23 Haziran 2017 Cuma

El Ayak Çekilmiş Saatler Gibi

Ankara nasıl güzelleşiyor bir iki gündür. Tenhalaştıkça güzelleşir zaten. Bir de güneş artık tepeden ışıyorsa. Isıtıyorsa. Ürkütmeyi bıraktıysa hava. Şimdi  Ankara öyle. Tenha ve ısınmış. Giderek daha da ısınacak. Kışın dondurucu ayazına  yapan sanki kendisi değilmiş gibi yazın da kasıp kavuracak sıcaktan. Ankara bu. Karasal iklimin sıcağı da soğuğu da hatırlı kenti.

Günlerden Cuma. Bayrama az kala. Cumartesi arife. Pazar, bayramın ilk günü.

Bayramlar Ankara’nın tenha kaldığı günler. Onca gelene, her ilin plakasını taşıyan sayısız aracın cirit attığı, çoklukla fa AVN otoparklarına park ettiği günler. Bazen böyle günlerde Ankara caddelerinde 06 plakadan daha çok yabancı plaka olur.

Bugün  Kasım ayından beri beklenen iliklere kadar ısıtacak güneş  nihayet gökyüzü mavisindeki sımsıkı kapalı pencereyi aralamış da yüzünü gösterirken öğle tatilinde kapalı ortam olacak şey mi? Değil!

Şartlar belirleyicidir. Tercihinizden seçiminize, sağlığınızdan neşenize. Öğle tatilini Belgrad Ormanlarında geçiremezsiniz mesela o şartlarda değilseniz. Ya da bir göl kenarında. Burada şehrin ortasından akan dupduru sulu nehir, kentin göbeğinde etrafı huzur veren ağaçlarla kaplı yemyeşil koru içinde göl filan yoktur. Bolcasından bulvar, ana cadde içinde trafiğin, karmaşanın  tam kucağındasınızdır.

Çoğu zaman siz değil şartlar belirleyicidir dedim ya. Yani zaman, mekan, ortam kısaca. Metropol ortamı neşesiz, kıyıcı. Bu ortamdan yarım saat bile olmasa da biraz uzaklaşabilmek için neredeyseniz oraya en yakın olan size uygun yeri bulmalısınız. Benim de bulduğum öyle bir yer var. Metropolün göbeğinde; ama şehrin dışında gibi. Ki bu arada metropolün bir değil birkaç göbeği vardır.

Aslında daha akasya, kiraz, dut, kuşburnu ile dolu bahçeleriyle tek katlı evlerin olduğu, bahçelerden birinden ara ara tavuk gıdaklamasının duyulduğu bir sokaktan hiç vazgeçmem. Ancak  o aradaki sokaklar  daima delik deşik.  Kaldırımlar bozuk, kırık dökük, çoğu yer toprak. Zorlu yollar yani. Çakıl batması yaşamadan dolanmak için uygun ayakkabı gerek. Yani spor ayakkabısı getirip bırakmalı buralara; çoğu kişinin yaptığı gibi. Eskilerden J

Sırf bu yüzden, daha bir asfaltı andıran yolu olan bir önceki sokağa sapıyorum. Oralar, üniversite ve meslek okulu öğrencileri ile dopdolu çok eski  sokaklardır. Başkent tarihi kadar eski. Mimarisi de öyle. Hala kulelerin dikilmediği, mimarisi yerinde ve gepgeniş  bahçelere bakınca göze rahatlık veren ulu ağaçların gölgelediği  bir sokağa.
İki yanlı okul ya da benzeri eski binalarla dolu saptığım sokakta kimseler yok etrafta. O sokakta ve oraya çıkan  yollarda itişe kakışa yürüyen, yaka paça dağılmış, saçlarının kah bir yanı kazılı ya da jöle ile diken diken havaya kaldırılmış kah gözü kapatacak kadar uzun perçemler alına yapışmışçasına aşağı salınmış haldedir.  Sokağın ortasında her zaman görmeye alışık olduğum meyve sebze satan kamyonet de park ettiği yerde yok. Başında akşam evde pişireceği, yiyeceği  meyveleri, sebzeleri alan oradaki çalışanlar da yok.  Kuruyemişçi minibüsü de gözükmüyor. Eğer öğrenciler yoksa, öğretmen ya da öğretim görevlileri tatildeyse orada olmayacaklar haliyle.
 
Ortalık öyle ıssız ki el ayak çekilmiş saatleri anımsatıyorlar.  Kimsecikler yok mesela yarısına geldiğim sokakta. Orada yaşayan herkesin birdenbire topluca başka bir yere göçmesi gibi boşalmış ortalık. Ben severim böyle sakin, gürültüsüz yerleri. Trafik, kargaşa ve uğultu ile yormayan sokakları. O yüzden gözüme daha bir güzel gözüküyor buralar bugün.

Bahçe duvarlarının üstündeki demirlerin arasından eski mimarinin sade ve seçkin örneklerinden pencereleri çekiyorum. Severim mimari detayları karelemeyi.
 
Yolun yarısını geçmiştim ki sokağın bitiminde biri gözüküyor. Hemen ardından da bir beyaz araba. Araba durup sokaktaki kişiyi alıyor.  Sonrasında görünürde yine kimseler yok.

Kulaklıklarımdan Julie London sakin sakin, sözcükleri tek tek söyleterek seslendiriyor parçasını. Öyle bir şey söylüyor ki… Aklıma kazınıyor;
“In this world of ordinary people
Extraordinary  people”

Yani diyordu ki,“Sıradan insanların bu dünyasındaki
Sıra dışı insanlar”

Müthiş bir anlatım. Söz dizgesi. Tanımlama. Tam anlamıyla bir müzik ziyafeti var kulaklarımda. Sözünden ezgisine. Bağırıp çağırmadan.

Ara sokaktan çıktığım ara cadde sonrasındaki geniş cadde, o caddenin indiği ana cadde hepten tenha. Öğrenci yurtlarının önlerinde bavullar dizili. Memlekete gidecek kız öğrenci yurdundakiler besbelli. Bir taksinin bagajı artık bavul alamayacak kadar dolu.

Caddelerde kesikmiş ağaç köklerine rastlanır. Öyle bir ulu ağaç gövdesi vardır yol üstünde, içi cız ettirir. Artık yeşermeyen kesilmiş gövde, bunca yağmurdan sonra ağaç mantarlarının yuvası olmuş. Dal, yaprak doğuramasa da baharları artık, kenar danteli gibi, incecik oyalar gibi akıp giden beyazımsı mantarlarla neşelenmiş, süslenmiş. Hemen çekiyorum.

Bayram öncesi Ankara, güneşli ve tenha. Gecenin el ayak çekildikten sonraki saatlerinin sessizliğince bir atmosferle kuşanmış. Gecenin bir yarısı da değil hem. Tepede  unuttuğumuz ısısını, ışığını bugün cömertçe gösteren güneşin altında, yirmi sekiz derecelik  bugünde.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.06.2017, 15:49


Paylaş :

6 yorum:

  1. İstanbul da boşalıp güzelleşiyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Boşalınca şehri gördüğümü anlıyorum. Diğer türlü kargaşa ve trafik gördüğümüz :)

      Sil
  2. Şehirler boşalırken de insan'ın varlığını arıyoruz.
    Ama bir düzen içinde, kurallara saygılı, insanca bir ahenk içinde.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Hani köyden şehre rahatlık için göçüp de sonra da şehirde köy hayatını özleyip saksıda nane, maydanoz, biber yetiştirdiğimiz örneği gibi :)

      Sil
  3. bayramlara bayılırıım. şehir boşalır ve bize kalır oh :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şehir boşaldı ve kalanlara kaldı :))

      Şu an Ankara'da Ankaralı çok az. İstanbul ve Bursalılar en çok.
      Nasıl güzel bir trafik.... Ne keyif rahat trafik :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci