4 Haziran 2017 Pazar

Tükenişler ve çıngılar!

“Bu yazım için tema olarak bolluk bereket simgesi nar çiçeklerini seçtim. Dalında ve meyveye dönüşemeden dalından düşmüş. Yani oluş ya da olmayış”


Sayıları arttıkça şehirlerin, şehirlilerin…
Kent kültürü oturmadan kentleşmenin…
Kentli olmanın tanımı, ev adresinin şehirde; ama yaşam tarzının kent kurallarının fersahlarca dışında olmasına indirgendikçe…
Kentler metropole dönüştükçe…

Sayıları azaldıkça köylerin, köylülerin…
Şehirli olmak matahmış bellenip, sırf içinde su akıyor, helâsı dışarıda değil diye vaktinde tası tarağı toplayıp, köyünü kente taşıyıp, o canım köyleri yüzüstü bırakmaların…
Kentli olmanın sadece apartmanda oturmak değil, şehrin trafiğinden, çevresini temiz tutmaya, çöpünü kapı önüne tam saatinde bırakmaktan apartman hayatında üst kattakinin alt kattakini rahatsız etmemesine, kent merkezinden mahalleye ulaşımın yeterliliğine demek olduğu sindirilmedikçe…


Şehirleşme uğruna sayısı azaldıkça tarlaların, meraların, kırların…
Vadiler parka,  göller süs havuzlarına indirgendikçe…
Yok edilenler sadece çevre, ortam değil değerler de olmaz mı?

Kim kime dumduma, “aman canım, bir kerecik de böyle oluversin” diye geçiştirilen kural çiğnemeler giderek kanıksandıkça…

Bakkallara, manavlara, kasaplara, ayakkabı tamircilerine, mahalle esnafına kıyan kıyıcı yerleşimler gün be gün çoğaldıkça altüst oluyor her şey. Ters yüz oluyor doğrular.


Doğrunun tersi eğridir. Eğriler, sanki doğruymuş gibi karşıya dikiliverince eğrilikten çıkıveriyor; doğrular sığacak yer bulamıyor.

Doğrunun tersi eğridir. Eğriler, sanki doğruymuş gibi karşıya dikiliverince eğrilikten çıkıveriyor; doğrular sığacak yer bulamıyor.
 
Bunca şey nasibini alır da bu büyümelerden saygı nasibini almaz mı? Hem de nasıl alır! Böylesi almalar şöyle dursun hele bir.
Saygı, artık sadece dilekçelerin tek sözcüklük son cümlesi.
Saygıyı kesinlikle bulabileceğimiz tek bir yer var şu sıralar. Dilekçelerin dibi. Dilekçelerin sonlanışı, dibi bulmak anlamında olmasa da şimdilerde saygı gerçekten dibi boyladı. Her türlü çöpün göz kırpmadan fırlatılıverdiği Boğaz sularını boğmuş balçıklara mı gömüldü yoksa?

Yitirmek, bir çırpıda; ama yerine bir şey koymak çırpına çırpına bile olacak şey değil bazen. Şişe sallandı mı tortular yukarı çıkmaz mı bir kere? Çalkalama; hem de sürgit, durmaksızın olursa… Bulanıklık olmaz mı o zaman? Berraklık mı? Fırsat bulamıyor ki çalkalamalardan…

Oysa saygı çok yalındı kısa süre öncesine kadar. Her an ufak tefek davranışlarla gösterilebilirdi. Otobüste yaşlı birine yer vermek olağandı. Trafikte kurallara uymak, medeni göstergelerin ilklerindendi.  Sıra beklemek, aptallık olarak algılanmazdı. Arkadan arkadan gelip ya da yandan yandan kaynak yapmak açıkgözlülük sayılmaz, yapanlar da yanlış hareketlerinden ötürü uyarılırlardı. Saygı, kurallara, haklara duyarlılıktı. Siz başkalarının haklarına duyarlı oldukça bu duyarlılık her yanda yaşar; hiçbir yerde solmaz bilinirdi.

Saygı, belki yine var; ama bu saygı, eskiden yadırgananlara, kınananlara, kaçındıklarımıza saygı. Tersyüz edilmiş bir kavram oldu yani. Hep en bilineninden ve en basitinden vereyim örneği, kapı dışına çıkınca anında görülebileceklerden. Evlerinin içi bal dök yala mantıklıların kapı dışına çıkınca sokağı çöp kutusu sanmaları mesela.

Saygı, tahammüldür. Bir şeyi yapmaya ne kadar can atsak da sıramız, hakkımız olmadan onu yapamayacağımızı bilip, hak etmeyi beklemektir.

Tahammül de saygı ile birlikte insan davranışlarından elini eteğini çeken bir kavram oluverdi. Başkalarından hep beklenirken karşıdakilerin bizden beklememesi gereken bir olgu oldu. Tahammülsüzlük, aldı başını gitti ama. Sığ diğer tüm değerler gibi.
 
Adım başı her yerde, sokağa çıktığımızda sokakta, yola çıktığımızda yolda, hastaneye gittiğimizde hastanede, metroda, doğada saygıya dair davranışlara rastlanamaması, bu kavramın giderek yok olması kargaşa demektir. Bir kere birinin hakkına saygısızlık edildiğinde  bu hali kanıksayıp tekrarlayanlar  mutlak çıkacaktır. Kestirmeden sonuç almak için. Hani kartopunun çığa dönüşmesi gibi. Saygısızlık etme albenisine kapılanlar, kar tanesinden çığa dönüşecekler büyüye büyüye. Neyin başına düşecek o çığ? Ezdikleri, yıktıkları neler olacak? Düşündük mü bunları? Düşünmekte miyiz ya?

Çığı oluşturanlar, o çığın altında kalmasalar da saygısızlık arttıkça mutlaka oluşacak başka çığların altında kalınacak... Yeter ki çığı tetikleyen çığlıklar atılmasın bir kere. Gerisi kolay. Bir çığlık, bir gümbürtüyü doğuracaktır…


  
Saygısızlık diyelim ki trafikte, kasa sırası beklemede kargaşaya yol açmakla kalmaz tek. Kargaşa çıkaranlara ya da çıkaracağı beklenen herkese duyulacak güvensizliğe yol açar. Kendi hakkına saygı gösterileceğinden emin olunamazsa, kimsenin kimseye güveni kalmaz. Güvenin olmadığı bir bünye, dolaşım sisteminin bozuk olduğu bir bünye olmaz mı?

Saygı demek,  tahammül demek; güven duymak demek öyleyse bir yerde. Sözlük sözcüğü olmuş oysa bunlar artık. Hem davranış hem de toplumsal değer ve kent kültürü olmaktan çıkmışlar. Duvarın gedik taşı olmuşlar.  Samimiyetin hiç olmadığı kofluğa bürünmüşler. Öyle ki belki haklı belki haksız yere güvensizlik duymadan edilemiyor şimdilerde çoğu şeye. İnsanından soyut kavramlara.

Saygıya giden yol, mutlak hoşgörünün eşiğinden atlar. Çocuğunuza da çocuğunuza çoğu konuda hiç benzemeyen onun sıra arkadaşına da sevgi ve saygı,  hoşgörü ile sulanacaktır yani.

Hayatımıza fidanlar dikiyoruz, çocuk adında. Yeşerecek yeni filizler ekliyoruz. Oysa o çocukların esenlik içinde yaşayabilmeleri için olmazsa olmazları da ekiyor muyuz? Ekmiyoruz galiba çoklukla.   Hatta onları biçiyoruz. Eğer orada burada hoşgörü, saygı gibi kavramlardan kırıntıların kökü, sapı kaldıysa onları da anız yakar gibi ateşe veriyoruz. Kazma kürek gidiyoruz üstlerine üstlerine böylesi dolu ve hayatı güzelliklerle kavramlarının.
 
Bu değerlerin kökünü kazırsak o tarlada bitecek olanlar ayrık otlarınca değersizlik katacak olanlardır elbet; buğday başakları değil. Peki, saygının bitmediği yerde sevgi bitecek midir? Çocuğa, doğaya, yaşlıya, dünyaya, insana ve her şeye? Sevgi hiç bitmez, emek verilmediği, sulanmadığı yerlerde. Öyle olursa eğer, sevgisizlik alır başını gider.
 
Saygısızlığın benimsenmesi, sevgisizliğin olağanlaşması yozlaşmanın kendisidir. Yozlaşmak da güzelliklere baltadır, talandır. Yangınların çıngısıdır.
Saygılarımla,
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 27.08.2014
 @AcemiDemirci

Paylaş :

8 yorum:

  1. Hele otobüs/metrobüs duraklarında sıra denen kavram hiç yok. Sırf oturmak için birilerini ezmeye ne kadar meraklı millet.

    Özlüyorum ya eski günleri. Rahatça gezebilmeyi, insanlarla samimi sohbetler kurmayı. Şucu bucu diye ayrılarak bugünlere geldik, yazık :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özlüyoruz değil mi, böyle yazıların yazılmasına hiç gerek duyulmayan öylesi günleri....

      Sil
  2. Mevsimler değiştikçe, beklenmedik fırtınalar karşısında ağaçların da dalları kırıldı, ağaçlar meyvesiz kaldı. Çiçekler gelişip olgunlaşamadan, meyve olamadan döküldüler. Tıpkı kaybolan değerler gibi. Sevgi, saygı, güven, hoşgörü gibi. Önce çocuklar etkilendiler tüm olumsuzluklardan.
    Emekler boşa gidiyordu, kimse farkına varmadı...

    YanıtlaSil
  3. çıngı çıngı çıngı. sölenişi güzelmiş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müzikli bir sözcük. Kıvılcım demek.

      Sil
    2. aynen vir vir vir yazmışta yazmış :)))

      Sil
    3. Anlayamadım hocam bu yorumu, hoş görün lütfen :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci