12 Şubat 2017 Pazar

Direklerden Bir Direk; Burnun Direği

An çatar durduk yerde, bir sızı duyulur. Ne yürekte ne ciğerde. Burnun direğinde.

Direkler çeşit çeşit, orta direkten gemi direğine, en görkemlisi bayrak direğinden evin direğine. Ama biri var ki… Ne gemi direğine benzer ne de bir başka diğerine. Etten kandan bu direk. Herkeste de var. Burunun direği diye biliniyor. Direklerin sızlayanı bu direk… Burun sızlarsa eğer, ardından çekildiği daha sonra içlerin de çekildiği anlar  peşi sıra çıkagelir. Duyguların ağıt yükünü çekmekte kalbin yoldaşı, yüreğin  elinden tutanı burnun direkleridir.  

Sızlayan tek direk, burnun direği. Yüreğin can yoldaşı. Gözyaşı ile. İşitmesin hele flüt olsun, obua olsun, saksafon olsun,  kaval olsun, ney olsun; olsun da bir nefes olsun üflenişini. Yürekte uçuk çıkartan müzik, iç kabartısına tetiktir. Ya da  yüzme bilmezmiş hallere düşürüp sığ suda bile çırpıntılara mayadır.

Yani müzik, notalaşmış duygudur. Tellerin sesine insan sesi eklensin eklenmesin dokunur; eğer dokunulacak  yarasından beresine, acısına  sızına varsa. Bir dokunuş, duyguların çoğunun ayağa kalkmasıdır.

Anıların  saklandığı tavan arasında  unutulmuş bir sandıktaki eskiler  misali sineden kopup gelmiş bir  nefes, onu duyup dinleyenleri kendi sızısına boğabilir. Bunu en iyi ney yapar. Ney, neyi üflediğini iyi bilir çünkü.

Ağustosa gelmeden daha sararmış otlaklarda bir taşın başına çöküp  kavalını üfleyen çobanın kır çiçekleri kokusu soluyan burnu kim bilir hangi dertten sızlarken, kavaldan nota olup üflenen nefes, neşeyle açmış çiçekleri solduracak kederdedir kimileyin. Bir garip çobandan asker anasına, göğsünde nişanlısının resmini taşıyan Mehmetçikten anne babalarını hiç bilmemiş  yetimlere, eski destanlardaki sevdalılara  kadar kendileri özlem kıskacında, özlemleri de içlerinde hapis olanlar, özlediklerini andıklarında ille burunlarının direği sızlamıştı mutlak. Gözleri ufuklara dalıp gitmişti. Oysa gel gör ki gözlerin ufka dalması demek, uzaklara yelken açarak ıramışların ne yapılsa edilse de akıllardan ıramamış olmaları demektir.  Özlenenler sanki ufkun arkasındadır. Obur ufuklarca yutulmuşlardır.  
 
Nelere nelere özlem duyulmaz ki. Çocuklarınki oyuncağa, şekerlemeye, topa, oyun bahçesine. Şimdilerde bağa bahçeye, tırmanılacak ağaca. Yetişkinlerinki çocukluklarına. Ergenlerin özlemi, hayallerinde yazılıdır. Bir şey olmak, biri olmayadır özlemleri. Bu yaşlarını pas geçip bir an önce büyüyüp de geçemedikleri sınavlardan kurtulmayadır. Oysa hayli ilerde o yaşlara nasıl da özlem duyulacaktır. Dar gelirli bir babanın beklentisi, akşam evine bir şeylerle dönmek, okula gidecek çocuğuna harçlık verebilmektir. Yüzü gözü kir pas içindeki bir işçi çocuğun tek özlemi, bir gün o işyeri gibi bir işyeri sahibi olup yanında çalışan çocuklara bol yevmiye vermek, bayramlarda onları sevindirmektir.

Çoğu romanın ana teması,  böylesi özlemler. Ki onlardan  kendi dilinde okuduğum birini hiç unutmam. Belki de olguyu en iyi anlatanlardan biri olduğundandır. O kitap, Tennessee Williams’ın Sırça Hayvan Biblosu  Koleksiyonu  -Glass Menagerie- adlı  oyunu. Geçmişte yaşayıp geçmişi andıkça burunları da yürekleri de sızlayanları anlatıyordu  bu kitap.  

Bir hayal mi yoksa bir gerçek mi; var mı yok mu  hiç bilinmeyen ama yolu gözlenen bir  şeylere burnu sızlayarak özlem duyanlar var bir yerlerde, her zaman. Kan bağı olsun olmasın en yakın bellediklerini yitirmişlerin, telafisi mümkünsüz hatalar nedeniyle kaybedilmişlerin ardından kimileyin bu his. Kâh arkasını dönüp gitmişlerin sılayı, eskileri içleri yanarak anışları.

Özlem, boşlukların içini dolduran sızıdır. Hayatın karadeliklerinin iliğidir. Bazen öyle arsızlaşır ki özlenenin yerine bile geçebilir. Leyla’ya özlem, Leyla olmuştu Kays’ta mesela. Özleneni değil de özlemeyi seçen, böylece özlemle beslenen şairler çıkabiliyor malum. Eğer hedeflere ulaşılsaydı, heyecan tükenecekti, kör bıçağa dönecek duygular hisli dizelere dönüşemeyecekti belki de. Ağacın can suyu çekilecekti. Böyleleri, sonunda dertlerini derman ediyorlar kendilerine.

Özlem bir nevi heyecan olmalı ki o heyecan hiç bitsin istenmiyor anlaşılan kimilerince. Yüreğe, burnun direğine kıyılıyor da  özlem çekmekten vazgeçilmiyor. Ve şekilden şekle giriyor sonra özlem; yolu ister uzun  olsun, ister ilk sapaktan dönülüp daha da yol alınmasın. Şiir oluyor dize dize, beste oluyor bir içli çığlık halinde. Oluyor da oluyor.

Analardan anasız çocuklara; oksijensiz sudaki balıktan bir kuşun orman yangınında içinde yavrularıyla kül olmuş yuvasına; oğul bırakacak dal bulamayan arılardan  bloklara tıkılıp kalmış da bir sap maydanoz yetiştirecek bahçe hasretindeki metropollüye; on dokuzundaki Mehmet’ten  gerisindeki duacılara; toprağın tohuma, tohumun yağmura, kışın kara,  çiftçinin bereketli mahsule hasretince çekilen özlemler, burnu çektirir de sızlatır da.  Yürek yansa, göz buğulansa, iç hop etse işte o an ocak olacak sinedeki nice kül tutmuş gelmiş geçmişi alev ışığında hatırlatacak çıradır bu etten kandan direkler.  

Özleminden kederine ortada hiçbir şey olmasa bile bir titrek saplı notanın sille tokadıyla direklerin hem  de nasıl sallandığını anlatıveren  direk, sızlarken yüreği de  sızlatan  burnun direğidir…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.11.2015, 14:41

Acemi.demirci@yahoo.com.tr;
 @AcemiDemirci
   
Paylaş :

27 yorum:

  1. İlk yorum benden olsun :)
    Harika resimler hepsi masaüstülük. Bu güzel fotolar size mi ait tebrikler anca bu kadar olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Teşekkür ederim.

      Yalnızca kendi çektiğim fotoğrafları yayınlıyorum. Bundan, altta Telif Hakkı kısmında da bahsediliyor.

      Bir kez Japon altınla kırık yapıştırma sanatı Kintsugi sanatından bahsettiğim Vazo, Tabanı, Parçaları ve Kintsugi adlı öykümde internetten kintsugi ile yapıştırılmış bir porselen kalp resmi paylaşmıştım. Ve bunu özellikle belirtmiştim. Çünkü henüz Japonya'ya gitmedim. Burada da kintsugi sanatına hiç rastlamadım, dolayısıyla fotoğraflayamadım.

      Bir de zaten kimselere gözükmeden yaşayan ve fotoğrafını gerek uzaklık gerek vefat etmiş olması nedeniyle çekmemin mümkün olmayacağı Greta Garbo'yu Anlamak yazımda mecburen internetten yaralanmıştım. Ancak geri kalan tüm fotoğraflar yalnızca benim çektiğim fotoğraflardır.

      Çok teşekkür tekrar. Yazılarım kadar çektiğim fotoğraflar hakkında da okumak çok mutluluk verici :) 

      Sil
  2. Mecazi anlamı bir yana çok soğuk havalarda acı acı sızlıyor benim burnumun direği.

    YanıtlaSil
  3. Burun direğinin sızlaması güzel bir konu olmuş ve çok güzel işlenmiş..O sızlamayı bir kere hissettiğimde gözümden yaş gelmişti..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kez daha sızlamaması, öylesi sızlatacak şeyler olmamasını dilerim sizin için o zaman :)

      Sil
  4. Ahh o burun direği sıralaması. Hele ki sevgiliye duyulan özlemle beraber sızlaması yok mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah kavuştursun, burunlar sızlamasın dileyeyim :)

      Sil
  5. Eskiden bu deyim daha sık kullanılırdı. Acaba şimdilerde burunlar mı duyarsızlaştı, sızlatacak olaylar mı kalmadı diye düşündüm bir an.
    Benim burnum çok sızlar; Bir şarkı duyarım, özlem duyarım, bir yiyecek yerken keşke o da burada olup yeseydi derim, geçmişte acı veren bir olayı düşündüğümde... Acaba burnuma çok mu sıkıntı çektiriyorum sevgili Yasemin...?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burnunuz, nasıl güzel bir insan olduğunuzu bize de anlattı.

      Biliyorduk zaten; ama burun sızlatan onca şeye karşın kimseden burnunun sızladığını duymadığımız şimdilerde sizden bunu duyabilmek mutluluk...

      Çok sevgiler :)

      Sil
  6. Fazla sulu gözlü olduğum için aşinayım bu konuya :)) Ama bu buz gibi hava da içimi ısıtan fotoğraflara ne demeli? ❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ağva'da çekmiştim çoğunu bir Şile, Ağva, Polonezköy, Kerpe, Kefken gezisinde.

      Biz Ankaralı olarak denizi hayal bile edemeyiz; ama göle daha da olmadı nehre bile razıyız. O yüzden burnumuzu sızlatan bu özleme ithafen bu geziden seçtim tema olarak kullandığın her zananki gibi yine sadece kendi çektiğim fotoğrafları :)

      Sil
  7. İlk iki fotoğraftaki evlere bayıldım, ah böyle bir yerde oturmak isterdim, hayal tabii...:(
    Tennesse Williams en sevdiğim yazarlardandır Yasemin'cim, o eserini hem okudum, hem de filmini izledim, çok güzeldi. Yazın ve resimler de öyle. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müjdecim, teşekkürler. Ben malum nedenlerle sana yorum bırakamıyorum, biliyorsun.

      Ağva orası. Nehir olan ger yer öyle ama. Erzincan tarafları da öyleydi mesela :)))

      Çok teşekkürler :)

      Sil
  8. Ay tutulmasını duymamıştım. Birkaç kez tutulma sırasında fotoğraf çekmişliğim var. Tam tutulma verimli oluyor fotoğrafta :)

    YanıtlaSil
  9. Harika bir yazıydı. Burnu sızlayanlardan biri de benim, az çok anladığınız nedenlerden. Ama zaten o duyguları bilip, bilmezden gelmeye çalışıyorum bazen acı çekmemek için. Yazınızı bir defa okumak yetmez Yasemin kardeşim. Geçişler öyle harika ki, bir evvelki cümlelere bağlı gibi hissederken, ardından bağımsız bir anlatımla karşı karşıya geliniyor. Resimler de çok güzeller. Kaleminiz durmasın. Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şiirleriniz de hep bizim burnumuzun direğini sızlatır. Sizin kalaminizden çıkma...

      Çok teşekkür ederim. Sevgiler :)

      Sil
  10. Fotoğraflar yine her zamanki gibi şahane...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öykü, deneme, anı, gezi yazılarımın yanında aynı zamanda fotoğraf blogu, blogum. Oy üzden fotoğraflarım hakkında da duymak çok sevindirici. Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  11. Fotoğraflar Ağva mı, çok severim orayı :)

    Ne tuhaf değil mi yüreğimiz duyguların merkezi gibidir ama midemiz ve burnumuz aslında daha duygusal :)

    Burun direğinin sızlamasının fiziksel hali de benim için hamile kalmış olmam demek :) Hahaha burnumun direği sızlıyorsa hemen anlarım hiç şaşmaz:) (Beş defa da hamile kalmadım yine burnumdan ama kalsam anlardım :D)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç duymamıştım. Çok değişik bir haber alma :)))

      Sil
  12. Öyle güzel yazmışsınız ki Sızlattı gerçekten. Hele ki Kays ile Leyla'nın adını görünce can evimden vurdunuz beni ve ne güzel anlattınız onları. Kaleminize sağlık, yazdıklarınızı okumak çok güzel. Okurken dedim ki şimdi bu yazılanları bir gazete köşesinden okumak vardı. Sevgilerimle...:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah, keşke...
      Bir gün gazete köşesinden de gözüksem, orada konuğum olsanız.

      "Amin" diyeyim. Olur belki :))

      Sil
  13. Burun sızlaması da ayrı bir acı oluyor.. O durumda ağlamamak da zor tabii :)..

    YanıtlaSil
  14. ah ah eskiden direklerarası vardı azizim, darülbedayi ah ah ismail dümbüllü vardı nerde o günler :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci