19 Mart 2017 Pazar

Adsız Öykü


Çok güzel bir gündü. Arkadaşlarınızla olacaksanız o gün güzel olur tabii.
Kahvaltı sonrası  Kocatepe Camii civarındayım. Önce çok düzgün giyimli, tıraşları filan özenli iki adam durup bana bakıyor. Biri diğerinden ayrı. Birlikteler mi değiller mi anlayamadım önce.

Yakın olan “abla” diye lafa başlıyor. “Bugün bu kaçıncı boyun eğişim. Sen de eğdirme. Bir çorba parası”.

Her orada oluşumda başıma gelen  bir şey bu birinin çorba parası, yol parası ya da başka bir nedenle para istemesi.

Bir insanın bir çorba içmeyi isteyecek kadar aç olmasına kimse dayanamaz. Bakıyorum şöyle bir tepeden tırnağa, her şeyi yerinde. Üstü başı. Hatta üzerindekiler yepyeni.  Üsteliyor. “Boynumu eğdirme abla”.

Bir çorba içmek ihtiyacındaysa ya? Gerçekten açsa… Görüntü öyle değil; ama bir anda kaybettiyse her şeyini iflas filan edip. Üstündekilerin henüz eskimeye  vakti olmamıştır o zaman. Yaşları ellinin üzerinde ikisinin de. Eğer gerçekten ihtiyaç içindelerse ve hallerinden belli ki güngörmüşler onlar için çok zor bir durum.

Hiç emin değilim dedikleri ne kadar doğru; ama vicdanım da bu soğuk günde çorba için istekte bulunan  birini aç bırakmak istemiyor.

Sevinçle uzaklaşırken arkadaşı da yanaşıyor yanına. Spor ayakkabıları dağcılarınkinden. Hemen dikkatimi çekiyor. Kesinlikle ciddi bir fiyatı var. Bakıyorum o yepyeni ve pahalı dağ ayakkabılarına.  Çorba parasında çoook fazlası onlar. Ama ortalık… Söylediklerinin doğru olmasını bir yanım istiyor bir yanım istemiyor. Ne haller bu haller…

Otuz kırk metre uzaklaştıktan sonra para isteyen dönüp ardına bana bakıyor. Anlıyorum. Yanından geçmekte olan kadından da isteyecek. Ama benim  görmemi istemiyor. Bir çorba parası diye yanaşacak.

On gün kadar önce kapanan  alışveriş merkezi önündeki küçük parkta limon kasalarının ince tahtalarından yaptığı boyacı sandığı ile üstü başı hiç de yerinde olmayan konur tenli biri yanma yanaşıyor bu kez. Gözleri çok şey anlatıyor. Elinde bir poşet.

Yanıma yanaşıyor. “Abla” diye başlıyor lafa. Çok yıpratmış hayat onu, yaşından çok fazla gösteriyor. Dişleri kırık, çürük, kimi yok. Ama yaşı çok değil. Otuzların başında olmalı. “Ayakkabılarını boyayayım mı?

Boyanacak ayakkabı değil ki. Ama üsteliyor. “Abla boyayayım.”

Sonra bakıyor, boya olmaz. Biraz tereddütlü biraz çekingen, yüzü ağlamaklı değil de acılı halde.  Sesi çok kısık konuşuyor.

“Abla, yanlış anlama. Şu kartları kaç gündür doldurtamadım. Evde bir gram su akmıyor. Doğal gaz da yok. Çocuk okula gidemiyor kaç gündür. Yıkayamadım. ‘Kokuyorsun’ demişler okula gidemedi. Sabah ‘baba bana iki yumurta pişir’ dedi, yumurta parası yok”.

Çorbadan sonra yumurta parası. Buralarda yoldan geçmek için önce bankadan yüklü para çekmesi gerekiyor galiba insanların. Sonra tek tek herkese ne yapılabilir ki bireysel gayretle? Bu sorunlar bireysel çabalarla mı çözülür? Hadi bugün bir bireyin iyiliği,  vicdanı ile bu insanlara ilaç olundu; ya yarın, ya sonrası?
 “Sekiz yaşında oğlum. Topladığım tahtalardan beşik yapıp büyüttüm onu. Karım şizofren. A…. adlı ilacı kullanıyor. Tedavi olması gerekiyor.

Offff… Sokaklar öykü dolu. Acısından, en katı gerçeğinden. Offf…
“Hiç başvurun oldu mu çalışmak için bir yerlere; yardım için? Çocuğun için, yakıt için, karın için?” diye soruyorum. “Oldu abla, olmaz mı?”. “Sonuç ne oldu?” diyorum. Gözlerini yere dikiyor. “Gördüğün gibi abla. Boynum bükük. Sen de bükme.”

Offf, offf.. Bir daha, bir daha offff…. Kimi insanlar yolda rastladıkları başka insanlardan para istemeden yaşayamayacak durumda galiba; ama geri kalan insanlar da adım başı ya yol parası ya çorba parası isteyenlere para verebilecek durumda mı acaba? Kimse saçıp savuracak ya da önüne gelene para dağıtacak halde değil ki.

“Mithat Paşa Caddesi’ni gösteriyor. “Şu caddedeki, buradaki onca caddeyi gezdim. İş istedim.”
-Ne iş yapabilirsin, diye soruyorum.
-Ben ne yapabilirim abla, bulaşıkçılıktan başka. Ya da temizlik şirketinde temizlik yapabilirim.
-Buldun mu gezdikten sonra buralarda iş?
-Bir yerde bulaşıkçılık vardı. Bin başvuru olmuş, on kişi aldılar.
 
Offf, offff…. Şimdi… Durumu belli bir anne… İki yumurta canı çeken bir çocuk… Kartı boş olduğu için yanmayan doğalgaz ve akmayan su… İnanmasam bir türlü inansam bir türlü bu garip mi garip, çaresizliği her haliyle belli insana. Offf offff…

Bu adamcağızın hali ortada. Yalan söylediğini sanmıyorum. Gözleri kah yerde kah acı acı bakarak devam ediyor.
-Abla bugün verdikleri  ile on dokuz liram var. Ne gaza yeter ne suya.
Sokakta yürümek  demek artık birilerinin birilerini banka olarak desem doğru olacak, görmesi mi demek? Nereye kadar yetişebilir insanlar başkalarının gıdasından gazına, suyuna ihtiyacını kendi başlarına karşılamaya? Bu insanların hali ya? İki yumurta isteyen, banyo yapamadığından koktu diye okulda arkadaşlarının yanlarında istemediği  çocuk?

Bugün o da sevinçle ayrılırken arkasından bakıyorum. Çektiğim resimlerini yayınlayıp gezdiği yerleri yazayım, söyleyeyim bari. Belki bir gören olur diye.  Offf offf…

Ondan ne diye bahsedeceğim? Adını sormadım. Ama  bir adı var mı zaten böylesi  öykülerin?
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.03.2017, 20:05


Paylaş :

19 yorum:

  1. Böylesi öykülerin adı yok sanırım. Dünyanın her yerinde "insan acısı" ya da "yürek burkan öyküler "denebilir belki. Öyküler değişir belki ama bakışlar, mimikler, gözyaşı hep aynıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar çok arttı ki insanların bu halleri. Ürküyoruz artık. İnsanlar bir anda bir durumdan bir duruma ansızın geçebiliyorlalar diye.

      Üzüntü duyuyorum karşılaştığımda...

      Sil
  2. Öyle duygu sömürüsü yapanların yanında gerçekten ihtiyacı olanlara da ulaşamaz olduk. Ne yazık ki çoğu kurmaca. Aka insan yine de başımın gözümün sadakası olsun diye veriyor. Yalnız çorba parası falan isteyenler tepemin tasını attırıyor bugünlerde, her yerdeler.

    Gerçekten ihtiyacı olanlara ulaşabilsek keşke.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, gerçekten ihtiyacı olanlar... İşsizlik ya da dar gelirin zorda bırakması :(( Off off..

      Sil
  3. Hepimiz karşılaşıyoruz bu gibi insanlarla. Ama doğru söyleyip söyleyemediklerinden emin olamıyoruz. O yüzden tereddüt ediyor insan yardım edip etmeme konusunda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle. Versek gerçek ihtiyaç sahibi mi yoksa bu yolla sizden para sızdırmak isteyen mi emin değiliz; vermesek bu kez de vicdanen rahat değiliz... Offf offf :(

      Sil
  4. Hayattan kareler maalesef bu yaşananlar..
    Bazen kimin gerçek olduğunu kestiremiyor insan.Onların çaresizliğine çare olmak istiyor bir yanım.Bir yanım da acabaları soruyor.Keşke kimsenin çorba parası, ekmek çorbası istemeyeceği zamanları görebilsek...Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hala ilk iki adamın ne kadar gerçek olduğunu bilmiyorum. Üst baş çok yerinde. Markalı hatta. Tertemiz ve yepyeni.

      Ama ikincisinin hali ortadaydı.

      Çok teşekkürler :)

      Sil
  5. Adsız öykülerden bir demet... Nüfus arttıkça teknoloji ilerledikçe bu gibi öykülerle daha çok hemhal olacağa benzeriz demircim.

    YanıtlaSil
  6. Sokaktaki insanlar çözemez ki bu sorunu. Nüfus da bir acaip artıyor... Güleyim mi burada yoksa...... :))))

    YanıtlaSil
  7. yollar dolu böyle insanlarla işte. o beğendik nolcekmış şimdi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. Çok dolu... Beğendik'in tabelası sökülmüş. Resimde de belli. İki haftadır boşaltılıyor. Yakınlara açılacakmış. Boşalan yere ne yapılacağını öğrenemedim. Kütüphane yapmalarını diliyorum :)))

      Sil
  8. Maalesef artik bu is de ticarete döküldü yalanla gerçegi ayirdetmek zor. Dediginiz gibi insan bireysel olarak ne kadarini karsilayabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bocalamaktan başka bir şey yapılamıyor :)

      Sil
  9. İlki bana da şüpheli geldi, şahsen sağlığı yerinde olduğu halde boyun eğen insanlar için üzülmüyorum yalan söylediklerini düşünüyorum. Ama fotoğrafını paylaştığınız kişi en azından ayakkabı boyuyormuş, hak ederek bir şeyler kazanma peşinde belli ki.
    Ve son cümleniz olayın en acı tarafını gözler önüne seriyor. Adları yoktur, yer zaman farklı olsa da hikayeler aynıdır yalnızca...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Di mi? Bıraktıkları hep aynı izlenim. Ama “bir çorba parası” deyince insan dayanamıyor. Gerçi bir bir biriken çorba paraları sonunda ziyafet parası olacaktır, onu da biliyorsunuz.

      İkincisi tam bir öykü. Gözleri çok acılıydı. İçime işledi.

      Sil
  10. Duyuyor ya da görüyoruz resmen çete halinde çalışıyorlar. Lüks araçlarla bırakılıyorlar. Ne derlerse desinler çok aldırmamak lazım bence eli ayağı sağlamsa.
    Benim de dayanamadığım çocuklar oluyor. Yazıktır ya çikolata alacaktır diyorum ya da parası az olursa belki akşama dayak yiyecek :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle çalışma gücüne sahipken duygu sömürüsü yapanların en büyük zararı gerçekten ihtiyacı olanlara. Nasıl oluyor da süreklilik sağlayabiliyor böylesi pahalı ayakkabılı, üst başları iyiler diye düşündüğünü biliyorum herkesin. Artık böyle bir sorun, sıkıntı var yollarda galiba 

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci