26 Ocak 2017 Perşembe

Yürek Mürekkepli İmzalar -2

Hep eller… İş güç, ekme biçme, yazma çizme, yontma budama, iyilik kötülük ve geri kalan ne varsa… Hep ellerle. Deyimlere anlatmaya dek. Uzanan el olmak, yürek açmak demektir. Halini söyleyemeyene, dardakine, zordakine. Dardaki zordaki deyince de ille insanlar anlaşılmamalı. Halini söyleyemeyen insanlar olduğu kadar konuşamadığından dertlerini anlatamayan canlıları unutmayalım. Diyelim ki çiçekler. Solarak anlatırlar.

Aynı başlıklı bir önceki yazım, uzanan el olmaya açılan kapıydı. “Alan değil veren ellerden” olmaya başlangıçtı ki kaçımız almaktan çok vermek için uzatmaktayız ellerimizi? Açılmış avuçlar mesela kuşlara serpilmek için buğdayla doluysa o zaman  veren ellerdeniz. Kaçımızın avuçları istemek için değil de kışın donmaktaki güvercinlere, serçelere, sığırcık kuşlarına yem için açık? Uzun konu bu… O yüzden bir defada bitemedi.

Demiştik ki uzanan el olalım. Ve bir kez elimizi uzattıysak bir daha geri çekmeyelim. O el, bundan böyle sürgit öyle kalsın. Olabilirse. Zor tabii.

Hep ellerle anlatıyoruz iyiliğinden kötülüğüne, becerisinden ulgunluğuna yani sakarlığına. Hatta bir iyi niyetin çıkarcılarca nasıl da kendilerince yontulup içinden çıkılmaz hale getirilmesine. “Elini versen kolunu kaptırırsın” yakınmasına dek. Eller çok şey anlatıyor. Anlatımlar içindeki en duygu yüklü olanı da, uzanan el.

El deyince ille insan eli anlıyoruz nedense. Bu da bizim çok kalıplaşmış bakışlarımızın ya da bencilliğimizin göstergesi. Oysa evvelki yazımın girişinde en çok insan dışındaki canlıları anmıştık. Başta da bu karda kışta zordaki serçeleri, kedi köpekleri mesela. Çünkü metropollerde başka canlılar olarak onlar görülüyor tek.

Uzanan el bir bakarsınız insan eli değil de  insanların her türlü kötülüğü reva gördüğü bir  pati olabilir. Nasıl mı?

Yakınlarda gazetelerde çıkan bir haberi hatırlayalım. Yeni doğmuş bir bebek, kışın ortasında  dondurucu soğuk havalarda çöpe terk edilmiş. Bir köpek, bebeği fark edip kaptığı gibi kasabanın ortasındaki kahvehaneye getirip orada oturanların önüne bırakmış. Yani “ben bebeği kurtararak ilk yardımı yaptım; ama elimden fazlası gelmiyor. Belemek, kundaklamak, doyurmak için size teslim ediyorum” demek istemiş. Bebek kurtulmuş. İnsanlar  onu çöpe terk ederken çöpten beslenmek için oralarda eşinen bir köpek sayesinde. Donmaktaki bebeğe uzanan el, bir pati olmuş yani.

Havalar iyiden iyiye soğumuştu. Sibirya soğukları  yoldaydı. Kışın güneş erken battığından tez kararır ortalık malum. Saat akşam sekizde dışarısı hem çok soğuk hem de karanlık olur Aralık ayında.
 
Saat sekiz. O saatte insanlar televizyon başında, mutfakta makine doldurmakta yahut boşaltmakta, olmadı masa başında yemekte ya da başka bir işe koşturmaktadır. Hiç kimse saat sekizde kapısı dururken kaçıncı kattaki balkon camının tıklanmasını da beklemez.

Ama balkon camına vuruldu. Tık tık tık…

Kuşlara ve fotoğraf çekmeye çok düşkünseniz ve bu yüzden kuşlar artık sizi tanır olmuşlarsa, üşüyen bir kuş da soğukta sıcak bir ortam arıyorsa onca pencere, balkon camı dururken karanlıkta uçup gelir; sizin o yükseklikteki balkon camınıza gagasıyla vurur.  Bu, zor günlerinde kuşlara sıkça yem bırakan fotoğraf makineli elinizin bir kez daha onlara uzanması için size açıkça bir çağrıdır.  Küçücük bir kuşun zor anında sizi hatırlaması, uzanan eli sadece insanların değil  kendine el uzatılan tüm canlıların tanıdığını akla getirir. Okumaz mıyız gazetelerde yırtıcı ergen aslanların yavruyken kendisini çakallara yem olmaktan kurtarıp, iyileştiren insanlarla sonraki karşılaşmalarında onlara nasıl sarıldıklarını.  Diğer aslanların gördüğünce onları av gibi görmeyip ana  baba gibi bellediklerini. Yaraları sarıcı, açlığı giderici eller olmak, dostluk anlamına geliyor yani.

Uzanan bir ele en içten teşekkürü gözlerde görebiliyor insan. Söz, bir kuru ses. “Teşekkür”,  kupkuru bir sözcük. Oysa melül melül  bakışlar…

O bakışları en çok yaralı ya da bakımsızlıktan, zayıflıktan iskeleti çıkmış bir hayvanın  ona uzanan el sayesinde iyileştikten sonra gözlerinde görüyoruz. En çok  da köpek bakışlarında. Minnet, vefa duygusunun yazılı olduğu gözler onlar. Kağıtlara, kartlara  onca teşekkür yazılsa da ancak o gözlerde okunabiliyor  zordayken kendisine uzanan el karşısında  duyulan  mutluluk. Ve hiçbir sözcük, satır, paragraf da o bakışlar kadar yeterli olamıyor anlatmaya.

İnsanlara bir insandan daha fazla iyilik yapabilen başka canlılar ile ilgili çokça habere rastlıyoruz orada burada. Tüm mutlulukları insanlar tarafından sevilmek olan köpeklerin  kimisinin ölen sahibinin mezarından ayrılmadığını okuyunca insanlarda bile zor rastlanan bu duyarlılık karşısında söyleyecek söz bulamıyoruz.

Yine bir örneği bugünlerde  İzmir’de yaşanıyor bunun. Şehit olan Elazığlı polisimizin beslediği köpek yaralanmış. Tedavi edilip iyileştikten sonra da oradan ayrılmaz olmuş.

Oysa bazen bir insana uzanan el olmak bambaşka sonuçlar verebilir. Sonunda “besle kargayı oysun gözünü” atasözü bile doğabilir. Ancak yine de uzanan el olmalı. Kargalar el uzatmazsa uzatmasın; düşman olurlarsa olsunlar. İnsanlar insandır sonuçta; kargalar başka.

El uzatmayı istemek, el uzatanlardan  olmaya yetebilir mi? Uzanan el olmak eğer maddi şartlar gerektiren ortamlardaysa herkes için ha deyince olacak şey değil. Herkes üstlendiği sorumluluklar altındayken, kendi hanesinin geçimini bile kotaramaz ya da kıt kanaat yetirirken onlardan uzanan el olmayı beklemek… Belki de onların kendilerine uzanacak ellere ihtiyaçları varken hem de… Olmaz!

O zaman maddi konuları bir kenara bırakıp gönül alıcı gülümsemenin bile bir uzanma olduğunu unutmayalım. Bir günaydının neler anlattığını mesela. Öyle ki masanızdan  koridorlara  temizlik yapan, kışın ayakları sudan çıkmayanların yanından geçerken onlara sabahları “günaydın” deyin de görün. Karşılık olarak neredeyse hiçbir zaman günaydın duyamazsınız. “Sağ ol” dediklerini duyarsınız. Çünkü hep yanlarından geçilip gidilmiş, görmezden gelinmişlerdir belki de. Oysa günaydın denildiğinde öyle olmamış, tersine önemsenmişlerdir. Küçümsenmemişlerdir. Alın teriyle, bileğinin gücüyle çalışıp geçimini sağlayanlardır onlar da.  Ama ne yazık ki  herkes  herkese günaydın demiyor malum. Olur a, zaman zaman işlerini yalap şap yapıp savsaklasalar bile onları usturubuyla uyarmak yerine kimilerince  bağır çağır azarlandıkları için  insani bir günaydın karşısında teşekkür etmek  ihtiyacı duyuyorlar. Duyulan en burucu “sağ ol” böylesi bir karşılıkta, inanın.

Çocuklara, yaşlılara, hak ettiklerine erişemeyip tırnaklarıyla didinenlere, gerçekten yeterli ve yeteneklilere, kültüre, güncel haber olmadıkları için televizyonlarda asla gösterilmeyip  yüzyıllardır bu topraklarda yokluk yoksulluk içinde yaşamışlara; hatta belki Ankara’nın, Şereflikoçhisar’ın, Aksaray’ın  dibindeki kadim köylerimizdeki kadim köylülerimizin karda, buzda, çamurda, dikenli tarlalarda ayakkabısız ayaklarına, hayvanlara, derdini söyleyemeyenlere, rüzgarın kökünden söktüğü ağaçlara, nesli tükenen kuşlara, izbe yerlerde unutulup kalmış eserlere, yok olmaktaki yıkık dökük mimarilere, bitkilere, tüm canlılara  uzanan el olmak… İnsan olmaktır kısaca.
(Her hakkı saklıdır)
 
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),  12.01.2016, 10:57
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @Acemi Demirci

Paylaş :

22 yorum:

  1. Resimlere bayıldım huzur dolu:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tema ile onu vurgulamak istemiştim yüreklerde. Hissedildiğine sevindim :)

      Sil
  2. Dediklerinizi yaptığımızda iyi insan oluyoruz zaten. Ortalık iyi insanlarla dolu olsa kötülükler de azalır. Kuşun camı tıklaması da ne güzel bir şeymiş. Resimler de çok güzel bu arada. Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliriz de hep yine de yapmayız biz insanlar, değil mi?
      Selamlar :)

      Sil
  3. Hayvanlar insanlardan daha vefalı. Fotolar çok güzel. Gören gözlerinize sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, daha vefalılar. Atlar, köpekler, gece yarısı balkon kapısını tıklatan Gecemen adlı kuş :))))

      Sil
  4. Kargalar da nankör olarak anılıyor sanırım.Beslendiği kişinin gözünü oyduğuna göre...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kargalar müthiş. Hiçbir canlıya meydanı bırakmıyor, güvercin yavrularını öldürüyor, şahinleri bile oldukları yerden kovuyorlar. Balkonlardan eşyaları izinsizce alıp götürüyorlar, göz oyuyor deniliyor bir de ata sözünde :))))))

      Sil
  5. Çok önemli bir konuyu güzel fotoğraflarla destekleyerek kaleme almışsınız, kutlarım. Ayrıca küçük bir parantez açarak, "sağ elin verdiğini sol el görmemeli," demek isterim.

    Ailenizle birlikte çok güzel bir hafta sonu dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Teşekkür ederim. Çok haklısını sol elin görmemesi gereken konularda.

      Aynı dilekle :)

      Sil
  6. Az önce yorum attığın 'Ot gelip, saman gitmek' yazımdaki 'birilerine, bir şeylere dokun hiçbir şey yapamıyorsan, fark yarat' düşüncelerimi ne kadar da onayladı yazın... <3

    Katılmamak ne mümkün mirim?!;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aklın yolu bir; yani ortak akıl ....
      eriyorum. Ki bir yabancı paylaşım sitesinde de dün şunu gördüm;
      "Sooner or later, we all quote our mothers.

      :)
      Eskilerin dediklerine giderek hak v

      Sil
  7. ''uzanan el, insan olmaktır'' ne güzel dediniz. Bazen karşı taraf uzatılan eli ısırsa da uzatmaktan vazgeçmemeli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)))))
      Çok güldüm.
      O zaman onlara kendilerine uzaman ellerin ısırılmaması gerektiğini mi öğretmek gerek?

      Onu da öğretelim o halde :))))))))))) Konu eğitime geldi :)))))))))

      Sil
  8. Uzanan el olmak...mutluluğun en önemli yollarından birisidir bana göre de...el uzattığımız insan ya da diğer canlılar hangisi olursa, onlar mutlu olurken biz de mutlu oluyoruz.Günaydın,eline sağlık...gibi sözcükleri kullanmak iki tarafı da mutlu ediyor. arabamın bagajında her daim sokak hayvanları için mama taşırım. onların bakışları yeter beni mutlu etmeye...Çok güzel yazmışsınız yine...Sevgiler

    YanıtlaSil
  9. Arabanızda sokak hayvanları için mama taşımanız ne gzüel. Onların bakışı çok başka. Çok haklısınız. Böylesi şeyler iki tarafı da mutlu eder.

    Sevgiler :)

    YanıtlaSil
  10. Ya çok güzel bir yazıydı. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Sanki Mevlana öğütleri okuyor gibi hissettim. Sevgiler :)))
    Bu arada fotoğraflar öyle güzel ki. Ben yazmasam da siz biliyor olmalısınız fotoğraflarınızı çok beğendiğimi :)))

    YanıtlaSil
  11. ayyy evet bak ben de kuşlara değil ama insanlara el uzatmaya çabalıyom hep yaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin elinden hep güzel şeyler çıkar, biliriz hep :)
      El uzatan olabilmek hiç kolay değil.

      Biz de elinden çıkanları okuyoruz :))))))

      Sil
  12. :)))
    Çok teşekkür ederim. Mevlana'dan öğrendiklerimizden kırıntılar olabildiyse belki, öyle gelmiştir :)
    Kaldı ki Mevlana'nın öğütleri yanından geçebilmek.....

    Fotoğraflarım, çok emek. Çok beklemeli. Sınıflamalı, seçmeli.
    Çok sevgiler.

    YanıtlaSil
  13. Herkes için bende sana diyeyim o zaman SAĞOL...

    O taş kalpler bile yumuşar sıcacık bir gülüşten.
    O güzelim kanaviçe örtüdeki çiceklerin canlanır.
    Ellerine sağlık- Ellerim ısındı yine sıcacık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Merihcim.
      O örtüyü Brugge'de bir küçük dükkanda hep bu işleri satan yaşlı bir kadından aldım. O örtünün de öyküsü var.

      :9

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci