17 Haziran 2017 Cumartesi

Mimari demek, doğulan, büyünen ,yaşanılan eve duyulan sevginin işçilikli imzası demek!

Mimarisi olan yapılar, yaşanılan yere, şehre, içinde anıların barınacağı duvarlara sevgi anlamlıdır.  Daha  da ötesi saygı.

 Mimari, ruh. Kentin, kentlilerin, sokağım, mahallenin. Sıcaklık. Şirinlik. Eve sevginin dışa işlenmişi.
İşte içinde yaşayanlarca belli ki vaktinde çok sevilmiş,  şimdi de görenlerce anında sevilecek öylesi  yapılardan iki kare.

Eski evler, pencereler ve balkonlar fotoğraf grubum ile birlikte blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 17.06.2017


acemi.demirci@yahoo.com.tr; 
@Acemi Demirci
Paylaş :

17 yorum:

  1. Ev deyip geçebilirmiyiz; en mahrem yerlerimiz. Bacalı bir köy evim olsun istiyorum. Bacasından özlem tütsün. Her gidişimde çocukluğuma dönüşeyim. Çocukluğumun masumiyetine bürüneyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz çok güzel. Tüten bacasız ev, tam anlamıyla ev anlamlı olmuyor, değil mi?

      Sil
  2. Kalmadı eski mimari yapılar:( Buz gibi soğuk betonlar var artık... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel pek bir şey kalmadı, değil mi?
      Mimarisinden doğasına, doğal yiyeceklerden insanlığa, saygısından sevgisine...

      Sil
  3. Mavi panjulara bayılıyorum :)) Eski evlerin dediğiniz gibi ruhları var bence, bu yüzden de seviyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İçinde çamaşır makinesi, kalorifer, belki su, doğal gaz, internet, hatta elektrik, televizyon yoktu onlarda; ama çok sıcaktılar. Hala çok sıcaklar. Ev gibiler :)

      Sil
  4. Eski mimariye her zaman hayranlıkla bakmışımdır.. Fotoğraflar yine beni düşündüren bir yolculuğa çıkardı. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdiki yapılar seksen yılı bulmadan galiba televizyonda gördüğümüz kulelerin, gökdelenlerin kullanım süresinin dolmuşluğu sonunu yaşayacaklar. Tarihi esere girecek tek bir yanları yok. Taş değiller. Oymaları, bezemeleri yok. Mimariyi bir anlamda bitiridiğimiz başka anlamlara çektiğimiz bir çağ sanırım. Mimari ağlıyor galiba :)

      Sil
  5. Ne yalan söyleyeyim eski evleri çok özlüyorum. Balkonunda envayi çiçeklerin olduğu, misler gibi koktuğu. En fazla iki katlı evleri. Artık onları rüyamızda bile göremeyiz. Yaseminciğin resimdeki ev, çocukluğumdaki bizim eve benziyor. Çocukluğum İstanbul- Koca Mustafa Paşa semtinde geçti...
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O dışı işçilikli içi bal dök yala özenli evleri ve onların çatısı altında da mahalle kültürünü, mahallenin her şeyini bilen esnafı, bakkal amcayı, manav amcayı, balkondan balkona sohbetleri, apartmanları okul dönüşü saran yemek kokularını, komşuluğu, birlikte güle oynaya serviste uyuklayarak değil yokuşlar ine çıka kışın düşülüp yazın ter dökülerek, yaya gidilen okul yollarını özlüyoruz haklı olarak :)

      Benim çocukluğum çokça Ankara; ama yaz tatillerinde Aksaray, kıyılar, İzmir, Erdek ve Ünye'de geçti :)

      Sil
  6. Çocukluğumun geçtiği eve özlem duydum şimdi.. Yaşanmışlıklar sanki hece hece yazılıyor duvarlara, camlara, balkonlara.. en çok da bahçemizdeki şeftali ağacının pembe gelin gibi giyinmiş halini özledim.. Ahhh bir iç döküş oldu sanırım. Ama özlemişim.::)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel iç döküş olmuş. Tasvirlere bayıldım. İyi ki şimdi çocuk değiliz. Şeftali çiçekleri yerine tabletleri anlatmak istemezdim. Bilgisayar oyunlarını filan :)

      Sil
    2. Ahh maalesef.. Şimdiki çocukların yarınlara anı olarak götürecekleri pek bir şeyleri yok..

      Sil
  7. şimdilerde kötü mimari var artıkın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hani doğada kaybolan türler var ya, sanatta kaybolan tür de mimari oldu galiba :)

      Sil
  8. Biraz da ticari ahlak demek. Ne yazık ki üç kuruş fazla alacağım diye yapılan yapıların her yanı bir kaç yılda çürüyor.

    Nerede o eski evler:)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci