21 Mayıs 2017 Pazar

Patates köfteli masalardan uzaklaşalı


Artık en sevdikleri ses kapı tıklanması olan yetmişini, seksenini geçmiş metropol anneleri, hafta sonları evlatlarının yollarını gözler. Kapıdaki tıkırtı, hafta içinde telefondan duyulan seslerin hafta sonunda yüz yüze gelinerek duyulacağının habercisidir.


Hafta sonu dışarı çıkarmak üzere  Annem’in kapısını çaldığımda eğer henüz yemek yememişse birlikte bir öğün atlatırız öğlenleri. Her ne kadar yenilen içilen konulardan uzak kalmaya dikkat etsem de bazen konunun kendisi yenen içilen olabiliyor. Ki bu olgu hayatın bir parçası olduğundan zaman zaman anlatılacak şeylerden de olacak elbette. İşte Annem ile geçiştirdiğimiz bir öğle yemeği, neden yazıldı, yazılmaya değer ne yönü vardı okununca  ortaya çıkacak bir okuma öğünü olacak sanki bu yazım.


Geçen Cumartesi erkence çaldım Annem’in kapısını. Vakit, öğle yemeği suları, henüz on iki bile olmamış. Hava güzel. Kaç haftadır hüküm süren soğuk, pus gözükmüyor bugün. Ayrıca  amaç Annem’i evden çıkarmak. Birazdan anne kız  yoldaydık.


Hep görüp de önünden geçtiğimiz, Erzincanlı komşusunun “seninle burada oturup da çayla simit yesek” demediği gün geçmemesine rağmen komşunun Ankara dışına taşınmasıyla gerçekleşemeyen niyetini anlatıyor Annem bana. Taşınalı henüz iki haftayı bulmadan fazlasıyla özlediği komşusundan bahsediyor hep. Özlenmeyecek insanlar da değillerdi gerçekten. Eski komşuluk anlayışı alışkanlığındaydılar.


İşte tam sırası o zaman şimdi. Yan apartmanın altındaki simitçi kafeye komşusuyla gidemediyse kızıyla gidebilir Annem. Tam da önündeyiz.  Bugün hava sıcak olduğundan açık kısmın çoğu aralı cam kanatlarından içeriye güneş vuran bahçeli bölüm seyirli gözüküyor. Gül desenli kumaşla kaplı sandalyeleriyle kır evi havasında. Çam doğramayla kaplı duvarlar, çini tabaklarla renklenmiş. Çok sıcak bir yer gibi gözüküyor simitçi kafe.


Kaşarlı, zeytinli veya sade simit ve çay çok iyi gidecek olsa da Annem öğle yemeği yemeden çıkmış oldu dışarıya. Akşama belki yemek de yapmak istemeyecek canı. O yüzden simit yerine kafede  yapılan güveçler, mantı, gözlemeler ya da köfteler arasından bir seçim yapmalı. Kısacık bir konuşma ardından ızgara köfte istiyoruz.


Siparişi verdikten sonra oradaki masalarda da oturanların olduğu kapalı kısma geçiyorum. Tam karşıda çok genç biri mantı yapıyor. Beni görünce gözlerini dikip bakıyor. Ona doğru ilerliyorum gülerek. Ama bakışlarım yaptığı Kayseri mantısında. Küçücükler. Oysa bizim Aksaray mantısı iridir. Biri bir kaşığı doldurmalıdır. Kayserililer ticari zekâlarını mantıda da göstermiş galiba. Ne kadar küçük olursa mantı, içi o kadar az olur. Harcı az, hamuru çok yani. Aksaray mantısında harç mutlak belirgin olmalıdır. Ki Kayseri mantısı daha çok tanınıyor olsa da Aksaray mantısının yerini başka hiçbir mantı tutamaz. Tadanların hepsinin ortak düşüncesidir bu. Sonra pastaların, böreklerin sergilendiği camekânlı yere bakıyorum. Temiz bir ortama benziyor. İçim rahatlıyor.

  

Sohbet ede ede beklerken arka masada oturan kız, yakınlarda kütüphane olup olmadığını soruyor, yan masadaki çayla simit yiyen otuzunu geçmiş kızıl siyah saçlı, zayıf, elektrik mavisi renkte uzunca hırkalı birisine. O da başlıyor anlatmaya. Kendisi de yakındaki kütüphanede eski Türk sineması üzerine hazırladığı doktorası için çalışıyormuş. İletişim mezunuymuş. Sohbet bize de sıçrıyor. Topluca konuşmaya başlıyoruz arkadaki Çorum’dan gelip polislik sınavına girecek kızın başlattığı konuşmaya.
 
Doktora öğrencisi kız kalkarken arkasından bakıyorum. Acaba bu çay ve simit onun öğle yemeği miydi yoksa biraz mola verip midesini bastırmak için mi uğramıştı? Hep duyup okumaz mıyız üniversite öğrencisi gençlerimizin günde üç öğün, hatta o bile değil belki iki öğün, sadece çay ve simit ile beslendiklerini?

Çok geçmeden tabaklarımız geliyor. Aman Allahım bu tabak çocukluğumdan mı çıkagelmiş? Zaman tüneli mi yoksa bu simitçi kafe? İşte nasıl da yakaladı en duyarlı olduğum yanımdan bu sunum beni şu an. Çocuklukta en çok makarna, köfte patates sevilir malum. Gerçi ben o sınıflamadan değildim. Sarmayı, dolmayı, mantıyı da onlar kadar severdim. Ama çocukların köfte patates sevdasını bilmeyenimiz yoktur.

Bir anda çocukluğa götürüveren bu sunumda irice tabağın yarısı yanmamış, çiğ de kalmamış nefis gözüken pek bol patates kızartması ile doluydu. Patates kızartmalarının üstünde de köfteler. Hemen yanı başında hiçbir yerde rastlanmayacak bolluktaki salata da bildiğimiz, anneannelerimizde, annemizde gördüğümüz, mevsiminde her sofrada mutlaka olan, atomlu değil  marulllu, domatesli çoban salataydı. Hani en iyi bildiğimiz, önceleri gazetelerdeki yemek   tarifi köşelerinden sonra da internetteki yemek sitelerinden değil annemizin  sofrasında öğrendiğimiz salata. Ev usulü. Kenarda da bir biber kızartması vardı.


Şimdi Sezarından Akdenizine, tavuklusundan balıklısına, konserve mısır taneleri serpiştirilmişinden makarnalısına sayısız salata çeşidi arasında kalmışken hani o çocukluğumuzun tek tip; ama lezzeti hepsine bedel zeytinyağı ve limon ile çeşnilenmiş bol yeşillikli, domatesli, salatalık ve biberli salatası! Neredeyse bir salata tabağı dolusu bu salata, tek başına bile gayet doyurucu olurdu.


Tabaktakiler o kadar anne elinden çıkma, evde yapılma görünümdeydi ki insan etrafa şöyle bir göz atmadan edemiyor. Evde miyim yoksa simit kafede miyim diye emin olmak için. Çocukluğumuz sofralarının nasıl da özlendiği akla gelemeyecekti bu simitçideki patates köfteli tabak olmasa. 
 

Hangi fırının ekmeğiyse içi köpük köpük patlamış mısırmışçasına görünmeyip bildiğimiz ekmek kokulu, maya kokusunun sindiği dilimlerden yayılan kokuya rağmen onları katık etmemek, biraz özenli olmak anlamında. Çocuklukta kalori hesabı, kilo derdi hiç yokken işte şimdi dikkat etsek de etmesek de ille de aklımızın bir köşesinde pusuda yatan kalori, kilo  konuları göz ardı edilemiyor malum. Bir anda görüverince birçok şey anımsatan tabağın çocukluktakinden farklı duyumsattığı tek şey, patatesin ekmekle yenilmemesi gerektiğiydi.

 
Böylesi akılda olmayan; ama apansız karşıya çıkan bir tabak, mesela neleri  unuttuğumuzu, nelerin yerine  neleri koyduğumuzu hatırlatıyor. Bizim olan, adetten olan, evlerimizde hep olagelmiş bir şeyi, yeni bir şey öğrenince kaldırıp atmak doğru mu? Yoksa kaçınılmaz olarak öğrendiğimiz yeni kültürlere ait diyelim ki yemekleri zaman zaman yapsak da geleneksel olan yemeklerimizin yerine asla koymamak mı doğru olan?

 
Bir tabak, o an sadece karın doyurmadı. O patates köfte tabağı, tüm naifliği, geçmişten bu güne aynı kalan görüntüsü, tadı ile gözümüze şölen olurken açlığını çektiğimiz bir dersi de yine gözümüze sokarak  lezzetli biçimde anlattı.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 28.04.2017, 15:07

Paylaş :

14 yorum:

  1. Eski komşulık alışkanlıkları kalmadı şimdilerde. Annenizin komşusunu özlemesi çok doğal... Yemekler şahane görünüyorlar. Kayseri mantısına da hiç öyle bir mantıkla yaklaşmamıştım:) Çok doğru bir mantık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eski komşuluk, eski mimari, eski derli toplu şehirler... Eskileri özlerken galiba haklı insanlar :)))

      Kayseri mantısını mantı olarak hiç göremiyorum :)

      Sevgiler.

      Sil
  2. bu resimler varken yazıya younlaşmak çok zor. :) emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kusura bakmayın :) Aklıma başka tema gelmedi.

      Bir de çok zaman ve emek harcadım onları taa nerelerden bulana kadar.

      Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  3. üzme kendşni o öğrenciler günde 10 kez yemek yiyor, fotoğrafları izlerken ağzım sulandu tam da ne yiyeceğimi düşünürken, eski komşuluklar cidden yok biraz da iş hayatına atıldığımızdan herkes evine akşam saati gelyor e bi koşturmava yemek temizlik, eskiden öyle değildi ki işler bitti mi komşuya gidilirdi

    YanıtlaSil
  4. hah haaaa süperdi en iyi yazındı yaaaa. türk sineması, erzincanlı komşi, doktora tezi filan tamam da ikramlar süferdi yaaa bi de mantı küçük olur tabii minicik olur kiii :)

    YanıtlaSil
  5. Biz de üniversite okurken,final haftası hep makarna yerdik :)) O geldi aklıma :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yoksa öğrenci olunamaz, değil mi?

      Sil
  6. Ortak yemekler, ortak sohbetler, damak tadımıza uygun lezzetler nasıl da özel ve güzeldir.
    Patates-köfte ikilisi bana da hep çocukluğu anımsatır.
    Yaşlılar zillerinin çalınmasını nasıl da özlemle beklerler.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hem de nasıl bekliyorlar...
      En sevdikleri ses. Bu çağ, kıyıcı...
      Sevgiler.

      Sil
  7. Postunuzla iştahımı açtınız ne diyeyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke hokus pokusla gerçeğe dönselerdi :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci