21 Mart 2017 Salı

-Hemşerim, memleket nere? -Memleket mi? Hangisinden başlasam?

Bu çalışmama tema olarak insandan kuşa, kaplumbağaya, salyangoza kadar canlıların kendilerine memleket bildikleri yerlere, yuvalara ait çektiğim kareleri seçtim. 

Memleket, insanın kökü. Damak tadından, şivesine, lehçesine  hatta dış görüntümüze belirleyicisi. Memleket, hele de uzakta olunca bağrı yakan yanık türkü. Şiir ki en güzeli “Memleket isterim” diye başlar. Sacın altında yanan çalı çırpının köyümüze gelindiğini haber veren isli kokusu. Bulvarlar, asfaltlar bittikten sonraki tozlu yol. Buruna çalan bildik yemek kokuları. Selam sabah. Hal hatır. Yolda kimi görsen ya dayıoğlu ya teyze kızı; ya hısım ya akraba. Komşuda pişen yemekten  bir tas da koktu diye yan evlere ikram. Memleket, ana kucağı.

Memleket, henüz beton altında kalmamış değerler. Meralar yok olsa da kırın çayırın ayakta kalabilmeye çalıştığı, horoz sesinden kaz kanadı çırpışına, çocukların hindilere “kabarama kel Fatma, annen güzel sen çirkin” diye tekerlemeler söylediği yer. Memleket hala tekerlemelerin, masalların, manilerin gezindiği ovalar, üzerine pelit ağacı yani meşe gölgesi düşmüş ırmak boylarıdır.

Memleket, tırmanılan incir ağacı. Dedelerin dedesinden kalma zeytinliklerin meyvelerinin kaç kuşaktır kahvaltıda torunlarca yenildiği sofra. Dalından kesilen parçasının  uca yakın ortadan delinip kilitli iğne ile çocukların omuzlarına nazarlık olarak takılan iğde ağacı. İğde çiçeği kokusu. Aşeri üzümlü bağlar. Kâh maviye kâh beyaza boyalı eski demir kapısı gıcırtıyla açılan iki katlı bahçeli evin kadife çiçeği, süsen, horoz ibiği, ortanca, şakayık, leylak, şebboy kokularıyla kucaklayışı.  

Memleketin bazlaması, yağlaması, çörek otlu çömlek peyniri… Ağdadaki yani koyu üzüm pekmezi içindeki kirece yatırıldığı için kıtır kıtır olmuş  ve artık ne olduğu bilmeyenlerce katiyen tahmin edilemeyecek kabak dilimleriyle memlekettir bir memleket. Kendini bildin bileli tattığın  lezzetler, duyduğun sırf oraya özgü sözcükler, kınalı saçlardır.

Memleket, mektup yazılan adres. Sarı kızından, kuzulayan koyuna özlenenler. Memleket harmanda pişen bulgur pilavı, etli yaprak sarması, mantı, tandırda çömlekte pişmiş ‘aaa bakla’  yani kuru fasulye, komşu kızının bizim evin de kızı olduğu yer. Memleket, öz. İç olan her şey. Bizimkiler. Gurbet, dışlanmışlık hissi duyulan yer oysa. Dışarılar. El alem. Şimdilerde doğulan yerlerde yaşanmıyor; büyüdüğümüz yerlerde doyulmuyor…

Yeni tanıştığımız kişilere bir punduna getirip memleketini sorarız ilk, “hemşerim, memleket nere?” diye. İlkten sorulmasa da bu soru üç beş laf, biraz hoş beşten sonra gelen sorudur. Diyelim ki bir otobüs yolculuğunda yan koltukta oturanca ille sorulur. Verilecek tek bir cevap olması beklenir aslında. Ama o cevap nedir? Her zaman kolaycacık söylenebilir mi? Eğer önce şöyle bir duraksanıp sonra “ben aslında” diye başlanıyorsa memleket sorusu en zor sorulardan mıdır o halde?


Memleket doğulan yer midir yoksa kök nereyse ora mıdır? Memleket öncelikle küçük ölçekte kökün olduğu yerdir. Her ne kadar orada doğmamış, büyümemiş olsanız da. Ana babanızın aslı sizi de biçimlendireceğinden kök,  bir ölçüttür.

Bu sorunun cevabı bana zor geliyor. Uzunca olduğundan. “Nerden başlasam” deyip kökten  en uç dala bir  cevap çünkü. Benim için memleket, köklü, dallı budaklı ortalama bir yanıt yani. İç Anadolu’dakinden de önceki  Asya’daki kökten yine İç Anadolu’daki Aksaray’dan filizlenip, başkentten  başlayıp, orta Karadeniz’den Ege’ye uzanan. O zaman “memleket nere?” sorusunun cevabı, bir ağacın  derinlerdeki köklerinden gökyüzüne uzanan dallarına kadar etraflı bir cevap.
 
Ne zaman bu soru ile karşılaşsam ilk cümlem şu oluyor; “Köküm Aksaray”. Evet, bu güzel, pek çok özelliği kimselerce bilinmeyen; ama bilinmemekle kendini bir şekilde gizleyen, ne sırları olan kent. Boz rengin kızıl tuğlalarla dönüştüğü yer. Bağları, peri bacaları, başaklarla dolu bereketli tarlaları, halı dokunan köyleri, cingillere, bakır bakraçlara  koyun yoğurdu çalınan, koskoca bakır kazanlarda pekmez kaynatılan, Aksaray Malaklısı köpeklerini dünyanın bilip de bizim hala Kangal’dan hiçbir noksanı olmayan bu asil köpekleri bilmediğimiz yer. Çörek otlu çömlek peynirinin, saç böreğinin, mantının, yufka ekmeğin, gıramlı bulgur pilavının, yaprak sarmasının, tandırda çömlekte pişen fasulyenin, leblebi tozunun anavatanı. Orası, beş yüzyılı aşkındır  köküm.

Gel gör ki kökümde doğmadım da büyümedim de. Ankara’da doğup büyümek,  asla kökü unutmak anlamına gelmese de ikinci bir kök, kültür demek. Gerçi her ne kadar benim çocukluğumda gördüğüm hele de Annem’in büyüdüğü Aksaray şimdikine hiç benzemeyip apayrı olsa da yemekleri, kültürel ve  manevi zenginlikleri hep aynı elbette. Doğal zenginlikleri her yerdeki gibi yitiyor. Ankara da diyemem memleket olarak. Aslını inkâr olur.  Memleket olarak bir kent adı söyleseniz o bile yetersiz. Çünkü artık o kent değil mahalleleri memleket oldu metropol yaşamında.  

Ankara’dan üç yıl ve çok daha sonraları bir yıl uzak kalmışlığım var. Her ikisi de bakış açısından kültüre etkileyiciydi. Hele üç yıl ortaokulu orada okuduğum Ünye. Biraz biraz Karadeniz havası katmıştır. Hala orada kaptığım ‘açık e’ kullanımını düzeltemedim. Hoşuma da gidiyor aslında Ünye’den kalan bu esinti.

Okul öncesinden beri tatiller İzmir civarında olur, İzmir Fuarı gezilirdi. Otuz yıldır da Çeşme ile enikonu bağımız var. Bir uç  Ankara, bir uç Çeşme. Öyle böyle değil adamakıllı kültürel etkileşim demek bu. Yani memleketleşme bir bakıma.  Böylesi bir durumda “hemşerim memleket nere?” sorusunun cevabı tek bir yer olamıyor. En dipten, kökten başlanıp en uca doğru bir sıralama gerektiriyor.

Bunun en çarpıcı örneği yurt dışında doğup büyüyen ve Ülkemizi bir tatil  yeri olarak gören çocuklarda görülüyor. Bazen Türkçe bile konuşmuyorlar kendi aralarında. Amerika’dan gelen akrabanızın  oğlu karıncayı görünce “ant”, örümceğe de “ömürcek” diye bağırsa da yaz gelip tatil çatınca biliyor ki bindiği uçak Türkiye’ye inecek.

Avrupa’da sokaklarda, caddelerde sıkça Türkçe duyarsınız, içiniz kabarır. Kulağınız bayram eder. Türk mahallelerinde bazı karakteristiklere rastlayınca gülümsersiniz. Mesela balkonumsu pencere önlerindeki demirden korkuluğa atılan yolluk gibi. Sokakta oynayan çocuklar gibi.

Diyelim ki Bulgaristan’dasınız. Ve karşınızdakiler oralı. Ama tanıdık izler görürsünüz o ortamda. Masadaki su, testilerdedir. Aksaray köylerinde  testilerin üzerine bakır maşrapa geçirildiği gibi bardak niyetine, orada da pet şişelerin üstüne plastik bardaklar geçirilmektedir. Gülümsersiniz.

O zaman memleket vurgusu gepgeniş yelpazede tarih kokarak gelir ruhunuza. Aklınıza da bir şiir gelir. O müthiş şair Cahit Sıtkı’dan;
“Memleket isterim /Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;/ Kuşların, çiçeklerin diyarı olsun.”
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;/Kış günü herkesin evi barkı olsun……. diye öncesinde de sonrasında başka dizeler olan.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 14.03.2017, 11:21

Paylaş :

14 yorum:

  1. Memleket kavramı çok geniş.Doğduğun mu doyduğun mu? Yoksa köklerin var olduğu yer mi? Hepsinin harmanlandığı kavram memleket.Siz de ne güzel anlatmışsınız ve ne güzel bir şiirle tamamlamışsınız.Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Memleket denince sanırım kalemden dökülenler bu şiir gibi güzel oluyor. Memleket güzeldir ya :))

      Teşekkürler :)

      Sil
  2. Yazınızı okurken ben de gezip dolaştım kendi memleketlerimde, sayenizde.
    Renklerini, tatlarını hissedebildim çocukluğumun.
    Kaleminize, yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Memleket der demez akıl orada oluyor, değil mi? :)

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  3. Benim de doğduğum yer, doyduğum yer ve asıl memleketim biri birinden farklı. Nerelisin dendiğinde işler karışıyor:)Barış Manço' nun şarkısı vardı. Hemşerim memleket nere diyordu. Cevabı da dedim ya yahu bu dünya benim memleket:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hep aynıyız o soru karşısında değil mi?

      Barış Manço'nun şarkısı aklıma gelseydi yazımda kullanırdım. Anmış da olurdum. Hatırlattığınız için çok teşekkürler :)

      Sil
  4. artık sormaz olduk "memleket neresi "diye doğduğumuz yer mi,douyduğumuz yer mi , köklerimiz mi ya da kendimizi nerede iyi hissettiğimiz yer mi biz bile bilemiyoruz
    zevkle okudum kalemine sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cevabı çoklu seçeneğin hepsinin olduğu soru sanırım "Hemşerim memleket nere",değil mi ?

      Sil
  5. o kaplumbağanın memleketi neresi acabasıı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arka tepede yumurtadan çıkmış, iğde ağaçlarının olduğu koyaktan inip arka yolda dolaşmış. Yüksek tepenin kayalıklarında büyümüş. En öndeki tepenin çamları altında da yaşamakta :))) Ara sıra yola çıkıyor, arabalar onu taş sanıyor. Ben de kurtardım yine.

      Sil
  6. Çok teşekkürler, güzel bir yazıydı. Memleket Görele ama hiç görmedim.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karadeniz :))) Ben de var azıcık, bulaştı bana da Ünye'de. Anlattım ya :)

      Sil
  7. Ne güzel yazmissiniz. Uzaklarda yasayanlardan biri olarak söylediklerinize katiliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En iyi anlayacaklardan birisin sen Deryacım :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci