18 Mart 2017 Cumartesi

AN’ın Derin Dondurucusu: Kareler

Fotoğrafın anlamı, “O an”. Anlar, bir anlık malum. Gelip geçici. Tekrarı yok. Ama fotoğraf, o anların derin dondurucusu. Bir kareye sığdırıp saklayanı. O anlar, geçip gitmiş olsalar da bir kare yardımıyla göz önünde olabilirler her zaman. Bir deklanşör sesiyle.

Akşam, 2006 yılında  yazdıklarım karşımdaydı. Bir kenarda, kuşe bir dergide, cilt cilt.Üç ayda bir çıkardı.  Adım kah olduğu gibi kah nasıl hatırlandıysa  -ki her ikisi de sonuçta benim- öylece kitaplıkta  sessizce diziliydiler. Kütüphane ögesi olmuş  haldeyde.

Yıl, 2006. Çok sevdiğim bir arkadaşım, Esma, kendi bünyemizde bir dergisi çıkacağını ve yazar arandığı konuşmasına tanık olunca hemen adımı vermiş. Biraz da kızmış hatta nasıl olup da adım ilkten hemen hatırlanmadı diye.

Seve seve kabul etmiştim yazmayı. Ancak bünyemiz gereği her alana yelken açamayız. Zaten  yelken açılmamış ya da az kat edilen yolları ben daha çok yeğlerim. Doğasından, çinisine, anıt ağacından, metroların son durağına,  bağlara. Yani kavramlara. Kavram yazmak en zorudur. Veri yoktur çünkü baştan. 

Birinin lafından, güncel başlıklardan yola çıkmazsınız kavram yazacaksanız. Bir şeyin etrafında dolanmayacaksınızdır. Hele de soyut kavramsa…

Soyut ya da somut bir kavram  alınacak, sağından solundan, enlemesine boylamasına, o yandan bu yandan yani kısacası derinlemesine her yönüyle bakıp ne bir eksik bırakıp ne bir fazlaya kaçmadan anlatmaya kalkacaksınız. Yani tümden el emeği ortaya koyup, göz nuru dökeceksiniz. Emek yani. Fikren emek. Bedenen emek. Gözler kaç kez gezinecek satırlarda, sayfalarda ki zaten hiç acımamışınız gözlerinize oldum olası. Ne hata! Hala da öylesiniz. Ne yazık!

Yayınlanan ilk çalışmalarım şiirlerdi. En büyük gazetenin ekinde çıkmışlardı. Yirmili yaşlarımın başında. Şiir, hiç yazmadım neredeyse sonraları.

Akşam boyunca aklımda işte şu an tam karşımda olan o dergiler. Şimdi an elimde. Uzun zamandır görmediğiniz çok sevdiğiniz bir arkadaşınız çıkagelmiş sanki. Kağıtlarda yazılarınız var. Ama kuşe kağıtlardalar. Hala dondurulmamışlar. “O AN” olmaya adım atmamışlar henüz.  Ki başlarına bir şey gelsin hiç istemem. Üstelik birkaç yazım var ki görünce ben bile gülümsedim. Unutmamıştım elbet, tek bir yazımı dahi unutmadım, unutmam; ama aklımda da yoktu epeydir.  Çinilerle ilgili bir yazım.

Sanırım bini hayli geçkin artık çalışmalarım yani yazılarım. Hatta epeyce geçkin. Böyle olunca bazı yazılar, yazdığınız sıradaki gibi taptaze kalmıyor akılda. Üstelik de 2006 yılında yazıldıysalar.

2006 yılında yazılmış “HOŞ KOKULU, RENKLİ  SALKIMLARIN DÜNYASI: BAĞLAR” adlı çalışmamı internette bir aratayım dedim. Bazen yaparım bu tür sağlamaları. Ne göreyim arama sonucunda! Dergideki yazım elbette internette yok; ama 2010 yılında neredeyse aynı başlıkla birilerince tutunçgiller için yazılmış bir başlık tam karşımda. Başlık, dört yıl öncesinden benim tarafımdan atılmıştı oysa hoş kokulu, renkli diye!!!!

Turunçgiller etkisi yaptı bana bu tutu, bu anlayış, bu kendine, benim emeğime, yazıma yapılan ……………………………………….  . Yüzüm ekşidi.

Lütfen yazar olmak isteniyor ya da yazı sunuluyorsa bir konuda okurlara, başlıktan içeriğe özgün olsun yazılar. Karşıya çıkar çünkü. Kimse kendisini bu duruma düşürmesin!!! İntihal suç. Fikir aşırmacası çünkü.

Herkesin kendi aklının, duygularının, bilek gücünün, yeteneğinin ürünü bir yazı. Yazma kapasitesi ne kadarsa o kadar ancak başlıktan içeriğe. Ne yazayım başka? Benim yazım 2006 yılında bizim bünyemizdeki bir dergide ve 2010 yılında yazımın başlığının neredeyse ikizi bir başka yazıda iğreti şekilde internet araması sonucu karşımda. Yazmak, başlığa kadar sizin olmasıdır o çalışmanın. Gerisine ne denildiği malum…

Bir de güler yüzle gelip de blogunuza yerleşiverip habersiz ve izinsizce sizin çalışmalarınızı kendi adlarıyla yayınlanmış gibi  gözükmesini sağlayanlar olursa... Korsan yani bir nevi. Buna ne deniliyor; böyle şeylere?  Ben yazmaya utandım. Ne deniliyor ama????

Yazmak, eğer okunuyorsa haz verici. Okumak, eğer okuduğunuzdan haz alıyorsanız  verimli. Böylesi samimiyetle okuyanlara candan teşekküller. Okuyucu olmak aynı zamanda bir okur olan benim için de herkes için de bu gerçek ve öz anlamıyla…

Yazan yani yazar olmak mı? Ne mi? Gözlerinize acımayın. Eğlenmeyin, gezmeyin. Vaktinizi yazıya vakfedin. Gece kalkıp aklınıza düşen cümleleri kaydedin. Bazen kalkmayıp kaç tane öyküyü kaybedin. Bir yazıyı son haline getirmek için günlerce dirsek çürütün. Çok emek verin. Kısacık yirmi dört saatlik günde uykunuzdan fedakarlık edin yazacağım diye.Para kazanmayı hiç düşünmemiş olun yazılarınızdan. Çünkü onlar çocuklarınız gibi. Emeğiniz, birikiminiz yani. Harcadığınız zaman. Mahrum kaldığınız her türlü eğlencesiydi, gezmecesiydi, tembelliğiydi sonucu bu yazılarınız.  Sizin baştan sona, tümden el emeğiniz göz nurunuz olsun çalışmalarınız. Sonra ne mi olsun?
 
Blogunuzda yayınlanalar yani tümden sizin, yalnızca ve yalnızca sizin yazılarınız ve fotoğraflarınız bir gün fark edersiniz ki sizin değil başkasının adına yayınlanmakta. Hem de sizin blogunuz vasıtasıyla. Ve tıklanmalar başkasına sayılıp ona getiri getirmekte. Sizden habersiz, sizden izinsiz. Siz bihaber. Ama başkaları mutlu. Çünkü kazanıyor!!!!

İnsanlar yalnızca kendi blogundan para kazanabilir, ama kendi blogu ile sınırlı kalmalı bu. Kendi emeği ile olmalı. Başkalarının emeği, başkalarının emeğidir. O emek sahibinden başkasına ait olamaz asla. O emek, ürün kiminse yalnızca onundur!!!! Lütfen… Etik!!!!

Buna ne denildiğini yine utandığımdan yazmayacağım. Ama unutulmamasını diliyorum.Anıldığı bir kavram var böylesi şeylerin.  Te o kaa…
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 18.03.2017, 08:48


Paylaş :

16 yorum:

  1. En büyük hırsızlıktır emek hırsızlığı... Bugün senin yazını çalanlar,yarın yazısı çalınanlardan olur.Herkes ne yapıyorsa onun karşılığını görür.Emeklerinizin her dem korunması dileğiyle emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Her yazı sahibinin duygu, düşünce, birikimlerini yansıttığı kadar kimlik kişiliğini de yansıtır aslında. Çalma çırpma yazıların etkileyici bir tarafı yoktur. Haramdır çünkü. Haram duygu ve düşünceden feyzalamayız. Gayri meşrudur çünkü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir yorumun olmasını çok isterdim tam böyle bir yazımın altında Profesör. Çok teşekkür ederim. :)

      Sil
  3. Ne çok çocuğun varmış ayol:)Üretken anadolu kadım benim:D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)
      Öyle, benzersiz olmayı hep severim :)

      Sil
  4. Emeğini, duygu ve düşüncelerini yazısına aktarmış kişilerde üslup farkı anlaşılıyor zaten.Ama bazen utanma duygusu yitirilmişse seri üretimler de çoğalıyor. Benim de üzüldüğüm zamanlar oldu. Rahatlığıyla rahatsız eden insanlar olabiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başlarda etkilenme olabilir; ama böylesi neredeyse bire bire kaçan başlık....

      Dediklerinize harfiyyen katılıyorum :)

      Sil
  5. ya boşver bence alsınlar isimleri de yazıları da nolcak ya işte demek ki çok sevmişler yazılarını adlarını filan çalsınlar gurur duy boşver takma kafana üzülme yaaa :) internet uçsuz bucaksız bişi oluyordur öyle şeyler. bunun bir yolu varmış bak. tüm yazılarını götür notere, telifini al tamam iştee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)))
      Olmaz..
      Almamalılar :)))
      Onlar benim..

      Teselli edilir gibi hissettim :))) Bir ara alayım patentini eserlerimin :)))

      Üzüldüm ama :)))

      Sil
  6. çok güzel yazı olmuş emeğinizee sağlıık:)

    YanıtlaSil
  7. Maşallah size ne güzel yapmış ve yapıyorsunuz. Üzücü bu durumlar:( İnsanın kendini kötü hissetmesi çok doğal. Günümüzde internet kullanımı eçarttukça bu tür şeyleri daha sık göreceğiz sanırım... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler persephone :)

      Çok yaygın öyle şeyler. Adı çok bilineninden bilinmeyenine herkesin başına gelebilir, biliyorum.

      Gazetelerde de neler okuyoruz :) Sevgiler :)

      Sil
  8. Çok üzücü gercekten emek hirsizligi. Para kazanmalarinin disinda ne yazarsaniz yazin o sizin bir parçaniz oluyor calininca da insan bir uzvu eksilmis gibi hissediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben para da kazanmıyorum. Buradaki bulunuşum yazılarımın arşivi gibi görmem.

      Böyle şeylere hiç meyledilemmeli; ama........ :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci