25 Haziran 2017 Pazar

Ağaç Budağından Ufuklar Görülemez

(Bu çalışmama tema olarak, ağaçların ve ağaçlı tepelerin ufukla kesişmesini seçtim.)

Belki de o yüzden kuşları bunca sevmem. Her şeyi  kuş bakışı görebiliyorlar. Dar açıdan, tüm açılardan… At gözlüğü kıskacından değil de.

Bir şey, başka bir yerden bakıldığında farklıdır. Onu üç boyutuyla görebilmek için akıl gerekir, izan gerekir. Bilmişlik taslamak değil bilmek gerekir. Hakkıyla.
 
Bilmek, hele bilgelik hiç öyle tek dört yıl ya da daha kısa sürede bir konunun bazı temel unsurlarını okumuşlara özgü değil hep yazdığım gibi. Kendinden başlayarak bilmek, sağduyu mührüdür. Geniş görüş, adamakıllı değerlendirebilme, gülünç duruma düşmemek; ama düşmüşleri de gülünmekten kurtarabilmek bilmenin ve bilgeliğin göstergeleri. Bilgi, edinimlerin yalnızca yük olması değil, hayatın akışında kullanılmasıdır. Aklın imzasıdır.
 
Bir dalda birkaç yıl okumuşluğun adı, diploma sahibi olmak. Oysa diploma sahiplerinin hepsi, başta diplomanın etki ettiği alanda sonra da dışında ne kadar akıl yürütecek kadar sezgi sahibidir; usul, yol yordam bilir? Bilmek bu işte! Usulüyle, yoluyla yordamıyla. Hakkıyla. Bilineni doğru şekilde, olması gereken yerde kullanarak… Gerisi yük… Yük taşıyıcı olmak, bilmekle eş anlamlı değildir.

Bilmek, gidilecek yol, bakılacak açı. Olan biten gerisi, yalnızca  bir diplomanın besini. Hayatın, insanlığın besinleri değil ama. Konuşmak kolay. Nereden bakacağını bilmeden, doğrusunu eğrisini, yanlışını süzmeden konuşmak her yerde, uluorta, pervasızca karşımızda. Konuşmak, akıllı olmak bellenmiş; akıl hiç kullanılmasa da. Ve konuşan, kimileyin konuştuğu konulara hiç bulaşmamış gibidir nedense. Hem hiç yanılmamış, hiç hatada bulunmamış! Yani konuşanlar, kendilerini eleştiri yapabilenler olarak görürler. Eleştirilecekler hep başkalarıdır. Oysa en büyük eleştiri, kendini hiç eleştirmeyenlere olmalıdır. Boşa mı denmiş “Beşer, şaşar!” diye?
 
Kendini hiç eleştirmeden hep başkalarını  hırpalayanlar, dudak bükerek konuştuğu konularda sanki kendileri düşe kalka  gezinmemiş, üstelik sanki hiç daha beter hatalar yapmamış gibidirler atıp tutarlarken. Diyelim ki yolda önünüzden giden arabanın yarıya kadar açılmış camından dışarıya bir sigara paketi fırlatılıveriyor. Hayal gibi arabasından herkesin yolu olan yere sigara paketini fırlatan kişi, sigara içtiği yetmiyormuş gibi kenti kirletenler hakkında belki de en çok atıp tutandır. Atıp tutmak kolay nasıl olsa! Cezası yok. Bakış açımız çoklukla böylesi darlıkta. Farklı ışıklı açılardan, yandan arkadan, bayırdan tepeden bakmayı bilemiyoruz. Oysa hiçbir şey bakıldığı cepheden ibaret değil. Başka cephelerden bakıldığında görünen de bambaşka. İnsanlara önden ve arkadan baktığınızda aynı şeyi göremezsiniz diyelim ki…

Önyargı ile yaklaşmak, okumuşundan okumamışına yaygın. Peşin hüküm, nasıl olsa atıp tutan tarafı haklı kılıyor sanılıyor. Bazen bir deli bir kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz. Şimdilerde belki de taş atanlar kırk kişi,  çıkarmaya çalışanlar bir kişi, sağduyusuzluktan. Bakmak; ama önce kendimize.

Bakış açımız çoklukla daracık dedik ya… Hiç “Acaba” lı yaklaşmayız duyduğumuza. Doğru mu; yanlış mı demeden üstüne iki laf ederek de körükle gider kimimiz. Eğer yangını yanlışla körüklüyorsak, biz doğru olabilir miyiz? Hayır. Doğru, kendine, başkasına, topluma zarar vermeyen ve bilime aykırı olmayan diye tanımlanmaktadır. Aksini söylemek doğru mu peki?

Hiç kimseyi görmedim ki o kötü bir şey yapsın. Arkadaş ortamında, sınıfta, işte,  metroda, temizlikte, günlük hayatta. Kötü ya da çirkin addedilen konulara dahli bulunsun. Oysa ortada gerçekler var. Kötü, yanlış, eğri büğrü çok şey varken ortada, herkes de sütten çıkmış ak kaşıksa, kara kaşıklar kimler o zaman?

Kusurunu bilmek istemek, erdemdir ve kâmil kişiliğin en belirgin göstergesidir. Kusurdan arınmanın ilk koşulu da arınacak bir kusurun olduğunu kabul edebilmektir. Eğer kusur, çikolata kağıdını arabanın camından fırlatmaksa, gereken şey çöp kutularının anlamını öğrenmektir. Şehirler ve yollar çöp kutusu değildir zira!

Nasreddin Hoca, her devirde haklı çıkacak gibi. Keşke hiç çıkmasa! Yani kusur samur kürk olmuş da kimseler giymemiş mantığı artık silinse. Galiba onu silecek silgi henüz icat edilmedi. O icat, ancak düşünmeye eğilimli kapasitede anlayışlarca yapılabilir. Ve eğer öyle birisini tanırsanız onlarca kişi tanımaktansa böyle birkaç kişinin hayatı nasıl güzelleştirmeye yettiğine tanık olursunuz. O kadar niteliklidirler yani.
 
Hayat, aklınıza gelmeyenlerin başınıza gelmesi ya da sizi hiç tanımadan aklınca, kendine göre yargılarda bulunacaklarla da dolu. Öyle anlar, onlardan çok sizin sınavınızdır. “Onlar da insan ve hata yapabilir” diyebilme olgunludur.

Ne kolay aklı ersin ermesin, iç yüzünü bilsin bilmesin, kolayından bir şeyi birilerine yıkıp süt beyazı oynuyor olmak… Böyleleri hep iyilikten, güzellikten dem vururken içinde bulundukları çemberdeki diğerleri gibi çemberin içindeki çikolata kağıdı gibi pislikleri es geçerler. Çünkü yapan ya kendileridir ya da çemberdeki geri kalanlar. Oysa tercih edilen çember dışından bir günah keçisi bulup, gerçek dışı dünyalarında iyilik meleklerini oynamaktır. Çikolata kağıdını camdan fırlatır; ama evinin önünde  çiğnenmiş bir sakız görse hırsından deliye döner; birileri onun özel alanını kirletti diye.

Bu hallerimize bakınca… İnsanın kendisini aldattığı gibi kimse aldatamıyor galiba onu.
 
İnsanlar kendilerini kandırabilir. Ancak gerçek tektir. Bu yüzden var olan doğruyu, gerçeği değiştiremez. Sorumluluklar yüklenilmedikçe yediği çikolatanın kağıdını herkesin yoluna fırlatırken arabasında tek bir lekeye  tahammül edemeyenlerin  sütten çıkmalıkta –mış gibi yapmaları sonlanmayacak; ama –mış gibi yapmayanların gözlerinden de bu haller asla kaçmayacaktır.

Kentin sokaklarında, herkese açık yerlerde, doğada, yalnızken ya da kalabalıkta sütten çıkmış ak kaşıkçasına duruymuş gibi yapmayıp da gerçekten arı duru olabilmek  için önce kendimize bir bakmalı şöyle! Her açıdan, her yükseklikten. Kuş gözü büyüklüğündeki ağaç budağından değil, ufuklu. Eğer bu bakış açısıyla bakabilirsek, doğru bakış açısıyla bakmakta olacağız.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 28.12.2015
acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

4 yorum:

  1. bir alman atasözü var. bilgiç, kendini beğenmiş, kendini gösteren insanlar için. kendini gösteriyorsa ihtiyacı var demektir :)

    YanıtlaSil
  2. Güzel sözmüş.. İğneleyiciliği de pek yerinde :))

    YanıtlaSil
  3. Bir şeyi düzeltebilmek için öncelikle problem durumunun farkına varmalıyız. Çok haklı bir yazı olmuş.
    Çikolatayı atan kişinin kendisi olunca mutlaka bir bahanesi vardır. Ama başkası attıysa ondan kötüsü yoktur..
    Kendimizi en azından kusurlarımızla kabul etsek bir şeylerin başlangıcı olabilir.

    YanıtlaSil
  4. Çok doğru bir yaklaşım. Herkse hatasıyla , eğri doğrusuyla, günahıyla sevabıyla biri aslında :)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci