28 Mart 2017 Salı

El Yapımı Vahalar

Mirastan bahsettiğim bu çalışmama tema olarak hepimize, dünyaya miras kalan kültürel değerleri  seçtim.

Gazetedeydi dün. Avustralya’dan bir haber. Aileden miras kalan arazide dolanırken manzarasına hayran kaldığı bir mağaraya rastlayan adamın  burayı eşsiz bir eve dönüştürmesine ilişkindi. Yazılmalıktı yani.

   

Tek karış toprağın gözükmediği öylesine ormanlık bir dağ silsilesinde birdenbire beliriveren mağara ev, sarp kayaların üstünde. Katman katman kayalar, kademeli bir yar halinde inişli. Her yanı ağaçlarla çevrili mağaranın. Yukarısı masmavi gök,  etraf alabildiğine orman yeşiliyken aniden girişe dönüşmüş bir kaya ağzı, saklı mağarayı ele veriyor. Bugüne dek doğanın tam göbeğinde kaç vahşi hayata yuvayken şimdi uygarlığın eli değmiş olsa da tek bir özelliğini yitirmeden insan yuvası oluvermiş.
 
Tepesindeki dallanış biçimiyle ağaçlar ilkten, gravürlerde, tablolarda, eski kartpostallarda ve Yeşilçam filmlerinde kalmış İstanbul tepelerini süsleyen fıstık çamlarını andırıyor.  Ancak sanırım değil fıstık çamı, çam cinsi bile değiller.

Mağaranın önceki halinin resmi yoktu. Boydan boya cam, muhtemelen genişletilmiş giriş, ortasından taş bir sütunla desteklenip kemerli hale getirilmiş. Bir de galiba çelik metal direkle desteklenmiş.

Bir şeyin özüne sadık kalmak her şeyin ilk ilkesi olmalı. Bir mağarayı eve çevirirken mesela,   bunu unutmamak, mağara karakteristiğini bozmayacak en temel şeylerden. Belli ki Avustralyalı arazi sahibinin mimari, sanat ve doğa hakkında bilgisi var. Yoktuysa bile en azından fikir sahibi. Bir mağaranın, bir mağaraya en yakışır şekilde eve nasıl döndürülebileceğini sorup araştırmayı akıl edecek kadar sağduyu sahibi  olduğu hemen anlaşılıyor. Zira resimlerdeki evin hiçbir kalırı yok bildiğimiz evlerden; ama bakınca atmosferi mağara.

Mağaralar, tarih boyunca insanlara ev, kış uykusuna yatan hayvanlara, yırtıcılara ya da korunaklı yuva arayan canlılara  barınak olmuş, malum. Ve hayli gerilere tarihlenen zamanlarda mağara insanları, mağara duvarlarına resimler çizmişler. Binlerce yıl öncesindeki yaşam biçimini, avlanmayı betimlemişler.  Resim sanatı, mağarada doğmuş diyebiliriz belki de.

Mağara sahibi Avustralyalı, işte bu çok ince ayrıntıyı atlamamış. Duvarlara eski çağları çağrıştıran birebir kopya değil; ama bakınca akla ilk o dönemleri getiren resimler çizdirmiş. Diyelim ki o çağlarda beslenebilmek için avlanması gereken eli mızraklı insan çizimi, mağaranın  vurgusu da bir yerde. Haliyle Avustralya yerlisi niteliklerini taşıyor duvar resimleri. Kavramlardaki uyum büyüleyici. Boya badana da olmayacaktı tabii ev mağaraysa aslında.

Mağara insanları mağaralarında ne kullandıysa çoklukla o malzemelerin kullanıldığı göze çarpıyor resimlerde. Diyelim ki alüminyum,  pirinç doğramalar, kapkara camlar, desenli seramikler filan yok. Taş ve ahşabın doğallığında dekor. Aslına uygun bir suret gibi. Yine de şimdinin olmazsa olmazları da göze çarpıyor kenarda köşede elbet. Elektriği de suyu da olan  mağarada manzaraya karşı içilecek kahveler, çaylar için su ısıtıcısı bekliyor. Aykırı kaçmadan. Zira kendi kavram bütünlüğü içinde mağara  yutmuş bu küçük detayları. Tek, buzdolabının beyaz kapısı  göze batıyordu. O da görmezden gelinebilir zamanla, göz alıştıkça.

Mağaralar tek cephelidir, biliriz.  Işık alacak, pencere olacak tek yeri girişidir. Ve giriş baştanbaşa gepgeniş açıklıkta. Çift camla kaplı. Ki bu soğuğu engelliyormuş. Camlar, hem kırılmalara karşı güvenli olabilmesi hem de soğuğu geçirmeyecek geçirgenlikte olabilmeleri için elbette çok kalın olmalılar. Kaç milimetre ya da santimetre kalınlıkta oldukları bilgisi verilmiyordu; ama yeterince koruyucu oldukları kesin.
 
Kimi örtülerin posttan olması sanırım  mağara çağına ters düşmemek için.  Bakarken  burucu olsa da postların mağara dönemi kavramı yaklaşıma  uygunluğu da ayrı bir tezat doğaya bu denli uyumdayken. Evet, o çağ insanları yünden İskoç battaniyeleri kullanmıyorlardı kırmızılı mavili, yeşilli büyük ekose desenli.

O kalın camların ötesindeki manzara, dört mevsim değişken olsa da hep  aynı tabloya bakmak gibi. Duvarlarına tablo asmaktan hoşlanan çoğu insanın tercih ettiği görüntüleri andıran camın ötesi, doğanın  tuvali. İmzasının asla bir insana ait olamayacağı eser.

Tablo, neredeyse iki renge boyanmış. Yeşil ve maviye.  Siyaha çalanından fıstıki yeşiline; boncuk maviden gece mavisine. Cenneti düşündürüyor o görüntü. Ve arazinin sahibi belli ki mağara çağı insanları gibi yabani hayvan avlamıyor şimdilerde; ama usta bir manzara avcısıymış.

Bir kiriş mi demeli sütun mu, onunla ikiye ayrılmış kemerli girişte dökme demirden bir kuzine. Bu da normal. Çünkü mağaralar derinlik sahibi hacimlerdir. Bir girişleri  hava alır, güne açılan penceredir. Dolayısıyla mağaranın diplerinde gaz sızıntısı, birikmesi istenmez haliyle. Mağaranın üstündeki havalandırma, baca filan da  aykırı kaçmayacak görüntüde.

Jakuzili banyoda çöp kutusundan lavabosuna kadar taş oyma. Yontusu kolay  yumuşak taşlara, kireç taşlarına benziyor ilkten. Öyle ahım şahım olmayabilir nakışlar; ama mağara kavramına çok uygun taştan gereçler yaklaşımı. Şirin, doğal ve tarih kuyusunun  en derinlerinden gelen  bir şarkının ezgisi dolanıyor sanki her yanda.

Mağaranın seyir terası kıvamlı bahçesi de var girişinde. Genişçe. Yara, yani uçurumsu altlara bakan  kenarları çitli. Karşılardaki dağ silsilesini ve ormanın kuşbakışı seyri harika olmalı. Yüksekçe demir korkuluğa kolları dayayıp uzanıp giden ormanın gökle buluşmasını izlemek, solunan havanın tadı sanırım hiçbir sözcük ile anlatılamayacaktır; ama solunarak anlaşılması da inanılmayacak bir anı deneyimlemek olacaktır.

Zemin, iri taş karolarla döşenmiş. Farklı renklerle hareketlenmiş. Ancak renkler mağaranın kendi rengiyle uyumlu. Aykırı kaçacak, mağara ortamına uyumsuz şeyler kullanılmamış asla. Eşya doldurulmamış tıklım tıkış. Mağaranın ışıklandırması duvara yerleştirilmiş aydınlatıcılardan. Avizeymiş, abajurmuş temaya uzak hiçbir  şey yok. Mağara evde  kalmak isteyenler de unutulmamış.  Gecesi dokuz yüz atmış dolar karşılığında kalınabiliyormuş.

Ormanından vahşi hayatına, tarlasından dağına, gölünden denizine ayağımızın değdiği yerleri yok etmek değil, elimizin değdiği yerleri bozmadan insanla uyumlu hale çevirmek ile  taçlanacak çabanın taçtaki  en kıymetli orta taşı gibi duruyor bu haber. Miras kalan mağarayı  mağaralığından çıkarmadan, özünü bozmadan bulunamayacak  eve çeviren Avustralyalı adamın çöle dönmekteki dünyanın bir yerindeki ormanda vaha oluşturması haberini okurken aklıma doğa tahripçileri ve mirasyediler geldi. Bir Aksaray atasözünü çağrıştırarak…  “Benim oğlum akıllı; malı ne etsin; benim oğlum deli, malı ne etsin”.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.03.2017

Paylaş :

8 yorum:

  1. İnsanoğlu özünde gene doğaya dönmeyi özlüyor. Ya da doğa insanı çağırıyor.Belki bir süre sonra konfor batacak insana. En sade, en yalın hayatı tercih edecek.
    Fotoğraflar çok güzeldi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hollanda'da duymuştuk. Gelen işçileri önce bir arada olsunlar diye onlar için yaptıkları çok geniş beton bloklara yerleştirmişler. Ki oranın evleri malum, biblo gibi. Çizgi film gibi. Bakmışlar kavga almış başını gidiyor.

      Demişler ki, "Bu insanların ayaklarını topraktan kestik. Çiçekle böcekle uğraşamaz olunca birbirleriyle uğraşmaya başladılar ". Sonra bir daha böyle yerler yapmamışlar :)

      Sil
  2. Çok iyi bir fikir magarayi eve dönüstürmek 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence de. Ama biz onlardan yüzyıllar önce başlamıştık bu uygulamaya. Kapadokya mesela :))))

      Sil
  3. Ya Yasemin abla çok güzelmiş 10 gün önce bliyorsun Filistindeydim, bir müşterimin mağazsına gittim hemen karşısında bir mağara vardı o ne dedim öyle bir mağara dediler gitmek istedim gidemedim; ama kafamdan neler geçti neler.Nevşehirdekikelere gitti aklım ya dedim böyle bir yer olsa da eve dönüştürsem, bir baktım burada karşıma çıktı bi deli daha:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke tüm delilikler böyle olsa... Mağaralardan, taştan evlerle dolu Kapadokya. Yazın serin kışın sıcak. Doğal... Bu çağda sürekli yaşanamasa da ara kaçacak böyle noktaları olmalı insanların. Yaylada, dağda, kayalar arasındaki mağaralara filan..

      Ve tabii opş geldin. Özlettin Meltem :)

      Sil
  4. bunu okumuştum güzel şeyler de yapıyolar bu dünyada neyse ki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rastladın mı o ardışık resimlerle anlatılan habere. Geçen hafta rastladım ben. Foto Galeride duruyordur eminim hala.

      Eve değil, mağarama gideyim mi diyordur sahibi? :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci