25 Nisan 2017 Salı

Ah, bu sanal alem; alem mi alem!

(Sanal alem, gözlerin prangası. Gözler ufku unuttu sanal alem görüntülerine bakmaktan. Tüm bunlara inat sanal alemi ve o alemin dalgıçlarını  hiiiiiçççç umursamayıp kendi dünyasından hoşnut olanları bu çalışmama tema olarak seçtim)


Metropolün tıklım tıklım araba ile dolu çekilmez; ama mecburen katlanılır trafiğinin aktığı anayollarda tam yanınızdan geçen, ışıkta bekleyen arabaların sürücülerine bir göz atın. Pek çoğunun gözü ışıklarda ya da yolda değil, değil mi?

Ucunda can gerçeği olan böyle bir olguda bile gözler olması gereken yere değil de tek bir yere takılıyorsa eğer… Cep telefonlarına… O zaman hiçbir mikroskobun göremediği; ama varlığını hepimizin bildiği bir virüsün esaretine girmişiz demektir. İstesek de istemesek de artık kaçışın, tedavisinin, kurtuluşun olmadığı ve giderek daha da semirip gürbüzleşeceği besbelli bu virüsün adı, sanal ortam.

Adı üzerinde, sanal. Gerçeklik yok da, bir bakıma var da. Sandığınız gibi de;  sanmaktan kaçındığınız gibi de. Sanal manal; ama öyle bir masal ki gece yatmadan önce dinlenenlerden değil tek. Sabah saatin alarmı çalınca gözler ilk bu adı var ama somut olarak ortada olmayan virüs okunun gösterdiği tablette, ekranda.

Kolaylığa açılan kapıları da var bu alemin çetrefilli konulara, içinde çıkılmaz uydurmacalara açılanları da var. Bu alemde cankurtaran olmadığından sular tekin değil. Girdapları da yapay tabii. Hiçbir ispatın, tutarlılığın olmadığı konular, sanki gözle görülmüş, kulaklarla duymuş gibi yalan yanlış, haksız, karalayıcı abuk sabuk şeylerken gerçekmiş gibi algılanabiliyor.  Böyle algılatan ellerin zaten karalamaya yatkın, kapkara kömür gibi düşünceleriyle.
Sanal alemin açıldığı güzellikler de var tabii.  Bir çırpıda birçok tanıdığa, eşe dosta, akrabaya, arkadaşa, yakınlara ulaşabilmek  diyelim ki. Duvarınıza yazacağınız birkaç satır ile. Tüm zorluk bu. Ne kolaylık böylesi bir erişim!

Oysa bir konudan haberdar etmek istediklerinizi tek tek aramaya kalksaydınız, belki bir gününüzü alacaktı. Çok vakit harcayacaktınız. Kimisini bulamayacaktınız, dönüp dönüp arayacaktınız. Bezecektiniz, yorulacaktınız. Oysa bir iki satırla bir konunun üstesinden hemencecik geliverirsiniz sanal ortamda.
 
Bilgiye erişim mesela. Uzayından suyun derinlerine, yer altındaki madenlerden zenginliklere, yer üstündeki bitki, canlı türlerine ne arasanız kütüphane kütüphane gezmeden, kaç cildin  tozlarını yutmadan bir tık ile  erişebilirsiniz. İlkokul arkadaşınızdan eski mahalledeki çocukluk arkadaşınıza bulmak isteyince soyut sanal alem  somuta dönüverir. Bir isim yazmakla aradığınız size sunulur. Yormaz sizi. Kendi de yorulmaz.


Kırk tilkinin kuyruğunu birbirine değdirmeden dolandığı kimi kafalarda bir şey, başka amaçlara dönüşebilir. Amacından sapmış her şey artık karşı şey olmuştur; iyilik ve güzellik amaçlı başlamış olsa da. İyiliğin, güzelliğin, doğruluğun karşı şeyi, çirkinlik, kötülük, eğriliktir. Yalan dolandır. Olduğundan başka görünme ikiyüzlülüğüdür. Karalamaya kadar varabilecek.

İyi niyetlisinden art niyetlisine, iyimserinden karamsarına, gözünün üstünde kaşın var diyeninden ortada bir şey yokken ortaya laf üretenine, kendi uydurduğu yalana sonunda kendi de inanıp “hadi kanıtla” dendiğinde kem küm edeceklere çeşit çeşit mayadan bizler, sanal alemde de neysek oyuz; kendimiz ya da başkasıymış gibi görünürken. Mayalanmışlık, o mayanın özünce olmaktır malum. Ekşiyse maya, ekmeğin hamuru ekşidir. Başka tat beklenemez ondan. İşte sanal alem her tadın sofrası; ekşisiyle, acısıyla, tuzlusuyla. Çeşni. O sofrada acı sevmeyen de tadıyor acıdan, şekerden, tuzdan kaçınanlar da an oluyor kaşık kaşık bunları yiyebiliyor. Nasıl mı?

Bir kek düşünün. İçindeki malzemeler ayrı ayrı. Yumurta başka bir şey; un, tahıl türevi; yoğurt apayrı; şeker öyle, yağ da. İçine katılan üzümünden cevizine, havucuna, çikolatasına, portakal ya da limon kabuğuna hepsi apayrı. Ama devreye bir çırpıcı girmeye görsün, bir karıştırıversin ortalığı hele. Ne yumurtayı seçebilirsiniz o birbirine karışmış harçta ne şeker tanesini ne de yoğurdu. Karmakarışık bir hale dönüşüp kek adını almışlardır. Hepsi apayrı tattayken bir arada  bambaşka tek bir tada bürünmüşlerdir. Sanal alem böyle işte. Apayrı ve bambaşkaların teke dönüşmesi. Ancak o tekin içindekiler her zaman kek tadı veren şeyler olmayabilir. Acısından zehrine katılmış olabilir harca.

Sanal alemin bazı şeylerde ipucu olarak görülmesi var ki kimileyin haksız da çıkmıyorlar. Bu hafiyecilik oyunu daha çok çokça dedikodulu magazin işinde. Yazacak bir şeyler için  veri aramacada. Veriyi belli kişilerin sosyal medya hesaplarını izleyerek topluyorlar.

Sosyal medya hesaplarına pencere açabilen  bilgisayarların başındayken o hesaplara konuk olmak için kapısını çalabilirsiniz, açık pencereden içeri dalabilirsiniz ya da kapıdan kovulsanız da bacadan girmeyi deneyebilirsiniz. Bu konuların derinlerine dalmışların zıpkınlarının ucunda mutlaka bir av vardır.

Kapılı, bacalı, pencereli ya da değil böylesi akıntılara, böyle şeylerden çok uzak insanlar da kapılabiliyorlar. Diyelim ki arkadaşlarımız var sanal ortamda. Arkadaşınızın da arkadaşları olacak. Kimi tanıdık, kimi değil. Tanışmış olun olmayın kapınızı çaldıklarında bir kez olsun yüz yüze gelmediğimiz, kahve içerek karşılıklı sohbet etmediğimiz, belki görsek profil resminin tıpatıp aynısı olmadığından tanımayıp yanından geçeceğimiz sanal arkadaşlarımız olacak artık bir de. Ve sanal ortam arkadaşlıklarındaki gereklilik, tanışıyor olmak değildir. Nedir  o zaman?

Diyelim ki kırk yama, atçılık gibi şeylere düşkünsünüz. Bu konulara yönelik grupları bulacaksınız haliyle. O zaman o gruptakilerin arkadaş listesinde olacaksınız. Bu sayede paylaşımları görüp paylaşımda bulunacak ve o konuda gelişeceksiniz. Sanal tanışıklık budur. Sanal tanışıklık demek, sesini duysanız  o kişiye ait olduğunu bilmeyeceğiniz, ayak sesini duysanız bir yabancının diye kulak kabartmayacağınız, karşılaşsanız belki yüzü tanıdık bile gelmeyecek  arkadaşlıklar demek aslında. Bunu herkes bilir. Tekini bile tanımazsınız.

Gazeteler internetten tanıştığı kişilerle buluşunca başına neler neler gelmişlerin haberlerini yapar. Bazen de mutlu olaylar doğar sanal ortamdan. Yine de  değil mum, kibrit ışığı bile olmadan karanlıkta samanlıkta iğne aramaya koyulan aklı evveller çıkabilecektir olur olmaz şeyler öne sürebilecek. Yakıştırmalardan karalamacaya, göklere çıkarmaktan yerin dibine vurmaya fütursuzca cesaret edebilenler olacaktır…

Rast geldiğimiz mutlaka olmuştur abuk sabuk insanlara, onların arkadaşlık taleplerine. Sanmam ki sanal alem eşiğinden atlandıktan sonra böyle bir an gelmemiş olsun…  Ayy, bu alem…

Dedikoduculardan acil kan aranıyor duyurusu yapacak duyarlılıktakilere…  Hafiyecilik oyununa merak sarıp da varsayımlar arasında gezinenlere… Sahte hesap sahipleri ya da hesap hırsızlarına… Birbirini bu ortam sayesinde bulmuş çocukluk, gençlik, mahalle, okul arkadaşlarına… Bu sofraya bal, maydanoz, turşu suyu, zehir,  gülümseme, karalayan el, uzanan el, ağı, doğrucu, yalancı, işgüzar, işi gücü olmadığından sırf başkalarını gözetlemek için bulunanlara…  Önce kendine bakmayıp da kendi hallerini görmeyecek kadar aynalardan uzak olanlara kadar şu sanal alem yok mu… Alem mi alem!
Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.02.2017

Paylaş :

16 yorum:

  1. Seçici olmak belki birçok tehlikeyi uzaklaştıracaktır. Bir de çok büyük gruplar daha tehlikeli değil mi? Az ve öz daha iyi değil mi?
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her yorumunuzda, yaklaşımınızdaki gibi tümden haklısınız.
      Az mi çok mu bilmiyorum; ama öz yeğdir galiba :)

      Sil
  2. Sanal aleme inat gerçek olan klavyedeki parmakların ucuna dokunan kalplere selam olsun

    YanıtlaSil
  3. Seçici olmak eftaldir. Ancak bu sanal alemden öylesine gerçek, öylesine candan, samimi dostlarım oldu ki... Sanal dostluğu gerçeğe çevirdik. Gerek telefonla ve gerekse yüz yüze görüştüğüm, sevincini ve üzüntüsünü yüreğimde hissettiğim insanlar.. Hepsini çok seviyorum. İyi ki varlar, iyi ki tanıdım. Güzeldi paylaşımınız keyif aldım okurken. Sevgiyle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçenlerde yazılarını çok severek okuduğum Makbule Abalı ile birlikte resimlerinizin de olduğu paylaşımı görünce sanal alemin kazandırdıklarını da somut olarak görmüş oldum. Böylesi dostluklar kazandırması da var. Büyük kazanç.

      Çok teşekkür ederim. Sevgiyle :)

      Sil
  4. İyi ki zamanında bizimkiler beni uyarmış diyorum. Blog -sayılırsa bir de Whatsapp- harici sosyal medya ile işim olmadı. Hele Twitter denen şeyin nasıl çalıştığını hala anlamış değilim :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blogum hediye. Cep telefonum internetsiz. İnstagram hesabım yok. Twitter sırf yayın duyururusu için. Geriye kalanlar bile çok zaman alıyor :))

      Sil
  5. Artıları var, eksileri de. Eksiler artıları götürmüyor bu alemde sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, artıları hayatı çok kolaylaştırıcı. Herkese bir duvar yazısı ile ulaşıp bir geleneksel lise gecesinden haberdar etmek mesela :))) En son haberdar olduğum şey olduğu için, dün, aklıma bu örnek geldi :)

      Sil
  6. Teknoloji hızı arttıkça,sanal hayatlarımız da artacağa benzer :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. Geçenlerde bir saatti yanlış hatırlamıyorsam, onunla her şey yapılacak yazıyordu. Kan testi bile yapılabilecekmiş. Zaman bize kalacak; ama o zaman da o saatin ya da başka bir şeydi de yanlış hatırlıyorsam ona harcanacak galiba ileride. Kurtuluş yok teknolojiden :)

      Sil
  7. bunu okumuştuk dı maa :) üstten dördüncü foto vardı önceden çokoş foto :) dedem yorumlarına gelcem daha gelmedim. şimdi son iki yazımın yorumlarına gelenlere gidiyoduum :) yarım hayat yazısındayım şimdii. dedem bi önceki yazı ona daha sonra gelceeeem ondaaan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, bizimsemaver'deki bir önceki yazım.

      O fotoğraf bizim köyden. İzmir'deki :)

      Sil
  8. eski yazılara gelen yorumları sırayla yayınlıyom. yoksa karıştırıyoruum cevap verirkenee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin yazılarını takip eden çok, yorum da çok haliyle. İyi vakit buluyorsun. Nasıl karışmasın? :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci