15 Ocak 2017 Pazar

Yürek Mürekkepli İmzalar

“Bu çalışmamda veren ellerden bahsettiğim için tema olarak içinde ikramlarda bulunulan tepsileri; ama taş tepsileri , tabakları ve çaydanlık ile bardakları seçtim.”

Kartopu oynamaktan göğermiş ellerine nefesini üfleyen çocuğun, dumanı tüten çorbayla içinin ısınmasındaki mutlulukla gülsün istemez miyiz büyük küçük bütün gözler? “İsteriz” demek yeter mi peki? İstemek, eyleme dönüşmedikçe sadece bir dilek değil midir? Nasıl gerçekleştireceğiz o zaman istemekten gerçekleştirmeye giden o yolculuğu? Tam da içimizi dağlayan acılarla dolu şu günlerde?

İlkin birinin yaşadığı keder, başka birinin eliyledir sonuçta. Acılar, açmazlardır. Açmazlar da dar açılarda sıkışıp kalmaktır. Açmazlara kapı açmayın o halde.

Ortalık kışın beyazına büründüğünde bir masum renkle şenlik olan; ama sanki bundan mahcupmuş gibi başı eğik kar çiçeklerinin yaşama sarılışlarındaki umudu, yarınların  aynı güneşle; ama farklı gün doğumlarıyla ışıdığını unutmayın. Her gecenin sabahı var malum…

Hatırlanmak, mutluluktur. Aramayı sormayı yeğleyin öyleyse, aranmamaktan yerinmek yerine. Özlenmenin anahtarı özletmek midir  ya da aranmanın yolu yordamı aramamak mıdır bilmem. Ama vakitli vakitsiz aranılıp sorulmuşsanız vaktiyle, böylesine kurulmuş bağları öğrenmişsiniz demektir. Pamuk ipliğinden urganına, halatına... Bırakın inceldiği yerden kopsuncu olmayın o zaman. Düğüm atın incelen yere. Pekiştirin köprüleri. Yakmayın.

Yunus’a, Mevlana’ya sadece kağıt üzerindeki özlü sözler muamelesi yapmayın ki denilmişler sözde kalmasın. Özümseyin. Onları duygu, akıl çarklarınızla öğütün. Hücrelerinizi bunlarla besleyin. Kolay değil Yunus olmak, Mevlana olmak. Kolay mı kırk yıl bir kapıda odunun bile eğrisini kesmemek. Kaldı ki daha kırkına varmadan ahkam kesmek kolaycılığı varken… Kolay mı onların lafınca bir laf etmek? Zor!

Arayın eşi dostu ki bağın bir yeri inceldiyse düğümler atılabilsin. Hep aradım, hep sordum da  ne olducu olmayın. Aranılan, aranılır olmaya alışmaya görsün bir kez. Günlük gıdalarından biri olmuştur  artık halinin hatırının sorulması. Unutmayın, herkes kendi içinde yapayalnız dışardaki kalabalığın niceliği ne olursa olsun. İçlerdeki boşlukları gören gözlerden olun. Göz olmak da yetmez, uzanan  el olmalı.

Öyle ki bencilleşen  dünyamızda kapıdan kovsanız sizi kızdıra kızdıra bacadan yol bulup yanınızda olmak isteyenlerin değerini anlayın gerekirse. Üstüne kilit vurduğunuz her kapıya bir anahtar bulan, hangi pencereden baksanız görünen manzara olabilmeyi başaranların kıymetini önünde de olsa sonunda da olsa bilin. Adına ne deniliyorsa, arkadaşlık mı, dostluk mu, insanlık mı, sevgi mi her ne ise, siz yolları tıkadıkça birileri size giden yol buluyorsa eğer, ona artık kapılar dayanmayacaktır. Siz de set olmayın o halde…

Güzelliklere uzanan el olun. Kış günü sokakta aç kalan kedi köpekten, ayacıkları demirlere yapışan serçeden, pencere kenarına konup camı tıklatan sığırcığından güvercinine yem isteyenlere el alem olmayın; uzanan el olun. Bir kez el uzattıysanız, onu geri çekmeyin.  

Hayat düşe kalka. Düşüp dibe vurdum sandığınızda korkmayın. Dipten ötesi yoktur. Ama dibin bir anlamı da ayakları vurup hız almaktır. O zaman ayaklarınızı hatırlayın. Yüzeye çıkmanın. bir sıçramaya baktığını unutmayın.

Halden anlamayız da halimizden anlansın isteriz. Bakarak, kızarak, kaş çatarak, yazarak çizerek, müzikle, sözle anlatsak da. Şekilden şekle girerek… Kah isyan edip kah şimşek ışıltısı beklerken kibrit alevi kadarcık da olsa bir ışıltı bekleyerek… Eğer anlaşılmak istiyorsanız yine de söyleyin söylenmesi gerekenleri. Anlaşılıncaya kadar. Sokun gözüne gözüne anlamayanların. Yorulmayın. Yorulmak, çabanın bittiği yer. Sonraki durağı olmayan son durak. Nokta yani. Oysa virgülü yeğlemek varken…

Mutluluğa giden yol uzun, yollar yorucu olabilir. Yılmayın. Çıkmışınız yola madem… Adım hatta adımlar atmışınız madem bir arpa boyundan bir dere boyuna. Henüz hedefe ulaşılmadıysa belki geç yola çıkıldığından belki her yolun  dümdüz olmamasındandır. Yolcu, yolunda gerek ama. Bir kez yolcuysanız bir yolda, yol nereye varacaksa oraya ille varın. Ne geri dönün ne düşlerinizi yarı yolda bırakın.

Biriktirmeyin içinizde kırgınlıklarınızı. Söylenmeyin, söyleyin söyleyeceklerinizi vakit varken. Diliniz dönmüyorsa eğer açık açık anlatmaya, bir dertli köylü olun, pınar başında. Türkü mü yakarsınız yoksa mani mi, size kalmış. Bir yol bulun ama. Dile kilit vurmayın. Dillendirin. Belki defalarca ve defalarca.

  

Sevgiyi, sevmeyi çocuklara öğretin; gencinden yaşlısına, hayvanından bitkisine, doğasına, her şeye de gösterin eğer biliyorsanız. Bu kavramı öğrenmişler, belli ki çetin geçitlerden geçebilmiş olanlar. Geçitlerin girişinde bile olamamışlara bu karanlık tünelin aşılmasının ardından görülecek ışığın  nasıl bir aydınlığa çıktığını anlatın. Öğretmek sabır işi. Öğrenmek zorlu iş. Öğrenilmişler, öğretilmedikten sonra yükten başka nedir ki?  Yunus da, Mevlana da öğrendiklerini öğretmediler mi? Anlamlı sözler, tutumlara dönüştüklerinde anlamlıdır ancak.

Kavramların hasından tohumlar tutsun elleriniz. Ne ekilirse o biçilir, unutmayalım. Diken tohumu dikmeyi mizah ustalarına bırakalım. Nasreddin Hocamıza mesela. Malum o diken dikecek; baharda çıkan dikenlerin yanından koyunlar  geçecek; yünleri dikenlere takılacak; o  takılı kalmış  yapağıları Hoca toplayıp karısına götürecek. Karısı onları yıkayıp, eğirip yün yapacak. Sonra da çorap örecek. Hoca çorapları pazarda satıp para kazanacak ve borcunu ödeyecek. Dikenler tek fıkraların malzemesi olsun, hayatın yollarına ekmeyelim. O zaman etrafımızda hangi çiçeği, bitkiyi görmek istiyorsak diktiğimiz tohum onun tohumu olmalı, unutmayalım. Sevgi tohumu, sevgiden kökler salarken ayrık otu dikersek tarlalarda, bahçelerdeki ne var ne yoksa kuruyacaktır.

Hiçbir çaba boşa gitmez. O yüzden umutsuzluğa düşmeyin. Ama birazcık zaman belki gerekli olan. Yani sabır.

Eğer bir musluk açılmışsa ve o musluktan bir testi dolmaktaysa  geç de dolsa güç de, testinin boğazından su geçmiştir mutlak. Testi bomboş değildir artık. Testinin dolması onu musluğun altında tutabilmeye bağlıdır. Yani hayatın kimi musluklarından  bir şeyler doldurmak bazen sabır isteyebilir. Sabır, zahmetli. Ama  el musluğun altındaysa… Ve o el testiyi tutmuşsa bir kez... Bırakın testiler dolsun. Kana kana…

Derler ki “Roma bir günde kurulmadı”. Biz de deriz ki “Sabırla koruk helva olur”. Sabırsızlık koruktan tatmakken sabır helvadan tatmaksa eğer, unutmayalım tat, olgunlaşmanın sonunda. Olgunlaşma, zaman ister. Yani sabır, hayatın bıçak sırtında geçen anlarıdır. Varışa bir anda, bir kerede ulaşılamıyor demek ki. Bir bir aşılıyor engeller. O halde gün olur da umutsuzluğa düşülürse sabırlar tükenip, Roma hatırlanmalı. Helva olan koruklar hatırlanmalı.

Dünyayı dünya yapan, şiirlerin özü, yetkin kalemlerin sözü hep sevgi, umut, güzellik üzerine. Nice imzalar atılmıştır kim bilir şimdiye dek kimlerce. Oysa hala  konuştuklarımız, yürekle atılmış olanlar tek. Öyleyse… Koyun yüreğinizi ortaya. İmzanız o olsun. İlle iyi ya da kötü imzamızın kaldığı dünyadaki  izimiz, yürek mürekkepli olsun.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.01.2016, 11:14

Paylaş :

52 yorum:

  1. Sayısız güzel, anlamlı öğütler vermişsin yazınla sevgili Yasemin, hepsi birbirinden değerli öğütler hem de. Fotoğraflara da bayıldım. Kalemine sağlık.
    Sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müjdecim, teşekkür ederim. Tutulurlar umarım :))) Fotoğrafları ben de çok seviyorum. Ama gel bir de bana sor. Öyle zaman yiyorlar ki çekiminden tasnifine. Ama değiyor :====

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Çok çookk güzellerdi. Eskilere ait özen ve ince zevk :)

      Sil
  3. son yazımdaki hareketli resme baktın de mi amaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sana onu söyleyecektim Derincim. Hiçbir şey görünmüyor. Sağ tık komutu verdi.Yaptım; ama olmadııı :( Göremedim.. Neydi?

      Sil
  4. Hiç bir emek boşa gitmez sözü hayatımda da uygulamaya çalıştığım şeylerden.Yunus ve Mevlana gibi olabilmeyi keşke özümseyebilsek...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence de. Gitmesin de zaten :))) Yunus ve Mevlana'yı hatırlamaya en çok ihtiyaç duyulan anlardayız gibi sanki :)))

      Sil
  5. hımmm üstüne tıkladın mı bi tıklıcan açılcak bi daha tıklıcan izlicen alla alla olmadı mııı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tıkladım hatta Adope Player yokmuş onu da yükledim.
      Açamadımyine de .

      Bu sıra blog yorgunluk mu çekiyor anlamadım. İzleyenler',i de saklıyor. Ya da tatile gittiler hep birlikte. Bende değil başka bloglarda da rastlıyorum bu duruma.

      Neydi? :)

      Sil
  6. benm mutluluğumun başkasınn mutsuzluğuna yol açmasından çok korkarım; çünkü bencillğe devam edip mutlu kalamıyorum.Şu sıralar ben yapıtm pat diye arama işni, babamı kaybedeli neredeyse 4 sene oluyor; ama 3 gün önce babamın çok sevdiği bir arkadaşını pat dye ben aradım.

    kıgınlıklarımı biriktiriyorum ben, yapamıyorum karşımdakinin suratına savurmayı.hiçbir çaba boşa gimez demişsiya bazen boşa kürek salladığımı düşünüyorum, umarım senin dediğin gibidir umarımm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama kimi karşı kıyı bir saatlik mesafedir kimisi bir gün kimisi bir aylık. "Emekler zayi kalmaz" diye bir gelenekselleşmiş söylemimiz bile var.

      Tıpkı tohumun ekilip dikildikten dikten sonraki açmaya ya da meyveye süreci gibi.

      Sil
    2. benim gibi sabırsızlar da öğrensin inşallah bunu

      Sil
    3. Taşlar değil miydi çatlayanlar? :))) O konu onlara ait yani :)))

      Sil
    4. İyi o zaman, bir lafı mı hatırlasak... Ben böyle anlarda hatırlarım, bana yardımcı olur;
      Biri tekkeyle başlar biri dervişle bu atasözlerinin :)))

      Sil
  7. Çok güzel şeyler, emekler. ne kadar çeşitli bir dünyada yaşıyoruz aslında

    YanıtlaSil
  8. Unutmadan hemen yazmak istedim üstten 3. fotodaki yuvarlak tepsiye bayıldım ! :)

    "Biriktirmeyin içinizde kırgınlıklarınızı. Söylenmeyin, söyleyin söyleyeceklerinizi vakit varken. Diliniz dönmüyorsa eğer açık açık anlatmaya, bir dertli köylü olun, pınar başında. Türkü mü yakarsınız yoksa mani mi, size kalmış. Bir yol bulun ama..." Her defasında hatırlatmak gerek bunu.. kırarız yapmıyoruz ama kırılan yine kendimiz oluyoruz.. :/ bir yol bulmak, oluruna bakmak gerek.. haklısınız.

    Fotolar da harika.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylemeyip söylenmeyi yeğliyoruz gibi geliyor bana :)))

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  9. Resimlerdeki eserlerin güzelliği bir yana, yazınızın güzelliği bir yana.Tekrar tekrar okumak gerekli. Çok çok beğendim. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle güzel bir yoruma içten teşekkürler ederim. Sevgiler :)

      Sil
  10. Eserler mi yoksa konu anlatımı mı daha güzel karar veremedim:)...

    YanıtlaSil
  11. Oldukça ders alınası bir yazı, hele şimdiki sabırsız neslin okuması gereken önemli tespitler içeriyor. Ailenizle güzel bir yeni hafta dilerim. Esen kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sabır konusu zor konu, yazarken de zorluyor; ama atasözlerinde hatırlı bir yeri var.

      Çok teşekkür ederim. Aynı dilekle.

      Sil
  12. Yaşanmışlıklar, emek ve tüm bunlar üzerine güzel bir yazı...
    Eline, yüreğine sağlık...

    YanıtlaSil
  13. Eşyaların ruhu olur mu? Oluyor işte, yaşanmışlık hissi siniyor. Ne zaman nerede kimle yaşadı anlatıyor kendini. AZ ama öz eşya ile yaşamak ondan belki daha iyi, hakkını vermek eşyanın bile..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayvalık'taki eskici mi desem, antikacı pek denemez sanırım o küçük, ara sokaktaki, apayrı bir dünyanın barındığı dükkanda fotoğrafları çekerken ben de öyle düşünmüştüm. Kimileri birkaç kuşağı tanımış olmalı oraya gelene kadar.

      Önce evleri doldurup sonra minimalist olmaya yüz tutuyoruz :)

      Sil
  14. “Sabırla koruk helva olur”
    benimsedim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önünde sonunda doğruluğunu gösteren bir atasözü. Koruklar güneşe sabrederek olgunlaşıyor. Atasözlerimizin hepsi birbirinden güzel :)

      Sil
  15. çok güzel fotoğraflar, tüm eşyaların da yaşanmışlıkları hatıraları ayrı ayrı, seviyorum nostaljiyi....
    çok ta güzel ifade etmişsin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Yeni eşyaların resmini çeksem tefriş salonu izlenimi verir; ama eskiler bir başka anlamlı :)

      Sil
  16. Resimler bi harika, yazılanlar daha da harika. Emeginize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorum da. Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  17. Yazınızda ve resimlerde o sıcaklığı aldım beni nerelere götürdünüz sağoln :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. İnsani boyutu olması gerektiğince önde tuttum bu yazımda.Çok farklılaşıyoruz çünkü kıyıcı metropol hayatında. Koşturmacada. Geçim derdindeyken. Hatırlamalı dedim :)))

      Resimler, kim bilir ne anıların öyküsünün sessizce üzerlerine sindiği eski eşyaların olduğu bir küçük dükkandan, Ayvalık gezisinde :)

      Sil
  18. Yaşam kokan bir yazı olmuş. Nasıl dokundu yazdıklarınız. Fotoğraflar her zaman ki gibi harika:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Büşra. Ne güzel bir tanımlama olmuş "yaşam kokan yazı". Duyduğuma sevindim bunu :)))

      Fotoğrafları çektiğim atmosfer de harikaydı. Tablosundan camına, çeşmibülbülünden ahşap oymasına nelerin nelerin olduğu bir eskiciydi. Ayvalık'ta :)

      Sil
  19. "sabreden derviş, muradına ermiş."
    Fotoğraflar harika,yaşanmışlıkları resmetmek ayrı bir sabır ve vefa olsa gerek emeğine sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Merih. Orada kayboldum, neredeyse her şeyi fotoğrafladım. Sonra da çektiklerimi tasnif ederken dosyalar arasında kayboluyorum. Yani resim çekmek, kaybolmak bir anlamda :)

      Sil
  20. Yine harika bir yazı olmuş.İnsan olmanın gereklerini ne güzel anlatmışsınız:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Olabilsek keşke :)

      Sil
  21. Yine harika bir yazı olmuş.İnsan olmanın gereklerini ne güzel anlatmışsınız:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Olabilsek keşke :)

      Sil
  22. üff ya bak sahiden de bu önemli annemlerden ve akrabalardan düzenli olarak fırça yiyorum, kendi dünyama çok daldığım için, aramayı hep unuttuğum için :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci