20 Mayıs 2017 Cumartesi

Solgun çamın tepesinde kızıl sırtlı örümcek kuşu ninni söyler, boz tavşan uyuklarken

Balkondaki saksıların düzenlenip topraklarının tazelenmesinden araç muayenesine koşturulan bir günde, araç muayenesine randevu ile saat on birde gidilip  alınan sıranın sekiz yüz ikinci olmasına rağmen sabahın on birinde henüz yedi yüzüncü numaraya sıranın gelmiş olmasıyla gerçekleşemeden dönülen bu günün en güzel anı, ender rastlanacaklardan yakaladığım bir kare oldu.


Araç muayenesi gerçekleşemese de Polatlı’ya kadar elli kilometre gidiş bir o kadar da dönüş yolunda tarlalar görmek güzeldi. Güzeldi de yine de hüzünlüydü. Alabildiğine uzanan tek tarla, boş alan yok. Tarlalar artık tarlacık olup sıkışıp kalmış her yanlarını kaplamış kâh tesisler arasında kâh binalar. Orta yerinde kaldıkları kimi bitmiş kimi hiç bitmeyecek gibi gözüken betondan bazısı konut bazısı kıyıcı sanayi görünümlü yapılar arasında. Tarlalar küçülüyor. Hiçbir zaman tarihi anıt, mimari eser sayılamayacak ve yüz yıl sonra  acaba kullanılır olabilecekler mi sorusunun cevabı muhtemelen “asla” olan beton yapılar, mantarların hızını fazlasıyla aşmış halde yükselip çoğalıyor. Şehir merkezleri bittiğinden tarlaları yuta yuta.

Tarla yoksa eğer, buğday, çavdar, yulaf, arpa, burçak ve dahası yani tahıl yok. Kır, mera yoksa yani yayılacak yer yoksa sürü de yok. Yani koyun kuzu. Yani süt, peynir, et.

Döner dönmez soluğu ön balkonda aldım. Balkondaki çilekler saksı büyüklüğündeki tarhlarında büyümeye çalışırken topu topu üç beş saksının kimisi sazlığa dönmüş. Kamış yetişir olmuş, ayrık otlarının havayı, suyu beğenmesiyle.  Hatta sazlıkların çiçek başağından açmışlardı. Yani bir çiçekçi görseydi saksıların dönüşümünü, saz çiçeği başaklarını büyütür sonra da evlerde vazolarda süs olsun diye satışa  sunardı.

Bir saksı, olan biten o kadar. Ne dönüm ne dekar. Birkaç karışlık bir alan hepi topu.  Yalnızca uzunca bir dikdörtgen saksıdaki toprakta büyüme şansı olan bitkilere baktıkça sanki Mandıra Filozofu’nun sesini duyar gibi oldum; “saksıda çiçek yetiştirilmesine karşıyım.”

Evet, eğer doğaya yakınsanız, çiçekleri de saksılara kilitlemek kuşları kafese kilitlemekten pek farklı değil o zaman. Salon bitkileri neyse de aslında saksıda olmayacak öyle çok çiçek var ki, saksılara sıkışıp kalmış. Ama gel gör ki doğaya, yeşile hasret kalınca insan, neredeyse duvarlara geçip fosil olacak büyüklükteki çiçekleri bile yetiştirir oluyor. Doğa sevgisi başka. Gözün yeşile, ruhun çiçeğe ihtiyacı yadsınamaz.

Çileklerin çoğu henüz beyaz. Dün altı tane toplamıştım. Bana altı kasa toplamışım hissi veriyor o ufacık altı çilek tanesi. Hasat iyiydi yani. Bu akşam yine bakarım birazdan. Tam olgunlaşmalarını bekleyemiyorum. Toplaması çok zevkli.

Ön balkondaki bu işlemlerden sonra arka balkonda dondurma keyfi yerinde olacaktı. Belki birkaç güzel görüntü de çıkardı  karşıma.

Şöyle bir göz atınca otların arasındaki kekliği gördüm ilk. Sonra keklik otların arasında kaybolmadan birkaç kare resmini çektim, pek net çıkmasa da. Birden patika yol boyunca çamlardan birinin gölgesindeki dik kulakları fark ettim. Aslında yaprak gibi gözüküyorlar uzaktan. Alışkın olmayan göz için  onların kulak olduğunu anlamak çok zor.

Fotoğraf makinemi aldığımda yani birkaç saniye içinde tavşan kaybolmuştu. Sonra patika yolun öbür tarafına geçtiğini anladım. Ve güzel bir sürpriz vardı karşımda. Ondan az ilerde başka bir boz tavşan daha otları yiyerek dolanıyordu. O, fazla gözükmedi. Otların arasına karışınca gözükmez oluverirler zaten.


İlk boz tavşan, kurak sonbaharın ardından yağışlı bahara  uyansa da çoğu ibresi sararıp kurumuş, yine de  boylanmaktaki  çamın dibinde uyumak üzere uzandı. Boz tavşanların uykusu derinleştikçe kulakları düşüyor. Dik duramıyor. Tam “şşşiişttt ses yapmayın, tavşan uyuyor” denmek üzereydi ki…….

Kulaklarının tam düşmeyip yarım düştüğünden belli ki daha tam uyumamışken nefis bir uçuşla, zarif bir konuşla kızıl sırtlı örümcek kuşu, çamın tepesine biblo gibi kondu.


Boz tavşan, çamın dibinde uyuklarken kızıl sırtlı örümcek kuşunun söylediği ninni ile rüya gördü mü bilmiyorum. Ama bilmek isterdim.


İlk kare, fotoğraf gruplarımdan sonra blogumda.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.05.2017, 19:09

Acemi.demirci@yahoo.com.tr;@AcemiDemirci
Paylaş :

4 yorum:

  1. aksiyon filmi gibi. tavşanlar ve keklikler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tilki ve kızıl şahinden sonra yakaladığım yaban hayatın iki canlısının biraradalığı. Çok sevdim bu kareyi. Denk geldi.

      İyi ki öğleden sonra dondurma keyfi gelmiş aklıma :)

      Sil
  2. İyi denk gelmiş ikisi.Tam seyirlik kareler.:)

    YanıtlaSil
  3. Bugün araç muayenesini yaptıramamayı unutturdu.
    İyi ki çıkmışım arka balkona. Bilgisayara ya da başka bir işe dalsaydım yakalayamazdım :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci