8 Haziran 2017 Perşembe

Çünkü O, Öyle!

 Bu yazıma tema olarak, farklı huydan, çevreden, adetten, gelenekten, alışkanlıktan gelen insanlar gibi farklı farklı kokuda, renkte, biçimde  yararlı ya da zararlı, şifa ya da zehir otundan sebzesine   her şeyi seçmekle kalmayıp bir de bunların görücüye çıkıp hepsinin bir arada sergilendiği pazarları yeğledim.

 Bilmeyenin olmadığı; ama unutan çok olmalı ki bu yüzden kâh haklı kâh haksız sitemlerin duyulabildiği bir öykü vardır. Akrep ve kurbağa kahramanlı.
 
Akrep suyun öte yakasına geçecektir. Ancak yüzemeyeceği için kendi başına geçmeye kalksa boğulacak. Irmağın kenarında güneşlemekteki kurbağadan kendisini diğer yana geçirmesini ister. Kurbağa yanaşmaz, “Sen akrepsin, sokarsın” der. Akrep ısrar eder, “Sen beni karşıya geçirip iyilik edeceksin ben  de seni sokacağım ha, güldürme beni” deyip yalvarmaya koyulur.

Kurbağa sonunda ikna olup akrebi sırtına alır. Tam karşı kıyıya ulaştıklarında akrep kurbağayı sokar. Kurbağa  hem şaşkınlıkla hem de üzüntüyle kendisine verdiği sözü hatırlatır akrebe. Akrep, pişkince “Ama ben akrebim, huyum bu” der.

Akrep doğruyu söylemişti. Çünkü o öyledir.

Çocukluğun sözleri o anlıktır. Verilen her söz bozulmak içindir. Naifçe ve söz vermenin anlamı bilinmeden. Her sözün bir gereği vardır; oysa  çocuklar ne söz vermekten haberdardır ne de gereğinden. Ama söz vermek o an için başlarını tamam anlamlı sallayıp geçiştirmek demektir onlar için.

Çocukça sözler birbiri peşi sıradır. “Tamam anne, yemeğimi bırakmayacağım”, “Tamam anne,  üstümü başımı kirletmeyeceğim”, “Tamam öğretmenim, bu kez dersimi kendim yapacağım. Erkenden yatmayı da unutmayacağım”. Tamamlar sürer gider. Her verilen çocuk sözü ertesi gün ya da birkaç dakika sonra aynı sözün mutlak yinelenecek olması anlamına gelir. Çocukluk, söz vermelerin söz dinlemediği çağdır. Çünkü çocukluk budur. Çünkü o, öyledir.

Masallar unutulmaz. Masallar dünyanın kaleydoskobu bir yerde. Kaleydoskop, her ters yüz edildiğinde dünyayı andıran bu küreden bir masal yağar. Masalların hepsinde kalpler anlatılır. İyi kalpli ve onun zıddı kötü kalpliler olmadan bir masal asla masal olmaz. Bir sabır süreci, hepsinde sonunda mükâfatın alınacağı eşik olarak anlatılır. Ve iyiler sonunda hep kazanır. Masalların sonu mutludur. “Onlar ermiş muradına” diye biter.

Muradına erenler olmuşsa da daha kerevetine çıkan olmadı bildiğim kadarıyla. Yine de masallar böyle bitmiştir, böyle bitecektir. Çünkü o, öyledir. Ama hayat, kimileri için masal olmaz. Ağır romandır hatta. Romanların sonları hayatın şaşmaz gerçeğiyle bitebilir. Mutlu ya da mutsuz. Hayat bu, malum. Çünkü hayat, öyledir.

Bir insanı tanımak ayak sesi kadar hareketlerinin sesinden de anlaşılır. Bir insanı tanımak, “O, şunu mutlak yapar” ya da “Asla yapmaz” diyebilmektir. Kimi insanlar için bunu bir çırpıda söylemek ne mümkün! “Onun sağı solu belli olmaz” dedirten, ne yapacağını önceden asla kestiremeyeceğiniz insanlar, yapacaklarını ya da yapmayıp geri kalacakları şeyleri bildiğimiz insanlardan daha çok. İstiyoruz ki hep bizi şaşırtmayan, kendilerinden beklenenleri yapan insanlarla karşılaşalım. Hayal kırıklıkları yaşamayalım. Ama insan bu! Çiğ süt emmiş. Bakarsınız bir öyle, bir böyle. Bakarsınız içten, bakarsınız düşman. Bir bakmışınız konuşurken bambaşka; sonra dönüp bakarsınız yaptıklarına, sanki konuşan o değil de yerine başkası gelmiş. Şaşmamaya başlarsınız zamanla. Çünkü öylelerinin sınıflanabileceği bir çizgi yoktur. Her çizgide, telde gezinebilir. Çünkü onlar, öyledir. Bunu, insan laboratuvarı olarak adlandırabileceğimiz çok uzaklardaki adalarda bir ödül kazanırlarsa yemek yiyebilecek yoksa kendi bulup topladıkları hindistan cevizleri ile beslenecek yarışmacıların elemelerdeki hallerinde görüyoruz, rastlayıp  baktıkça. İnsan tabiatının tüm gerçekliğini yani. Çünkü insan öyle.
 

Her renge bürünen şiirler en çok sevda renginde yazılır. Gonca gül renkli dizelerde sevdalar öyle anlatılır ki! O gonca gül hiç solmayacak, açıp en görkemli halde hep dalında kalacaktır sanılır. Şairler, şiirlerinde  aşklarının sonsuza dek yaşayacağını, bir ömürlük olduğunu mahşere dek süreceğini haykırırlar. Yoksa kendileri şair, yazdıkları da şiir olmazdı… O aynı  dizeler sonradan, daha sonradan, daha daha sonradan yeniden ve yeniden aynı el, aynı yürekten başkaları için de yazılır ama!!! Aynı dizelerin özneleri ayrıdır yeni imzalılarda!

Burada akıl karışmadan olmaz. Hangi dize doğru, hangi dizede bahsedilen hisler sonsuza dek sürenden. Bir evvelkinde de öyle denilmiyor muydu? Bir sonrakinde de aynısı söyleniyor ama! Belli ki daha sonrakilerde de böyle deniliyor olacak… Şiirler böylesi bir besine aç obur ağızlar mı o zaman?

Akıl, bir yandan  bu soruları sorarken  bir yandan da şairlerin beslenmelerinin ekmekle, tuzla değil, böyle sonsuza uzanmadan olmayan duygularla olduğunu hatırlatır. Yürek mi; körük mü? Şiirler söz konusu olunca işin içinden çıkılamadığı  çok oluyor. Şiirler başka dünyalar ve o başka dünyalar, gerçekle tezatta o zaman. Ve der ki “Şaşma! Çünkü şiirin yasası öyle.”

Ya şarkılar… Öyle içli ki. Öyle yürekten, yakıcı ve yakalayıcı ki kimi. Ama ya diğerleri!



Bir cadde boyunca sıralanmış evlerin penceresinden şöyle bir sessizce baksanız içeri. Hepsinde bir başka hava esmekte, başka sözler dolanmakta. Neşeli gülüşten gözyaşı dökülene, çaresizlikten falanca ülkeye kaçıncı kez gidileceğinin hatırlanmadığı; ama oradaki salaş et lokantasının kırmızı beyaz kareli örtülü masalarında baget ekmekle biftek yemek için tekrar gidilmesinin konuşulduğuna. O pencere gerilerinin her biri ayrı iklimli.  İklim derken mi? Yok, bahar, yaz, kış, güz değil o iklim.  İnsanların hayatlarının nasıl sürdüğü… Yani bir evde yeni doğmuş bebek ağlayışı yükselirken yan evde de genç tüm göçlerin zamansız addedildiği bir  kayba ağıtlar yükselebilir. Hangi kapıyı hangisinin ne zaman çalacağı belli değil.
 .


Damı uçtu uçacak, bayrak asılmış  köhne bir eve ulaşan asker dönüşü evlenecek  daha henüz yirmisindekinin kara haberi; pencerelerinin her biri nefis manzaraya  açılan yalılarda yaşayıp paparazzilerin peşinden koştuğu yirmiliklerin arabaları, giydikleri, gözlük markaları, akşam yemeğinde ödedikleri adamakıllı yüklü faturayla  bahşişin haberinin yan yana olmasıdır hayat. Yani yaş olarak aynı olup da yaşam olarak çok başka olmak değişkenliğinin gerçeğidir hayat. Dedik ya, gerçek diye. Acı, burucu. Çünkü  gerçekler öyle.
 (Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci) 13.04.2017

Paylaş :

12 yorum:

  1. Öyle bir günde okudum ki yazınızı, gerçekten çok güzel. Yazdıklarınız temas etti...
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevindim. Daha ne isterim.
      Sevgiler :)

      Sil
  2. Yazıyla fotoğraflar işte hayat böyle dedirtti bana.Ne ararsan var.Kaleminize,yüreğinize sağlık.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasıl güzel bir çıkarım bu böyle. Hayat böyle, her şeyden var içinde; çünkü o, öyle :)

      Sil
  3. "Çünkü O, öyle" çıkarımını yaşama oturtabilsek, nice insanları da yaşamımızda barındırırız. Kusurları daha kolay kabullenip, affederiz. "Çünkü O, öyle" diyebilirsek yaşamımıza ayrımcılık sokmaz, farkındalıklara saygı duyarız. "Çünkü O, öyle", üç kelimenin çok daha ötesinde.
    Bu arada blog yazılarınız arasına sinmiş bahçe tutkunuz beni ziyadesiyle mutlu etti. İzninizle takipteyim. Sevgilerimle:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke yapabilsek...

      Hoş geldiniz :)
      Memnuniyetle, izne gerek var mı takip için :)

      Sil
  4. Hayatın nabzı pazarlarda atıyor. Sosyalleşme, psikoloji, ekonomi, üretim, tüketim... Ben de pazarları çok seviyorum. Yepyeni insanlar tanıyorum oralarda. Bu pazarda uyuyan stıcı çok farklıydı.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ankara'da pazar hiç bilmiyorum. Çok uzaktalar. Vakit yok, hafta içiyse zaten mümkün değil. Varsa yoksa market.

      Ama renkli pazar tezgahlarına bayılırım. Iğdır, Ağrı'da gitmiştik mesela pazara. Ve oradaki otları görünce ora pazarının, doğasının, bitki örtüsünün zenginliğini de görmüş olmanın şaşkınlığını yaşamıştım. Keşke Iğdır pazarına hep gidebilsem :)))

      Sil
  5. Ne güzel dokundunuz gene içimizde şahane yerlere... cızzz etti..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okumaktan mutluluk duydum yorumunuzu. Cız ettirmek istediğimden değil, duymak değil duyurmak önemli olan bende de onun için :)

      Sil
  6. aslanla da ilgili böyle bir hikaye var galiba :) bu senin klasik tarz yazılarından bencesi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tarz. Duyduğuma sevindim :))) Bir kez bloglar arası bir oylama ile, bir yarıştı, "En Tarz Blog" seçilmiştim. Galiba tarzım var anlamına geliyor bu. Ama ben farkında değilim. Çünkü, insanlar öyle:))))

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci