23 Nisan 2017 Pazar

Kırk Dakikalık Yol Boyunca

-Metro görüntülerini cep telefonu ile çektiğimden fotoğraf makinesinden farklı bir netlik olabilir-

Cumartesi akşam metrodayım. Kızılay’dan  uzun bir yolum var. Kırk dakika kadar. Boş boş vakit geçirilemeyecek kadar  uzun bir süre. Araba kullanmak istemeyecek kadar da trafik keşmekeşi içinde bir yol!

Metrolar, trafik, kalabalık her yer alenen insan laboratuvarıdır. Farklı onca insan,  görüntülerinin gerisindeki görünmeyenleri olan huyları, alışkanlıkları, yetiştikleri ortamdan edindikleriyle  tam  o an hep bir aradadır.

Metroda bindiğim vagonda da oturduğum yerden gözüken her iki yandaki vagonlarda da yol boyunca kitap okuyanlara rastlarım. Okumayı seven bir   kitle vardır bu yanlarda zaten.

Herkes okumuyor, evet. Büyük çoğunluğun gözleri satırlarla meşgul olmuyor. Ellerinde de kitap, dergi, gazete filan tutmuyorlar. Ellerinde telefon varken kitap tutamazlar zaten.  Gözleri de ya oyundadır ya gezindikleri belli internet adreslerinde.

Önce rüzgârı gelir metronun istasyonda tünelden, haberci olarak. Sonra metro gözükür, yavaşlar, yavaşlar. Ardından durur. Tam kapının açıldığı noktadayım durduğunda.

İnenlerin ardından hemen bindim. Sıralar daha boş. Oturdum. Bir kalabalıklaşma birdenbire. Yanıma kırmızı bavullu bir kız oturdu. Karşıya, onun yanına, öte başa oturan, gelen geçen… Bir küçük oğlan, annesinin yanında. Elinde sarı bir şey. İlk kez görüyorum. Bakınca üçgenimsi bir dizilişle sıralanmış  birbirine yapışık üç yuvarlak çark. Dokununca dönüyorlar. Belli ki yeni bir oyuncak çıkmış. Henüz benim haberimin olmadığı.

Oturanlardan fazla ayakta kalan var. Yol uzun olunca ayakta kalmak müşkül bir durum malum, ayakta kalamayacak koşulda olanlar için.

Kimi çocuklar, aslında gençler demeliyim, metro köşelerine bağdaş kurup oturuyor, bir sürü boş koltuk olsa da. Onlar yerlerde oturmaktan ve sırtlarını köşeye dayamaktan hoşnut. Gerçi anneleri görse istemezdi kirli yerlere oturdukları için. Haklılar aslında.

Yüzünü göremediğim bir genç, benim olduğum taraftaki köşede yere oturmuş. Elinde cep telefonu. Başını hiç kaldırmıyor.

Kocaman gözlükleri yüzüne çok yakışmış, on belki on bir yaşında bir çocuk ilişiyor gözüme. Karşı köşede yere çökmüş, henüz yirmi bile olduğunu sanmadığım gencin yanına oturuyor. İkisinin elinde de demincek gördüğüm çarklı oyuncaktan. İkisininki de mavi. Konuşuyorlar. Kardeşler belli. O kadar belli oluyor ki kardeş oldukları, büyük olan yani abi olanın  küçük oğlanın düşmüş gözlüğünü burnunun üzerinde düzeltmesinden. O yaşlarım geliyor aklıma. Abim yoktu. Gözlüğümü hep ben düzeltmiştim. İmreniyorum o çocuğa bir anlığına. Sonra  “kendi kendime ben de o yaşta gözlüğümü düzeltebildiğime göre bu imrenme çok gereksiz” diyorum.

Bir iki durak o çarkı döndürüp duruyorlar. Hemen yanlarında yine yere bağdaş kurup otururken  kulaklıktan müzik dinleyip kitap okuyan başka bir genç de başını kitabından kaldırmıyor. Çok sürmüyor abi kardeşin çarkları döndürmeleri. O yeni oyuncağı bırakıp sırt çantalarından kitaplarını çıkarıyorlar.


Onlar da yanlarında oturup  beyaz kulaklıktan müzik dinleyerek kitap okuyan  genç gibi kitaba gömülüyorlar. Benden taraf köşedeki gencin dünya umurunda değil gibi. Gözleri, başını hiç kaldırmaksızın  telefonunda. Yere oturmuş dört gençten üçünün kitap okuyor olmasından mutluluk duyuyorum.  

Gözlüklü küçük oğlan öyle güzel okuyor ki kitabını, o yaşında. Yine kendimi hatırlıyorum. Elimden kitap düşmezdi o yaşta. O yaşta her yıl bir kez mutlaka okuduğum, beni en çok etkileyen kitaplardan biri olana Leylek Dede’yi de çoktan okumuştum.

Ümitköy istasyonunda iniyor iki kardeş. O istasyona kadar kitapları ellerindeydi.

Arkalarından gülerek bakıyorum. Kulaklığımdan gelen müzik sesini o an fark ediyorum. Gözleme dalmışım. Kenny Rogers’ı duymamışım bile.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.04.2017, 21:28


Paylaş :

22 yorum:

  1. Otobüste, metroda kitap okuyan insanlar gördüğümde çok mutlu oluyorum. İçim umutla doluyor bir yandan, bir yandan da neden daha çok insan okumuyor diye üzülüyorum. Neyse, buna da şükür :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bindiğim hat dışındakiler hakkında çok fikrim yok, onları kullanmadığımdan. Ama burada okuyana epeyce rastlanıyor. En sevindirici olanı küçük çocuk ve gençlerin okuyor olmasıydı :)

      Sil
  2. Boş köşelere yerleşmiş okuyan gençlere bayıldım. Bir de aklıma İstanbul'daki metroların kalabalıklığı geldi. Bu tip görüntülere çok fazla rastlanmaz İstanbul'da:(
    Sevgiler Yasemin Hanım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç metroya binmedim İstanbul'da. Son yıllarda da buradaki sorumluluklar nedeniyle pek gidemez oldum zaten.

      Kalkışta hayli kalabalıktı. Ama inenler olunca boşaldı. Kalabalık metrolar çekilmez oluyor :)

      Sil
  3. Geriye dönüşlerle, geçmişten izlerle güzel, uzun yazınızı keyifle okudum.İnsan gözlemeyi ben de çok severim. Her yüzde, her bakışta, davranışta bir şeyler bulur insan. Okuyan gençleri görünce ben de çok umutlanıyorum. Bazen kutluyorum da. Birden şaşırıyorlar.
    Sıkıcı bir yolculuğu zevkli hale getirmek ne güzeldir.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatın içine ancak gözlemle giriliyor. Uzaktan uzağa bakınca olup bitenden uzak kalınıyor sanki :)

      Sil
  4. Kitap işte,her yeri güzelleştirir,metroyu bile :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitaplıkları, kültür havası katarak evleri, bankta oturanların ellerini, değil mi? :)

      Sil
  5. keyifle okudum çok teşekkürler bu paylaşım için :)

    YanıtlaSil
  6. yolculuk esnasında kitap okuyamayanlardanım. ama telefonla da ilgilenmem. sizin gibi etrafımı gözlemlemeyi tercih ediyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yolculuk sırasında kitap okuyamıyorum. Gözlerim kaldırmıyor. İyi de ediyor. Çünkü çevreye başka türlü bakamayacak,o da biliyor.

      Bir de yazmak, iskeleti kolay da düzenlemede oyalayıcı. Okumadan çok vakit çalıyor yazmak :)

      Sil
  7. ha haaa bak bu benim yazma yolum gibi olmuş. metro işte en çok yazımın çıktığı yer ama. sen bunu günlük gibi yazmışsın. ben işte öykü yapıyom :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi çok merak ettim. Aynı gözlemde bulunsaydık ve yazıya dökseydik aynı şeyi ortaya aynı mı ayrı mı şeyler çıkacaktı? Çok merak ettim :))))

      Sil
    2. gözlemler aynı olurduuu ama ben bir başkasının gözünden ağzından yazardım. bakarım çevreme, birini seçerdim, onun gözünden bakar yazardım :)

      Sil
  8. bir ara ben de acayip kitap okurdum ama şimdi biraz kaybettim o özelliğimi :( hayat telaşı mıdır nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gün sadece yirmi dört saat. Belli bir de bölünmüşlüğü var. O yüzden kitap her zaman yer bulamaz oldu Ama evvelce, öğrencilikte ve bu derece koşturmacam yokken yaptığım birikim de yetişilecek gibi değilmiş, şimdi anlıyorum. Çok da memnun oluyorum :)

      Sil
  9. Tabii sizde olan biteni izleyip blogunuza aktarma düşünceleriyle mesgulsünüz. Blog yazmak fazla mesai yapmak gibi, her an zihninizde ne aktarabilirim düşünceleri. :) tesekkurler keyifle okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoş geldiniz. Ben de teşekkür ederim :)

      Sil
  10. Bu kırmızı metro hattı çok soğuk oluyor bazen. Ortam güzel oluyor nedense gitarcılar bu metroya binmezler o yüzden

    YanıtlaSil
  11. Ben de bir ekleme yapayım, hem mutlu eder bence. Telefonla uğraşanlar da her zaman sosyal medyaya falan dalmış olanlar olmuyor, benim gibi zavallı öğrenciler otobüs köşelerinde takip ediyor sevdikleri blogları :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamam, onlara dolayısıyla tabii sana haksızlık etmeyelim o zaman. Blog ve yazı okuyanlar dışındakileri içersin yazım :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci