16 Mart 2017 Perşembe

Metropol yığılmacılığında salt dizilerde görülmesi kanıksanmış sakin sokaklar, bahçeler

Ankara, tümden el emeği, göz nuru bir kent.


Emek emek büyütülmüş, bulvarlar boyu uzayıp giden at kestanesi ağaçları, çınarlar.. Şimdilerde ne İstanbul'da ne Bursa’da rastlanmayacak kadar Ankara'daki bol yeşillik, seksen küsur yıldır tek tek dikerek, ekerek, sulayarak ortaya çıktı elbette. Seksen yıllık  istek, çaba, azim sonucunda bugünkü  her şey.

 
Ne kıyıları, koyları ne de gürül gürül akan nehirleri ile akarsuların doğduğu dağlar, akarken döküldükleri şelaleler var Ankara'da, doğudaki gibi. Yine doğudaki gibi gölü yok, almış başını iç denizlercesine  uzanıp gitmiş. Oysa bir bozkır ki ucu bucağı yok. Bozkırın seksen küsur yıllık emek sonucu  yeşermesi yaz sıcağında tek tek sulanan fidelere verilen suya karışan ter damlaları ile.


Ankara, hem de nasıl el emeği göz nuru bir kent!!! Seksen yılı geçkin  çınarları, bataklıktan bozma ormanları ile.


Orman mı yok; fideler var. O fideler Ankara’nın verimli, bitek toprağına dikildiğinde yeşerecek. Evet uzun zaman alacak ormanlaşması; ama ilk adım atılmadan hangi yol kat edilebilir? Eğer ayakların  kat ettiği yollar ormana, ağaçlıklara çıkacaksa önce eller fide tutacak. Ankaralılar’ın  bazısı bu bilinçtedir ve elleri fide tutanlardan olmuşlardır o yüzden.


Yine de kuleler, kendilerinin ham maddesi yeşil çimentoyu  ormanların yeşiline seçenek sanıp tercih edilmelerini  bastıra bastıra istemekteler. Kuleler demek, bahçesizlik, toprağın saksılarda cendereye girişi demek!!!


Öyle ki demetiyle aldığımız maydanozun yarısı ziyan oluyor hepsi bir çırpıda kullanılamadığından. Ya da dereotunun. Maydanozun da maydanoz olup olmadığından emin olamıyor insan neredeyse. Yaprağı sanki çınar yaprağının yavrusu.  Böyle maydanoz yaprağı normalde yok. Doğal ortamda hem de kığ ile yani koyun gübresi ile yetişmiş maydanozun bile yaprağı tırnak büyüklüğündedir, sapı da ağaç dalı kalınlığında değildir.


Oysa bahçe olsaydı evlerimizin önünde iki sap maydanoz gerektiğinde onu bahçemizden toplayıp kullanacaktık. Gerisi kökünün üstünde yeşil yeşil kalacaktı. 


Tüm bunları artık bilen bile yokken kentte doğup büyüyen bir çocuktan ev resmi çizilmesi istendiğinde asla kule değil bahçeli, ağaçlar içindeki bir ev çizecekken, herkes ileride bahçeli bir evde yaşamayı planlarken nedense gerçekleşenler apayrı şeyler oluyor. En iyi ihtimalle bir apartmanda yaşanıyor dört, beş katlı. Çoklukla kırk katlılar gözde şimdi.


Oysa bahçe içinde, damı hiçbir ağaca tepeden bakmayan; ama ağaçların boyunun iki katlı evi hep aştığı böyle yapılar yalnızca dizilerde olabilir, gerçek hayatın evleri olamaz  gibi kanılar kanıksandı artık. 


Dizilerin çoğu, içinde olayların  her türlüsünün geçtiği evleri seyretmek anlamlı  oldu. Bahçe, dizilerin ulaşılamayacak görüntüsüdür sanki. Bahçeli evler, yalnızca çocukluktaki hayallerde yer alır, gerçekleşemez; ama  kağıda çizilebilir. Yaşamak için kuleler, çok katlılar ne güne duruyor bakışı hakim, baskın artık.


Çocukken çizilen bacası tüten, güneşin tepede göz kırptığı, ağaçlar arasındaki evleri hiç unutmayıp çocuk ruhumuzun  yaşamayı arzu ettiği böylesi  evlerin Ankara’da tasarlanıp gerçekleştirildiği çokça oldu;  yirmi beş, otuz yıl öncesinden beri.  Ama artık etrafları kulelerle, çok katlılarla kuşatılmış haldeyken  çölde vaha gibi gözüküyorlar.

  

Yine de Ankara’ya apayrı, bambaşka, çöllerdeki vahaların anlamını öğreten, pek çok kentten başkenti daha yeşil kılan  bozkırı yemyeşile çeviren bu anlayışlar, Ankara’nın. orta yerinde gülümseyerek  yer alır.


Evet, Ankara'nın masmavi denizi yoktur dalgalı malgalı; ama yemyeşil denizleri sıkça karşıya çıkar kuşlu, şahinli, tavşanlı…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
 16.03.2017, 16:12


Acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

18 yorum:

  1. Sakin bir yer arıyor insan taş ormanların içinde.Ankara'nın neresi o sakin sokaklar? Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  2. Çayyolu, genel adıyla. Yeni kurulan Ankara. Otuz yıldır buralar Ankara'nın batıdaki uzayan kesimi oldu. Hep sakin sokaklı olarak düşünülmüştü. Apartmanlar dahi gepgeniş bahçeli ve kaldırıma kadar çayırlı, çimli olacaktı. Son yıllarda kuleler ki yetmiş küsur katlıdan ine ine kırk kata inebildi o bahçelerin sahiplerinin güneşimize engel oluyor, domates dahi yetiştiremiyoruz yakınmalarına neden oldu.

    YanıtlaSil
  3. Düşüncelerde, beklentilerde öyle benzerlikler buluyorum ki. Özlemler aynı.Kuşlu fotoğraf düşündürdü beni. Kentin yalnız insanı gibi.
    Bir, bazen iki dizi izleyebiliyorum. Rengarenk bahçeli evler fark yaratıyor. İnsanın içi açılıyor.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gürcistan'da da Bulgaristan'da da televizyonda hep Türk dizilerine rastlanıyor. Gürcistan'da bir dizi on beş dakika sürüyor. Tek bir ses, okur gibi kendi dillerinde konuşuyor. Seslendirmeleri öyle.

      Gürcistan’da bir dizi on beş dakikada bittikten hemen sonra yine on beş dakikalığına yeni bir Türk dizisi başlıyor. Ondan sonra da bir başkası. Öyle gidiyor yayın 

      Burada adını bile duymadığım, hiç izlemediğim dizileri orada gördüm  Hatta baktım. Dönüşte yine dizi izlemeyeceğimi bile bile ))

      Sil
  4. Merhabalar,
    Çok doğru küçükken hiç büyük büyük apartmanlar çizmedik hayallerimizi süsleyen resimlendirdiğimiz evi ne güzel anlatmışsınız. Bu arada fotoğraflar bir harika, kaleminize sağlık çok hoş bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Galiba böyle kaşla göz arasında, durup pozlama hep bile yapmadan çekince daha güzel oluyor kareler :)))

      Çok teşekkürler :)

      Sil
  5. Şehir koşturmacasından, kalabalığından, gürültüsünden uzaklaşmak istiyor bazen insan..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hem de nasıl. Hafta sonu turlarında o yüzden bizim de gözümüz. Şöyle kırlık, yaylalık, kanyonlu, ormanlı :)))

      Sil
  6. 80 yıllık emek harcanarak ağaçlar yetiştirilmiş ama son 20 yıldır beton ormanları oluşturmak için emek harcanıyor.

    YanıtlaSil
  7. Çoğumuzun hayali bahçeler, bahçeli evler. Yeter artık kuleler, kule misali evler. Çok çirkin görünüyorlar. Kaleminize sağlık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
  8. bu fotolar ne taraflaar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buralar mı? Hay Allah, neresiydi oralar? Ankara'da daaa :)))

      Çayyolu. Koru.

      Sil
  9. çok uzun zamandır düşünüp kafa yorduğum mevzu. Yurtdışında büyük kurumsal firmaların küçük kasabalarda da merkezleri ofisleri oluyor. Düşünsenize evinizden çıkıp işinize yürüyerek gidiyorsunuz yada arabayla gitmeniz 20 dakika sürüyor. Hem doğanın içinde yaşayıp hemde hayatınızı devam ettiriyorsunuz. Türkiye için çok mu zor bu bilmiyorum ama hayat şartlarının beni İstanbul a bağımlı yapmasından o kadar sıkıldım ki. Baya kafanızı şişirdim :) Bu arada sizi blog keşif etkinliğinden buldum takipteyim bloğuma da beklerim sevgiler :)http://efsaninguncesi.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunaldık metropolden. Dur durak bilmeyen genişlemeainden. Bildiğim, Paris'te Viyana'da mesela kent merkezi 1.000.000 nüfusu geçmiyor. Buna rağmen kaç hatlı metroları, tramvayları, troleybüsleri, trenleri var.

      Biz mi? :(

      Uğramak üzereyim blogunuza :)



      Sil
  10. Büyük sehirleri hiç sevmiyorum artik.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci