8 Haziran 2017 Perşembe

Bir elin parmağı sayısınca gün boyu


Sayılı gün, sayılmaya cesaret edilemeden bitiyor.


Ay filan değil sayılıysa gün, süre. Yıllar ne gezer! 


Bir hafta, hepi topu.


 Parmakların sayısınca gün yani. Geçti  bile.


Alenen  yalıtımlı burası. 


Her yer böyle değil elbet bura sınırları dahilinde. 


Burası böyle. 


Yalıtımla kast, trafikten, insanın üstüne üstüne yürüyen otuz yaş altı yeni yetmelerden, günaydınsız, selamsız sabahsız insan yığınlarından.


Kuş sesi senfonileri eşliğinde sabahlar.


Rüzgâr… Rüzgârı da rüzgârlı yerleri de çok severim. Tepeleri mesela.



Ve burada ilk kez gördüğüm yalancıktan yağmur. Burayı, Haziran’da da ilk kez gördüm.


İlk kez gördüm elimle diktiğim ağaçların çiçeklerini, ham meyvelerini.




Ta Samsun’dan yıllar önce ki en azından yirmi beş yıl önce gelen Trabzon hurmasının erikten küçük yeşil halini.



Toplanamadığı için yukarı dallardaki yenidünyalar kalmış, bayağı bir geçmiş olsa da hala bakınca yeni dünya ya da malta eriği denilen meyveler gözüküyor.


Narın çiçeği de üzerinde küçük de olsa nara dönüşmüş hali de.



Kayısılar, tam kaysı.


Erik, alt dalda görülemediğinden kalmış. İki tane.


Babaannemin pelitli bağından gelen pelit yani palamut yani meşe ağacında ne çok pelit var. 


Büyümelerini diliyorum. Pelitler, kestane gibi yenilir.


Datça’dan gelme nur bademin altlarındaki çağlaları çırpmışlar.Sopa hala altında duruyordu. 


Gelmeseymişiz eğer, o sopa indirecekmiş hepsini. Bademler yeşil kabuklarıyla nasıl da güzeller.


Yine Datça’dan gelme küçük hünnap çiçeklenmiş. Çok baktım. Gözünün içine neredeyse. Gübresi, suyu sevindirmiştir köklerini.


 Ama ne olacak tek kalıncaki hali? İşte aklımda kalan şey. Çok küçük daha, bakım ister çünkü.


Babamın ağacı, meyvesini hep onun tükettiği greyfurt mu? Babam’ın göçtüğü yıl kesti meyve vermeyi. Hala vermiyor. Tek bir çiçek de yok, meyve de üzerinde.

 
Buradan gitmek, huzurdan kargaşaya gitmek demek. 


Adını bildiğim bilmediğim onca kuşun renginden, sesinden metropolün beton rengine, karmaşanın uğultusu içine düşmek demek.


Ama sayılı gün işte. Geçiyor. Hem de tezinden…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 08.06.2017, 21:08

@AcemiDemirci

Paylaş :

10 yorum:

  1. Ah, insan onları bırakıp da dönmek istemez, hepsi de nasıl güzel. Bir hafta bile ne iyi gelmiştir ruha.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mesafe zor şey. Bir gündüzlük yol :)

      Akıl kalıyor. Çok iyi geldi yine de. Issız ada gibi :)

      Sil
  2. İnsanın gözü arkada kalıyor bu güzellikleri geride bırakırken. Ne yazık ki zaman hızlı akıyor:( Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada başkası oluyor insan. Bulvar yok, trafik yok. Kupkurumetropolsüz de apamayız belki bu saatten sonra bazı konularda; ama hayatımızda çok az yer tutsaydı metropol çok iyi olacaktı.

      Çok hızlı aktı, geçti yine :)
      Sevgiler.

      Sil
  3. O meyveleri gördükçe insanın ellerini o dallara uzatma isteği geliyor.Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Market tezgahı dışında meyve görünce öyle hissediyoruz :)
      Sevgiler :)

      Sil
  4. Bir başka dünyada soluk almak gibi değil mi?
    Sanki bütün organlar yenilenmiş gibi olur. Kalp, ciğerler,mide...
    Gözler dinlenir, bir renk cümbüşünün ortasında insan mest olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, kesinlikle. Çok ayrı iki ortam. Metropol ve metropolden henüz nasibini almamış ortamlar. Takvim filan hiç hatırlanmıyor :)

      Sil
  5. ya en güzeli de temiz hava :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet... Bambaşka ağaçlı, kuş sesli, rüzgar sesli, oksijenli ortamlar, yerler. Kırlangıç yuvasının kır kırlangıcının ağaçtaki resmini çekip yayınlamıştım birkaç yazı arayla :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci