6 Şubat 2017 Pazartesi

Domates Suyu, Bulutlar ve Şifrem

Domates suyu  da yoktur ki şimdi. Yurt dışı uçuşlarda veriyorlar domates suyunu. Nasıl iyi giderdi oysa tuz ve karabiber ekleyince. Ne farkı var ki  ha yurt içi ha yurt dışı uçuş. Havadasın işte sonuçta. İp gibi yoldasın. Bulutların arasında. Otobana filan da benzemeyen. Üstelik taaa Iğdır’dan Ankara’ya bu uçuş. İstanbul’dan uçağa binip Sofya’ya insen yarım saatten biraz uzun sürüyor. Oysa Iğdır Ankara arası bu yol, bir saati aşkın. Yurt dışından uzun yol. Yine de o yola var da bu yola yok domates suyu. Hadi neyse… Soğuk sandviçle çaya  eyvallah diyelim artık. Çay da almayayım. Ben su içeyim iyisi mi.

Topu topu beşinci gün bugün  Ankara dışında oluşumun. Kimileyin Ankara dışına seyahat niteliği taşımayan yolculuklarım olur. Gitmişken en uzağa gitmek iyi oldu. Herkes batıyı görmek ister. Herkes “ille deniz kenarı olsun”, “kum, güneş olsun” gibi sakız gibi çiğnenen cümleler söyler. Tek bir kez olsun kültür, doğa ağırlıklı, bilinmedik  yerler istekli bir  beklenti görmedim. Yurtdışına hele, herkes koşa koşa gönüllü. Ama Allah’ın dağı denilen yerlere gitmek gerektiğinde  gel de gör o yurtdışına koşa koşa gidenleri. Tabana kuvvet kaçarlar  oralara gitmekten. Kışsa o soğuğu kim çekecek, yazsa oraların tozunu kim yutacak!

Değil halbuki. Görmediğimizden, hiç gidip de bilmediğimizden oraların neler sakladığı, ne güzelliklerin toz bulutu ardında kaldığını bilmiyoruz. Ben doğuyu ilk Erzincan ile çok geç görmüştüm. Nasıl güzel bir yermiş. O dağlara Heidi’yi getirsen bir daha Alpler’e dönmez. O şelaleleri, o gürül gürül akan nehir gibi nehirleri bırakıp da. Karasuyu, Fırat’ı görenler bir daha unutamaz. Ve ille  “Ege, Ege” diyenlerin Ege’den başka bir yer bilmedikleri, uzakları hiç görmedikleri için zaten diyecekleri başka bir yer adı olmadığı hemencecik anlaşılır. 

Oysa Ege’den kalırı yok doğunun. Denizi yoksa gölü var. Kraterine kadar. Göğü var; hem de issiz, dumansız. Yıldızlar çakır çakır yanar. Sanırsın ki Kaşıkçı Elması bile oradaki simsiyah gökten düşmüş de alıp müzeye koymuşlar. Böyle simsiyah berrak gecenin, metropol ışık kirliliği olmaksızın yanan yıldızları… Ben yıldızları gerçek parıltılarıyla ilk Muş’ta gördüm kaç yaşımda, üç günlüğüne turla gittiğimizde. Ve artık tek “ille de Ege Ege” demeyi bıraktım oraları  gördükten sonra. Yani “ille Ege” demek, görgüsüzlükten biraz. Bu görgüsüzlük, gezip görmemiş olmak anlamlı elbet.

Ve servis başladı. İşte içinde bir parça sarımsı yeşil marulun kenarından taştığı ufak sandviç. Neyse küçük olması da iyi. Kalorisi azdır, kilo yapmaz. Oteldeki  kahvaltıdan sonra bir şey yemediğimden midem sevindi.

Bulutlar öbek öbek paravan sanki aşağıyı görmekte… Paketteki pamuklar, yukarıdaki bulutları gördüğünde sanırım pamukların devi yukarıda gezmekte sanıyordur. Adı da “Gulliver” diyorlardır. Bulutlar, ulu ulu dağların zirvelerini göstermiyorlar eğer hava açık değilse. Oysa işte tam aşağıda kıvrıla kıvrıla akan  şu ırmakları, dağların karlı zirvelerini yeğlerim bulutları seyretmektense. Hele tarlaların kırk yama gibi biçimlenmiş, toprak renginden yeşilin her tonuna  geometri dersi verircesine nadastakilerden ekilisine  yan yana görüntüleri yok mu… Uçağın sevdiğim yanı bu. Aslında yolculukta tren varken uçaktan hiç haz etmem. “Kenara çek” diyemedikten sonra uçak bir alüminyum yani teneke kutu, içindeki insanlar da o konserve kutusunda kapak açılana dek birer barbunya tanesi sanki. Tren de metal falan; ama penceresi de açılır, ayağın da yerde en azından.
 
Havada susayası gelir insanın. Zaten suyu çok içersiniz; ama uçaklarda iyice susar benim gibiler. Bir su daha istesem yorulur mu ki hostes?

Yolun yarısı bitti. Galiba o yüzden artık uçak koltuğunda olduğum değil, işimdeki masa başı koltuğum geliyor aklıma. Bir de bilgisayarım. Şimdilerde tüm işler bilgisayarla malum. Uzaktaki  günlerden sonra dönüşte açınca sürpriz yumurta  sanki. İçinden ne fışkıracağı belli olmaz. Alayına bereket iş de yüklü olabilir, o gün tatil de yaptırtabilir. Dönüşte bakalım ne çıkacak karşıma. Birikmiş işlerim  olacak mutlak. Teker teker yetiştirilmeyi beklediklerinden gözleri yoldadır. Tek sorun, tamamlanma tarihleri daraldı mı yoksa yeterli mi?

Bilgisayar diyorum da hiç aklıma bilgisayarın açılışı gelmiyor. Her tatilden, görevden dönüşte bildiğim her şeyi hatta bilgisayar şifremi unutmuş olmaktan korkmaz mıyım? Hem de nasıl korkarım. Kafanızdaki her şey boşalmış yerine yenileri yüklenmiş gibi gelir size topu topu beş gün bile uzak kalmış olsanız.  Ne kuruntu, ne vesvese bu böyle… Bir türlü üzerimden atamadığım. Tutturmuşum bilgisayar nasıl kullanılırdı, şifrem hala aklımda mı diye. Yok, biliyorum ben kendi kendimin canını sıkmak için neden arıyorum. Böyle saçmalık olur mu canım? Her tatil dönüşü aynı endişe; ama masa başına oturunca her şey tıkır tıkır. Otomatiğe bağlanmış halde. Parmaklar ezberlemiş senelerdir. Ne yazacaklar da bilgisayar açılacak biliyorlar. Laf işte benimkisi de… Tutturmadan edemiyorum yine de.  Çünkü bu yolculuktaki koltukta başka yakalı, işte başka yakalısınız.
 
Ama haksız da değilim. Tatilde bahçe çapalayıp, ağaçları, gülleri budayıp, her defasında ellerimle açtığım tarhları sıra sıra  kendi renklerine boyayan tere, dere otu, fesleğen, fasulye, maydanoz, roka, baklalar baş verdiğinde tatil biter biz de komşulara “olgunlaşınca siz toplayın; bizim için de yiyin” deyip dönerken aklınızda  metropole ait ne varsa silinmiş olmaz mı? İşe, şehrin karmaşasına ait. Nasıl da geçiş sağlanır metropolün keşmekeşinden küçük yerlerin  ağaç sulamalı, tırpanlamalı hallerine. Gören de sanki kırk yıllık çiftçi sanır sizi. Sahi sanıyorlar mıdır ki? Eğer öyleyse iyi yapıyorsunuz demektir bu işleri. Yoksa kafalar böylesi boşalır da şifrelerin unutulmuş olup olmadıkları  telaşına düşülür mü hiç? Hiç unutulduğu oldu muydu peki gerçekten? Böyle işte insanlar. Kendi kendilerinin canlarını sıkmakta üstlerine yok. Yani bir ortamdan başka ortama geçiş sıkıntısı.
 
Pilotun sesi duyuldu. İnmek  üzere olduğumuzu söylüyor. Kemerler bağlanacakmış. Zaten hiç açmamıştım. Teker de değdi. Boşalan kafamın yeniden metropol ıvır zıvırıyla dolma anları başladı o zaman.
*****
Şehir hayatı karmaşa, telaş içindeki tekdüzelik. Beş gün öncesinden hiç farkı yok etrafın. Trafik, vızır vızır yine. İnsanlar koşturuyor. Başka ne olabilirdi ki zaten? Hep aynı şeyler  aslında yapılanlar. Pek çoğumuzun günü, aynı saatlerde aynı şeyleri yaparak geçiyor.

İşte şimdi yeniden ben de onlardan biriyim. Bir haftalık aradan sonra aynı saatte evden çıktım. Durağa geldim. Servise bindim. Üç aşağı beş yukarı aynı sürede işe ulaştık. İşte masa başındayım. Bir haftadır suskun bilgisayarım açılmayı bekler. Hah, açıldı. Hadi gir şifreni artık.

Aaaa… O da oldu sonunda! Neydi benim şifrem… Hay Allah! İşler de birikmiştir. “Şifremi unuttum”a mı tıklasam?
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 13.06.2015, 11:31

 @AcemiDemirci


Paylaş :

31 yorum:

  1. Uçaga bayılıyorum ya.Gerçek anlamda bukutların üstüne çıkarıyor insanı 😃

    YanıtlaSil
  2. Su bile ikram etmeyen, sudan bile para kazanmayı amaçlayan havayolu şirketlerini kınıyorum buradan. THY iyi bu konuda iç hatlara yönelik Anadolu Jet markasını da alternatif oluşturarak diğerlerine ayar vermiş oldu. İyi oldu, suyumuzu da içiyoruz kahvaltısız çıktığımız erken yolculukta sandviçle açlığımızı da erteliyoruz. Bahçeden, toprak kokusunda sonra yuvana da olsa metropol zordur, kafa kalmıyor ki şifreler hatırlansın..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Metropol yerine küçük küçük şehirler olsaydı. Maydanoz filan yetiştirebilseydik. Bunlarsız hayat biraz noksan. Gerçi tümden metropolsüz de olamayız belki, bilmiyorum; alıştığımız sosyal şeyler ve kültürel unsurlar her yerde olmayabilir; ama metropol çok kıyıcı, yorucu, başta zaman olmak üzre yutucu. O yüzden cep telefonuma asla internet almıyorum hiç olmazsa serviste, metroda filan boş boş bakarak oturma lüksüm olsun diye :))))

      Sil
  3. Ben her tatil bitiminde bilgisyar şifremi unuturum:)) Bunu bildiğimden not defterime şifremi hemen tatil öncesi kaydediyorum artık:)) Kaleminize sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalnız değişmişim. Sevindim :)))
      O olaydan sonra ben de not ettim bir kağıda ve yanıma aldım :))))
      Her şey şifre. Kartlar, alarm, bilgisayarlar, iletiler, sosyal medya hesapları...., belki yazmayı unuttuğum da vardır :)
      Sevgiler...

      Sil
  4. Hahhhahhaa sözcüklerin ressamı nereleri görmüşşşş
    Ama ama kıskandım ben yineee
    Muhteşemsinizzzz sevgiyle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında görülmesi gereken yerler oralar. Gidince oraların doğası, bitkileri, havası, gökyüzü hakkında hiçbir fikir kırıntısına sahip olmadığımızı görüyor insan. Bozulmamış ve dağlık olduğu için vahşi bir doğa var. Geyiklere kadar. Toy kuşuna kadar. Batı tükendi bile; ama oralar tabiat içinde :)

      Sil
  5. Kaşıkçı elması benzetmesi çok güzeldi.
    Bilgisayarlar da beklemeyi sevmiyorlar sanırım.
    Yeniden düzene ayak uydurmak zor gelse de yeterince oksijen depolanmıştır.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :)))

      Bilgisayar kaprisi ile hep karşılaşıyoruz, değil mi?

      Sevgiler :)

      Sil
  6. Ne güzel yerler görmüşsünüz. Bazen seçim yapma durumları olamayabiliyor gidecek yer konusunda. Yoksa gönül nereleri ister. Eşim polisken, seneler evvel, Gaziantep'i, Adıyaman'ı ve Malatya'yı gördüm. Ama kültür gezilerine sırf dizim rahatsız diye katılamam zaten. Uçağa binerken bile yardım hizmeti alıyorum. Hiç hoşuma gitmese de mecburum.

    Şifre unutmaları sanırım hepimizde var. Ama blog yazmaya başladıktan sonra telefonumun not defterine kaydediyorum tüm şifreleri ve şiirleri bile, nerede aklıma bir cümle takılırsa... Dilerim tatilin faydasını sıhhat olarak da görürsünüz. Ben de çok sevmiştim doğuyu. Memleketimiz çok güzel. Bir de belirsizlikler kalkarsa ortadan dilerim hepimiz mutlu oluruz. İyi mesailer. Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmiş olsun.

      Gazi Antep'i bir turda gördüm; ama Malatya ve Adıyaman'ı henüz göremedim. Çok da istiyorum aslında :)

      Çok güzel bizim memleket. Daha güzeli sanırım yok :)

      Sevgilerimle :)

      Sil
  7. Kars gittiğim en güzel yerlerdendi, çok yorgun olmasak Iğdır'a da geçecektik, o da bir dahaki sefere artık.

    Ülkemizde o kadar güzel yerler var ki, hep aynı yerlere gitmekle kaçırdıklarımız çok.

    Benim bütün şifrelerim bir defterde. Hoş ne şifresi olduğu anlaşılmasın diye şifreyi bulmam bile şifreli ama aksi halde aklımda tutamıyorum ben.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu çağın sunduğu sorunlardan birisi d şifre. Unutmak başka bir sorun, yazılı oldukları bir not defterini mesela kaybetmek ayrı bir sorun.

      Kars'ı henüz görmedim; ama Iğdır çok modern ve bunun yanında doğası nefis. Iğdır'daki gepegeniş bulvarın iki yanı da kafe ya da öyle yerler. Sanki Tunalı Hilmi Caddesi.

      Sil
  8. Yazılarını okuyunca dalıp gidiyorum, harikasın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Gökçe. Sevinirim :)))

      Sil
  9. ay uçakta domates suyu mu. hiç görmedim ya. uçak yemeklerine bayılırım ben ve kahvelere filan. ama doğuya bir kez urfaya uçtum o kadar. başka bilmiyom. ankaraya izmire antalyaya biliyom uçmayı sadece :) ay bir de lüks bölüm var ya, orda ıslak havlu veriyorlar bağzen öyle pindim bak :) ama tren ve vapur daha iyi uçaktan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hıımmm, sen business class uçuyorsun demek ki :)))

      Eskiden, 90larda, bizim bölüme de dağıtırlardı ıslak ve ılık havludan. Ben ekonomide uçabiliyorum ancak :)))))) Bu dert değil de ikram sırasında aradaki perdeyi hızla kapatmak yok mu :)))) Ne düşünüyorum o an hala anlayamadım :)))

      Urfa'yı görmedim henüz. Görmeyi çok istediğim bir yer. Domates suyu, dış hatlarda veriliyor.Vapura binmek de güzel. Ama çok nadir yaşabildiğim bir şey. Ankaralıyım ben, hiç söylemiş miydim daha önce Derincim. Dediysem de sen denk mi gelmedin acaba? :)))))

      Tren, en sevdiğim binek. Hiç konusu uçakta geçen roman var mı? Ama romanlardan tren çok sık geçer, değil mi?

      Son uçuşun nereyeydi, domates susuz olmalı daa.... :)

      Sil
  10. Artık öyle alıştık ki ize hayvan ve bitkileri anlatan bir yazı ya da belgesel görsem bunu sizin nasıl yorumlayacağınızı düşünüyorum :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu yorumla karşılaşmaktan başka daha ne isteyebilirim... Yazın, lütfen bunları yazın. Bana iltifat bunlar.

      Çoook mutlulukla okudum. Okuyacağım da. Çok sevgiler :)

      Sil
  11. Ah ne de güzel fotoğraflar öyle :)

    YanıtlaSil
  12. Teneke kutu ve barbunya benzetmesi süperdiii :)

    YanıtlaSil
  13. Şifremi unuttum desem, hayat bana yeni bir şifre ile yeni hayatlar bahşeder mi? Yeni bir şey öğrendim diye birlikte heyecanlanacağım, birlikte gezeceğim insanlar mesela.
    Yeni yerler görmek, tanımak, tatmak ne müthiş duygudur.
    Şimdi nankörlük yapmayacağım ''hiç gezmedim, gezemedim'' demeyeceğim ama içime sinerek gezemedim. Misal kurbanda Ayder'e gittim dağlardan coşup gelen şelalelerin kaynağına varamadım. Ramazanda Erikliye gittim, kumsalda yürüyemedim. Kaç kere Trabzona gittim ama Trabzon müzesine gidip bir kültürün dönüşüm sürecinin gözlemleyemedim. Çok şey mi istiyorum, normali mi bu bilemiyorum. Bana hep uç olduğumu söylediler durdular.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel şeyler istiyorsun. İstekler candansa erinde gecinde oluyor. Vakit alabiliyor; ama oluyor. Püf noktası sabretmeyi ve beklemeyi bilmek.

      Trabzon'u çok severim. İlk ortaokuldayken görmüştüm. Uzuncadır göremedim gerçi. Ayder'e bayılırım.

      Gezi, sadece boş boş bakmakla olmuyor, haklısın. Otundan ağacın yaşını anlamaya, kuş türlerinden mantarları görebilmeye kültür ve doğa bilinciyle olmalı. Yoksa sadece orada fotoğraf çektirip "oradaykene" başlıklı albümlerde, feysbuk, instagram gibi yerlerde yayınlamak olur.

      Uç ol, ama böyle uç ol e mi? :))))

      Sil
  14. Bizdə şərq "mədəniyyətin beşiyidir" deyə bir laf var. Zaman keçdikcə bunun nə qədər doğru olduğunu anlayıram. Bütün gözəlliklər şərqdə... Və qatarla səhayət...Bu aralar ən çox istədiyim şey. Hələ bir də dipsiz uçurumların üstündəki körpülərdən, yaşıl meşələrin arasında boyunbağı kimi uzanan dəmiryolundan, qayaların dağların ətəyindən o qatarla keçmək... Günlərlə sürsə belə bu səyahət bezərmi ki insan? Şifrələri unutmaqda mənim qədəri yoxdur məncə :) Gözəl yazı üçün təşəkkürlər.

    YanıtlaSil
  15. Ama şimdi o yeşil yani yaşıl yoldan ben de trenle geçmek istedim.
    Ne güzel anlatmışın.

    O yolculuk bitsin istenmez, değil mi?

    YanıtlaSil
  16. Başlığın etkisiyle ilk fotodaki bulutları uçaktan dökülen domates suları zannettim yahu :D
    Ben de ilk yıldızlı geceyi Balıkesir'de Kayışdağlarında görmüştüm, muazzamdı..
    Şifre gereken her yer için kullandığım 3/4 şifre var, onlardan da hangisini kullandığımı unutur her defasında hepsini tek tek denerim:D

    YanıtlaSil
  17. Eee, ben bu yorumu okudum ya aryık... Güle güle... Artık hep beklerim senden yorum. Böylesinden.

    Dökülen domates suyu mu? Çok hoş.. Nasıl akla gelebilir bu :)))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilinçaltından olsa gerek, hemen bir domates görmeyi beklemiştim:D

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci