2 Şubat 2017 Perşembe

Kızılderili Mektupları Gibi Dumanı Tüten Metropolde Ayaz Dersi

Sabahın yeni ağardığı saatte, Itır, apartman cümle kapısından dışarıya çıkmadan önce cam kapıdan dışarının bir nebze daha aydınlık olduğu fark ediliyordu. Henüz aydınlık değil; ama ağarmaktaydı ortalık. Grimsi bir ışımaya yol vermekte karanlık. İki hafta öncesinin göz gözü görmeyen karanlığına göre hayli aydınlık sayılacak bir görünürlükte bu sabah etraf. En azından göz gözü seçebiliyor. Sokak lambaları hala yanıyor olsa da. Yani geceden gündüze geçiş henüz gerçekleşmemiş, hala sürmekteyken. Bu bile o gece yerine sabah denilen zifiri karanlığa yeğ elbette,  her şartta.
 
Kış, soğuk mevsim. Ancak Sibirya soğuğuyla bilenmiş bu kış, en şiddetli kışlardan. Ankara, ayazın da başkentidir.

Daha kapıdan çıkar çıkmaz soğuk ısırıyor. Ayazlı bir günaydını var bugünün de tıpkı öncekiler gibi. Ankara, evire çevire ayaz dersi veriyor. Nasıl titrenilirmiş soğukta, Ankara’nın soğuğu nasıl olurmuş dercesine. Soğuk dersinde ayaz konusunu işliyor, bellete bellete. Site girişlerindeki dijital dereceler sıfır altı on dört dereceyi gösteriyor saat yedi buçukta. Hava bulanık.

Merdivenleri indikten on beş, yirmi adım sonrası yola inen rampanın başı. Itır tam orada şimdi. Şöyle ufku tararcasına ilerilere bakıyor. Gözün gördüğü en son yer olan Hüseyin Gazi Tepesi sis altında. Pus altındaki tepelerin yükseltisi ne kadar gözü yormayan bir iniş çıkışla doğa vurgusu yapıyorsa kırk katları aşmış blokların yükseltisi de o kadar göz yorucu.

Dağlarla yarışmaya kalkışan bloklar… İşte sıra sıra karşıdalar. Daha yakında olanları; daha uzak olanları… Boy yarışına çıkmışlar sanki. Halbuki blok boyları uzadıkça metropol daha çekilmez oluyor. Herkesin en büyük hayali olan bahçe içinde  iki katlı, sakin evlerdeki yaşamdan kopuş o kadar keskin ve geri dönülemez oluyor. Metropol, beton demek. Beton gri. Hava da bulanık  gri. Dumandan. Hava, beton gibi yani.

Ah, içinde vapurlar gezen gepgeniş nehirlerin, Van Gölü gibi göllerin, iç deniz, engin deniz hangisi olursa olsun üstlerinde yüzen vapurların dumanı olsaydı ya şu göğe eğile büküle tırmanan dumanlar. Oysa onlar vapur bacalarından değil beton blokların bacalarından  çıkıyor. Sitelerdeki bloklar sayısınca, eşit aralıklarla, yan yana kendilerince bir dans tutturmuş halde.

Kızılderililer’in at üzerinde  yaşadıkları devirde olsaydık eğer,  "kabileler haberleşmekte bir tepeden bir tepeye" derdim. Oysa onlar hem çok eskilerde kaldılar hem de zaten hep uzaktılar. O bildik Kızılderililer’in olmadığı bu çağda  dumanla haberleşen Kızılderililer’e öykünen blokların bacalarından püskürenler,  zaten havası kirli metropolün sisine is katan dumanlar yalnızca.

Duman sevene hiç  rastlamadım. Kimileri sigara yüzünde duman altı olmuş ortamlarda durabilse bile sadece birkaç günlüğüne sigarayı bıraksınlar  “Sen haklıymışın. Gerçekten pek kötü kokuyor sigaranın dumanı, külü” dediklerine kaç kez tanık olmuştu Itır.

Rampanın başında bacalarından şehre sigara dumanı üflercesine soluk soluk duman salan dört bir yandaki blok siluetlerine göz gezdirdi Itır. Sonra o ayaza rağmen sağ elindeki eldiveni çıkardı. Ve ayazı elinde hissetti. Fotoğraf makinesini kılıfından çıkardı.

Durup resim çekmeye koyuldu. Bu arada otoparktan bir araba çıksa tam önünde olacağından kulağı motor sesindeydi.

Kimisi hayli bulanık birkaç kare çekti. Servisi kaçırmak istemediğinden acele acele bastı deklanşöre ki bu hep yaptığı şeydi zaten. Rampanın ortasına geldiğinde hala çekiyordu. Hızlı hızlı yola indi sonra. Sonra da yokuşu inmeye koyulacaktı.

Sağ eli bir türlü ısınamadı. Eldiveni giymiş olması bile kar etmiyordu bu ayazda. Eldivene ilaveten sol eli, sağ elini kavramış olsa da servise binmeden ısınamayacaktı, kesin.

Yol boyunca özellikle sitelerin arasından geçerken Itır’ın gözleri,  yüksek yüksek  blokların bacalarındaydı. Bacaların kimi kemik rengimsi duman kimi kara duman salıyordu.

Dumanlar, bu sisli günde kendileri için mutluluk ancak çoğu metropollü için mutsuzluk  anlamına gelen  duman dansı yaparcasına kıvrıla kıvrıla yukarı akıyorlardı. Zaten sis altındaki Ankara’yı biraz daha dumana boğarak.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.02.107, 13:59

Paylaş :

18 yorum:

  1. "Mutsuzluk anlamına gelen duman dansı"
    Sıfır altı soğuk, ayaz... Bunlar da benim içimi titretiyor. Yazı da öylesine güzel kaleme alınmış ki o dondurucu soğuğu ta içinde hissediyor insan. Evsizleri düşünüyorum, gerçekten üzülüyorum.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle soğuklarda benim de aklıma hep evsizler geliyor. Bugün gazetede izindeki bir gencin haberini okudum üstüne üstlük bir de. Kalacak yeri olmadığından orada burada, parklardaki kanepelerde yatıyormuş. Yardım istiyordu...

      Çok sevgiler :)

      Sil
  2. Ahhhh ANKARAM en son geçen haxiranda şöyle bir yüzünü gördümde Ankara olmuş Angria demiştim
    Hiç sevmedim bu yüzünü , bir de o isli dumanını

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu gri günlerin yerine cemreler sonrası yeşile yüz dönmüş görüntüsünü ve o görüntüdeki karelerini anlatacağım günleri dört gözle bekler oldum.

      Çok selamlar Tigriscim :)

      Sil
  3. Annemler hep Ankaranın soğugu bir başka derler.Siside aynı şekilde eksik olmazmış.Allah dışarda kalana yardım etsin 😃 aminimide yapıp gideyim bare 😃

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında Ankara, şaka gibi gözükse de normal şartlar altında, nemiyle, dört mevsimi yaşamasıyla, bir çok özelliği ile dünyanın en güzel havasına sahip yer imiş. . Şaka değil, bu bilinir. İşte bu yüzden dünyanın en güzel tüylü hayvanları, Ankara kedisi, Ankara ya da Angora tavşanı ve Ankara keçisi burada yetişirmiş. Ancak Ankara, doğasından koptu ve o eski bozkırın ortasındaki küçük yer değil. Ne tavşan ne keçi ne de kedi kaldı.

      Buranın ayazını bir kez yaşamak,i ayaz dersi almaktır :)

      Duana ben de "Amin" diyorum :)

      Sil
  4. Biraz üşüdüm ama çooook güzel bir yazı...Ve fotoğraflar.
    Eminim içimi ısıtacaktır,önümüzde ki ilkbahar ve Yaz yazıları...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu cemreler bir düşsün. Yolunu gözlüyorum. İlki havayı karıştırır, soğutur; ama sonuncusundan sonrası tam fotoğraf karesi olacak uyanış :)

      Sil
  5. Kış aylarında hiç Ankara'ya gitmedim ama soğuğuyla meşhur olduğunu biliyorum. Ama ilk fotoğrafa bayıldım. Tıpkı bir tabloyu andırıyor ❤️

    YanıtlaSil
  6. Allahtan bahar geliyor da şu kış saati saçmalığı ortadan kalkıyor. Ankara' yı da beton ormanına çevirdiler. Bunu da gelişmişlik sanarak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel buldum beton ormanı benzetmesini. Gelişmişlik sanılması ne ilginç... Gelişmiş ülkelerin belli yerleri böyle, gerisi yığılmacı değil yayılmacı yerleşim. Küçücük Hollanda'da bile evler bahçeli, kanalları ördekli.

      Sil
  7. Bu soğuk bu kış bitsin diye bekliyorum.Sık sık da hasta oluyor insanlar :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı beklentideyim. Çok soğuk. Ayaz artık yetti :)

      Sil
  8. Yazıyı okurken bitmesin istedim ne güzel anlatım bu kış her yer çok soğuktu sıcakları hiç bu kadar özlememiştim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürlerimle güzel yorumunuza. Selamlar :)

      Sil
  9. bak benim de aklıma hep king kong filmi geliyor. king kong adlı goril, büyük şehre getiriliyor ve kendi ormanındaki yüksek kayalara en benzeyen gökdelenlere tırmanıyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Avucunda çıtı pıtı, ufacık tefecik,, adını şu an hatırlayamadığım; ama yanılmıyorsam Guguk Kuşu filminde de oynayan akristi tutarkenki resmiyle gelir aklına hep.

      Dağlara, kayalar, tepeler tırmanmayı özleyen o görili, King Kong'u anlıyorum :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci