” sesi yerine “ch” yazmak. Ne olunuyorsa böyle hiçbir abeceye ait olmayan ne Türkçe ve İngilizce bir garabete başvurmakla... Anlaşılamaz, anlam verilemez, saçma sapan haller. Belki bir şey olmak isterken gülünç olmak... Dejenerelikten başka bir şey değil.

      Bu konuyu ilk kez yazmadım. Birkaç sene önce de “Tabelaların Gözyaşı” adlı çalışmamda anlatmıştım. Biraz geride bir sayfada kaldı ))

      Sil
  6. benım ısmım ıcınde aslında cennet bahcesı denırken 23 sene sonra aslında anlamının ne kadar kotu oldugunu ogrendım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biraz düşündüm; ama ismini çıkaramadım. Keşke kopya verseydin. İrem cennet demek. Adn ya da Aden de deniliyor cennet anlamlı. Gerisini çıkaramadım. Ne sahi?

      Sil
  7. zevkle okudum, teşekkürler.
    sevgiler...
    blogdakicin.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de teşekkür ederim. Sevgiler :)

      Sil
  8. İtalyan insanları da bizim insanlara benziyor.Hepimiz Akdeniz insanıyız işte :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, çok benziyorlar. Çünkü DNAları % 90 küsür bizimki ile aynı.Etrüskler'in yani Türkler soyundan. Bunu araştırmalar d ortaya koydu.

      Sil
  9. Ağaç köklerinden başlayıp insanların köklerine uzanmak iyi olmuş.
    2. resimdeki ağaç kökü çok ilginç.
    Çocuk adlarında ben en çok bedensel özelliği, kişiliği çağrıştıran adları yadırgıyorum. Gürbüz- incecik bir çocuk. Cesur- bir korkak yetişiyor. Zarif- kaba saba bir insan çıkıyor karşınıza.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkinci resmi Hatay'da çektim sanıyordum; ama Hatay'daki ağaç çok daha görkemmliydi. Sanırım Manavgat'ta çektiklerimden. Çünkü köklerin çoğu Manavgat. Kimisi de Polonezköy resimler.

      Sil
  10. İnsan hayatında ne kadar önemli taşıdığı isim. Ben oğluma isim koyarken çok kafa patlatmıştım anlamı güzel olsun ve hayatına o güzellik yansısın diye. Umut ettiklerine ulaşabilsin diye Umut Ulaş koyduk ismini:) Kaleminize sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir isim. Umut, umutlarına Ulaş'sın dilerim :)))

      Sil
  11. Adı ile yaşasın demek ne kadar güzel ve anlamlı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet... İyi ki hatırladın ve hatırlattın Merihcim :)

      Sil
  12. Çok çok önemli bu yazdıkların. Sn İlber Ortaylının bir TV sohbetin de benzer bir konuya değinmişti yine sümerolog Muazzez İlmiye Çıg ın isimler ve mezarlar konusun da söyledikleri geldi aklıma yazını okuyunca, teşekkürler canım çok değerli bir yazı eline sağlık.
    Değerlerimize gerçekten sahip çıkacak bir nesil geliyor mu diye düşünüyorum bazen yok edilerek ilerlenmesi içimi acıtıyor:(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahip çıkmamız gereken her şeye sahip çıkacakken hiçbir şeyi önemsemez olduk adlardan doğaya, mimariden kültüre, dilimizden kendi tahılımızın, sebzemizin öz tohumlarımıza dek.

      Sil
  13. ilginç yazı bu ivit ilginç düşünce yani daha doğrusu ilginç anlatmışsıın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginç bir yorum olmamış mı? :)))

      Sil
  14. Çok güzel bir yazı olmuş. Git gide kendimize yabancılaşıyoruz aslında. Az okuyoruz, az düşünüyoruz, az araştırıyoruz. Kezban ismi mesela ya da Aleyna kulağa hoş geliyor ama anlam olarak iyi değil. Ad deyip geçmemeli; yani hayatımızda, kültürümüzde önemli bir yeri var.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci