20 Mart 2017 Pazartesi

Kahve Dumanı

Duman, en çok dağ başlarına yakışır. Adı bile değişir yükseklerde. Sis olur, başı dumanlı dağ olur. Kentlerde pusa döner. Bacaların kustukları istir. Pistir.

Bazen insanları da sarar duman. Başlar dumanlanır. Ozanların sazları eşliğinde söze dönüşür. Sesli mürekkep olur. Çığrılır, söylenir. Atışmaya kadar. En çok sevdalı dizelerle. 

Duman, kendince bir lisan. Dağ başında anlattığı başka,  yukarıdaki temiz hava ile şehrin arasına gerine gerine set çekerken kirli havaya esir ederek yaşattığı, soluttuğu başka. İçlerinde yangın olanların hali de görünmez duman. Çözümler duman altı; çaresizlikler duman duman tütmekteyken.
 
Kızılderililerin mektubu da dumandan. Yangının habercisi de duman. Gönderenin ucundan tutuşturup da herkese selamla başladığı sözlerine gelmeden söndürdüğü mektup, yazanın da alanın da halinin tütmekteki bacalar gibi dumanlı olduğunu gösterir.  

Ne mor dağların başındakilere ne de metropol isine benzer bir duman var ki, incecik. Dağ başlarındaki sisin yanında kâğıttaki kurşun kalem çiziği olamayacak kadar cılız bir tütüş onunkisi. Titrek. Göze en hoş gözüken oysa.

Metropol demek, koca bir öğütücü. Değirmenlerin oburu. Ne bulursa öğüteninden. Ne yel değirmenleri ne su değirmenleri gibi buğdayından mısırına öğütmez de üstelik. Zamanı öğütür  ilkin. Çarçur eder. O öğütülmüş zaman çuvallara filan da doldurulamaz. Çuvalın seyrek gözlerinden daha öğütülürken dökülür gider anlar, anılara.

Üzerine beton döküldüğünden artık ne bahar çiçeği ne yaz  gülü ne sonbaharın kasımpatıları açamayan topraklara dönmüştür metropolde zaman. Kalıp kalıp kesilen buza dönmüştür belli saatler belli işler için. Bir kalıp diyelim ki iş saati çerçevesidir. Gidiş geliş yollarında harcanacak vakit, o anlar için dondurulmuş  başka bir kalıptır. Geriye pek bir şey kalmaz zaten insanlara zaman adına. Kaldıysa  da  hangi iş için kullanılabilecektir, akıllar eremez. Yetmez.

Uzaktan sis altında  pek seçilemeyen bir devin ağzı gibi görülen metropolde hayat erken başlar. Kentler alabildiğine genişlerken yirmi dört saatlik gün hep yirmi dört saatte kalır; ama daha daha genişleyen metropolün bir ucundan bir ucuna gitme süresi  hep artar. İş, öğrenim hayatı ya da her nasılsa öylesinden bir yaşam biçiminin başlama ve bitiş saatleri, o günün en büyük buz kalıbıdır her zaman. Donmuş zaman olduğundan üzerinde ne çiçek biter ne güneş altında bir parkta ördekler, kuğular, sığırcık kuşları seyredilerek oturmak mümkündür.  Günün belli aralıkları, başka hiçbir şey yapılmasına izin vermeyecek halde betonlanmıştır.

Böylesi anlar,   çorak topraklara benzer.  Daha gün ağarırken başlayıp gün battıktan sonra evlere girene dek işe, okula, uğraşa adanmış saatlerin yüklediği yorgunluğun atılması bir yana yeni yorgunluklara kapı açılacaktır evin kapısıyla.

Güne insanların kendi isteğiyle değil çalar saatin öyle istemesiyle lav ırmaklarında yıkanırcasına yanan, uykuya aç  gözlerle başlanır malum. Gözlerin açılması güya güne başlamak olsa da,  açılmamış çok şey vardır  henüz kavrayıştan hareketliliğe. Yani yalnızca göz açmakla  kalan uyanış, tam anlamıyla uyanmak değildir sabahın  saat beş buçuğunda mesela.

Metropol çalar saati beş buçuk, hadi bilemedin en geç altıda gürültüyle tepinir. Horozları sevmeyen  metropolde çalar saat, horoz sesi yerini almıştır.   O ses ile ha bire ruhsuzca koşturan,  çoğu robot gibi otomatikleşmiş metropol insanının yemek yemesi bile telaştır, ayaküstü, ekmek arası gibi atıştırmalıklarla.
 
Mega kentlerin yolları çiledir. Bir bakarsın yarısı gelmiş kalan yarısının kaç katı  hatta daha çoğu hala gelememiş metrosundan dolmuşuna, otobüslü yollarından gizli buzlanmalı yollarına zamanın törpüsüdür bir yerden bir yere gidiş. Dolambaçlı yollarda sabahın  erkeninde  okullara, işlere, oraya buraya  servisinden otobüsüne taşıma yapan araçlar, başları camlara dayalı halde uyuklayan insanlarla, çocuklarla doludur.

Daha nereye kadar genişleyeceği bilinmeyen metropoller sonunda sınırları birbirine  bitişeceğinden dev birer mahalleye dönüşecek,  metropollerin artık mahalle olmasıyla da koca ülke de tek bir kent haline  gelecek düşüncesi kaygılandırır bazen.  

Bunca ruhsuzluk, kendini unutmuşluk içinde tek bir şey vardır ki metropol yorgunu insanların gözlerindeki yanmayı unutturur. Kokusuyla, dumanıyla günaydın diyen en içten şeydir o. Gülümseyişi buğulu, kendince aromalı. Tek keyiftir, kendine özel saati bile vardır onca vakitsizlik içinde. Ortaklıkta dolaşırken bile üstten atılamayan uykulu  halin kilidini açacak tek anahtar, tek  başvuru kaynağıdır o; Türk kahvesi.

Sabahın yedi otuzunda duraktaysanız kahvaltı bile yapamadan güne başlamışsınızdır çoklukla. Hafta içi kahvaltıları geçiştirmecedir. Kimisi bir poğaça ve yanında çay ile kimisi nefis kokusuna dayanamadığı bir simit ve üçgen peynir ile kahvaltı eder. Nerede maydanozundan tere otuna yeşillikler, söğüş domates, salatalık, biber, peynir çeşitleri, zeytinler, yumurta ya da omletler, hatta aceleyle tavada yapılmış birkaç dilim  börek, cızlama yani krep ya da tostlar… Böyle bir kahvaltı hafta içinde metropolün midesindedir ancak, koşturmacadaki insanların midesine simit girer, girse girse ancak.

Kahve ne komşular arasındaki on bir buluşması, ne adamakıllı bir kahvaltının pencere kenarındaki rahat koltuktan üstüne  dışarıdaki telaşı keyifle izlemenin  vazgeçilmezi ne de uzun zamandır görülmemiş arkadaşla sohbetin katkısıdır artık. O uzun boylu keyifler eskidendi. Ve hakkıyla keyifti.  

Keyifler artık ayaküstü. İki arada bir derede. Kahveyi bile anlamından, ekseninden kaydırıp başka yörüngeye çeken metropolün yörüngesinde savrulurken  o eskilerdeki gibi sohbetli, höpürtüleri dinlenerek yapılacak kahve keyfi hayalini kurmanın bile hayali yapılamaz oldu.


Metropol, kahve keyfini bile yontmuş biçmiş kendince bir hale çevirmiş şimdilerde. Metropolde kahve keyfi, daha çok uyanma eşiğinin aşılması anlamına gelir. Gözlerin açılması anlamına gelen çalar saat sadece ayaklandırıcıdır sabahları. Oysa kahve, açılmış gözlerle dalınmış uykudan uyandırıcıdır. Çalar saat gibi sadece ayaklandıran değil,  sessiz ve gerçek uyandırıcıdır.
 (Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 13.02.2017

Paylaş :

16 yorum:

  1. Yine güzel bir yazı...Ama bu yazıyı daha önceden​ yayınlamış mıydınız? Sanki okurken ben bunu daha önce okumuştum gibi geldi.Kahvenin keyfi ayrı güzel.Tabii keyif yapacak zaman bulunursa koşuşturmacaların arasında.Emeğinize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)))
      Okumuş olmanız doğal. Duyurusunu yapmıştım. www.kadinhaberleri.com adresinde yayındaydı. Bugün yeni yazım çıkınca bir öncekini yani bunu burada da yayınladım :)))

      Kahve keyfi çoook güzel. Kısa; ama galiba sohbetle anıldığından daha bir güzel :)))

      Sil
  2. Kahve apayrı bir lezzet.. baştançıkarıcı kokusu, damaktaki aroması, dilde minik minik tortulanan tanecikleriyle çoğunluk tarafından bir ritüeldir güne mutlaka yansıyan. Yarın sabah kahvaltıdan sonra keyifle içeceğim balkonumda ve sizi hatırlayacağım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kahvenin sözcüklerle gerçekmiş gibi betimlemesini okudum :)

      Kahvenizi saat ondan sonra içerseniz mutlaka o saatte ben de içiyor oluyorum. Balkonunuza selam olsun kahve dumanlı :)

      Sil
  3. Duman, kendince bir lisan; ne anlamlı bir cümle..bayıldım. Kahve çok başka gerçekten hele ki cümbür cemaat otururken cezveler dolusu kahve yapmak.. Hayatıma renk en katan en güzel şey. Keyifle ve hak vererek okudum yazınızı :) Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzun yollarda şehre girerken otobüs koridorlarında ikram edilen kahve kokusuna kadar harika bir koku :) Gerçi o kahvelerden, üçü bir aradalardan içmiyorum; ama kokusu çok iyi gelir. Onu da yazmıştım birkaç yazımda. Kahve yazılarım var bundan başka.

      Çok teşekkürler. Sevgiler :)

      Sil
  4. Gerçek kahve bizim kahvemiz. Hem uykunuzu açar, ayıltır. Hem dost sohbetlerine yarenlik eder. Fotoğraflardaki fincanlar da çok güzeldi:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hakiki, en has, hakkıyla, tadı na hiçbirinin yetişemeyeceği tek kahve, değil mi? :)

      Sil
  5. Fincanlarda cok ilgimi çekti benim :) zaten kahveyi ayri bir seviyorum.kokusu varya ohh miss :) afiyetler olsn

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fincanıyla, yanında sunulan sakızlı lokum, çikolatayla, tepsisi hatta tepsisinin örtüsü olursa ona kadar çok özel mis kokulu kahve keyfi :) Teşekkürler :)

      Sil
  6. Şimdi bu yazının üstüne orta şekerli,köpüklü bir Türk Kahvesi hazırlamaz mıyım hiç kendime :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Afiyet olsun. İçilir tabii yazının üstüne, içilmez mi orta şekerli bir kahve? :)

      Sil
  7. ayyy osmanlı kahvesi var yaaa sefiyom ben :) bi de kocatepe kahvecisi var hihi :)

    YanıtlaSil
  8. Bir dagdaki duman bir de dumani tüten kahve... ikisi de sevdigim dumanlar. Kaleminize saglik her zamanki gibi çok güzel bir yazi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En güzel dumanlar :)
      Çok teşekkür ederim :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci