4 Ocak 2017 Çarşamba

AYNA, SURETLER ve ASIL

Şimdilerde çocukluğun kâh eğlenceli kâh korkulu güneşte kurutulmuş anıları olmuş lunaparklar, aslında yer çekimi, merkezkaç kuvveti kanunlarının oyuna dönüştüğü yerler değil midir?Eğlencelerin ardında ne fizik kanunları uzanıp giderken insanların da oyalanıp gittiği ışıklı, neşeli oyun alanlarıdır oralar.

Belki  çocuklukta denk geldiniz bir lunaparkta duvarı beyaz kireç badana değil de ayna kaplı odalara. Daha içeri girerken aynalı oda alabildiğine sizin  görüntülerinizle dolar. Bir eşik atlarsanız, varlık sayınız birken,onlarca olmak üzeredir.Yeter ki aynalı odanın kapısı önüne gelin, eşikte belirin. O an suretleriniz de aynalarda belirecektir. Yansımalar arasında gerçek ve suret birbirine karışır. Şimdilerde sosyal medyada gerçek kişi ile büründüğü suretlerin karıştığı gibi.
 
Sanal ortamlarla sarıp sarmalandığımız şu sıralar diyelim ki bir sosyal medya hesabınızda farklı adlar altında gönderilmiş görünen paylaşımlar, hadi aynı el tarafından  gönderildi ise ya? Bir kişi, kendini saklayarak yani aslını göstermeden suretleriyle sanal ortamlarda bir başkasıymışçasına gezinebilir. Bu durumda, olan bitenden habersiz karşıdakiler sosyal medyada olduklarını sanırken bir lunaparkın korku tünellerinde  de olabilir, gizemlerle dolu  bir adaya düşmüş gibi de hissedebilir.

Aynadaki yansımalarınız ne kadar sizsinizdir? Asıl kişi, aynalı oda dışındayken yansıma ne kadar gerçektir? Yansımalar, yanılma mıdır asıl olmadıkları için? Ortada tek bir asıl; yani ad; yani kişi varken yanıltıcı yansımaların binlere ulaşması işten değildir.
 
İkiz, üçüz bile olunsa ana karnında, hiçbir insanın kopyası, sureti bulunmaz yeryüzünde. Her insan tektir, ondan bir tane daha yoktur.Oysa sanal ortamda tek bir kişi, istediği kadar çok ad altında kılıktan kılığa girerek birçok kişi olabilmekte bir anda. “Kendi kendini sanal klonlama çokça yeğlenen bir  hal mi oldu artık?” diye sordurtacak kadar çoğalmış böylesi olaylar. Gazetelerden okuduklarımıza bakılırsa.

Kalabalıklar içinde yalnızlık bu çağın insanının yakından bildiği bir şey artık. Kafasını kaşıyacak vakti olmayan insanların kafaları çözülecek, kördüğüm olmuş  sorunlarla dopdolu.  Kimsenin başka bir kimsenin derdini umursayıp koşturacağı hali kalmamış belki de. Bir merhaba bile demekten uzağız artık yanımızdan geçenlere.

Oysa bir tık ile bunaltıcı yalnızlıktan kaçarak yazılı,sohbetli sanal yolculuğa çıkılabiliyor. Güya kırk yıllık dostlar arasındaymış gibibu durumlar,teknolojinin eli iledir.Kim olduklarını gizleyen asılların, suretleriyle kim bilir kimlerin ekranlarında belirmeleri mümkün bu seyirde.Sırf kendilerinin bildiği bir oyunda  aynı anda kaç kişiyi oynamaları hiç de zor değil.

Dağ başında koyunlarını otlatan çobandan halini soracak tek bir kişinin olmadığı yapayalnız insanlara kadar hepimiz içindeyiz bu “merhaba, nasılsın” anlamındaki teknolojik tıkların. Amaçlar farklı farklı belki tıklarken. En çok konuşmak, dertleşmek belki. Haberdar olmak. Kendinden haberdar etmek. Öyle ki olmayacak kararlar alanlar, son mesajlarını gönderdikleri arkadaşlarınca son anda kurtarılıp hayata döndürülebilmekteler.
 
Onca kalabalıktayken yine de  yalnız hissetmelerin çağı şimdi. Hayatın akışı, yükselen değerler kimini içe kapatıyor, kimini bencilleştirebiliyor .Zaman içindeki bakış açısından kültürel değişimlere yaşanan farklılıklar, birini en yakınlarından bile farklı kılıyorsa o zaman bir fay hattı vardır artık derinlerde, depremlerin habercisi.Bu depreşen şey, yalnız kalmaktır; belki en yakınlar arasında belki  kalabalıkta. Kaçış, sanaladır o zaman.

Bir “nasılsın” sorusunu duymanın özlemindekiler için bir tık, bu beklentinin giderilmesi için çalınan kapının sesidir. Merhabalar şimdilerde tık ile söylenir oldularsa,  bir tık yalnızlıkların özetidir o halde. O tık, belki de aynalı odanın eşiğinden atlayan ayak sesidir.

Kimi gizlisiz saklısız ortada olup aynalı odadan uzak dururken  kimi odanın eşiğini aşacak suret suret. Adından, yüzünden başlayarak saklamaya. Öne suretlerini sürecekler yani. Kendileri kuklacıyı oynayacaklar. Suret kuklalarının ipleri ellerindeyken. Kendilerince haklı nedenlerle.

Sanal zamanların sanrıları bunlar. Bir tık ile geçici olarak giderilen yalnızlıklar  ya da belki de karda yürüyüp iz bırakmadan kendi kendine eğlenmelerin anahtarları. Çıt çıkmayan ortamlardan bir tık ile koyu sohbetlere dalmanın tarifsiz mutluluğuna yelken açma…

Hangi sosyal medya hesap hırsızı, kapıyı hesap hırsızı olarak çalar? Saklanarak, kibarca, bambaşka biri olarak çalar elbet. Yine bir haber vardı gazetelerde geçenlerde, birileriyle internetten tanışıp da başlarına dolandırılmaya dek neler neler gelmiş kişiler hakkında.

Suretler, bir kez daha, bir daha başka adlarla belirdikçe,onlara kapıları açanlar  olur a belki de işkillenecek.Diyelim ki işkillendi… İşkillenmek, gerçeklemek anlamına gelmez. Kuruntu mahiyetindedir. Vesveseye bile çalabilir. Neler işkillendirebilir o zaman kapıları aynı tıkla defalarca çalınanları?
 
Herkesin gölgesi tektir. Güneş tepeden vurduğunda, yere tek gölge düşer. Oysa yerde birkaç gölge görünür gibiyse…

Yani bir şeyleri çağrıştıran yaklaşımlar, tarzlar vardır. Yakınmalar, aynı şeyi dert etmeler, kızmalar, haykırmalar…Aynı yangında tutuşmuşların feryatlarının aynı olması gibi. Önceleri tanıdık gelen bu çığlıklar, seslenmeler giderek tek ağızdan çıkıyormuş gibi gelebilir. Diyelim ki bunalımlar içindeki bir yeni yetmenin kızgın dik bakışlarını görmesek de bazı sözcükler an olur o öfkeli bakışlarcasına görünebilir. Yaralı yaylardan fırlamış  ok gibi kinayeler, yaralayıcı olabilir. Yani öylesine değil de sanki bir hedefe gönderiliyor gibi duyumsatabilir her şey. Böylece  birçok farklı kişi ile iletişimde bulunduğunu sanan birini, aslında o birçok kişin tek bir kişi olup olmadığı konusunda tereddüde düşürebilir. Belki ilkinde değil, beşincisinde hatta on yedincisinde; ama mutlak birinden birinde bu kadar tesadüf olmaz deyip işkillenenler çıkacaktır.Karşıdaki onlarca sosyal medya hesabının aslında tek bir kişiye ait olup olmadığını sorgulayacak.

İşkillenmek yeter mi emin olmak için?  Yetmez. Belki punduna getirip suretlerden en etkin olanına sorsanız da yetmez. Hangi suret,suretliği kabul eder ki aslını yani sırrını açık ederek? O zaman işkillenenler için karmaşa oluşur. Böylesi ikircikler, içinden çıkılabilecek bir durum olmadığından çoklukla sanal ortamların tabiatının bu olduğu, yüz yüze söylenemeyenlerin sisler ardından, bir ekranda beliren sözcüklerle kolayından söylenebildiği  düşünülecektir elbet.
 
Öyle düşünülecektir çünkü işkillenmek belirsizliktir ne de olsa.  Sadece kuruntudur. Kuruntu, aynalı odada birilerinin olduğunu hissetmektir aslında. Çünkü onca görüntü arasından sadece biri asıl görüntü diğerleri o görüntünün yansımalarıyken asılla suretler ayırt edilemez.

Şimdi eskilerin gerçek lunaparkları yerine büyüklü küçüklü herkesin koşturduğu sanal lunaparklar var, adına sosyal medya denilen. “Artık lunaparklar, bilet alınarak girilen yerler değil, en çok oyun oynamaktan dolandırmaya, yalnızlıktan bunalmışlardan eğlence arayanlara bilet almaksızın; ama bir tıkla erişilen sanal ortamlara dönüştü” desek yanlış olur mu?
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 26.12.2016, 10:35



Paylaş :

23 yorum:

  1. Gerçekten sanal ortamın vehametini çok güzel kaleme almışsınız. Keş ki her kes tehlikenin farkında olsa. Galiba en iyisi benim gibi hiç bir sosyal hesap açmamak. Bloğum bana yetiyor. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gazetede, televizyonda hep feysbuk'ta tanışıp dolandırılmış ya da başına işler gelmişleri okuduktan sonra yazmadan olmadı. Arkadaşlık taleplerine de bakınca sonradan çalıntı hesap olduğunu öğrenince bir de sırası dedim :)

      Sil
  2. ilk olarak lunaparklara bayılırım! sanal ortam sanal bir kimlik yaratmış gibi, mesela benm bazı arkadaşlarım var sosyal medyadan yazıyorlardı bana mesela aslan; ama gün içinde okulda gördüğüm zamanlrda tam bir fare :D bir de şöyle şeyler var bneim hesabım gizli mesela arkadaşım olmayanlar göremiyor instagramda, adamlar başka isimlerle hesap açıp ekleyp takip etmeye çalışıyorlar.

    herkesin sanalda en az 100 arkadaşı var; ama herkes yalnız nasıl bir tezatttır diye düşünüyor insan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocukluğumun vazgeçilmeziydi Gençlik Parkı'ndaki Luna Park. Çarpışan arabalarda Babam ile resmim var. Çok korkmuşum. Ama yine de çok severdim. Oyun vardı. Çay bahçeleri vardı. Kayıkla gezinti vardı. Dondurma vardı.

      Feysbukta benim de gerçekten tanıdığım insan satısı sınırlı. Kimisi fotoğraf gruplarından yani sanal ortamdan. Kimisi Asi dizisi severler ki çok istememe rağmen hala hiçbiri ile yüz yüze tanışamadık. Kimisi blogger. Kimisi de okur. Ama bana sorarsan sanal olsalar da arkadaş kabul ettim :)

      Sil
  3. Terörün etkisiyle de insanlar giderek eve kapanmaya başladı.Bir tıkla başlayan ve de bir tıkla biten arkadaşlıklar da arttı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tık, hayatın kendisi oldu bir yerde :))))

      Sil
  4. Kitap gibi bir paylaşım. Herkes okumalı ve böyle yazılardan da faydalanmalı. Sanal alemin çok yüzlülüğü. Bize düşen ilkeli ve ahlaklı bir bir tutum içindeki duruşumuzu bozmamak. Zaten bir kimsenin ne olduğu ne yapmak istediği davranışlarıyal anlaşılıyor. Önemli olan dostların hakikat noktasında birleşmeleridir. Birbirimizin fikirlerine çok ihtiyacımız var. Dostluklar kadar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuza çok teşekkür ederim. Değer kattınız :)

      Sil
  5. Ne güzel aynalar, ne güzel kareler. Sosyal medya belki de olmak istediklerimize dönüştürüyor bizleri... Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanki öyle. Söz filan kesilmeden konuşmak :))))

      Sil
  6. Çok anlamlı bir yazı olmuş bu. Anlatım şeklinize hayran kaldım. Dilerim çokça okunur ve ders alınır... Bir tiyatro oyunu gibi görüyorum ben artık sosyal medyayı. Herkes rolünü iyi oynamak peşinde. Çocukluğum geliyor da aklıma çok büyük hasret duyuyorum. Keşke yeniden gerçek olabilsek. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sosyal medyanın neresinde olduğumu bile bilmiyorum. Yayınlarımı duyurmam için ısrar olunca feysbuk hesabı açtım. Blogumu ben açmadım, bana hediye. O yüzden a’dan z'ye inceliklerini oturup çalışıp öğrenmediğimden hala bilmem. Twitter hesabından tek yayınlarımı duyururum. Telefonum internetsiz. Galiba çok gerilerdeyim :)

      Çocukluklarımız çok güzelmiş. Takas fırsatı verilseydi şu an çocuk olmayı değil yine kendi yaşadığımı seçerdim bu yüzden

      Sil
  7. Ah insanlar var olmaya çalışırken daha çok yok oluyorlar aslında. Çok haklı bir yazı olmuş emeğinize sağlık. Sosyal medya insanların kendini kandırdığı ya da kandırıldığı yer oluyor çoğu zaman...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hep yalnızlık ve iletişimsizlikten galiba. Tabii başka amaçları da var dolandıranlar gibi.

      Sil
  8. İçten katıldım size teknoloji mi dersiniz terör korkusu mu dersiniz birbirimize yabancılaşıp hoşgörünün kaybolması mı dersiniz adı ne olursa olsun geçmiş her geçen gün dahada özlenir oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geride kalanlar bugünkülerden her konuda dana anlamlı. Her şey gerçek anlamından çok uzaklaştı, uzaklaşıyor, değil mi? :)

      Sil
  9. Aynayı aynaya tutarsın ve sonsuzluğa götürür de geçmişe götürenini daha bulamamışlar... Bulsalar bir dakika durmam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangi geçmişe? Kaç yıl, yüz yıl öncesine?

      Sil
    2. Yok o kadar değil ;)
      Seksenli yıllardaki çocukluğuma dönsem kafidir...

      Sil
  10. Sanal olmayan gerçek dostluklar vardı eskiden. O günleri gerçekten özlüyor insan. Yeni yılınızı kutlarım. sevgilerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aklıma hep "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" dizeleri geliyor sanal ortam dostluklarına kaçışları okurken, yazarken. Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  11. hayat bu işte artık yani günümüz böyle, bir yaklaşık elli yıl sonrayı düşün bi dee, herşeyimiz olcak internet. evlilik boşanma filan da nette olcaaak :)

    YanıtlaSil
  12. Zaman yolculuğunu bulurlar mı acaba elli yıl sonra?
    Geçmişe bilet mi alınmalı ? :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci