18 Şubat 2017 Cumartesi

Uzak Sözler ve O Aynı Öğüt

(Ağlamayı değil çıkış yolu aramayı anlatan bu yazım için tema olarak  yola çıkılan her türlü aracı seçtim. )

Bir laf var, Aksaray’ın Yeşilovası kadınlarının, çok severim. Dobra. Hala ilk ağızdan çıktığınca. Anadolu insanının yalın sözü. Özetten de kısa. Apaçık, aklı hiçe saymayan. Şartları küçümsemeyen; ama irdeleyen. İnsanca ve sabrın kendince haliyle.

Demiş ki Anadolu kadını o an çözemediği şeyler için; “Ağlayak da gözden mi olak?”  İlk bakışta, duygusuz, duyarsız hatta daha ötesi sırf gözlere kıyılamıyor gibi algılanabildiğinden alabildiğine bencil gözüken bu laf, ne duygusuz, ne duyarsız. Ne de bencilliğe okkalısından bir vurgu. Aklı değil yakınmayı, şikâyeti, sırf ağlamayı yeğleyenlere  “dur hele bir, bir de aklını hatırla” diyor. Anlayanlar, o yüzden çok seviyor bu lafı.



Var mı bu formülün üzerine yeni bir denklem kurabilecek? Var mı çözümsüzlüğün girdabını kendi gözyaşlarıyla daha da besleyenler içinden yepyeni bir denklem salık verecek?

Ağlıyoruz;  yetişkini, yaşlısı, genci, çocuğu, çalışanı, işsizi. Kadınlı erkekli, analı babalı, kırkı çıkmamış bebekten kırk günlükken açlıktan ve soğuktan donarak ölen bebeğe, asker  annesinden, haberleri dinleyenlere. Kâh gizlide saklıda kâh gülerken. Ağlıyoruz seller olup, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur gibi. Ağlıyoruz, dertlisi de teselli vereni de sadece kendimiz olarak.

Hangi ağlayan gözlerin sahibi, ağlamanın çare olmadığını gördükten sonra dedi acaba bu sözü? Ağlamak dertlerine çare olmayınca, çare olacak bir şeyler bulmak aklına geldiğinde söylemiş olmalı…

Ağlamış ağlamış, gözlerinde  yaş kalmayınca  ağlamakla elden bir şey gelmediğini görmüş  demek ki. “Çözüldü mü içinden çıkamadığım sorunlar; yoluna girdi mi yolunda gitmeyenler; çıkageldi mi gurbettekiler, ötelere göçenler; ödendi mi borçlar harçlar; iş bulabildi mi oğlan, atanabildi mi öğretmen kız?” diye düşününce aklın, gözyaşından yeğ olduğunu kesinkes hatırlamış olmalı.

Tek yol ağlamak değil o zaman bir çıkmaza düşünce. “Ağlamaktan başka yol var mıdır?”, “Ne yapılabilir ağlamaktan başka?” yaklaşımı,  yapılacak bir şeyler gerçekten olduğunda ona giden yol olabilir. Her koşulda yapılabilecek bir şey var mıdır peki? Olmayabilir. Diyelim ki o gün inşaatlarda iş bulamadığından cebinde beş kuruşu olmayanlar ya da sahibi olmadığı taksideki bir günlük kazancı gasp edildiğinden evine ekmek götüremeyenler için yapılacak hiçbir şey yoktur ağlamaktan başka. Eline o günkü rızkını tutuşturacak birileri olmadıkça onların elinden ne gelebilir ağlamak dışında?

Eğer oturup dilenmekse son çözüm, bu bir yoldur. Ama bunu herkes yapamıyor. Ve yapabilenlerin hemen pek çoğunun da böylesi ihtiyaç içindekiler değil banka hesapları kabarık ve sahip oldukları tapu sayısı hayli yüksek kimi böylesi duygu sömürücülüğünü meslek edinmişler olduğunu sıkça okuyup izliyoruz.

Bu öpöz bizim lafımıza uzaklardan bir pekiştirici gelmiş.  Aynı şeyi ayrı sözcüklerle anlatmış. Birbirlerine uzak bu iki söz, içerikte birbiriyle iç içe geçmiş.  Denmiş ki o sözle “ya bir yol yapacaksın ya da bir yol bulacaksın”. Yani otur da ağla öğüdü yok, “ağlamayı ve gözünü harap etmeyi bırak. Ağlamak yerine içinden çıkılmaz haldeki şu koşullar için yapılacak bir şeyler var mı, neler yapılabilir  diye şöyle bir bakın”  öğüdünde bulunur biri. Öteki de varsa eğer bu şartlarda yapılabilecek şeyler, gözlerin o yolu görmeye, bulmaya çalışsın” demektedir. Ağlamayı mı yoksa içinde bulunulan çetrefilli şartları ağlatmayı mı yeğlemek?  Bu incelik, tümden akla kalmış. Ve her iki birbirinden uzakta söylenmiş; ama anlamca birbirine en yakın laf, apaçık aklı öğütlemekte.

İki öğütte de ipin ucunu bırakmamak salık veriliyor… Belki uç elde bile değilken hatta. Yumakta kaybolmuşken. İpin ucunu bulayım derken koskoca yumak kördüğüm haline gelmişken belki de… Ya Gordion’un düğümü hatırlanacak o zaman ya da düğüm çözme ustalığına soyunulacak.  

Her şeyin bir ucu, bir başı vardır. Bir şeyin başlama noktasında olmadan bitme noktasına varılamaz çünkü. O zaman başlama noktasında olmayı istemek, ya bir yol bulma ya da bir yol yapma kararlılığı demektir.

Elbette çıkar yolu olmayan haller var. En somut örnekleri kimi acı veren kayıplar, evsizler. Herkesin başını sokacak bir göz odacığı olmalıyken kış ayazının en korkuncunda parktaki banklarda barınmaya çalışanlar var. Yağmurdan, tipiden, kardan, buz gibi soğuktan bankamatik kulübelerine sığınanları elbette bir yol bulmuş olarak görmeyiz de göstermeyiz de. Öğüne öğüne. Ancak en çaresiz anlarda bile çaresizliğin çareler aramaya ittiğine örnek olarak yazmadan da geçemeyiz onları.  Zira karşımızda dağ gibi bir gerçek olarak duruyor bu olgu.

“Ağlayak da gözden mi olak?” denilemeyecek şeyler olmaz mı hiç onca olan biten arasında? Diyelim ki anaların acıları. Evlatların kundaktayken anasız babasız kalmaları. İnsanın insana hatta hayvana, bebeğe, gencecik kızlara, kadınlara, ayrımsız gayrımsız çocuklara, yaşlılara, doğaya ettiği… Kadınların uğradığı şiddetler sonunda hayattan kaymaları, yakılan ormanlar, kirlenen doğa ve nicesi mesela.

Ağlamak güzeldir, insancadır, evet deee… Ağlamak, her seferinde söz dinleyen uysal bir işlev değildir. Başına buyruk  anları olur. Ne aklı dinler ne kalbi. Kalp ağlıyorsa zaten, akıl  barajı o taşkının önünde yıkılmadan ne kadar dayanabilir ki?

Ağlamak, hayatın gerçeğiyken yalancıktan hayatlar olan dizilerin de huyu suyu. Ne kadar çok ağlayan varsa bir dizi o kadar seviliyor. Neden öyle ki? Bunca kalabalıkta halini bir kendi bilip, kendi kendine gözyaşlarıyla yaşayanlar çokça olduğu için mi?

Şimdi ağlamak, yüreğin akla baskınıyken,  “ağlayak da gözden mi olak?” diyebilenlerin ağlamak yerine  yılmayıp, didinmekle  düzlüğe çıkılabileceğini anlatmaya çalıştıklarını anlamazdan gelip bir de onları iyimser olarak yaftalayıp  “Pollyanna mısın, nesin?” mi diyeceğiz? Yoksa bir şeye alışılmışın dışında başka yaklaşımlar da olabileceğini gösteren bu sözü duymuş olduğumuza sevinecek miyiz?

Bu lafı diyebilecek yetkinlikteki anlayış,  ağlamakla çözüm bulunamadığını,  mutluluğun kapıyı çalmadığını ya da sorunların hallolmadığını vurgulamakta değil midir?  Böylesi arı, duru, ölçülü ve ilk ağızdan nasıl çıktıysa hala öyle söylene gelen öğüt, anlamını kavramaya çalışmayıp baştan savılacak bir öğüt olmamalı.

Yangın olup içinizi kavuran sorunlar gözyaşı suyuyla sönemez. Ağlamak, avunmak değil, sizi öğüten değirmenin suyu olacağından göz yaşına boğulmaktansa  çıkış yolu düşünmek yeğ değil mi o zaman ? (Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 07.02.2017, 13:28

Paylaş :

12 yorum:

  1. Ağlamak bazen bir rahatlama yolu olabiliyor. Sıkıntıyı dışa vurmanın, rahatlamanın bir yolu.
    Ama tabii Anadolu insanımız doğru düşünmüş. Sürekli ağlamak bir çözüm değil. Rahatlamaya değil, rahatsızlığa yol açıyor.
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet en masum, samimi dışa vurumumuz ağlamak. Sadece üzüntüde değil. Sevinçte de.

      Ama senelerce ağlamak yerine şötye b r düşünmek... Öğütlenen o bu sözle :)

      Çok sevgiler Makbule Hanım :)

      Sil
  2. Nasıl güzel anlatmışsınız ne demek istenildiğini. "Kalp ağlıyorsa zaten, akıl barajı o taşkının önünde yıkılmadan ne kadar dayanabilir ki?" yazınız çok güzel ama bu kısmı ayrı bana göre. Fotoğraflar da çok güzel. Sevgilerimle...:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Büşra.
      Sevgilerimle :)

      Sil
  3. “ağlayak da gözden mi olak?'' Lafını ilk kez duydum.Güzelmiş valla :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel, kestirmeden ve düşününce doğru da :)

      Sil
  4. Ağlamadan elbette olmaz. Açılmak için, rahatlamak için. Ama bunun da bir ölçüsü olmalı. Ağladın bitti. Ondan sonra ne yapabilirim de bu sorundan kurtulurum diye düşünmek gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, ağlamak tamam; ama yeterli değil. O zaman.... Bu laf cümlenin
      "o zaman" diye başlayan devamını anlatıyor :)

      Sil
  5. Ağlamak yerine göre kıymetli ya da yerine göre elem. Mesela Allah korkusundan/sevgisinden/hürmetinden olursa kıymetli. Ve lakin dünya malı için olursa yerilir. Bir ölünün arkasından feryat etmenin ölüye de azab olduğunu okumuştum.

    Gözlerden süzülen gözyaşı büyük bir ni'met. Fakat feryad (isyan) etmek büyük felaket.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumunuz için teşekkürler

      Sil
  6. okumuştum de miii güzeldi ivit :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle şeyler unutulmasın istediğimden yazıyorum. Mesela bir Piselek adlı öyküm var. Tekerleme gibi bir şey. O tekerleme unutulmasın diye ona öykü yazdım. Kültür bu. Yitmesini istemiyorum. Ne kadar katkısı olabilir bir tekerlemenin unutulmamasına bilmiyorum; ama bir şey yapmış olmanın gülümsemesi yetiyor.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci