25 Haziran 2017 Pazar

BELİRSİZLİKTE

(Bu çalışmama tema olarak, olması gereken yerde olmayıp ayrıksı, yabancı  kaçan ortamlarda olanları, öyle biten tohumları seçtim)


Ne kadar görebiliyoruz belki de tam gözümüzün önündekileri? Ne kadar tanıyoruz en yakınlarımızdakileri? Hatta kendimizi? Ne kadar biliyoruz bir şeyi, kavramı? O konuda  kitaplar devirsek de, evire çevire incelesek de? Ne kadar? Belki de bu soru asla cevap veremediğimiz soru olarak kalacak çok konuda. Eğer konu belirsizlik sularına gömülmüşse.


Belirsiz olmak demek, ille de o konunun başlığı olmayacak anlamına gelmez. Başlığı hatta alt başlığı bile olabilir konunun. Ama olgu öyle bir başlık geçirmiş olabilir ki başına,  tanınmaz haldedir. Yani belirsiz.


Örnek mi? Ay… Taktığı başlık, saf ışıktan. Taa nerelerden yollar gelin teli gibi pırıltılarını, karanlığın koyusunu görünür kılmak için. Oysa karanlığın en koyusu kendisidir. Karanlıkta kalan yani görünmediğinden, bilinmediğinden. Ay, bir yönüyle hepten sırdır.

Hani her gece   dünyanın etrafında dönüp duran, gündüzleri güneş çıkınca köşesine çekilip gecenin keyfini süren ay. Ay, geceleri ne var ne yok aydınlatıp göstermeye çalışırken arka yüzünü asla göstermez. Koskoca dünyayı aydınlatır; ama kendisinin yarısı karanlıktadır. Nasıl bir yaman çelişkiyse! Aydınlık yüzün karanlık yüzü de vardır yani; ama görülen, karanlık yüz değildir. Tek yüzü bilinir. O çocukluğunuzun Ay Dedesi, denizleri mehtabı gümüş tepsi, romantiklerin beklediği saatlerin ışığını bilmez miyiz?


Gecelerin gümüşi ışıltı koca feneri, gülibrişim ağacı çiçeklerinin püskülleri gibi salkım saçak ince gümüş oklarla tel kırma  işi inceliğinde ışıklar dokur. Koyu gecenin yorgan olup örttükleri saklı kalmasın  diye gümüş simlerden şelale olup akarken, öte yüzü içine kapanıktır. O yanını aydınlatacak başka bir ay da yoktur. Aslında ay ikiyüzlü değildir. Ama sakladığı bir yüzü hep vardı, hep var! Ay, aynada başının arkasını gösterecek ikinci ayna yansımasına izin vermez hiç.


Sanki şark çıbanı iziyle dolu çopurlu yüzünde, krater oyukları ayan beyan belliyken öte yanı, hakkıyla belirsiz. Belki de sırf bu nedenle belirsizliğin simgesi olmayı hak eden ay, hiçbir şey belirsizlikte kalmasın diye ışık topu olup dolanmıyor muydu oysa  gökte? Eskilerin gümüşi renkli soba boyası renginde ışıklarla dünyayı ışığa boğmuyor muydu güneşin ardından? Gecenin bir yarısından sabaha dek… Bazen öğle saatlerinde bile gözükmüyor muydu beyaz bulutlar arasından saklı gizli?


Görünen yüzü apaydınlık geride kalanı kapkaranlık ay, bu haliyle ying yang renklerini taşısa da iyiliği ve kötülüğü simgeleyen ying yangın elinden renklerini almışken  belirsizlik kavramının en suskun ögesidir. Apaçık, koskocaman  haldeki nicenin ayı,  her gece vaktinde doğduğu yerdedir. Doğar, yükselir. Biçimden biçime girer her gün. Etrafında dolandığı dünyaya  kendi yörüngesinden bakarken ekvatorundan kutuplarına her noktayı apaçık görür de kendine gelince ketumdur. Ne var ne yok, uçanından yüzenine görür de  gizlediği yüzüne gelince sıra bildiğinden şaşmaz.  Ve sessizce yapar bunu. Güle oynaya. Böylesi tutarlı ve değişmez bir çelişki, insanın aklına yalandan kandırmacaya pek çok şeyi getirebilir.



“Barika i hakikat,  müsademe i efkardan çıkar” demiş çok eskiler. Yani gerçeğin/doğrunun ışığı, fikirlerin çatışmasından doğar demişler. O zaman ayın ortaya çıkmasını istemediği şeyler mi var sakladığı tarafında. Sırrı mı var? Ay, insanların kimisine benzemekte mi bu konuda?


Yalan, insanların karanlığı mı o halde? Yalanların beyazı var deseler de ayın parlak yüzünce, insanların da göstermediği yüzleri olduğuna göre o gizli yüzlere hangi yüz demeli? Yalancıktan olan yüz hangisi, açıktaki mi saklıda ki mi? “Gizlediğimiz biz hangisi?” diye mi sormalıydık yoksa? Gerçek biz mi? Görülenler ışıltı, görünmeyenler kapkarayken belirsizlik gri olmalı o halde.


Evet, tabii. Gri belirsizliğin ta kendisidir. Saçaklı felsefede -yani fuzzylogic- de anıldığı üzere. Grinin tonları olabilir ancak. Belirsizliğin kıvamı yani. Eğer siyah ve beyazdan oluşan griye biraz daha beyaz eklerseniz açık griye dönüşür.  Yok, biraz siyah eklerseniz koyu gri olur, o kadar. Belirsizliğin değişkenliği, tek deminin koyuluğundadır. Gri hakkında değişmeyen şey, pusun renkler arasındaki adının gri olmasıdır. Göz gözü görmeyen pus,  malum belirsizliğin ta kendisidir.


Romantizmin telkari saçlı gümüş küresi, ay ışıklı gecelerin, karanlık dağ başlarının parlak topu ay, patlamasından gerisinden berisine apaçık ortada olan güneşten belki de bu yüzden geceye kaçıyordur. Belki sırrını saklamak için sırma gümüşle işlediği belirsizlik denizinde attığı kulaçları, yakamoz güzelliğinde saklıyordur. Güzellikte gizliyordur yalanını.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),

 09 ‎Ocak ‎2017 ‎
Pazartesi, ‏‎13:2

Acemi.demirci@yahoo.com.tr; 

@AcemiDemirci52
   
Paylaş :

12 yorum:

  1. ay karanlıkta tabii ondan belirsizlikler oluyor herhalde. sonra güneş geliyo yakıyo hepsini :) ikisi de lazım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk ve ikinci karedeki palmiye gövdesi Datça'daydı. Fark ettin mi, gövdesinde çam çıkmış. Çam bula bula palmiye dallarının budanmış boşluklarında bitmiş :)

      Sil
  2. O zaman 21 Haziranları yani en uzun günleri mi yeğlemeli diğer günlere? :)))

    YanıtlaSil
  3. Çokaz kişi olduğu gibidir, maalesef genellikle rol yaparız, insanlar Ay gibi gerçekten de, anlıyamıyorum hiçbir zaman:))fotoğraflar çok güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maske filan da deniliyor o hallere değil miĞ? İnsanız ve böyleyiz.

      Resimler, kendini sakız ağacı fidesi yetiştirmeye adamış ve saksılarını da kendi el emeği taşlardan yapan birinin emeklerinden doğan kareler :)

      Sil
  4. mavianne var bizim blogçulardan, ankarada gasteci o, şu anda ünyede. instagramda foto koyuyor, bir de instagram stories var, şu anda canlı çekim ünye videoları koyuyor, geziyoz ünyeyi, cumhuriyet meydanı, atatürk heykeli, sonra sahil, eski evler, tefek, nar çiçeği, baba evi, daha önce anlatmıştı blogda bana, babası ileri gelenlerinden ünyenin, ünsak binası, sokakları geziyoz şimdi, muharrem canbulatın evi maviannenin komşusuymuş, yokuşlar, ortancalar, salih çuhadar sokak, alverlerin yokuşu, filan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben onu neden bilmiyorum. Ünyeli demek. Ama ben geç kalmışım. Hemen bulacağım mavianneyi. Teşekkürler Derincim :)

      Sil
  5. Onu buldum; ama takipçi listesi yok sanırım. İzlemek hayli zor olacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. takipçi listesi mi. izleyiciler gadgetı mı demek istedin. baktım. yazsana blogunda ona. nasıl üye olcam de. mavianne instagramda da bakarsın işte :)

      Sil
    2. Evet, öyle demek istedim :)

      Terminoloji olarak amatör ruhum yansıyabilir. Ben çekirdekten filan olmadığım gibi kendi isteğimle de blog sahibi olmadığımdan kıyısından köşesinden dolandığım oluyor. İçine de tam girmeye zaman hiç bulamadım. Zaman zaten çok yetersiz.

      Yazdım. İlk yazısına yorum bıraktım. Sanırım iki blogu var.

      Ünyeli be haliyle Ünye'yi anlatan bir blog sahibi var ve bahsetmesen ben hala bilmiyor olacaktım :(

      Sil
    3. ikinci blogunu bilmiyodum. kültürlüdür edebiyatseverdir

      Sil
    4. sanki bir -te diğeri-uk ile bitiyor gibi geldi de bana. Belki de tektir :))))

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci