21 Ocak 2017 Cumartesi

Kopkoyu metropol kıyıcılığında bir cılız ışık; hafta sonu sabahları

Köyler kasabalara, kasabalar büyüklü küçüklü şehirlere, kentler metropole dönüştüğünde hayatın tadı, anlamı, rahatı epeyce bir kaçar. Yirmi dört saatlik gün, sanki çok sıcak suda yıkanmakla kalmamış bir  de güneşte kurutulup çekmiş, küçülmüştür sanki metropolün zamana karşı aç gözlülüğü karşısında. Köyünüzdeki siz ile şehirdeki siz artık aynı olamazsınız. Kasabanızdaki, küçük şehrinizdeki siz, metropolde başka bir size dönüşür.

Çünkü metropol, bakkalı, manavı, kasabı, yufkacıları market zincirine; patikaları otobana; atları bilmem kaç beygir gücündeki markalı araçların iki yüz kilometre hıza bana mısın demeden herkesin seyrettiği yollarda  hiç kimsenin canını umursamadan fink attığı yerlere dönüştürmüş.

Kötüden iyiye, geceden gündüze, bozdan yeşile, kuraklıktan yağışa dönmek  gibi bir dönüşüm olsaydı ne iyi olurdu köylerin diyelim ki Alanya’nın, Marmaris’in, Bodrum’un, Side’nin, 19. yüzyılda canlanan Kadıköy’ün, Arnavutköy’ün metropole dönüşmesi… Ama değil!

Metropol kıyıcılık. Bağın bahçemin, tarlanın, otlağın, meranın, kırın, su samurlu derelerin, derkenarında su terelerinin, baharda patika kıyısı boyunca açacak papatyaların, sert toprakta yetişen adaçaylarının, kirpilerin, tavşanların, soğanlı bitkilerin ve daha neler nelerin  yok oluş fermanı. Üstlerine kalkmamak üzere dökülen beton.


Peki metropol olmak böyle de metropollü olmak nasıl acaba? Her metropollü istesin istemesin  metropolün koşullarını yaşar. Artık ne köylüdür ne kasabalı çünkü. Hatta sıradan bir şehirli bile değildir. Görebildiği tek nehir içinde balık filan olmayan; ama araba kaynayan deli gibi trafikli otobanların, ana caddelerin, yolların akışıdır. Deniz mi?  Gökyüzünü görebilmekte midir ki metropollü hatta büyücek bir kentli ki denizi düşünsün! Gökyüzü bile bloklar, apartmanlar arasında sıkışıp kaldığına bir ölçektir. Yani gökyüzü bile haramdır metropollüye kaldı ki yıldızlar… Gök görünmezse, yıldızları, takımyıldızları görmeyi kim hayal edebilir ki?

Tüm gün aralıksız çalışmak olası değildir tüm gün bir dükkanda, işyerinde, tamirhanede, masada olsanız da. İşler gelir, yapılır ve biter. Oysa günün bloke edilmiş saatleri var çalışma  hayatında. Ben onlara betonlanmış zamanlar diyorum.

Esnek çalışma saati diye bir şey geliştirilmiş Avrupa’da. Bir insandan altı saat aralıksız çalışması bekleniyor mesela. Öğle tatili olmaksızın. O kişi saat birde yani 13:00’de gelip kartını okutup saat altıda yine kartını okutarak işyerinden çıkabilir. Ya da sabah dokuzda gelip öğleden sonra üçte çıkabilir. Böylece kahvaltısını evde yapmış, çocuklarını okullarına bırakmış ya da göndermiş ve aklı böyle şeylerde kalmamış olarak güne, işe başlar.  Yine çocukları okuldan dönmeden evde olacağından rahatlıkla alışverişinden çorbasını yapmaya işlerini kotaracaktır. Ya da sinemasına gider, müzeye, sergiye, kütüphaneye uğrayabilir. Olmadı evde tembelliğin keyfine koyulur elinde kahvesi ile.
 
Keşke Zaten zamanı doymamacasına yutan, günde kaç saatin yollarda geçtiği metropollerde insanların insanlıktan çıkmadan, yorgunluğa yenik düşmeden, metropolün çetin şartları ile baş edebilecekleri böylesi kolaylıkların geliştiği duyacağımız günlerin gelmesine keşke diyerek…

Böylesi kıyıcı ortama sahip metropollerde insanlar hafta sonları için yaşarlar. Hafta sonu da boş geçeceğinden değil. Ama diyelim ki sabahın beş buçuğu yerine dokuzda kalkmak için. Evde kahvaltı keyfini yaşamak için.  Adına sabah denilen alacakaranlıkta sokaklara düşmemek için.

İşte metropol kıyıcılığının getirdiği yorgunluk nedeniyle hafta içi beş buçukta ayaklanırken hafta sonu  hiç adetten olmasa da ayaklanmamak için inat edip sonucunda kahvaltı yerine geç kahvaltı ya da öğlealtı öğünü yani bıranç ile güne başlayıp hayatlarının tekdüzeliğini bozan tek şeyi yapıyorlar belki de metropolün boyunduruğundakiler.

İşte böyle geç bir kahvaltı sabahı… Ya da nedense şimdilerde pek düşkün olduğumuz Türkçesi varken nedense ille de özentiliğe kaçıp da Türkçesi dışındaki ifadelerini kullandığımız  deyişle bıranç keyfinin yani öğlealtı öğünün kareleri.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 21.01.2017, 11:11


Paylaş :

27 yorum:

  1. Ne güzel yazmışsın 😊 Şu esnek çalışma saati olayı benimde en çok geçmek istediğim sistem. hatta bir çok iş evden gerçekleştirilebileceği halde illa şirketlere toplantı odalarına kapanmacalı günler konusunu da düşünürüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konu çok yaygın dışarıda. Ev ofisten idare edilebilen işler dışındakiler için yine gidilsin işe, o hava solunsun; ama mesela öğle tatili fazladan geçen bir süre oralarda. Altı satt yeter de artar bile zaten aralıksız çalışılsa. Umarım bir gün gerçekleşmiş bir şey olur.

      Sil
  2. Avrupa gibi şehirlerimizi korayabilseydik keşke, keşke onlarala aynı kafada olsaydık, keşke...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tarihlerini yani başta sanat ve mimari ile geçmişlerini, doğalarını korumada üstlerine yok. Binaların dış duvarı duruyor, içini çatısını baştan sona yıkıp yeniliyorlar. Gel de takdir etme böylesi kendi kendini koruma anlayışını. Biz dilimizi, mimarimizi, doğamızı korumazsak kim koruyacak ki.

      Çok selamlar. :)

      Sil
  3. Valla işim açıldı ne güzel bir yazı.Emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok memnun odum o zaman. Çok selamlar :)

      Sil
  4. Metropollerde yaşamak ayrı zorlukkar getiriyor insan yaşamına. Doğadan uzak keşmekeşin içinde bir yaşam. Avrupa'dan öğrenmemiz gereken çok şey var. Daha insani yaşam koşulları. Hem maddi hem manevi tüketiyor metropol bizleri. Kaleminize sağlık. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim... Metropole göre hayat şartları biraz yumuşatılsa, kolaylaştırılsa. Çünkü bu koşullar altında ezim ezim ezilen kadınından erkeğine, çocuğundan yaşlısına hiç kimse ne mutlu olabiliyor ne de verimli. Metropolde harcanan zaman küçük bir yerdekinden kat be kat fazla. Ona göre düzenlemeler, hayatı kolaylaştırıcı, insdn odaklı gelişmeler olsa keşke :)

      Sevgiler.

      Sil
  5. Ben de esnek çalışma saatinden yanayım yıllardır.İşe gelip 8 saat hiç bir şey yapmayan insan ne üretir ki ?Memuriyette dolu böyle insan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanların daha mutlu, daha verimli ve iş dışındaki sorumluluklarına daha fazla dokunabilmesi için bu gerçekleşse ne iyi olurdu :)

      Sil
  6. Yazılarınızı hep severek okuyorum ama doğrusu bu, son günlerde yazdığınız en güzel yazılardan biri.Sanırım metropoller de kolay kolay bağrına basmıyor konuklarını. Eskiden köyden kente göç varken şimdi kentlerden köylere göç başladı. Huzursuz insanlar ülkesi olduk.
    Esnek saatler harika. Kaliteli saatlere ihtiyacı var insanların da, işletmelerin, kurumların da.
    sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçek köylüler yeni metropollüler olurken gerçek metropollüler yeni ve köyün gerçek değerini bilen acemi köylüler olmaya başladı. Ben de gönüllüyüm aslında yeni köylülerden olmaya. Marketten maydanoz, nane, dereotu almak bayağı ağrıma gidiyor.

      Hani emeetropolsüz sürer de köy gerçeği yani tarım, toprak, ekme biçme olmadan sürmez. Bir de o hava ve etraftaki onca doğal hayatın canlıları,kuşları, otları, bitkileri, çiçekleri filan.

      Ayrıca ışık kirliliği olmadığı için köylerde gökyüzü seyri bir başka. Yıldızların nasıl parlak olduğu metropoldeyken asla fark edilemiyor. Bunu Muş'ta anladım.

      Sevgiler Makbule Hanım :)

      Sil
  7. Benimde icim acildi valla :) emeginize saglikkk :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bahsi bile iç açıyor, değil mi? :)

      Sil
  8. Büyük şehirlerin dertleri de büyük oluyor. Cazibe merkezleri olduğundan devamlı göç alıyorlar. Günde aralıksız 6 saat çalışma işverene cazip gelebilir. Belki gerçekleşir. Her şey gönlünüzce olsun. Mutlu bir hafta sonu dileğiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nüfusundan sorununa metro tam anlamıyla büyük kentler.

      Kesintisiz altı saat uygulaması Avrupa'da var. Kartlı sistem. Çok insanca. Zamanı yönetmek imkanı veriyor :)))

      Mutlu bir hafta sonu dileğiyle, sevgiler :)

      Sil
  9. Bir haftadır hayran hayran gökyüzü izliyorum. Pek göremediğimizden mi yoksa havanın krli oluşundan mı maviliğine hayranım. Dün yolda üç saat düz beyaz manzara izledim. Düz beyaz, hiç bir şey yok, nasıl iyi geldi.

    Çok soğuk, çok zorlu ama yaşamak böyle olmalı sanki. Kışın ne yapıyorsunuz dedim karşımdakine soba başında oturuyoruz dedi. Biz ne yapıyoruz,yazımız kışımız bir, kışın ekstra sıcak yazın ekstra soğuk ortamlarda, sabahtan akşam didinip hafta sonu kahvaltısının lüksünü yaşıyoruz. Bir yerde bir hata var ama..

    Tabak enfes gözüküyor bu arada :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oraların havası, oralardaki etin lezzeti bile başka. Yıldızların gerçekte nasıl gözüktüğünü burada anlamak mümkün değil. Çok iri, kocaman elmaslar gibi parlıyor. Murat Çayı üzerindeki tarihi taş köprü üzerinde ya da kenarında gökyüzüne bakınca görülenle buradan bakılınca görülen çoook farklı. Doğa orada bozulmamış. Dağlar karlı ve ulu. Alabildiğine kır, ova, yayla. Hava tertemiz. Her yanda sürüler var. Çoban var. Envai tür ot, çiçek var. Keklikler yolda geziyor. Her yan dağ, kaya olduğundan kartallar, şahinler göz önünde. Tilkiler ortada. Yani doğa orada hala var. Hala yıldızlar apaçık görülebiyor olduğu gibi.

      Sil
  10. ne güzel anlatmışsın öyle ! emeğine sağlık :)

    YanıtlaSil
  11. Öğlealtı öğününde okudyorum yayınlarını,yine güzel-yürekten ellerine sağlık.
    Öğlealtı ne güzel .( ne o Branc ben pastanelerde de çok tatlı-pastalarda,sıkılıyorum bu duruma orjinal adıda olsa zahmet edip,türkçeye yakın yanına anlamını not düsünler)hatırlattığın güzellikler için tekrar sağol.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahududu demek daha güzel ve dilimiz Türkçe iken frambuaz demekle ne demek istenir hiç anlamam. Yine ançuez mesela. Kompleks göstergesinden başka ne olabilir böylesi anlaşılamaz gariplikte tutumlar.

      Çok teşekkürler Merihcim :)

      Sil
  12. yaa boşver metropolüüü :) o tabaktakileri anlamadım ne onlar sölesenee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))))))

      Metropolü boşverdik. Gelelim tabaktakilere :))))

      Yeşillikler balkondan. Marketten alınmış roka ve terelerin sırf bu amaçla kullandığım uzun, geniş bir saksıya köklerinin iliştirilip sulanmasıyla elde edildi.

      Haşlanmış patatesler üç şekilde değerlendirildi. Bir kısmı tereyağı ile karışık zeytinyağında rendelenmiş olarak çevrildi. Patatese yakışan baharatlar eklendi.Yumurta da kırıldı.

      Bir kısmı da benim usül kumpir oldu içine gerçek Erzincan tulumu ile karışık kaşar rendesi eklenerek.

      Bir kısmı da elma dilimi oldu. Zeytinler malum :)))Yeşil ve siyah :)

      Sil
    2. tamam patatesleri anlamamışım. denerim patateslileri :)

      Sil
    3. Bu arada resimlerini de çekersin ??? :))))

      Sil
    4. Peynirler de üzerine çörek otu döktüğüm Erzincan'dan gelme tulum ve Torku eritme. Zeytinlerin üzerinde de kişniş dökmüştüm.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci