21 Ocak 2017 Cumartesi

MİM, Satır Arası #3, Daha Mutlu Yaşam daveti ile


Uzundur MİM haberi almıyor, MİM ile işaretlenmiyorduk. Birbirlerini  hiç tanımayan; ama imzasız bile olsa yazılarını  üslubundan tanıyan bu blog etkinliğinin unutulmuş olduğunu sanacaktık ki tam, kapıyı bir MİM  çaldı. Bu güzel sürpriz, Daha Mutlu Yaşam blogunun çok değerli  yazarı,  sahibesi Yurdagül Çelik'ten.

Önce blogundaki cevapları keyifle okudum. O görseller yok mu… Her keresinde gülerek bakarken düşündürüyor da özenle seçilmiş karikatürler. Yine öyle oldu. Hem Yurdagül Çelik’i daha  daha bir tanırken aynı zamanda düşündürdüler yine, güldürerek.

Beni hatırlayıp MİM listesine aldığı için bir kez daha Yurdagül Çelik’e teşekkür ederek cevaplara geçeyim izninizle.

1-) Bugüne kadar bloguna gelmiş, seni en çok etkileyen (hayal kırıklığına uğratan ya da çok mutlu eden) yorumu paylaşır mısın ?

Şu ana kadar okuduğum hiçbir yorum kırıcı, üzücü değildi. Hepsini de almaktan, okumaktan çok mutluyum. Malum sadece kendi çektiğim fotoğrafları yayınlıyorum, Ne yalan söyleyeyim öykü, deneme, anı, gezi, köşe yazılarım kadar fotoğrafçı yanıma da gelen güzel yorumlara bayılıyorum. Güzel söz duymak güzel… Çoook güzel J Aklınızda olsun lütfen bana yorum yazarken J)))))))

2-) Okuduğunda seni günlerce etkisi altına alan kitap var mıdır?Varsa hangisidir?


Beni yarı Karadenizli yapan Ünye’deki Ünye Ortaokulu mezunuyum; daha önce de andığım oldu. Hatırlamayanlar için bu  anışım. Orada kocaman -belki de çocuk gözüyle  bana öyle gözüküyordu- bir kütüphane ve içinde de bize kitapları bir kart doldurtarak veren kütüphaneci bir hanım vardı. İngilizce dersleri boş geçerdi mesela. Ben, boş dersler esnasında kütüphanede olurdum; o tarihi, yüksek tavanlı, sobayla ısınan taş okulda. Orada neler neler, ne kitaplar okumadım ki. Hepsi de yaşımla orantısız üstelik. Çocuk kitabı filan değillerdi. Benim üç katım, beş katım yaşındakilerin değil ellerine almak adını dahi duymadığı kitapları on iki, on üç yaşında okuyordum. Temelde Rus ve Fransız klasikleri vardı tabii. Nobel almış eserleri okuyordum kütüphanede hangisi varsa.  Pearl Bucks’ın “Ana”sı vardı mesela ilk okuduklarımdan. O kitap beni çok etkilemiştir. Ama biri kadar değil.

O biri, işte ondan daha önce de bahsettim; Jean Webster’dan Leylek Dede. Özgün adıyla Daddy Long Legs. Bu kitabı  her sene okurum. Senelerdir sarıp sarmalar çalışma masamın, tabi ki evdeki, çekmecesinde yıpranmasın diye özenle saklarım. O bana rahmetli Babam’ın doğum günü armağanıydı ilkokuldayken. Lojmanlarda otururken. Ya ikinci ya dördüncü sınıftaydım onu Babam bana verdiğinde. Gözlüklü olup olmadığımı hatırlayabilsem sınıfımı da hatırlayacağım. Çünkü dördüncü sınıftan beri ben burnumda çerçeveden bir ağırlığa gönülsüz hamallık ediyorum J)))

Leylek Dede benim için başkadır. Onu her defasında başına oturduğumda bitirmeden kalkmam. Ve her defasında ilk kez okurmuşum gibi gelir. Senede en az bir kez okurum. Hep aynı etkilenme de sürer. Sürmese zaten tekrar elime kolayca alamazdım.

Bir de roman değil, düşünce, görüş, öğüt,  bilgelik üzerine bir kitap vardır; benim için başucu kitabı. Adını yazmama bile gerek yok. Tabii ki;
Kutadgu Bilig.

3-) Hayatında dönüm noktası olduğuna inandığın bir gün, an ya da yıl var mı?

Bu soru beni düşünceye itti. Bu sabaha kadar, şu ana kadar da düşündüm. O yüzden akşam hazırlayıp yayınlayamadım MİM cevaplarını J)

Sonunda buldum benim için gerçek anlamda dönüm noktası olan tarihleri. Mihenk taşlarını yani. Hiç öyle  bir şey düşünmemiştim şu ana dek. Böyle bir tarih olsa olsa hayatın akışını o an olmasa bile ileride kökten etkileyecek bir tarih olmalıydı. Sonraki hayatın akışının belirleyicisi olacak. Bugün içinde bulunulan tüm koşulların belirleyicisi bir tarih olmalıydı. Yol işareti okları gibi. Böylece bu tarihten daha önemli bir tarih düşünemeyeceğimiz  su yatakları gibi hayatın suyunun akacağı yollar olmalıydı.

Baktım öyle tarih var, her hayatta olduğu gibi. Hatta bir değil iki tane. Yani tarih değil tarihler. İkisi de kura sonucu benim yolumun yönünü belirlemiş o anlar, o saatler, o günler. Ben bu akışta belirleyici olamamışım, karar almamışım. Kararı kura çekilişi vermiş. Aslında kader tabi. Kader, kura ile söylemiş söyleyeceğini.

İlki Ünye’de. Ortaokul birinci sınıftayım. Üç dil okunuyor o sıralar okulda yabancı dil olarak. İngilizce, Almanca ve Fransızca. Her öğrenci ille İngilizce öğrenmek istiyor. Ancak Almanca, Fransızca dersleri de var. İngilizce dersi var; ama öğretmeni yok.

Tiyatro sahnemiz var o zaman küçücük bir kasaba olan Ünye’nin tarihi taş mektebinde. Orada çekiliyor kuralar. Ben de içten içe hep İngilizce istiyorum. Çünkü Babam’ın evde bir çok İngilizce kitabı var. Kendisi de İzmir’de Güzelbahçe’deki kursa gitmişti biz ilkokuldayken. Rahmetli Babam havacı askerdi. Babam’a sorardım bilemediklerimi. İki mesleğinden biri olan tarımdan dolayı Amerika’da uzun uzun kaç kez kalmış dayıma sorardım. Dayım hem ziraatçi hem hukukçuydu. Oysa Almanca ya da Fransızca’yı bilen yoktu tanıdığım.

Ben ne zaman kura çeksem ki iki kez zaten topu topu, şaşkına dönüyor ve bir yabancıyı izlermiş gibi, sanki torbadaki kağıt parçasını çeken ben değilmişim gibi biraz kendi olayımın dışında kalıyorum.

Kurayı çektim. İngilizce çıktı. Üçte biri yakalamaktan şaşkındım. Çok sevinçliydim. Ancak İngilizce öğretmeni olmadığından İngilizce dersi göremedim.

O İngilizce sonradan benim yolumu, yönümü belirledi. İzmir’de  hukuk öğrencisi olmaktan mahrum bile etti. Ankara dışı olduğundan. Biraz da ortaokulda İngilizce öğretmenine hiç sahip olamamanın acısını çıkarmak istemiş olmalıyım. Çünkü lisede, ortaokulda  boş geçen İngilizce derslerinin acısını çok çekmiştim.

Hemen ilkinin ardından değil; ama  bir kura daha çektim orta birinci sınıftan sonra. Üniversite bitiminde. Bu sefer bir şura salonunda. Podyumdan inerken Tokat yemişe dönmüştüm. O kura, beni kısa süreliğine bir yerlere savursa da aslında sonradan kalıcı olacak yoluma sürükleyen rüzgarmış meğer. Kader… Kendi yolu yordamı ile açıyor yolları.

Birinci kura,  birçok seçenekten kendi yoluma ilk sapakmış meğer. İkincisi de ana yolmuş. Öyle bir yol ki o ana kadar sadece romanlarda okunabilecek şeylerin içinde oldum, gözümle gördüm, yaşadım…  Ağlayarak hem de. Yani özlemden, yabancılıktan ağladım.  Her yerin Ankara olmadığını, baba evi gibi olmadığını anladım. İçimi yakan bir “garip” benzetmesini duydum. Hala o sözcüğü her işittiğimde saçlarım diken diken olur. Kimselere garip denmesin ve kimseler garip olmasın, kalmasın. Öyle birini görürseniz lütfen yanında olun. El uzatın.

Aynı ülkede yaşasak da her yerde aynı hayatların olmadığını, ne çok hayat tarzları sürdürüldüğünü, fakirliği, teknolojinin bu çağda bazı yerlerde ne kadar uzak olduğunu gördüm. Kısa bir süreydi. Ama takvimde kısaydı. Yaşayan için çok ağır anlar olabiliyor imkansızlıklar içinde olmak. Kısaydı  ama bir de bana sorun. Dayandım tüm yoksunluklara; ama değdi. Hatta sevdim bile sonradan bana kattıkları için öğretici yanını. Ancak  dahasına gelemedim. Gelemezdim J))

Kuralar, belirleyici. Bende olduğu gibi. Benim kararlarımı, yolumu  ben değil çektiğim kuralar almıştı. Yani kendi hayatımın kurasını çekmişim kendi ellerimle. Ve şimdi başta tüm olumsuzluklarını gösterse de sonradan şartları farklılaşan o kuralara teşekkür ediyorum. Memnunum.

MİM bıraktıklarım hiç cevaplamadılar. Bu kez cevaplasınlar! Yoksa her defasında ille de onlara MİM bırakacağım. Gelenek üzere cevap bekliyor olacağız hepimiz de…

Bahar Tanrıçası
Hikaye Kalpli Kadın
Sade ve Derin
Bücürük ve Ben
Meltem Sert


(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 21.01.2017, 13:54

Paylaş :

34 yorum:

  1. Öncelikle size çok teşekkür ederim beni kırmadığınız ve kısa sürede mimi yaptığınız için.Sizin gibi kalemi kuvvetli birini mimlemeseydim olmazdı.Severek okuyorum yazılarınızı.Leylek Dede kitabını okumadım.Merak ettim açıkçası.Bir de bücürük ve ben blog yazarı Müjde ablayı ben,ece abla ve de siz mimlediniz :) Sanırım onun kaçışı yok :)Tekrar teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seve seve cevapladım. Çok teşekkür ederim :)

      Dün cevaplayabilirdim ancak tarihleri biraz düşünmem gerekti. Hiç düşünmemiştim. Benim için de iyi oldu. Artık cevapları ben de biliyorum çünkü :)))

      Müjde'nin cevaplarını çok merak ediyorum. Galiba daha önce iki kez MİM bırakıldığı gözümden kaçmış. Ama onun kaçışı yok dediğiniz gibi :)

      Sil
  2. Ne kadar uzun zaman olmuş mim okumayalı.
    Unutmuşum varlığını...
    Ne iyi etmişsiniz yapmışınız.

    İngilizce mevzusu takıldı gözüme. Düşündüm. Yıllarca ingilizce dersi alıp ingilizceyi ülkece bilemememize takıldım.
    Bir eğitimci olarak üzüldüm.
    Biz bazen gerçekten çocuklara işe yarar şeyler öğretmeye çalışırken, doğru davranış kazandırmaya çalışırken velilerin gelip 'o önemli değil hocam da kaç net yapıyor?' Diye sormaları mahvediyor bizi ne yazık ki...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğitim anlayışımız ve yaklaşımımız verdiğiniz örnek kısaca apaçık anlatmış. Eğitim kitapları devirmek değil, öğrenilenler davranışa yansımadıkça trafik dersi alında ne fayda?

      Kaç ne t olduğu gerçeği, eğitimin amacının öne geçtikçe gerçekten eğitim mi eğitim denilen olgu?

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  3. Ne güzel anlatmışsınız... Dönüm noktalarınızın ikisinin de kura sonucu ve tamamen şansa dayalı olması oldukça düşündürdü beni..
    Hep seçimlerimizin dönemeçler olduğunu düşünmüştüm oysa...

    Sağlıkla ve sevgiyle kalın lütfen...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim seçimime kalmadı. Kader bu. Hiç düşünmezdim oysa İngilizce'nin yani bir dilin hayatımın akışında belirleyici olacağını. Kaldı ki ortaokulda İngilizce öğrendim de sayılmaz. Dersler boş geçmişti öğretmen olmadığından. Kolejli de değilim. Onca kayıp yılım varken hem de. Kader işte :))))

      Sil
  4. Leylek Dede kitabını çok merak ettim. Güzel cevaplar. Hakkını vermişsiniz mim'in. Ben de mimlenmişim:) En kısa zamanda cevaplayacağım. Teşekkürler... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Küçük, ince çok sofistike filan değil. Ama bana hiç de öyle gelmeyen, elimden düşmeyen bir kitap. Nedenini bilmiyorum :)))))

      Sil
  5. Ben gerçekten şu mim olayını bir türlü anlamış değilim birisi bana bu mim olayını anlatabilir mi lütfen ? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bildiğim kadarıyla bir tür davet. Bir blogerın kendi seçtiği başka blogerlara hazırladığı soruları cevaplaması için daveti.

      Her cevap veren cevapların sonunda yeni davetlerde bulunuyor. Soruları cevaplamasını istediği kendi seçtiği bloggerların adlarını listeleyerek. Adet öyle.

      Amaç, benim gibi tek bir bloggerla dahi osun hiç tanışmamış, bir blogger olsa da kendisi dışında hiçbir blogger tanımamışlar için okuduğu, izlediği bloggerlar hakkında bir nebze de olsa fikir sahibi olabilmek.

      Her ne kadar onları imzaları bile olmayan yazılarındaki üsluplarından sanki ayak sesinden tanır gibi tanısak da gerçekteki kişiliklerini, insan yanlarını, yönlerini, artılarını eksilerini öğrenebilmek için bir fırsat MİMler. Çok da faydası oluyor :)

      Sil
    2. Açıklayıcı yazınız için teşekkürler, Benim gibi blog sitelere fayda sağlayacak bilgiler paylaşan yani kişisellikten biraz uzak bloglar için o kadar da gerekli birşey değil sanırım.

      Sil
  6. Ne kadar güzel anlatmışsınız yazılarınızda ki usluba, anlatım tarzınıza hayranım. Su gibi okuyorum yazdıklarınızı kaleminize sağlık....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Ne güzel bir yorum :)

      Sil
  7. Zaman zaman geçmişe dönmek, biraz nostalji yorumlamak yazan için de, okuyan için de iyi oluyor. Kuralar çoğu kez hayatımızın dönemeçleri.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elinizi bir kara torbaya daldıryorsunuz ve katlanmış küçük bir kağıt parçasında yazan tek bir sözcük artık sizin yönünüz oluyor. İki kez tanık oldum.

      Sevgiler :)

      Sil
  8. İyi ki de bu mimi yazmışsınız. Sizi daha yakından tanıdık. Hani insanin asil yanını yarim biraktiklari tanimlar ya, öyle iste.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Duymadığım bir sözdü yarım bırakılanlar hakkındaki tanım. Bir kez daha teşekkür ederim :)

      Sil
  9. Uzun ve hayatınızın bir dönemine ışık tutan bir yazı olmus. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir torbanın içindeki kura olarak çekilecek kağıt parçası, bir hayatı belirleyici olabiliyor.

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  10. Can da Güzelyalı'da kursa gitmişti. Hahaha Metos üç yaşında Bilgiç üç aylık, bir yandan onlar bir yanda Can. Zamanda yolculuk yaptım :)

    İnsan yaş ilerledikçe her işte bir hayır vardır cümlesine daha çok inanıyor, değil mi? Gençler için sinir bozucu bir cümle, bizim için yaşanılanlarla ispatlanmış :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MİMler böyle bir şey. Ortak noktalar, benzerlikler, benzemezlikler, tanımadığımız ama okuduğumuz insanlar hakkında biraz bilgilenme...

      Aynı fikirdeyim. Edinilen tecrübeler, hayata bakışı doğrudan etkiliyor. Yaklaşımları daha farklı kılıyor. Annem'i daha iyi anlar oldum ben ki hiç sanmazdım :)

      Sil
  11. Cevapların yine sen dolu. Bu arada küçükken de çok güzelmişsin :)

    Ben 2.kuranın ne kurası olduğunu anlamadım ama neydi o? Çok merak ettim. Bu arada benim babamda asker ama karacı. Böyle mimler bizi, hislerimizi yakınlaştırıyor hep diye düşünüyorum.

    Bol bol sevgiler o zaman İzmir'den :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) Çok teşekkürler :)))

      İlki, ortaokula başladığımda yabancı dil olarak ne okuyacağım için kura çekmiştim. İngilizce çektim. Ama öğretmen olmadığından İngilizce dersleri boş geçti çoğu zaman.

      İkincisi mi? Üniversite sonrası çekilenlerdendi :))

      Sil
  12. keyifle okuduğum bir mim daha :)

    YanıtlaSil
  13. Yine güzel bir anı okudum.
    Ellerine-yüreğine sağlık.

    Keşke kura değilde,çocuklara taa 3 yaşından itibaren seçme hakkı özgürlüğü versek,Sececeği ortamında olanaklarını sunsak,hayat daha eğlenceli yaşanırdı sanımca...!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocukların her birinin kim bilir ne yetenekleri var. Hepsi birbirinden ayrılar. Ama hepsi hayatta hiç kullanmayacakları dolaşım sistemleri, formüller, tuhaf bilgiler öğrenirken hiç birinin yeteneğinin neye olduğu ortaya çıkmadan sönüyor. Kimisi de avukat, ekonomist, doktor olduktan sonra ancak besteci oluyor :)

      Sil
  14. Leylek Dede... hım bu kitabı çok merak ettim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasıl anlatsam bu kitabı.... Buldum :)

      Ben bu kitap için öykü bile yazdım. Adı "Beyaz Halkalar".

      Öyle bir kitap...

      Sil
  15. leylek dede şimdilik sahaflarda bulamadım bulamazsam ingilizce okuycam zati. senin öğrencilik fotolarını hep sevdim yaa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Bir yetim kızın öyküsü bu kadar mı etkilermiş"" diye düşündürecektir, eminim :))))

      Evet, çocukken şimdiki gibi değilmişim... Fena sayılmayacak bir çocukmuşum :))))))

      Sil
  16. Leylek dede. İlginç. Konusunu merak ettim. Cin Ali geldi aklıma. Aklıma geldi derken sadece ismi. Yoksa ne yiyip içerdi, ne yapardı şuan hiç hatırlamıyorum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))
      Cin Ali gibi unutulmaz bir kitap olduğundandır. Ama benzemiyor.

      İşin doğrusu ben de Cin Ali'nin çöpten adam olduğu dışında etraflı bir şey hatırlamıyorum :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci